"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."

?

???

July 2026 tarihinde katıldı

Son forum iletileri

?
İzEdebiyat
Açık Büfe
Sevgili Diren Yardımlı; Sözünü ettiğiniz şiir değil listede .Başka bir şiirdi.Listede görünmediği için sildim iki kez.Sadece "son gelen yazılarım" da görünüyordu, o kadar...3.kez göndereceğim şimdi.....Yılmak yok!....Bu durumdan yalnız ben değil, başka arkadaşlar da şikâyetçi....Sevgiler......
?
İzEdebiyat
Açık Büfe
Merhabalar Kâmuran Hanım, Son gönderdiğiniz şiir "Sevgililer Günü Kim / Ben Kim!" ise şimdi baktım, görünmesi gereken tüm sayfalarda çıkıyor. Diğer yazılarınıza girildiğinde Yazardan Son Gelenler kutusunda çıkıyor, kişisel sayfanızda Son Eklenenler sekmesinin en tepesinde görünüyor, Küme sayfalarından Başkaldırı kümesinde sağ tarafta Son Eklenenler kutusunda görünüyor. Şiir ana kümesinde ise şu an görünmüyor, çünkü ondan sonra onu listeden çıkaracak miktarda yeni yazı gelmiş bulunuyor; ancak onlar gelene kadar orada da görünüyordu. Eğer bahsettiğiniz yazı bunun dışında bir yazınızsa, yazının adını verirseniz sevinirim. Sevgiler, saygılar Diren Yardımlı
?
İzEdebiyat
Açık Büfe
Merhaba Yönetici Arkadaşlar; Aynı sorunumu ikinci kez yazmak zorunda kaldığım için üzgünüm.Siteye eklediğim şiir, "yeni şiirler" de görünmüyor. Sadece "yazardan gelen son yazılar" da görünüyor.Orada da, herhangi bir yazımı, şiirimi okuyan birisi görebilir.Tabii ki dikkat ederse................Okunmadıktan sonra yazmanın anlamı ne!... "Mekke'ye gitmişsin, misk sürünmedikten sonra neye yarar!" hesabı......:).....Listede görünmediği için, bir şiirimi iki kez silmek zorunda kaldım....Bir şey daha: Eskiden yazar sayfalarında, yazarın tüm eserleri, belli gruplar altında görünürdü.Bu da biz okurlara kolaylık sağlıyordu, herhangi bir yazarın herhangi bir yazısına ulaşmada.....Şimdi ise yok. Teşekkür ederim..........izedebiyat'ı seviyorum.....Herkese sevgiler........
?
Esin Perisi
Yaratıcı Yazarlık
Foruma ileti bırakan insanların kim olduğunu anlayabilmemiz için sanırım, bu platformun tasarımcılığını üstlenenler iletilere ayrılan bölümün sol sütununda, sağ yandaki yazıların sahibinin adı görünsün istemişler ki bence, bunu da başarmışlar; bu yüzden, düşüncemi açıklamam hoş görülürse, ileti başlığında ve sözlerinizin sonunda adınızı yinelemeniz dikkat dağıtıcı olacağından gerçekten çok samimi bulduğum fikirlerinizin anlaşılmasında güçlüklere de neden olabilir. Şimdi önemli diye addettiğim konuyu pek küçümsenebilecek yaklaşımımla yeterince açıkladığıma karar verip daha önemsiz, söylemesem de olur, birkaç başka noktaya değinmek istiyorum, yine anlayışınıza sığınarak elbette... I – Tümcelerinizin bölündüğünü, ya da bittiğini bizlere gösteren noktalama işaretlerinden sonra boşluk kullanırsanız sözleriniz bir ölçü daha anlaşılır olabilirler. II – “Mi” soru ekinin, Türkçe üzerine kafa yoran insanların son ve kesin görüşlerine göre ayrı yazıldığını öğrenmiştim, bu değiştiyse şu an sözünü ettiğim maddeyi görmezden gelmenizi rica ederim. III – Türkçe’de gelecek zaman kipini oluşturan ‘-ecek’ ekinin birinci tekil kişiye göre çekiminde kimi kuşkularım var, acaba diyorum, size sorsam beni biraz aydınlatabilir misiniz? Örneğin “Yazacağım,” mı olmalı, yoksa “Yazıcam,” mı? IV – “Gerek okuyucularımdan gerekse beni tanıyan birkaç dost sorar dururlar...” tümcenizde küçük, sevimli bir ikilem sardı benceğizimin başını. “... gerek ... gerek...” bağıyla zenginleştirdiğiniz bu anlatımda “sorar dururlar” gibi eylem olabilecek nitelikte bir sözcük öbeği ayrımsayabildim, ancak “-den” durum eki alan “okuyucularımdan” sözcüğünün elimden geldiğince saptayabildiğim eylemi taşıyamadığını üzülerek gördüm. İnanır mısınız, şu zavallının önünde sizin cümle-i şerifiniz “Okuyucularımdan sorar dururlar,” gibi anlaması epeyce güç bir deyişe dönüştü. Tam burada arayıp arayıp da bulamadığım bir eylem daha varsa, lütfen işaret buyurun da şu karmaşadan kurtulayım... V – Yok, artık; “de” bağlacının bileşik olmadığını siz de anımsıyorsunuzdur. Eliniz sürçmüş olmalı. VI – “Ya da,” ya da “Yada,” Neyse şu an için bu işe ayırabileceğim süremi çoktan aşmış olduğumu görüyorum, ama inanın Didem Hanım, sizden çok şey öğrendim. Örneğin Türkçe’nin kötü veya kötüye kullanıldığını her gördüğüm yerde “Yazdım mı korkmadan yazacağım, hem de eleştiri olsun, diye değil; gözüme batan yanlışları yapan kişilerin yazar sayfalarından pek çok yazı okuyup acaba zat-ı âlilerinin dikkatsizliği yalnızca şu forum iletisine mi özgü, yoksa bunu alışkanlık mı edinmişler, öğrenmecesine... Adam gibi yani... Türkçe kuralları konusunda kafalarına göre takılmayı uygun görenlerin tümü üzerime gelse de yazacağım... Birkaç tatsız kişiden, olaydan sonra (onları yediğimi, ya da en azından tatlarına baktığımı düşünmekte herkes özgür) sessiz kalmayı yeğliyordum. Ama şimdi sizin samimi duygularınız Didem Hanım, (adınızın yinelenmesinin hoşunuza gittiğini düşünerek yapıyorum, umarım yanılmıyorumdur) bana gösterdi ki gerçekten çekinmek yazı yazma işiyle bağdaşacak bir şey değil. Türkçe’yi yılmaz bir umursamazlıkla mahvetmekten geri durmayanların bulunduğu bir yerde bu tutuma karşı söyleyecek sözü olan benim gibi bir insan neden taşlansın ki?
?
Esin Perisi
Yaratıcı Yazarlık
Bir insanın nasıl yazıyorsun demesini ancak şuna benzetebilirim, NASIL YAŞIYORSUN? Cevap basittir nefes almak! Oysa o nefesi alabilmemiz için ince bir sisteme sahiptir beden, işte yazmakta bunun gibi birşey; hayatın ve duyguların kapısını çaldığı ruhun sistemi de böyle işler. Neden kimileri yazamaz? çünkü çok düşünen kafa yoran insanlar değillerdir genelde, bu doğru. Hayat üzerine çok kafa yoran, her anlamı didikleyenler; yazmaya yönelmiyorlar, adeta bunu en doğal gereksinimi gibi yapıyorlar. O yüzden bana çok saçma bir soru olarak geldi bu, ha bunu sormuşsun, ha nasıl hayatta kalıyorsun demişsin, hiçbir farkı yok.
?
Esin Perisi
Yaratıcı Yazarlık
Merhaba Sevgili Bora Oskay; Ansayfadaki "yazar katılımı" ibaresine girin.Size gerekli olacak bilgiler, orada mevcut.....Nasıl üye olabileceğinizle ilgili bilgiler yani......Hadi kolay gelsin....Sevgiyle kalın....
?
Esin Perisi
Yaratıcı Yazarlık
Gerek okuyucularımdan gerekse beni çok iyi tanıyan bir kaç dost sorar dururlar...nasıl yazıyorsun? Nasıl mı? Sevdiğim,özlediğim,çok özlediğim,daima özlediğim,bunların benim kadar coşkulu olmasada karşılıklı olduğunu bir şekilde hisettiğim için ...Bazen tüm bu duygularıma ve bana bunu yaşatan o yazılarımın ve hayatımın olmazsa olmazı kahramanıma kızdığım için,,sinirlendiğim hatta kırıldığım için,,gözyaşlarımı artık silmediği ve akmasına hayasızca izin verdiği için,,onun yersiz belkide gereksiz inadı, gururu ve herşeyi için,kısacası kalbimde mesken etmiş duygularımı yıllarca anlatıp,belkide inandıramayıp şimdi artık kimsenin inanmasını beklemeden yazıya dökmenin beni son derece rahatlattığı için...yüreğimin kanamaya başladığı andan itibaren yılmadan bıkmadan ve inanın usanmadan yazdım..yazıcam...öyle kolay da değil hani!O yuzden sık sık yazamıyorum ya zaten..Yazmak olsun diye değil amacım..Yazdımmı adam gibi yazmak,yüreğimi adam gibi dökmek isterim ben kağıda!Tüm amacım bu..Amaç da denmez aslında.. Abartmadan,utanmadan,sıkılmadan ve gizlemeden ne yaşadımsa ne hissettimse ,ne yaşıyorsam,neyin izleri kalıntıları bir türlü bitmek yada gitmek bilmiyorsa kalbimden,bir yerlerden birileriyle bir yazıdan bin anlam çıkarıyorsam yazarım kardeşim! Ötesi berisi yok bunun..Bugüne kadar ne geldiyse başıma içimden geçenleri söylediğim için geldi..Korkmuyorum yazarken..Gelecekse eğer bir gün,Varsın gelen yazılarımada olsun!Takmam..Budur yani!Ömrümün son nefesine kadar,belkide son nefesinde bile hislerim terketmemişse mesken tutan yüreğimi,belkide bir şekilde terkettirilmemişse yazıcam herşeyi bir bir..Ne olursa olsun,tüm dünya üstüme de gelse yaşıyorsam duygularımı yazıcam korkmadan..Ne kaldı ki korkacak! Hz.Mevlanın dediği gibi.."Dün dünle birlikte gitti cancağızım...Artık yeni bir şeyler söylemek lazım." Yazılarımı takip eden,bana dünyanın her bir tarafından,memleketimin her bir yanından yorum yazan,bazen eleştiren,bazen destekleyen ama özünde daima güçlendiren herkese çok teşekkür ederim. Sevgilerimle. Didem SEVİNÇ
?
Yazma Süreci
Yaratıcı Yazarlık
aklımızdakileri kaçırmamak adına defter tutma fikri gerçekten de işe yarıyor ben bunu çok uyguladım ama şöyle bir sorunla karşılaştım. Kendimi o kadar çok kaptırdım ki gecenin herhangi bir saatinde uyanıp aklıma geleni not etmek veya hiç olmadık bir yerde ışınlanan düşünceleri yazmaya çalışırken ben benden çıktım. Önceki forumlarda Gültekin Bayır arkadaşımızın söylediği bir şeye katılıyorum biz amatör yazarların yani içine yazma şeytanı girenlerin tek beklentisi sadece birkaç beğeni sözcüğü. Arkadaşlar yazma hastalığına kapılmak bir tür akıl hastalığı mı acaba? Çevrenizdeki kimsenin anlayamadığı sadece sizinle aynı durumda olan insanlarla paylaşabileceğiniz bir hastalık. Ama hayatı çok zenginleştiren bir hastalık aynı zamanda. Ben yazarken imlaya, tekniğe filan takılmıyorum sadece içimden gelenleri yazıya döküyorum. Öbür türlüsü biraz yapay geliyor.
?
İzEdebiyat
Açık Büfe
sn yardımlı yazı, hiç görünmüyor. Ne anasayfada, ne başka yerde...Sadece, yazarın herhangi bir yazısına girerseniz, "yazardan gelen son yazılar" bölümünde görebilirsiniz... Ama okuyucu onu bulup okuyamaz. Ya da tesadüfen görebilir... kamuran ablamın bahsettiği sorun çok doğru bu konuda bende dertliyim. birde aylardır kütüphane sorunum sürüyor.kütüphanelere tıklıyorsunuz aman allahım 1 adet kütüphane çıkıyor eeee kalanı nerde yok... umarım anlatabildim sorunun çözülmesini diliyorum.
?
İlk Roman
Yaratıcı Yazarlık
Ne diyeceğimi bilemiyorum.. Böyle düşünmeniz beni gerçekten mutlu etti... Çok teşekkürler
?
İlk Roman
Yaratıcı Yazarlık
Merhaba Sevgili Duygu; Senin nasıl yazdığını çok iyi biliyorum.Çünkü seni takip ediyorum.Asla sıkıcı yazmıyorsun.Tam tersine, sürükleyici, okuyucuda merak uyandırıcı, doyurucu yazıyorsun.Tasvirlerin de çok güzel.Elbette ayrıntılara girmen doğal.Ben o ayrıntıları okurken, diğer yandan, ucunu gösterdiğin şeylerin gerisinin nereye kadar uzanacağını merak ediyorum. İnsan yazarken, kaptırıyor kendini.Hiç bir şeyi atlamak istemiyor, herşeyi yazmak istiyor.Esas konudan uzklaşmadıkça ve ayrıntılarla esas konu arasındaki bağı iyi kurabildiğin müddetçe, tasvirlerin, ayrıntıların bir sakıncası yok.Hatta gereği var diye düşünüyorum.Konuya öyle dokunup geçmek, çok sıradan olur.Dokunduğun yarayı kanatmak; ya da elini uzattığın yüzü okşamak gerek.Öyle teğet geçmek, kolaycılık olur.Senin yaşında kaç kişi böyle yazabilir?Sen yazmaya devam et.Yazdıkça kendini geliştirecek, daha başarılı, daha okunur bir tarz oluşturacaksın.Başarılarının devamını dilerim genç yazar......Sevgiyle kal...
?
İlk Roman
Yaratıcı Yazarlık
Ben tam olarak hızlı mı yoksa sıkıcı mı yazdığımı anlayamadım. Acaba bazı yerlerde yarış atı gibi gidip de sonraki yerleri en ücra noktasına kadar tasvir mi ediyorum? Sanırım hızım biraz dengesiz. Bu dengenin sağlanması için ne yapmalıyım? Sizin de başınıza böyle sorunlar geldiyse yardımcı olursanız sevinirim.
?
Öneriler
Kitap Dünyası
ünlem dergisi'nin 9. sayısı yine dopdolu sayfalarıyla beni mutlu etti. oğuz tümbaş'ın " şapkasında şiir çiçekleri açan şair cemal süreyya " yazısı ve yusuf alper' in " psikodinamik açıdan cemal süreyya ve şiiri" yazısı bu sayının okunmazsa olmazlarından. eski dergisi'nin veysel çolak imzalı " küreselleşme sürecinde şiir" yazısı da okunmayı fazlasıyla hakediyor. agora dergisi'nde(sayı 40) yine afşar timuçin imzası ön plana çıkmış. ve eski dergisi'nde ki " gül'ü seven şövalye " şiiri' okunmak kadar sevilmeyi de hakediyor.
?
Yeni Yayınlar
Kitap Dünyası
Kum’dan doğdu Lacivert!.. Bir edebiyat dergisi olan Kum’un atölyesinden doğan Lacivert adlı derginin daha başında, “Niçin Yeni Bir Dergi?” sorusuyla karşılaşıyoruz. Ve hemen yine aynı yerde sorunun yanıtı, “parçalanma, bölünme ve yutulma çağında, birlikteliklere yapılacak önemli bir Vurgudur Lacivert” şeklinde veriliyor. “Lacivert’e yazılarıyla, şiirleriyle, eleştiri ve önerileriyle katılacak tüm yazın insanlarına ve dostlarımıza şimdiden teşekkür ediyoruz” diyerek aynı zamanda insanları yazma yönünde yüreklendirerek, yazmaya davet ediyorlar. Peki kimler var ve varolacak her iki ayda bir yayınlanacak bu dergide? Ahmet Telli, Hasan Ali Toptaş, Cemil Kavukçu, Salih Bolat, Mahmut Temizyürek, Hüseyin Atabaş, Nizamettin Uğur ve Aydın Şimşek gibi değerlerin yanında bir de “genç yazıncıların ustalarla buluşacakları bir mekandır Lacivert” diyerek, “yeniliğin yapıcıları” sizleri de orada varolacaklar arasına davet ediyorlar. “Estetik kaygıyı ön planda tutarak, güncel ve bireysel olandan kopmadan, evrensel ve toplumsal olanla ilişkiye girmeyi önceliyoruz” şeklinde yayın politikalarını açıklıyorlar ve varlık nedenlerini “ayaklarını dünyaya basarak ve onun sorunlarına insancıl içeriklerle yaklaşarak” tanımlıyorlar. “Yeni ve alışılmamış olana açığız ve önyargımız yoktur. Yeni yazarlara tel örgüler ören değerlerden olmamak için, sadece kendi çevresine açık ve ekseninde dönüp dolaşan tutuculuğa düşmemek için, yeni seslerin ve genç yazıncıların mekanı olma iddiasındadır Lacivert” cümlesiyle de, kollarını ne kadar açık tuttuklarını dile getiriyorlar. Bu davet, tabi ki benim gibi 4x10 bayrak yarışını tek başına koşmuş birine değil, genç arkadaşlarımıza yapılmıştır. Kim bilir bir daha ki yaşamımda belki benim de yazılarım yayınlanır Lacivert’te!.. Şaka şaka, bu davet sadece yaş açısından gençliği değil, “genç düşünebilen herkese”dir. “Estetik kaygılar gütmeyen dergilerden olmamak için, Lacivert kendine etik ilkeler koymuştur. Bu nedenle edebiyat dünyasında görülen ahbaplık ilişkilerinin ve yazının kendisine yabancılaşması tehlikesini içeren ilişkilerin dışında durarak, sanatın öncelikle bir estetik sorun olduğunu biliyoruz. Bunu oluşturmanın temel prensibinin ise etik tutumlardan geçtiğine açık bir vurgu yapıyoruz. Hiçbir kuruma özel anlamda uzak ya da yakın değiliz. Kapımız edebiyattan yana olanlarla açılıp kapanacaktır. Öncelikli ilkemiz, ürünün bir nitelik sorunu olduğudur. Şiir ve öykü gibi son derece dinamik ürünlerin, yoğunlukla dergiye akacağı düşünülürse büyük bir söz kirlenmesiyle karşı karşıya olacağımız da kolaylıkla anlaşılacaktır. Bu nedenle sayısal çoğunluğun baskısını karşılayabilecek tek ölçümüz, ürünlerdeki düzey olacaktır” demekle, gönderilecek çalışmaların yazın açısından belli bir seviyeyi tutturması gerektiğini vurguluyorlar. Yayın hayatına henüz başlayan şiir ve öykü dergisi Lacivert’in “ilk sayısında neler var acaba?” diye soracak olursanız, “Neler yok ki” diyebilirim size. Geçtiğimiz yılın son ayında kaybettiğimiz büyük değerlerimizden Şükran Kurdakul, derginin hemen başlangıcında, bir şiiriyle Şükran’la anılmaktadır. Hüseyin Atabaş’ın “Şiir, Dili Belası Anarşisttir!..” başlıklı yazısı ise genç şairlerimiz ile şair adayı arkadaşlarımız için hayli faydalı bir rehber olacaktır diye düşünüyorum. “Herkesin anlatacağı, anlatmak istediği çok şey olabilir, ama söz konusu olan şiir yazmak, şiir yapmak ya da şiir söylemekse, verili(gündelik) dili aşmak, yani gövdesi gündelik dil olandan bir üst dili, yani şiir dilini oluşturmak gerekir... Bir espri ile söyleyecek olursak, şiir, sözün arkasına dolanıp iki puanı hak etmektir günümüzde!..” diyor yazar. Son dönem çağdaş şairlerimizden Ahmet Telli ustamız ise en yeni iki şiiriyle katkıda bulunmuş Lacivert’e ilk sayısında. On altı şair, en yeni şiirleriyle, on beş yazar da öyküleriyle yer almış Lacivert’te. Derginin Yayın Kurulu’nda yer alan arkadaşım, yeni doğum yapan bir annenin heyecanıyla eserleri olan elinde tuttuğu derginin içeriği hakkında bilgiler anlatırken, daha ilk sayfasını çevirdiğinde “içindekiler” bölümünde bakışlarım hızla kanat çırparak, Hasip Akgönül’ün “Türkiye Solu ve Kafka” başlıklı yazısının üstüne kondu. Hemen, “bir saniye dur, bir yerde gözüme Kafka ilişti. O yazıyı okumak istiyorum” diyerek arkadaşımın anlatımını sonlandırdım. “ne bu Kafka budalalığı?” diye soru işaretinin saltanat sürdüğü bir yüz ifadesiyle yüzüme bakan arkadaşıma, “Kafka manyağıyım işte. Ne yapayım, dayanamıyorum onun ismini görünce!.. Mıknatıs gibi gözümü çekiyor Kafka” dedim. Defalarca okudum Hasip Akgönül’ün kaleme aldığı yazıyı. Yazarın, “Kafka’yı anlamayanlar onu ‘umutsuz’ olmakla suçlarlar. Oysa umutsuzluğun en önemli belirtileri istençsizlik ve atalettir. Umutsuz insan hareket edemeyecek kadar isteksizdir. Kafka’nın yaptığı, umutsuzluğun otopsisidir. Üstelik umutsuz olsaydı o büyük eserleri yazacak enerjiyi nereden bulurdu?... Artık umuttan daha gerçekçi silahlar bulmalıyız... Kafka’nın söylediği budur. İstençsiz ruhların ve atalet içindeki bedenlerin sürekli ‘umut’tan bahsetmesi olsa olsa bir savunma mekanizmasıdır. İçinde bulunduğumuz dünyayı rasyonalize etmek değil, bizim işimiz dönüştürmek... Kendilerini dönüştürme gücü bulamayanların dünyanın dönüştürülme ihtiyacı karşısında çaresiz kalacakları aşikardır.” Satırları, çoktan arşivimdeki yerini aldı bile... Mehmet Aydın’ın “Öykücülüğümüze Kısa Bir Bakış” başlıklı yazısı ise, biz öykü yazarlarının başucunda bulunması gereken değil, hafızasına kazıması gereken bir kaynakça bence. Yazar, öykünün tarihçesiyle birlikte, evrimini de içeren yazısını “bugün öykücülüğümüz öteki yazın türler(in)e göre neredeyse altın çağını yaşamaktadır. Kadın, erkek yüzlerce genç yazarımız, özgün katkıları ve yeni soluklarıyla öykü türünü aralıksız beslemektedir” diyerek bitiriyor. Fulya Bayraktar’ın öykü ustalarımızdan Cemil Kavukçu ile bir söyleşisi de yer almaktadır Lacivert’in ilk sayısında. O söyleşiyi okurken, aklıma “izedebiyat.com” yazarlarından Seval Deniz Karahaliloğlu’nun, Verdi’nin Falstaff Operası hakkında İzmir Devlet Opera ve Balesi Orkestra şefi Ercan Yenal ile yaptığı söyleşi gözümün önüne gelmedi desem yalan olur. “bir satır söyleşiyi yapanın, bin satır söyleşilenin”... Ne kadar hoş bir şey; görüşlerine başvurduğun kişinin görüşlerini açıklamasına olanak vermek. Spikerlerin, katılımcılardan çok konuştuğu programlara “aykırı” bir görünüm sergileyen, bu tarz söyleşileri çok seviyorum. Sanırım ben de “aykırı” biriyim!.. Cemil Kavukçu, “öykünün ilk cümlesi kadar son cümlesi de çok önemlidir. Ancak ben sona yönelik öyküler yazmıyorum. Başka bir deyişle, öyküyü yazmaya başladığımda önceden belirlenmiş, kurgulanmış bir ‘son’um olmuyor” diyor söyleşide. Öykü yazan arkadaşlarımızın, bu söyleşiyi dikkatle okumalarını salık veririm. Nizamettin Uğur’un “Niye Hız Kazanıyor Dildeki Bozulma?” başlıklı yazısı ise, suratıma bir tokat gibi indi!.. Ama O tokat, canım ilkokul öğretmenimin öğretici özelliğini de içinde barındıran “sevecen bir tokat” oldu benim için ve hiç canımı da acıtmadı. Tam tersi, öğretici yönlerini üstün kılarak, ondan yararlanma yolunu seçtiğim için, onu okşamaya dönüştürdüm, okurken. Yanlışlarımı bana öğretme doğruluğunu gösterdiği için de Nizamettin Uğur hocama ayrıca teşekkür de ettim, o yazısını okuduktan sonra... Özdemir İnce’nin Paul Eluard çevirisi “Bugün Şiir” başlıklı kısacık yazısı ise çok büyük şeyler içeriyor diyebilirim. “Bireysel olan asla bütünselliğe ulaşamaz. İnsanın bireyselliği onun önünde hem bir yol hem de bir engeldir... İnsan, olmamış olan, yalnızca kendisinde olan’ın yani yok olup gidecek olmasına bir türlü inanamaz, kabullenemez... Bireysellikten kalkarak, bireyselliği yok etmeye çalışmak ‘ben’siz bir bütünsel varoluşa varmak özlemi, insan varoluşunun trajik bir çelişkisidir. Bu varoluş özlemini bireyselliğiyle gerçekleştiremeyen insanın önünde bir başka olanak kalmaktadır, aşk. “ diyor ve “Nedir aşk?” diye soruyor Vefa Önal, “Aşka Bir Bakış Atmak” başlıklı yazısında. Yazar, çeşitli tanımlamalarla birlikte “Aşk bir bakıma insanın kendini de yanına alıp kendinden çıkarak, ‘ben’ini dışarıya, bir başka ‘ben’e yok edercesine yayması olanağıdır” diye ilginç bir tanım yapıyor. Kısaca “Ben O’dur, O Ben’dir ve Aşk’tır” şeklinde özetliyor geleneksel aşkı. Bu yazıyı sadece aşkı yaşayanlara değil, aşkı yazanlara da tavsiye ederim. “Hikayeler anlatılırken bitkiler büyümeyi bırakır ve kuşlar yavrularını beslemeyi unuturlar” kapak yazısıyla yayın hayatına başlayan “Lacivert Şiir ve Öykü Dergisi”ne aramıza hoş geldin diyor ve sonsuz soluklu bir yayın hayatı diliyorum. Kendine güvenen ya da güvenmeyen her yazara kapısını açan bir anlayışı, daha yolun başında kabul ettikleri için dergi çalışanlarını ve yöneticilerini ayrıca tebrik ediyorum. Bana gelince; ben hakkında bu kadar övgü dolu şeyler yazdığım Lacivert’e henüz hiçbir yazımı göndermedim ve sanırım uzunca bir süre de göndermeyeceğim. Çünkü dergiyi okuduğumda, yazdıklarımla kendimi onların yanında öğrenci gibi hissettim. Benim için Lacivert, şimdilik çok şey öğreneceğim bir okuldur diye düşünüyorum. Ama söz veriyorum, bir gün o okuldan diploma alırsam, diploma kutlamamı ilk onlarla yapacağım. Size gelince dostlar, siz gönül rahatlığıyla ve kalem akışkanlığıyla oluşturduğunuz eserlerinizi Lacivert’e gönderebilirsiniz. Siz bana bakmayın!.. Ben biraz pısırık yetiştirildim, bu konularda!.. Dergiye Ulaşmak İçin Gerekli Bilgiler ---------------------------------------- Adres: Konur Sok. 21/11 Kızılay/ANKARA Tel: (0 312) 425 18 14 Aydın Şimşek: (0 536) 253 73 30 e-mail: lacivert_2005@yahoo.com lacivert-2005@hotmail.com Lacivert2005@mynet.com
?
İzEdebiyat
Açık Büfe
Forum! Önce bir harita olmalı ve bir ayna. Çok karışık. Kime, ne cevapta bulunacağını, bulurken yazacağın cevabı, duman. Çok karışık çok. On testen geçmen lazım. On testiyi kırmadan, on kere sobelenmen. Kanımca, üfletiyorlar. Kanın oranına düşen alkol miktarını öğrenmek için. Yoksa niye labirentten oluşsun, bir katılım... Bu gece promilmetre var cebimde, çabuk buldum. Yarına selamet.
Başa Dön