"Ya Rab belayı aşk ile kıl aşina beni."
Biber de acıdır ama soframızın tadıdır. Şimdi acıdan zevk almak mazoşistlikse...
Datlı yok mu datlı?
?
???
July 2026 tarihinde katıldıSon forum iletileri
olur mu efendim el öpmek adettendir.büyüklerin eli öpülür.
malüm yaş yolun yarısını geçmiş gayri bir ayağınız çukurda sayılır.
biz tazecik gençler el öpelim ki sizlerin yaşına geldiğimizde elimizi öpen bol olsun.
bu arada unısex isim derler bu tarz isimlere yani bayan ve erkeğinde gönül rahatlığıyla kullandığı isimler kategorisindensiniz.
acep bay mı desem bayan mı çözemedim doğrusu?
Akıl yaşta değil baştadır. Yani hep öyle derler ya hani.
Ellerimden öpmeyi bayramlara da saklayabilirsin istersen.
tabi ki efendim.
saygıyla ellerinizden öperim.malum yaş itibariyle
en derin saygılarımla....
Doğru anlaşılmak güzel bir şey. Teşekkür ederim.
Gerçekten öyle mi düşünüyorsunuz?
Kargayla tilkinin öyküsünü bilirsiniz eminim. Aptal karga bir çift tatlı söze kanıp ağzındaki peyniri kaptırır hani. Aslında kargalar hiç de aptal değillerdir, tersine kuşlar ailesinin en az kuş beyinli olanının onlar olduğuna eminim, inanmıyorsanız bir karganın ağaçlardan topladığı cevizleri ya da denizden çıkardığı midyeleri kırmak için nasıl bir yöntem izlediğine bakmanız yeter bence. Ama asıl sorun hiç de aptal olmamasına karşın peynirini uyanık tilkiye nasıl kaptırdığı. Aslında bu da çok şaşılacak bir şey değil. Sanırım asıl değerli olanın peynir değil de tatlı söz olduğunu bildiği için yapmıştır bunu. Ve tabi bir de sesine güvendiği için :) Övünmek gibi olmasın ama benim de bütün yaşamım şöyle adam gibi bir karga olmaya çalışmakla geçti diyebilirim. Az zaman değil, tam 45 yılımı verdim bu işe.
bu yazı bu mükemmel yazı herhangi bir yazar tanıtımından alınmıştır.inanın buraya yazmadan edemedim açıkcası...
ey sevgili yazar arkadaş yüzümdeki tebessümü görmenizi nasıl isterdim nasıl...
ben çok keyif aldım...çok güldüm günüme neşe kattınız Allah da sizi güldürsün inşallah.
"Övünmek gibi olmasın ama benim de bütün yaşamım şöyle adam gibi bir karga olmaya çalışmakla geçti diyebilirim. Az zaman değil, tam 45 yılımı verdim bu işe."
kırkbeş yıl koskoca kırkbeş yıl dile kolay kırkbeş yıl sadece bir karga olabilmek için he?
mükemmelsiniz...
harikasınız...
hatta ve hatta harikuladesiniz:)))))))))))
Aşağıdaki satırlar bir yazar tanıtımında gözüme çarptı. Benzerlerini başka yerlerde de çok görmüşüzdür elbette.
"Acı çekmek! kim sever ki acı çekmeyi mutsuz olmayı? Ben tabiki...
Acılanmak yazmaktır bende, ne zaman ki üzülsem, acılansam alırım elime kalemi, hem ağlar hem yazarım. Ondandır yazılarımdaki hüzün.
En mutlu anımda bile bir hüzün taşırım içimde.. .
Hüzün yakışır yüreğime..."
Ne güzel söylemiş yazar arkadaşımız. Acı çekmeye olan sevgisini nasıl da içtenlikle belirtmiş. Hem ağlayıp hem yazıyormuş 'kalem'iyle ya da kimi durumlarda klavyesiyle herhalde.
Hepimize acı dolu okumalar.
Nida'cığım yazdıklarını harf harf kelime kelime onaylıyorum.
Demek ki Zeynep hanımın özel bir insan olduğunu benden başka anlayan da varmış aynı dili konuştuğumuz.hazım meselesi ise yazının en hak verdiğim yeriydi açıkcası...
sevgimle...
Ali Bey'den sipariş tarihimin teyidini alabilirsin.
Avukatlık ya; Zeynep Hanım bu sitenin en anlayışlı yazarlarından. Anlayış; kelimeleri ve cümleleri sentezleyip cevap verenlerinden. Yazmak için yazmıyor. Sıkıntın bende olduğunun aynısı, hazım sorunu.
Unutmadan senin avukatlarının kaçı kitabını sipariş etti?
Saygılar İsa, sen olasaydın biz burada konuşuyor olmazdık. Varlığın, yokluğundan daha güzel.
ZEYNEP KÜÇÜK: KUYRUĞUN ÖNEMİ
‘Yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik’ diye sevinmeyin. Kuyruğu koparmadan ‘post hazır’ diye düşünmeyin.
Aman efendim, işsizlik zor. Devlet Baba da ”çalış çalış” deyip duruyor. Bizim oğlan da yolları ölçmekten usandı. “Baba bana bir dükkân aç. “ dedi. Ne yaparsın efendim; bizimki de ciğer, para etmese de..
Varımı yoğumu ortaya koydum. Bir bakkal dükkânı kiraladık, içine üç beş mal koyduk, sıra bunu açmaya geldi. Bizim hanım sevinir: “Allah razı olsun Bey, çocuğun eli ekmek tutacak” diye. Bizim oğlanın ağzı kulaklarına varıyor. “Baba, baba,.. ” dilinden düşürmüyor. “Hele bi acele etmeyin.” Diyorum, beni dinlemiyorlar. Konu komşu duymuş: “Hayırlı olsun” diyor.
Yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik; Belediye’den ruhsat alınacak. Evrakları yaptırdık, sıra ruhsatı almaya geldi. Belediye bir çuval para istemesin mi? “Ne?!” dedim. Kulaklarıma inanamadım. Vallahi bacaklarım zangır zangır titredi. Felç geldi sandım.
Etmeyin eylemeyin ağalar, bu ne biçim iş. Kuyruğa geldik ama bıçak köreldi, para yok. “Para yoksa ruhsat yok” der Belediye. “Biz bu postu çıkaramayacağız.” dedim, çıktım eve geldim. Konudan komşudan yardım istedim, kimsede ‘eye’ yok, olanda vermiyor. Şimdi kuyruğu nasıl koparacağımı düşünüyorum kara kara…
Benden size bir dost tavsiyesi; bundan sonra yüzmeye kuyruktan başlayın. ‘Kuyruk’ deyip geçmeyin. Meğer kuyruk, postun en önemli kısmıymış. Kafa kesilmese de olur, yeter ki kuyruk kopsun.
“Ne?!..”
“Bir koyundan iki post çıkaranlar mı var?..”
Doğrudur efendim, demek ki bu işler yüzmeye bağlı
Yüzmek var.
Yüzmek (?!:;,.) var.
NOT : Teşbih de hata olmaz..
Zeynep KÜÇÜK
08.07.2005
Öykü boyu?
Sayın küçük, hiç duydunuz mu bunu,
Miktarınca anlatmak?
Öykünüzün kişileri?
Bunlar nasıl görünür,
Hiçbir bilgi yok,
Bir gazete yazısından farkı yok bunun,
Dilinde bir özgünlük var mı?
Hayır, konuşur gibi yazmışsınız?
Öykü dili diye bir şey duydunuz mu?
Gidip kitaplar edinip öğrenin en iyisi?
Öykünüzde zaman?
O var mı?
En iyisi siz bu metni çıkarın oradan, öykü yazdım diye mutlu olmayın,
Hem metniniz inandırıcı olmaktan da yoksun.
Bir daha da birilerini eleştirmeden önce, kapınızın ÖNÜNÜ ÇOK İYİ SÜPÜRÜN.
Hadi, birikimiz varsa, siz de benim metinlerimi açıp hatamı bulun,
Kolay gelsin sayın küçük,
Unutmayın ki, metninize zaman harcadım, bana sinir olup da dediklerime kulak asmasanız sizin bileceğiniz iş, ben sizin yararınıza olacak şeyi söyledim,
Cebelleştiğim bir kişi tarafından anlaşılmak çok güzel. Kaç düşmanın kaldı ki… Bendekiler tükendi… Son eklenen düz yazılar ve son eklenen şiirler hanelerinde hep eski yapıtlar bulunmakta. Neden? İlla son eklenenler bölümüne mi girmeliyiz…
Kağıt putlara benzettiğin şiirin güzel, inan benden daha iyi yazdığın zaman ve şiirle gönderme yaptığın zamanları, sevmiyorum… Bu bir zeka göstergesidir. Nazım ve Necip… Karıştırıyor olabilirim ama Necip kesin var. Hep çuvallamanı bekledim ama heyhat… Çok kitap okumanın kişiye kazandırdığı olumluluk, sanırım. Biz ne zaman A.B.D. kayıtlarına geçeceğiz. “Ben kendimi ismini verdiğim yazarların bir tekine bile benzetemem, teşbihte hata olmaz”
sevgili nida,
valla bazen keçileri kaçırıp eşkiya oluyorsun ama,
umursamıyorum bunları,
olur bu kadar dengesizliğin,
herkesin vardır dengesizlikleri,
hatırlarsın, seninle konuşmalarımızı,
orda ne demiştin, üç kitap alacağım,
sen gelmiş bana bir kitap gelmedi diyorsun,
dalga mı geçiyorsun,
senin kitabın çıkınca da ben üç tane alırım,
anlaştık mı eşkiya,
benle dalga mı geçiyorsun bilmem, ama, kitap istediysen gelmesi lazım,
İsa; Ali Bey’e kitap siparişimi verdim lakin ödeme koşulları P.T.T. vasıtası ile. Bu zamanda zor bir uğraş. Net üzerinden bir hesap, daha sağlıklı olur, kanaatindeyim. Bak siparişi vereli bu 4. gün. Para yatırmadım diye gönderttirmiyorsan, benim de yakında kitabım çıkacak.
Kitaplı papağan...
Eşkıyayım!
İletine cevap yazma yerine, önceden yazdığım iletiyi göndermek daha uygun.
[[I]]İncir çaldım ama senin gibi ağaca tırmanmadan, lalelerle. Hiç mi olmadı tırmandığım… Testereler cebimizde çitlembik avına da çıktık. Güzeli, mezarlıklarda biter. Ölü yağı ile piştiğine inanılır, biz inanmadık.
İnan, görmeni isterdim bir İstanbul’da nasıl yeşeriyor, çiğdem. Semtine göre ayrılır oyunlar. Biz kız kaçırırız, yan mahalle misket oynar. Biz misket, onlar kız kaçırır. Hangi oyunu siyah eteklerine sersem, dudakların köfte. Bizde oyun, böyle… Oynamayacaksan al bebeklerini, git. Doktor da olduk, hasta da… Kiremit dizdik, karşıdan karşıya geçmece, kuka “patlak bir topun içini veya bir konserve kutusunu doldurdunuz mu kumla” ve karış hesabı hırsız, polis. Mantarlarımız, torpillerimiz, su tabancalarımız, mis kokulu safari vahşilerimiz, kibrit kutularımız “iki yüzü ayrı resimli, vasati kırk çöp” gazoz kapaklarımız ve mozaiklerimiz oldu nefesimizin buğusu ile parlattığımız… Kedileri inşaat bidonuna sokan çocukları dövdük, çıkış kapısından girdik sinemalara. Üfürüklerimiz oldu, lastikli nal izi bıraktık bacaklarında kızların… On ayrı kütüphanede, yetmiş ayrı şairin dizelerini birleştirdik, sevgimizi gösterdik say. Boklu bostanda yarış yaptık, hep boka battık. “Şimdi orası araba garajı” Hatıra defterlerimiz de oldu… En güzeli kızların, yazmadı. Ben yazdım, yazdıklarımın altına ismini, popüler oldum. Vay! İp atladım, seksek de oynadım. Dili zor lastik oyununda takıldım. Telli topum, süslü gelin arabam oldu. Parasına Ankara da oynadık ve hacıbaba hep yedi bizi Fındıkzade de… Merakına münhasır, elma şekerim, pamuk helvam, horoz şekerim ve kaldırım çayını içtik biz, gömene kadar kaldırımları çekirdek kabuklarına. Yakar top da oynadık, istop da… Güvercin taklayı sevmemin tek sebebi, kızların aşina gözleriydi. Uzuneşek de oynadık… Hâsıla biz Gırgır’ la, avanak Avni ile büyüdük. Deli Ziya’mız oldu, Utanmaz Adam’ olduk… Senin hiç yavrunun sayfası, oldu mu? Kaç kızı veya erkeği attın bisikletinin terkisine… Hiç güllerin oldu mu senin, beyaz sayfalara renk bırakan. Kaç Cumartesi, ormancı şarkısını söyledin. Sen hiç dinledin mi arkası yarınları... Sen öldürdün mü hiç içindeki çocuğu? Sen küçüldün mü, büyük yaşında iğde kokularıyla..[[/I]]
Not: MSN'de...
Acaba birisi her gün foruma girip "Von Guten Kakaosu İçiniz..."(*) iletisini atsaydı "Kitabım çıktı..." diyen biri kadar çok tepki alır mıydı? Anlamıyorum, anlamayacağım da neye sinirlenildiğini... Sonuçta kitap reklamı yapmak da, onu eleştirmek de yasak değil... Ama İsa çok reklam yaptı, ama çok eleştirildi, ama şu, ama bu... Kafam karıştı iyice... Bana da olmadık laflar etti birkaç dikkatsiz arkadaş, "İsa'yı savunuyorsun," diyerek... İnsanların edebiyat forumunda patates soğan reklamı yapması mı bekleniyor? Kendi yazınızı sayfanıza eklediğiniz zaman bir anlamda onun reklamını yapmış olmuyor musunuz? "Reklam kötü bir şeydir," düşüncenizin reklamını yapmıyor musunuz forumda? Gülünç değil mi? Tekrar hatırlatıyorum, bu siteden pek çok yazarın kitabı çıktı ve forumlarda konuşuldu. Böyle de olmalı zaten, sonuçta - öyle sanıyorum ki - İzedebiyat'ın amacı bu, yazarları ve okurları doğrudan buluşturabilmek... Bir okur "Bu yazar çok reklamcı," deyip adama sinir olabilir ve kitaplarını almaz, hatta bunu bir "okur" olarak forumda da belirtir; ama yazar arkadaşların bu üstün edebi bakış açılarında başkaca duygular seziliyor, ne yazık ki farkında değiller ne sergilediklerinin...
(*) Mayakovski'nin bir şiirindeydi yanlış anımsamıyorsam. Bir idam mahkumu ailesine para vaadedilmesi üzerine ölmeden önce bu sloganı haykırmayı kabul etmiş, Rusya'da.