Orhan Pamuk Nobel Edebiyat ödülünü aldı, kimse sevinemedi. Sadece sevinmiş gibi görünenler ve sevinmeyenler var. Neden ?
Nobel edebiyat Ödülü Jürisi yaptığı açıklamada;
"Pamuk'un, kenti İstanbul'un melankolik ruhunu araştırma yolunda, kültürlerin çatışmaları ve birbirleriyle içiçe geçmesinde yeni semboller bulduğu,.. dilini kullanmaktaki başarısı ve getirdiği yeniklerin.."
Kendisine ödül verilmesinde dikkate alındığını belirtiyorlar.
Eğer Nobel'e uzanan ölçüler bunlar ise, Oğuz Atay'ın en büyük eseri Tutunamayanlar'a yazık olmuş.
Tutunamayanlar, romancılıkta daha önce rastlanmayan orijinal yeniliklerle, dilin kullanılmasında ustalıklarla, benzeri görülmemiş kelime oyunlarıyla, zaman ve mekana ilişkin yepyeni kavramlarla dolu, melankolinin de zirvesini bulmuş bir romandır.
Yaşadığı toplumun yerleşik değerlerine başkaldırmak, eleştirmek mi? Tutunamayanlar'dan daha iyisini, cesurunu bulamazsınız. Fakat bunu yaparken yaşadığı topluma sırtını dönmemiş, arkasından vurmamış, düşmanlarını sevindirmemiş. Kol kırılmış yen içinde kalmış.
Benim gibi siyasi düşünce yelpazesinde kendisinden hayli uzakta bulananlara bile düşündürerek, severek kendini okutan bir roman. Okuyucuyla buluşma tarihi 1971. Bu benim örneğim. Klasik ve modern Türk Edebiyatından başka örneklerde bulmak mümkün.
Amaç elbette Pamuk'u yabana atmak, yok saymak değil. Onun kadar ve hatta ondan daha iyileri varken neden Orhan Pamuk?
Bir köşe yazarının tespiti;
"Orhan Pamuk Türkiye'nin en çok satan fakat en az okunan yazarıdır. Kitaplarının 20. sayfasından ötesini okuyan çok azdır" Pamuk'un çok satmasına rağmen az okunmasının sebebi nedir?
Bu tespit çağımızın en büyük sektörü olan reklam ve pazarlama gücünün üstü kapalı ifadesidir. Yaşadığımız yüzyıl pazarlama ve reklam sektörünün tüm sektörler içinde zirveye ulaştığı yüzyıldır. İyi bir kampanya ile sıradan olanlar arasından bir ürünü ön plana çıkarmanız ve bu ürünün, tüketicinin bilinçaltına emsallerinden daha kaliteli, daha üstün, daha iyi olduğunu vehmetmeniz mümkündür.
Bunu biz (tüketiciler) yutarız. Peki Nobel Edebiyat Jürisi yutar mı ? Elbette yutmaz.
Orhan Pamuk'un ödül aldığı Cevdet Bey ve Oğulları isimli eserin 1979 yılında Milliyet Roman Ödülünü almış, 1982 yılında ilk baskısını yapmıştır. Nobel Vakfı 24 yıl sonra mı bu romanı keşfedebilmiştir? Elbette hayır.
Pamuk 2005 yılında bir İsveç gazetesine "Bir milyon Ermeni ve otuz bin Kürt öldürüldü" şeklinde talihsiz ve hilafı hakikat bir beyanat vermiştir. Ödülü ne Cevdet Bey ve Oğulları, ne Kar, ne de diğer romanları almıştır. Nobel Edebiyat Ödülü Pamuk'un tek bir cümlesine verilmiştir; "Bir milyon Ermeni ve otuz bin Kürt öldürüldü."
Ne yazık ki bu cümle, edebiyata dair değildir. Pamuk mensup olduğu milletin yakın tarihine ağır bir iftirada bulunmuştur.
Milletlerinde insanlar gibi gururları ve şahsiyetleri vardır. Doğrusu Pamuk ve ödülü mevcut manzara karşısında bu milletin gurur ve şahsiyetini rencide etmiştir.
Bu ödül ile Avrupa, Türk Edebiyatı ve Edebiyatçısı ile Türk Tarihine ağır bir saldırı da bulunmuştur. Edebiyatımız, tarihimizin üzerine bir silah gibi doğrultulmuştur. Kendi silahımız kendi kafamıza dayatılmıştır. Bir milletin tarihi ve edebiyatı birbiriyle karşı karşıya gelebilir mi?
Alev Alatlı' nın "Entellektüel namus gereği bu ödülü reddetmesi gerekir" demesinin altında bunlar yatmaktadır. Efkar-ı umumiye de bu minval üzeredir.
Bakmayın siz ağzına mikrofon uzatılan salon adamlarının nezaket icabı seviniyor görünmelerine, sevinen pek azdır. Sevinenler, böyle olmasını isteyenlerdir.
Gafil! bir ağaca döndü ki güya vatan
Daima bir baltadan dalı ve hali kalmıyor. (Şair Eşref)
A.TEKIN
?
???
July 2026 tarihinde katıldıSon forum iletileri
Birgün sahile gidip kayalıklarda tek başına oturursan,
Hışımla bir dalga gelip kıyıya vurur
Ve geri çekildiğinde çırpınan bir balık bırakır,
o balığı avuçlarına alıp başını gökyüzüne kaldırdığında bir yıldızın kaydığını görürsün,
bir dilek tutarsın içinden,sonra iki damla yaş akar gözlerinden
Ellerinle yaşını silersin......
Biliyormusun.....sen sahile inip oturduğunda ben yalnızlığını hissetim balık olup geldim,
Başını gökyüzüne kaldırdığında,dilek tutup beni dilemen için yıldız olup kaydım,
Dileğin gerçekleşmedi diye üzüldüğünde yaş olup gözünden aktım,
Ve ağlamana kıyamadım ellerin olup yaşını sildim.....
ses yok galiba yoksa var mı ?
gerçekten ne yapacağımızı şaşırdık sırtımızı yasladığımız,
üstünde fantaziler kurduğumuz avrupa birliğinin,
en dostumuz sanıdığımız üyelerinden bir ülke bir yasa çıkardı ki ,
bu ükle tarihinde bizim gibi gerçek bir reform ve rönesans yaşamadığını kanıtlamış olmakla birlikte ,
adımızı barbara çıkardı,
peki sorarım size barbar bir ülkenin evladı nasıl nobel gibi prestijli bir ödüle layık görülür ?
(aslına bakarsanız o kadar da prestijlimi tartışılır salak amerikan başkanına da zamanında verilmişti )
neden verilir : çünkü orhan pamuk vatan hainidir ,
bari nazım hikmete verselerdi ya da yaşar kemale ne bileyim nobel yaşı gelmiş birine ama tövbe unuttum onlar da vatan hainiydi ,
e bu ülkede vatan haini olmayan bir yazar varmı ki?
demekki , avrupa birliğine barbarlar giriyor
ve
nobel de vatan hainlerine veriliyor,
bu kadar basit ,
mi ?
Bir kez daha anladım yokluğunu,
Eve karnım aç geldiğimde,
Soğuk tek nefesli, dört duvardan ibaret,
Sensiz eve.
Artık her kapıyı açtığımda seni uyurken öpemeyeceğim,
Dönüp hoş geldin demeni,
Karnın aç mı oğlum demeni duyamayacağım.
Ablamın senin için açtığı ara pencereden aldım bugünde yemeği,
Oturup sobanın yanında yemeğe çalıştım,
Durdum önce ağlayacak gibi oldum,
Yetimler gibi, öksüzler gibiydim, Öyleydim oysa
Görseydin halimi kahrolurdun Anne.
Hep derdin ki yeter oğlum ben yaşlandım,
Artık al şöyle fidan gibi bir kız o dönsün etrafında,
Yoruldum mürivetini göreyim ölmeden..
Olmadı Anne, ne yazık ki olmadı..
Hep yanlış insanlar çıktı karşıma,
Bir dileğini bile yerine getiremedim, özür dilerim Anne.
14 evlat doğurdun,
38 yaşında dul kaldın, bir kez olsun düşünmedin evlenmeyi,
Zaten vaktin mi vardı ki uğraşmaktan bizle.
Bir arada tutmaktı tek dileğin evlatlarını
Ne zaman bir kavga çıksa evde bayılırdın,
Ağlardın, fenalaşırdın bir şey olacak diye birimize,
Seni az üzmedik, özür dileriz Anne.
Şimdi hatırlıyorum,
Toprağa koyarken bembeyaz,
Melek gibi bedenini,
Genç kızlık saçlarını, kıpkızıl
Bembeyaz ayaklarının bağını açıp,
Yanı başına sermek tarumar saçlarını,
Ne de çok istemiştim o an,
Üstümüze toprağı örtseler diye,
Yemeklerde hep aç kalkardın,
Bir yavan ekmeği ağzına götürüp,
Dalardın düşüncelere.
Kızardım sana,
Ben tokum derdin, ne de güzel yalan söylerdin,
Maksadın aç kalmak değil doyurmaktı evlatlarını, hep bilirdim.
Kim bilir aklından neler geçerdi söylemezdin anne.
Arada bir ablamlar la dertleşiriz,
Sorarız birbirimize,
Ne hissediyorsun yokluğunda diye,
Herkes dertli, herkes kırılgan
Dokunsak ağlayacağız birbirimize.
Bir kez daha anladım,
Sensizlik yoklukmuş Anne,
Yokluklar içinde bıraktın bizi,
Sırf bunun için sana kızgınım Anne,
Geceler uyanırdım bazen, hep namazda görürdüm seni,
Oturmuş uyuya kalmış,
Elinde tespih iki büklüm boynun.
Kıyamazdım sana üzülürdüm anne.
Şimdi durup durup kendimi dinliyorum,
Bazen bir film izlerken,
Bazen olmadık bir anda aklıma düşüyorsun,
İnsanlardan kaçıyorum, gözlerimi görmesinler diye.
Bana kızışların geliyor hep aklıma,
Sabahları beni uyandırmak için ettiğin diller,
Hakkımı helal etmem seni derdin, kalkmazsan,
Acaba gerçek miydi söylediğin,
Hakkını helal etmedin mi?
Etmedin mi Anne,
Devam edecek. Yaşadığım Sürece.
10.12.2005
Saat: yokluğunun akşam vakti
Ertuğrul Bayam
eve binaya sinsice yaklaş
iti köpeğini birden ürütme
sabah olsun hele vaktince ulaş
adamın avluda erden sorutma
dolaş komşunun git viran haneyi
dil dökmeyi bil.. tut.. şirin çeneyi
az bulursan şayet beş on taneyi
insan gibi iste sakın yürütme
çukulata lokum hepside nimet
ceplerine düzgün onaş istif et
yılda bir geçer bu savaş ganimet
sevin kıvan elbet lakin sırıtma
akıl varsa sende eğer yiğidim
sözüme kulak ver dinle öğüdüm
asla atma yere şeker kağıdın
aralık kapı koy defter dürütme
olur belki merak edersen miktar
yanında istersen bulundur kantar
ağır taşımaktan kalırsan kanter
izin iste yıkan terin kurutma
evdedir mutlak olaki uçmasın
inat et sıkıysa kapı açmasın
dolaştığın bina kırkı geçmesin
çıkmasın ortaya adın sürütme
dikkat et görmesin kimse yerini
boşalt ceplerin dök öteberini
elbet var bugünün birde yarını
serin yerde sakla aman eritme
dünyanın düşkünce mağdur garibi
baklava gelince az dur geri bi
saldırma mal bulmuş mağribi gibi
az karerince ye dişin çürütme
doyunca karnınız hak mevla kerim
lütuf buyurunuz er kalkın derim
teraslar balkonlar bir hayli serin
yere şilte minder yorgan seritme
tavsiye istersen gel feriştaha
gider ayak götür varsa iştaha
kardeşim için de.. al bir kaç daha
gözünü açık tut uyku bürütme
yiyişin yutuşun çok utlu olsun
gelişin gidişin vakitli olsun
bayramın mübarek ve kutlu olsun
şeker al nolursun almadan gitme..
....fakir 14 ekim.. noktali harfi kopyalayim diye iflah sökülerek.. hos az erken oldu ama.. bence gec bile kalindi.. asagidakini okuyunca niye gec kaldigimida... anlarsiniz.. bayraminizin kiymetini de.. selam sepet ile..
...........................................
libyaya indim bir ikindi vakti
günes gozlerimi dagladi yakti
canim gor simdiden revani çekti
efendim bayraminiz kutlu olsun
zayifladim dondüm çamin pürüne
korkarim belkide çikmam yarina
selam gonderirim su aç karina
sultanim bayraminiz mutlu olsun
bana hekim tutun biçsin bir fiyat
kaça çikar benden bu zaafiyet
sizse yeyin yutun olsun afiyet
beyzadem bayraminiz kutlu olsun
ruyamda gordum ben alca atliyi
giydirdi bana bez ince katliyi
siz çekinmen yiyin bolca tatliyi
sehzadem bayraminiz mutlu olsun
borekler olsun sininiz tepsinizde
dagilsin baklavalar agzinizda
durmasin lokmalar bogazinizda
beypasam bayraminiz kutlu olsun
http://www.izedebiyat.com/yazi.asp?id=40710
Bundan yaklaşık bir yıl önce bakın neler yazmışım ben konuyla ilgili ve Fransa ' olmayan bir soykırımı inkar etmeyi suç saymaya kalmıştığı şu dönemde verilen bir ödülün adının barış olması ve siyasi olmadığı iddiası gerçek anlamda kanı beyine iter oldu...
Nobel'e Giden Bir Kestirme Yol Var...
Ben meşhur olmanın formülünü buldum , Türk tarihine küfür edeceksin , iftira atacaksın vs. çirkef saldırılar da bulunacaksın kardeşim.Evrensellik maskesi takıp suratına diaspora yardakçılığı yapacaksın.
Ondan sonra gelsin nobeller , altın portakallar , altın ayılar vs..Hem evine AB temsilcisi de gelir ve senin ne büyük (!) bir yazar-aydın (!) olduğunu cümle aleme ispatlar.
Hakkında anayasanın bilmem kaçıncı maddelerinin ,bilmem kaçıncı paragraflarıyla dava da açılır sonra insan hakları (!) mahkemesi ve AB el atar konuya ve o bu devletin mahkemesi sana dokunamaz olur.
Yapılan reklam cepte kâr yani.
Hatta biraz daha ileri gidip Ege Denizi’nin bir Yunan gölü olduğunu…
Kıbrıs’ın tamamının Rumların hakkı olduğunu…
Irak’ın kuzeyi ve Türkiye’nin Güneydoğu’sunun aslında kürdistan sınırları olduğunu...
Doğu Anadolu da Ağrı , Kars , Iğdır’ dan Van ‘ kadar olan bölgenin Ermeni’lere ait olduğunu….
Karadeniz’in büyük bölümünün Pontus Rum sınırları olduğunu…
İstiklal Savaşının Türk’lerin Anadolu’yu yeniden işgal savaşı olduğunu…
Türk’lerin tarih boyunca ermeniyi , kürdü, lazı , çerkezi , yahudiyi , hristiyanı vs. bilumum farklı ırk ve dinde ki insanları topyekün katlettiğini , soylarını kırdığını (!) iddia ettin mi tamam gayrı senden büyük yazar-aydın (!) dünyaya gelmez artık.
Nobel – mobel ne varsa siler süpürürsün.
AB yanaşması medya ve Türk karşıtı lobiciler böyle bir nimeti daha nerde bulacaklar…
“ bir gün gider gül yüzlüler
meydan namerde kalır
kirli bir el namı siler
meydan namerde kalır “
Adam olanlar köşesine çekilince meydan böyle dönme dolap çocuklarına kalıyor işte…
Elbet ses veririz tekrar o meydanlar da…
Yüreğimizi koyarız yine tankların önüne…
Görürüz o zaman kaç paralık ciğeriniz var…
“gün döner ya , elbet zaman gelir
söz bize düşer gayrı meydan da
bir sabah güneşi yaman gelir
yürekler coşar gayrı meydan da “
O zaman görülür işte kim ne yapmış , kim altına yapmış , kim nereye kaçmış , kim nereden neler almış , kim nerelere ne taahhütler de bulunmuş , kim kimden emir almış , kim kime emir vermiş , kim kimi satmış , kim kendini kime satmış , kim aydın ( lık ) , kim karanlık , kim soylu , kim soysuz , kim kanlı , kim kansız…
11/10/2005 - Kartal
Bundan yaklaşık bir yıl önce bakın neler yazmışım ben konuyla ilgili ve Fransa ' olmayan bir soykırımı inkar etmeyi suç saymaya kalmıştığı şu dönemde verilen bir ödülün adının barış olması ve siyasi olmadığı iddiası gerçek anlamda kanı beyine iter oldu...
Nobel'e Giden Bir Kestirme Yol Var...
Ben meşhur olmanın formülünü buldum , Türk tarihine küfür edeceksin , iftira atacaksın vs. çirkef saldırılar da bulunacaksın kardeşim.Evrensellik maskesi takıp suratına diaspora yardakçılığı yapacaksın.
Ondan sonra gelsin nobeller , altın portakallar , altın ayılar vs..Hem evine AB temsilcisi de gelir ve senin ne büyük (!) bir yazar-aydın (!) olduğunu cümle aleme ispatlar.
Hakkında anayasanın bilmem kaçıncı maddelerinin ,bilmem kaçıncı paragraflarıyla dava da açılır sonra insan hakları (!) mahkemesi ve AB el atar konuya ve o bu devletin mahkemesi sana dokunamaz olur.
Yapılan reklam cepte kâr yani.
Hatta biraz daha ileri gidip Ege Denizi’nin bir Yunan gölü olduğunu…
Kıbrıs’ın tamamının Rumların hakkı olduğunu…
Irak’ın kuzeyi ve Türkiye’nin Güneydoğu’sunun aslında kürdistan sınırları olduğunu...
Doğu Anadolu da Ağrı , Kars , Iğdır’ dan Van ‘ kadar olan bölgenin Ermeni’lere ait olduğunu….
Karadeniz’in büyük bölümünün Pontus Rum sınırları olduğunu…
İstiklal Savaşının Türk’lerin Anadolu’yu yeniden işgal savaşı olduğunu…
Türk’lerin tarih boyunca ermeniyi , kürdü, lazı , çerkezi , yahudiyi , hristiyanı vs. bilumum farklı ırk ve dinde ki insanları topyekün katlettiğini , soylarını kırdığını (!) iddia ettin mi tamam gayrı senden büyük yazar-aydın (!) dünyaya gelmez artık.
Nobel – mobel ne varsa siler süpürürsün.
AB yanaşması medya ve Türk karşıtı lobiciler böyle bir nimeti daha nerde bulacaklar…
“ bir gün gider gül yüzlüler
meydan namerde kalır
kirli bir el namı siler
meydan namerde kalır “
Adam olanlar köşesine çekilince meydan böyle dönme dolap çocuklarına kalıyor işte…
Elbet ses veririz tekrar o meydanlar da…
Yüreğimizi koyarız yine tankların önüne…
Görürüz o zaman kaç paralık ciğeriniz var…
“gün döner ya , elbet zaman gelir
söz bize düşer gayrı meydan da
bir sabah güneşi yaman gelir
yürekler coşar gayrı meydan da “
O zaman görülür işte kim ne yapmış , kim altına yapmış , kim nereye kaçmış , kim nereden neler almış , kim nerelere ne taahhütler de bulunmuş , kim kimden emir almış , kim kime emir vermiş , kim kimi satmış , kim kendini kime satmış , kim aydın ( lık ) , kim karanlık , kim soylu , kim soysuz , kim kanlı , kim kansız…
11/10/2005 - Kartal
her şey dışardan göründüğü gibi olmaz
bazen bir kurt kuzu postuna bürünebilir
sürüngenlerin başında solucan gelmez
insan dahi istediği an sürünebilir
insan.. uyanıkkende rüya görebilir
göz kör olsada kazak süveter örebilir
dikkat et.. kiremite.. kafanı yarabilir
yakın yer.. taksi tutmadan git ..yürünebilir
birini taşırsan kırk yıl.. senden iyi olmaz
eşşeği şahlandırsan.. bil.. arap atı olmaz
sırtından bıraktığın an.. bundan kötü olmaz
ne kimseyi.. hoşnut eder.. ne yaranabilir
kişi.. giyerse üstüne doğruluktan yelek
yüzüne bir kere olsun gülmez asla felek
her sözü söylerse adı olur dangalak
ne bir yerde eğleşir nede barınabilir
yaş deyip hor görme bir odunu yanabilir
kirli diye atma kilodunu yunabilir
ummadık şey gelir başına kuş konabilir
bazı şeyler var kalp gözüyle görünebilir
kalp gözün açık olsun sansınlar seni alim
kılıçlar kesmez inan gelseler hayli zalim
düşünme ahret günü.. orda ne olur halim
kimi günah var .. bu dünyada arınabilir
insan insana benzermiş insan maymuna
şu görünen şehirmi kasabamı köymü ne
akşam oldu aldın aklımı düştün köynüme
sensiz kafa bozulup çıldırılabilinir... yaaar..
tiripoli havrovadan selam olsun efendiler.. la edri ene eydan garibun huna...
Romanların romanı... Okumayı ve yazmayı seven herkesin birinci öncelikle okumasını tavsiye ederim. Herkes Don Kişot'u bilir ancak okuyan pek azdır.
Anlayamazsın 1
Çok uzaklarda bir dağ evi olsam
Gölün kenarında sazlıkların arasında
Çok özlesen orayı ,gelmek istesen
ama gelemesen
O dağ evi ben olsam
sen bunu bilmesen..
Anlayamazsın 2
Sonra
Bir kalın roman olsam
Alsan eline
kuytusuz gecelerde açsan okusan
Duygulansan
uykusuz kalsan benim için
ama
O romanın ben olduğumu hiç bilmesen
Anlayamazsın 3
Bir ayna olsam
geçsen karşıma seyretsen beni
Seyretsen kendini
Gözlerimin içine bakar gibi
baksan gözlerine
Ama
hiç farketmesen ben olduğumu
Anlayamazsın 4
Soğuk kış gecelerinde soba olsam
Otursan yanı başıma ısıtsam seni
Sonra camda buğu olsam
İsmini yazsan kalpler çizsen üzerime
Ama sen bunu bilmesen
Anlayamazsın 5
Evinin karşısında bir ağaç olsam
Dallarım kurusa dökülse
En azından bir tanesi balkonuna düşse
Bassan üzerime kırılsam
canımı yaksan
Ama sen bunu hiç bilmesen
Anlayamazsın 6
Binlerce kalp çizsem gökyüzüne
Kocaman kalpler
Büyük bir kasırga gelse dağıtsa hepsini
En azından bir tanesi pencerene düşse
Alsan eline kıpır kıpır çarptığını farketsen
O kalp ben olsam
Sen bunu hiç bilmesen
Anlayamazsın 7
Sonra
Bir takvim olsam
Hergün koparsan beni
yaprak yaprak
Canımı acıtsada
sen bunu hiç bilmesen
Ertuğrul Bayam
aranızda edebiyat/şiir dergisi alanlar vardır elbet.
ama sadece sitelere girip şiir yazan, şiir okuyanlar da var,
benim tavsiyem, sitelere ağırlık vereceğinizde, dergilere ağırlık verin,
sitelerde şiir yayınlatmak kolay, ama dergilerde öyle değil.
bilin ki sizi ne kadar engellerseler o kadar çok bilgi elde edersiniz, bir şeyi kolaylıkla elde ettiğinizde o şeyin ya kıymetini bilmezsiniz ya da gelişmezsiniz,
zor şeyler, zor elde edilen şeyler değer yaratır, kıymetini anlarsınız,
---
Şimdi size bir dergiden söz edeyim:
Şairçıkmazı
Genel yayın yönetmeni Nilgün Polat
Yazışma Adresi
Mis Sok. No: 17/3
Beyoğlu/İSTANBUL
--
E, ileti:
saircikmasi@yahoo.com
saircikmazigenclik@gmail.com
saircikmazioyku@gmail.com
Yeraltı Yayınları
Mis Sok. No: 17 Kat: 3
Beyoğlu/İSTANBUL
Tel: 02122516870
Dergi ‘Şairçıkmazı’ şir ağırlıklı bir dergidir,
içeriğinde gençlik sayfaları vardır,
4 ytl fiyatı.
dergi bir ay ara verdi, yaz ayında....
İki ayda bir yayınlanan dergidir,
eylül ekim sayısı çıktı. Mephisto'da bulabilirsiniz.
[[B]]LACİVERT’İN 11. SAYISI ÇIKTI[[/B]]
Lacivert, bu sayısında, Oya BAYDAR’la yapılan edebiyat söyleşisinin yanında, ilk kez Kültür-Sanat söyleşisine de yer verdi: Fikret OTYAM
Çocuk Edebiyatı’nın dosya konusu olarak işlendiği derginin bu sayısında yer alanlar:
[[B]]SÖYLEŞİ:Oya BAYDAR
Neriman Ağaoğlu/ "Romanlarda Yaşayan Ayak İzleri"
Oya Baydar, "Çantan Neden Ağır Postacı"-Öykü[[/B]]
Gülçin Karaş Duman, "Kanlı Ekin"-Öykü
Özgür Soylu, "Edim"-Öykü
Aysu Erden, "Piri"-Çev.Öykü (Dr. Judich Buckrich)
Hasan Uysal, "Reha Mağden"-Anma
Özgen Seçkin, "Sakladığımsın"-Şiir
Uluer Aydoğdu, "Hani Bilmesem Ölümlü Olduğunu"-Şiir
Tümay Çobanoğlu, "Keder"-Şiir
Müesser Yeniay, "Kahırengi Kapı"-Şiir
Mehmet Ersoy, "Sen Yoksun Bilmecesi"-Şiir
A. Barış Ağır, "Gizli Orman"-Şiir
[[B]]DOSYA:Çocuk Edebiyatı"
Yazılarıyla: Aytül Akal-Bilgin Adalı-Dinçer Sezgin-Eda Keskin-Hülya Soyşekerci-İlke Aykanat Çam-Mavisel Yener-Sevgi Koşaner[[/B]]
Firuz Kutal, "En İyi Yaşayan Bilir"-Çizgi Öykü
Kandemir Konduk, "Cumhuriyete Kadarki Mizahımız"-İnceleme
Egeli Kadın Yazarlar, "Dünya Kadınlarına Çağrı"-Açık Mektup
Abdullah Nihat Yılmaz, "Ebruli Pembe"-Deneme
Orkun Levent Boya, "Güldür Be Kız... Canım Acıyor"-Tanıtı
Hayriye Gümüşbaş, "Özgürlük"-Deneme
Fatma N., "Uçan Süpürge"-Şiir
Nuray Çakı, "Ağlasam","Dört Mevsim"-Şiir
N. Dilek Çopuroğlu Demirdelen, "Ölüm Kapıda"-Şiir
Tülay Akarsoy, "San Ki"-Şiir
[[B]]KÜLTÜR-SANAT SÖYLEŞİ: Fikret OTYAM
Seval Deniz Karahaliloğlu/"Yazı, Resim ve Fotoğrafla Geçen 60 Yıl"[[/B]]
Neşe Ürel, "Görselliği İçinde Bir Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan"-Kültür-Sanat
Kemal Ürgenç, "Don Kişot"- Karikatür
[[B]]DÜNYA EDEBİYATINDAN - "Jorge Luis Borges"
Fulya Bayraktar, "Hala Anlaşılmayı Bekleyen Yazar"
Jorge Luis Borges, "Paracelsus'un Gülü"- Öykü[[/B]]
Nefise Karataş, "Çıplak Bir Hüznün Bin Özrü" - Öykü
Sofya Kurban, "Taşlar Kayarken"- Öykü
Gürcan Banger, "Neşe'nin Hikayesi"-Öykü
Özcan Güler, "Hasta Kırık Boynuzlar"-Bilim Kurgu
[[B]]SAYGI: Abdulhak Hamid TARHAN
Feyziye Alper, "Ölümden Doğan Şair"[[/B]]
[[B]]Abdulhak Hamid Tarhan, "Makber'den"-Şiir[[/B]]
Ahmet Uludağ, "Orda Kalmayan Köye"-Şiir
Mustafa Ergin Kılıç, "S Ezgi"- Şiir
Ayşegül Tercan, "Ressamın Unuttuğu"-Şiir
Emre Fidel, "Şehrin Gölgesi"-Şiir
Erkan Ezbiderli, "Ahtapot"-Şiir
Behiye Aktürk, "......"-Şiir
Oben Fışkır, "Gölge"-Şiir
[[B]]KARANFİL ELDEN ELE[[/B]]
Deniz Erdoğan,"Ateş Çemberi"-Öykü
Papatya Ceren Bal, "Güldürmeyin Beni"-Şiir
Kapak Resim:Firuz Kutal
Kapak Şiir: Arkadaş Z. Özger
yol üstünde kara çalı
baht gülüp gülümser değil
dile gelip sormaz hali
yar değil yaram sar değil
menzili yolu yokuştur
yorgun yaralı düşmüştür
kanadı kırılı kuştur
tüccar değil simsar değil
sevda var serde üstelik
dayanmak onca ustalık
bir kıldan ince hastalık
verem değil kanser değil
içte yanarsa kor ataş
basamıbilir bağra taş
süzülür başaşağı yaş
şarap değil kevser değil
savıp atınca kibri
bekler başucunda cibri
gösterir olanca sabrı
eyüp değil ensar değil
hareketle olur yağmur yağışı
rüzgarın.. bulutu itişle başlar
bazı şeyler misal.. ateş doğuşu
odun yanıp duman.. tütüşle başlar
hünerli sanatkar elleri işler
kızdırır .. örse kor.. demiri işler
gelir kimi kuşlar.. çamuru işler
gagasına alıp.. tutuşla başlar
savaşa hayır der aydın(!) kısımı
işitmen mehmetim duyman sesini
bayram günlerinde kurban kesimi
koyunların boynu.. yatışla başlar
mevla göstermesin başın eğişi
müstesna beş vakit alnın değişi
her sabah.. erkenden.. güneş doğuşu
akşamın kaybolup.. batışla başlar
sakın inanma.. dur.. diyen kitaba
bakın.. baş üstünde..dönen mehtaba
adına şehadet .. denen mertebe
toprağa al kanın.. katışla başlar
petrol pazarında bayrak yarışlar
uzanır lokmaya.. alçak karışlar
dünya üzerinde gerçek barışlar
saldırana.. kurşun.. atışla başla