Diren bey.
kütüphane sorunumun benden kaynaklandığını bilmiyordum.Ve sürekli sitem ediyordum size.sorunun benden kaynaklandığını bilgilendirdiğiniz için çok teşekkür ederim böylece sorunumu çözebildim.artık kütüphane sorunum yok
size sitemler ettiğim için özür dilerim.iyi çalışmalar diliyorum
?
???
July 2026 tarihinde katıldıSon forum iletileri
Öncelikle; yazılara yorum yapmak yazarı ve yorum yapanı geliştirir. Yeni bağlar kurulmasını sağlar. Ama olumlu veya olumsuz eleştiriler mutlaka yayınlanmalı, bu yazarın namusudur. Özellikle yaptığım olumsuz birkaç eleştiriyi yayınlamayan veya yayınlasa bile daha sonra silen arkadaşlar var. Eleşitiriye düşünceyle karşılık vermek gerek, silerek değil. Ayrıca eleştiri yazıyı yüceltir. Yorumu yayınlamamayı ancak küfür varsa kabul edebilirim.
İzedebiyat farklı, evet. Ama Türkçe'ye biraz daha dikkat şart. 'Yada' yı 'ya da' yazamayan arkadaşlar var. Bu tür hatalar affedilemez. Yazar olma iddasındakiler bu tür yanlışlar yapmamalı.
Yazar olmak isteyen herkes silmeyi bilmeli. Yazdıklarını silmekten korkmamalı. Gereksiz kelimelerden kaçınmalı.
Şiir kalemle yazılır, klavye ile değil.
Geçenlerde bir tartışma yaşadım 'duyarlılık' kelimesi üzerine, cevabımı yazar arkadaş yayınlamadı-İsim hatırlamıyorum- Duyarlılık diye bir kelime Türkçe'de yok. TDK'nin sözlüğünde olabilir ama duyarlılık Türkçeye aykırı. Duyarlı olmak ve duyarlıklı var Türkçeye uyan. Örneğin 'gramer' de TDK'nın sözlüğünde var ama Türkçe değil. Değil mi Sayın Şanlı.
Editörlerin Türkçe yanlışı olan yazıları yayınlamaması şart.
Duygu şiirin orospusudur.
Saygılar.
Bugün internetteki edebiyat sitelerini gezerken dikkatimi çekti... şimdi de düşündüklerimi paylaşayım dedim. Hatırlıyorum internetteki tek edebiyat sitesinin İzedebiyat olduğu günler vardı. Uğramadan geçmediğimiz gün yoktu. O zamanlar bugünden farklı yazarlar vardı ortalıkta. Ne büyük kavgalar ve tartışmalar oluyordu bu forumlarda. Lakin entelektüel olarak fevkalade doyurucu oldukları gerçeğini göz artı etmemek lazım. O zamanki site 'sakinlerinden' bazıları gitti, bazıları duruyor ama ne hikmetse son zamanlarda sesleri çıkmaz oldu. Çok şey değişti. O arada neler oldu... İzedebiyat'ın başarısını gören, eli kalem tutan tutmayan herkes bir edebiyat sitesi açayım demiş olmalı. Standartlar o kadar düşmüş ki insanın o sitelerin arasında gezdikçe eline bir kitap alası ve şu kahrolası internet kablosunu sökesi geliyor! Uzun zamandır başka sitelere bakmıyordum. Uzun bir zaman bir daha bakmayacağım zannediyorsam.
Maksadım siteler arası bir savaş başlatmak değildir lakin antoloji.com denen siteden bahsetmem gerekecek. O siteye bakarken burada yazarların dil bilgisi eksikleriyle uğraşan editörler gözümün önüne geldi. Ben de kızmıştım onlara vaktiyle, kimsenin şevkini kırmaya hakları yok diye. Ama şimdi antoloji.com'u gördükçe... inanır mısınız o sitenin kurucuları dahi düzgün bir türkçeyle yazmayı beceremiyorlar. Telif hakları sayfasında yer alan en basit cümleler bile bozuk.
Geleceğe dair konuşmak istemiyorum ama sanıyorum İzedebiyat farklı bir rotada ilerliyor ve nihayetinde varacağı yer hepsinden farklı olacak. Yazı kalitesi bir dönem düşer gibi oldu ama şu aralar arka arkaya dikkate değer öyküler, şiirler incelemeler geliyor. Bunda editörlerin parmağı var mı yok mu bilemiyorum. Varsa iyi, yoksa daha da iyi diye düşünüyorum. Her durumda önemli bir husus. Diğer sitelerin neredeyse tamamı (belki de tamamı) şiire yönelmiş durumdalar. Çünü biliyorlar ki okuma yazması olan herkes bir iki şiir attırıyor. Şiir (şairler beni affetsin) internette olduğu zaman beleşe yapılan edebiyat. Edebiyat sitesi açtım diye önüne gelen her şiiri sitesine kabul eden site de beleşçi sitedir. Aynı sitede yanyana cep telefonu melodileri ve şiir bulabilmeniz yaklaşımlarının ve niyetlerinin başka bir göstergesi. Şahsen onlara edebiyat sitesi demekte zorlanıyorum. Lakin kimsenin duygularını küçümsemek istemem ve İzedebiyat'ta harikulade şairlerle tanışma fırsatım olduğunu da belirtmek isterim.
Bunları niye mi yazıyorum? Çünkü hem site yöneticilerinin hem burada bulunan yazarların bilmesi gerekiyor diye düşünüyorum. İnternette önemli olan nicelik değil niteliktir. Bu hakikat her gün, internet büyüdükçe geçerliliğini koruyor. arttırıyor. İzedebiyat bu açıdan artık en büyük, en popüler, en çok ziyaret edilen değil belki ama hala niteliğini ve seviyesini koruyan bataklığın içinde parlayan bir elmas olma karakteristiğini koruyor. Burada yazanlar bunun sorumluluğuyla yazmalılar diye düşünüyorum, site yöneticileri de diğer siteler gibi "en popüler biz olalım!" sevdasına kapılmadan bu işi yürütmeye devam etmeliler. Bunu yaptıkları sürece İzedebiyat sayısal olarak değilse bile Türk edebiyatında yeri açısından büyümeye ve önem kazanmaya devam edecektir.
Bu siteye gönlünü açmış, emeğini ortaya koymuş ve güvenini esirgememiş herkese içten bir teşekkür ediyorum.
Saygılarımla,
M. Doğan
Bence de yorumlar yazılmadığı sürece sitenin varlığı anlamsızlaşıyor.Uzun uzun yorumlar yapmaya gerek yok.Yorum yapmak için ille uzman olmaya da gerek yok.Ayrıca olumlu yorumlar yapmak şart değil.Önemli olan yazarların bir geri dönüş almaları sadece.Yazılarıyla ilgili okurların neler düşündüğünü bilmek ister herkes.Okurlar yorum yapmadığı müddetçe zaten çoğu yazarın özünde olan yalnızlık hissi büyüyecektir.Buraya paylaşmak için geliyoruz hepimiz.Yazarlar kendilerine düşeni yapıyorlar; okurlar da bunu yaparsa karşılıklı paylaşım sağlanmış olur.
Her eklenen yazıya en azından editörlerin ya da site yöneticilerinin birkaç kelime de olsa bir yorumda bulunması gerekiyor bence.
Merhaba Arkadaşlar;
Siteye sürekli yeni katılımlar olduğunu sevinerek görüyorum.Yeni yazarları okumak istediğimde ise, birçoğunun iki - üç yazıyla sınırlı kaldığını görüyorum üzülerek.Çünkü genellikle pek okunmamış(galiba) oluyorlar. Çünkü ne kütüphaneye alınmış yazıları, ne altına yorum yazılmış.Yazarlar da okunmadıklarını düşünerek belki, hevesleri kırılıp, izedebiyat'a bir daha yazı göndermemiş olabilirler diye düşünüyorum.
Çok genç yazarlar var sitede.Birçoğu da oldukça başarılı.Hatta bazıları çok iyi.Onlara neden destek vermiyorsunuz?Yazılarının altına neden hiç yorum yazmıyorsunuz?Okuduğumuz yazılara, şiirlere birkaç cümleyle yorum yazsak, yazarlara okunduklarını hissettirsek, onları teşvik etsek, olmaz mı?
Ben eleştirmen değilim ama, okuduğum yazıların birçoğuna yorum yazıyorum dilim döndüğünce.Kendilerini okuduğumun, kendilerini izlediğimin mesajını veriyorum böylece.Özellikle genç yazarlara.....Hatta bazılarına özel ileti gönderiyorum.Yardımcı olabileceğim konularda, yardım etmeye çalışıyorum.Bana göre ,eksiklerinin, yanlışlarının neler olduğunu söylüyorum.Siz sevgili yazar ve okurların da aynı şeyi yapması gerektiğini düşünüyorum.
Lütfen yazı ve şiirlere ses verin arkadaşlar!Bu ne sessizlik!Orda mısınız?
Sevgiyle kalın....
Sorun sizin 10 tane adı olmayan, içeriği boş olan kütüphane yaratmış olmanız. Sizin kütüphane listenizde onlar çıkıyor.
Ve bir kez daha tüm içtenliğimle rica ediyorum, teknik sorunlarınızı bize doğrudan yazarak iletin. Forum tüm siteye girenlere açık bir alan ve edebiyat tartışmaları için tasarlandı. Bildiğiniz gibi anasayfada da gönderilen son iletiler çıkmakta; o yüzden sadece sitenin programcılarıyla iletişim kurmak için bu alandan yararlanmamanızı rica ediyoruz. Bize teknik sorunları doğrudan e-mail yoluyla ulaştırırsanız onları çözmemiz de kolaylaşır.
Adresimiz:
yazisma@izedebiyat.com
Saygılarımla,
Diren Yardımlı
günümüzde sanatçı anlamını kaybetmiş kelime gruplarına dahil oldu. istedim ki gelin hep beraber sanat ve sanatçıyı anlamlandıralım. ufak bir şiir tadında düşüncelerimi yazmak istedim. paylaşanlara şimdiden teşekkür ederim...
Başka düşler geçsede içimden bir tek olaya binbir dünya dolaşandır sanatçı,
İki hayatı vardır onun
Birinde bedeni vardır
Diğerinde karalamalarıyla dolu binlerce yaşam
Bir çocuğun elma şekerinden
Genç ihtiyarların dertli iç çekişlerine
Namlusuna çiçek diken askerden
Gözyaşlarına karışan feryatlara kadar.
Herkesin güldüğüne üzülen belki
Ağlarken içinde bir küçük mutluluk duyandır
Şehvetide saklıdır satırlarında
Hıçkırıklarıda birkaç kabarmış kağıttadır
Sanatçı sanat icra edendir karşıdan bakıldığında
Tek bir görüntüye başka boyutlarda bakandır aslında
Kimsenin göremediğini görebilendir biraz
Sessizliğin anlamı en çok onlarda tanımlıdır
Tanımsızlığa da anlam katandır
Paylaştıkça azalan acıları içinde yoğuran
Coşkuları alevlendirendir
Yani SANAT-ÇI
Sanat satmaz
Paylaşır
Önce kendisini tatmin etmelidir yaptıkları
Sonra;
bir avuç mutluluk
bir parça hüzün
biraz da yakarış belki
ve en önemlisi…
(bunu yazmayacağım)
Herkes farklı düşünüp koysun
Böylesi daha iyi sanırım
Saygılarımla…
merhaba kamuran ablanın sorunu bendede var hani şu görünmeyen yazılar.
ve kütüphane sorunum halen çözülmemiş defalarcada dile getirmiştim halbuki bu sorunu.
3 kütüphanem var ve bunlarım hepsi bir yerde görünmüyor.yazar sayfamdan kütüphanelerim diyorum sadece 1 tanesi görünüyor diğerleri yok.melekler şehri-ebruli kütüphanelerim yok.
sanırım ben sorunumu dile getiremiyorum.umarım siz anlamışsınızdır.ilgilenirseniz sevinirim.iyi çalışmalar
Merhaba Sevgili Kenan Şahin;
Bazen, son gönderilen yazılar "yeni gelen yazılar" arasında görünmüyordu.Listede görünmeyen yazı, sadece "yazardan son gelenler" listesinde görünüyordu.Yani yazarın herhangi bir yazsına girmeyince, son yazı görünmüyordu.Bu olay, iki kez başıma geldi........Ama artık sorun giderilmiş görünüyor.Son gönderdiğim şiir "yeni gelen şiirler" arasında var.Oh!Nihayet!..........."Allah fakir kulunu sevindirmek isterse, eşeğini kaybedeer, üç gün sonra buldururmuş."...Bana öyle yaptı.Üç günden çok fazla sürdü ama, olsun..........:).........İlginize teşekkürler....Sevgiyle kalın.
Sayın Esen,
Şiirinizin hangi listede görünmemesinden yakınıyorsunuz; ana sayfadaki yeni yazılar listesinde mi?
Esenlikler,
Kenan Şahin
Değerli arkadaşlar; belki de birçok duygu yoğunluğunu anladığım kadarıyla beraber yaşadığım dostlarım. kendimizi kandırmayalım. herkes düşünür ama bazı insanlar düşündüklerini, düşlediklerini satırlarda, notalarda, resimlerde belki heykellerde belki bir ufak bibloda hayat verebilir. bakan değil gören gözler olmak belki bir yeti ancak bu yetenek her insanda farklı farklıdır. Orhan Veli ilk kez serbest ölçüyü kullanmasıyla Türk Edebiyatındaki yerini almıştır. Tolstoy un açık üslubunun altındaki derin anlamaları bir ömür sonra yeni yeni anlaşılıyor.
Herkes yazardır bir parça, kendisinin yazarıdır belki, belki milyonların tek satırına bakandır. İşte Yaratıcı Yazarlık. görüneninde ötesinde görünmeyenleri de görebilen, hissedilenlere "işte budur" ifadesiyle tanım yükleyebilen yaratıcı yazardır. herkes hisseder ve coğu insanda yazar, öyle yapıtlar olmalı ki okuyan kendindeki bulmacaların cevaplarını bulsun, öyle yapıtlar olmalı ki "evet bende de bundan var desin" öyle yapıtlar olmalı ki okuyan yaşamamış olsada o duyguları bir an kaptırmalı kendisini...
bu konularda biraz değişik belki yoğun duygulara sahibim sizlerim karalamalarımla sıkmak istemem gerçi yazmayacaktım yine tutamadım kendimi,
duyularınızın nice güzellikleri görmesi dileğiyle.
Emir Bey, dikkat ederseniz, foruma yüklediğim yazı bir alıntıdır. Tarafımdan, virgülüne bile dokunulmamış olup, sadece kısaltılmıştır.
Yazar, yazının son paragrafında,
[[I]]"Şurası bir gerçek, sanatçı ister kendini anlatmayı, ister kendi olmayanı anlatmayı amaçlasın beslenme kaynağı “yaşam”dır. Yaşamsa hem kendinden, hem kendi olmayandan, hem yaşadığı, hem yaşamadığı yaşantılardan hem gerçeklikten, hem ideal olandan oluşur... Her sanat nesnesi tikel olanda evrensel olanı içerdiğine göre, sanatçı hem kendinde olanı, hem de kendinde başkası olanı anlatır."[[/I]] demekle, sanırım sizinle farklı görüşte olmadığını zaten belirtiyor.
Sayın Orkun Levent, güzel belirtmişsiniz. Ben de bir an için etkilendim. Fakat uzun süre düşündüm. Bir yazar kendini yazabilir. Bence bir yanlışlık yok gibi geldi bana. Fakat diğer sanatçıların da bu konu hakkındaki görüşlerini öğrenmek istiyorum. Saygılar.
gerçekten çok doğru söylüyorsunuz. hatanın bende olduğunu kabul ediyorum. zaten bir daha böyle bir şey olmayacağı kesin. ve ayrıca hatalarımı gösterdiğiniz için de ayrıca bir teşekkür borçluyum. Saygılar...
Sanatın, duygu ve düşüncelerin imgesel bir dille çeşitli araçlar kullanarak aktarılması olduğu tanımından hareket edecek olursak, sanatçının kendini anlattığını rahatlıkla öne sürebiliriz. Madem ki sanat duygu ve düşüncelerin aktarılması eylemidir, o halde bu eylemi yapan kişi olarak sanatçının kendi duygu ve düşüncelerine yaslanacağı açıktır...
Peki ama sanatçının duygu ve düşüncelerinin yapıta aktarılması sanatçının kendisini anlatması anlamına gelir mi?.. Buna gönül rahatlığıyla evet diyebilmek için sanatçının duygu ve düşünceleriyle, kendisi arasında bir özdeşlik olması gerekir. Oysa böyle bir özdeşlikten söz etmek kolay değildir. Sanatçının yapıtına aktardığı duygu ve düşünceler, "kendisi" değil "kendi" duygu ve düşünceleridir. Yani sanatçının aktardığı duygu ve düşünceler kendisini anlatmaya yönelik duygu ve düşünceler olacak diye bir kayıt yoktur... Öyle sanat yapıtları vardır ki bırakın kendisini anlattığını, içinde kendisine ilişkin net bir şeyler bulmak bile mümkün değildir. Hatta kimi durumlarda sanatçının kendisi ile yapıtına aktardığı duygu ve düşünce bütünlüğü birbirine ters düşecek kadar ayrışır...
Sanatçının duygu ve düşünceleri salt kendisine ilişkin değil de, kendisinin de içinde olduğu kocaman bir dünyadaki yaşama ilişkindir. Sanatçının anlattığı bu yaşamdır. Ama bu yaşam kendi yaşamıdır deyip, neyi anlatırsa anlatsın kendisini anlatmış olur çıkarımında kabul edilebilir bir yan vardır. Gerçekten de sanatçı neyi konu seçerse seçsin tikel bir yaşamdan geçirerek, kendine göre algılayacak, yorumlayacak, bireyselleştirip dışa vurarak nesneleştirecektir. Yani sanat nesnesi neyi anlatırsa anlatsın, o anlatımın içinde sanatçının kendisi olacaktır. Ama sanat nesnesindeki zorunluluk, "kendisinin" anlatılmasına değil "kendince" anlatılmasına bağlı bir zorunluluktur...
Sanatçının kendisi ile sanat nesnesinin örtüşmemesi hemen akla bir içtenlik sorununu getirir. Bilindiği gibi, sanat içtenlik ister, eğer sanatçı anlattığında içten değilse, güçlü, canlı bir anlatımı başarmaktan uzaklaşır... Sanatçı içtenliği salt kendini, kendi hayatını anlatırken içten olmaz, başkalarını, başkalarının hayatını anlatırken de içten olur. İçtenlik sanatçının anlattığı şeye değil, anlatmasını “istemesine” bağlıdır. Sanatçı bir barış şiiri yazarken de, bir savaş şiiri yazarken de, bir caniyi anlatırken de duygu ve düşüncelerinde içten olmayı başaran kişidir. Nasıl ki içtenlik tek başına sanat nesnesi üretmeye yetmezse, içtenliksiz bir eylem de sanat nesnesi üretmeye yetmez...
En büyük yanlışlardan birisi de... Sanatçı kendini anlatmıyorsa da yaşadığını anlatıyor sanılıyor, dolayısıyla duygu ve düşünceleri, yaşadıklarından çıkarıyor sanılıyor. Elbette sanatçı için yaşadıkları büyük bir kaynak. Ama sanatçının yapıtlarındaki bütün duygu ve düşüncelerinin yaşadıklarından çıkartıldığını söylemek zor. Öyle olsaydı, o zaman ne bir gelecekle ilgili bir bilimkurgu romanı, ne tarihi bir şiir, ne gerçeküstü bir resim yapılabilirdi. Sanatçı yaşadıklarını içine alan ve onu kat kat aşan bir yaşamdan çıkarır duygu ve düşüncelerini...
Şurası bir gerçek, sanatçı ister kendini anlatmayı, ister kendi olmayanı anlatmayı amaçlasın beslenme kaynağı “yaşam”dır. Yaşamsa hem kendinden, hem kendi olmayandan, hem yaşadığı, hem yaşamadığı yaşantılardan hem gerçeklikten, hem ideal olandan oluşur... Her sanat nesnesi tikel olanda evrensel olanı içerdiğine göre, sanatçı hem kendinde olanı, hem de kendinde başkası olanı anlatır.
Sanatçı Kendini mi Anlatır?(Deneme)
Yazar: Vefa Önal
Kum Dergisi
Ocak-Şubat 2005
Sayı:27 Sh.20-22