Erdemlilik, El 'in koyduğu siyah içinde beyazlıktır. Bu temel köleci ahlaki yasa da El ‘in kendisinin bozduğu ilahi dönem değin adalet yerine konmuş manaydı.
Köleci sistem kendi toplumsal tedirginlikleri eşliğinde çatışmacı çelişkileri içinde güya hep adaleti sağlayıcı değişim dönüşüm çatışmalarını geçirecekti!
Kısacası köleci sistemde köleci sistemin paylaştırması olan adaletsiz yansımaların kimi adalet yapılmıştı. İbrahim anlatımı bu çelişkileri yaşayacaktı.
Mülkiyetçi sistem emek eksenli adaleti Sağladı mı? Hayır. Sağlayabilir mi? hayır. Neden? Çünkü, köleci sistemin kendi varlığı mülk sahibi iradesidir. Mülkiyetçilik mülk ve üretim araçları üzerinde kişisi sahipler olmak gibi adaletsizlikler üstüne kurulmuştu.
Özel mülkiyet çinin sahibi olduğu mülk de, üretim gücü de, üretim ilişkisi de kolektif alanla ve kolektif zeka ile kolektif emeğin ortaya koyduğu gelişme, geliştirmeleridir. Kendisinden önceki toplum tarafından hazır edilmiş devir alınmalarıdır. Hiçbir sahiplik kişisel emeğin ve kişisel zekanı ürünü olamazlar.
Köleci mülkiyet ilişkisi kendini sürdürecek bir mülk sahibi adaletsizliğiyle adaleti sağlar mıydı? Vaat ettiği gibi herkesi varsıl yapar mıydı? Kısacası “sen ağa ben ağa inekleri kim sağa” demez miydi?
Mülk sahipleri adaleti sağlayıp da kendi boynuna ilmiği geçirir mi? Köleci sistemin postulatları kökten yalan yanlış ve hilekarlıktı.
İşte Uruk şehrinin yöneticisi "Urugakinanın" da sağlayacağı adalet içinde bahis edilecek konu kolektif emek değil de; "öküz, eşek, topraktan" bahsedecekti.
Ur 'un yöneticisi Urnammu da adalet namına "bir şekellik insan, bir manalık insana teslim edilmedi. 250 gram gümüşü olan adam, 500 gram gümüşü olan insan hegemonyasına bırakılmadı" diyecekti.
Şekel Mezopotamya da kullanılmış ölçü birimidir. Bir şekel 12,4 gram ağırlığındadır. Mana veya mina yaklaşık günümüzdeki yarım kiloya karşılıktır.
Gerçekten de gümüş ve manası olmayan fakir, yoksul ve sefillerin hegemonyası efendilere bırakılmamış mıydı? Bırakılmasa bile o sistem özel mülkiyetçi sistem olur muydu?
Urnammu, mal sahibini mal sahibi hegemonyasına bırakmıyordu! Oysa Urnammu ve tüm dinler mülkü olmayan geniş yığınlara da "yeryüzüne dağılıp rızkınızı arayın" demiyor muydu? Yeryüzü özel mülk sahibi El ‘in mülkü değil miydi?
Dinlerin veya Urnammunun "yeryüzü dediği mana yer neresiydi? Rızık aranacak yeryüzü, mülk sahibi egemenlerin arazisi değiller miydi? Kim kime teslim edilmiyordu?
Rızık arayacak olanlar mülk sahibi efendinin egemenliğine bırakılmıyor muydu? Urnammu veya Halife mal sahibine "Fırat ta kaybolan kuzunun hesabını" vermiyor muydu?
Ama sefalet içindeki insanların neden malsız mülksüz olduklarının hesabını veren en ufak bir söylem var mıydı?
Dinler bile "elinin altında bulunduranla (mal sahibi efendiyle) Elinin altında bulunan (el altında bulunan köle) bir olur mu? diyordu.
Zengine, mülkün hukukunu sayıyordu. Mülksüze çalmayacaksın diyordu. Zengine fitre sadaka, zekat ver diyordu. Fakire haset etme senin de olur! Fitne çıkarma El fitneci bozguncuları sevmez! diyordu.
"Fakirler cennete 1000 yıl önce gidecek" diyordular. Göz tokluğu bağlamında da "Zenginlik efendilerin vücuduna kızarmış metal olarak yapışacak" diyorlardı.
Eser miktarda Enuma Eliş gibi, Gılgamış destanı gibi geçmişin kolektif hafızasına değin bilinen eski aktarımlar da çivi tabletlerine girse de tablete giren eski aktarımlar köleci zihinli mana kalıplarına göre anlaşılmaz bir mit efsanelerine dönüşebilecektir.
İşte Avram anlatısı eski yeni anlamları bir arada harmanlanmıştı. Ama daha çok mülk sahibinin kaderleri belirlemesini işleyecekti. Eski manaları yıksa da eski manaları kutsal olduğu için; eski manaların dokunulmaz tabu olmasından ötürü anacaktır. Ya da eski manaları eleştirirken anacaktır. Avram anlatısı tüm bunları içerecekti.
Hamurabi kanunlarında ön söz gibi bir sunu metini vardır. Bu metin adeta ve tamamen Hamurabi’nin (köleci) ehliyetini meşrulaşan bir takdimdir.
Hamurabi memlekette adaleti sağlamak için şikayet ve kötüyü yok etmek için ve kuvvetlinin zayıfı ezmemesi için kendisini meşru edecek kendi öncesinin ANUM VE ENLİL isimlerini zikretmek sureti ile Anum ve Enlil adımı andılar der.
Bu sunu metninin son cümlesi şudur. "... Kral İştar'ın sevgilisiyim ben. "Marduk... beni görevlendirdiği zaman ülkenin diline doğruluk ve adalet koydum. Halkın bedenini hoş ettim" der ve Gökten aldığını söylediği 282 maddelik Hamurabi yasalarını sayar.
Anu-Anum (AN); İlk zamanlar ilah grubu yukarı yer veya gök yer halkı ismi iken köleci ifadelerle şimdi bulutlu göğün, uzayın Efendisi olacaktılar. Anunnakiler An 'ın çoğuludur.
Ki kavramı ilk zamanlar aşağı yer toprağın halkı olan grupların yer yön isim tanımı iken köleci sistemle birlikte şimdiki bulutlu göğün ötesi olan uzayın efendisi olacaktı.
Enlil köleci dönem ifadesiyle Hem yerin hem göğün efendisiydi. Marduk, Ea'nın yani Enlilin büyük oğludur. Mardukun diğer adı Amar Utudur. Güneşin, ışığın gücü demekti.
Marduk An ve Enlil tarafından anılmakla Enlil ligi yani yönetme gücünü kendisine alıyordu. Aynı şekilde An ve Enlil Hamurabinin de adını anmakla da, Hamurabi de meşru olmanın egemenliğini eline alıyordu. Marduk, Hamurabiye El veriyordu. Meşruiyet veriyordu. Saltanat veriyordu. Mülk sahipliği veriyordu.
Şimdi tekrar Avram'ı Tevrat'taki kutsal metin kaynaklarına dayanarak ve erken dönem müktesebatlarıyla bağıntılı olmaktan, yine ele alalım.
İ.Ö. 3000 yıllarından İsa'ya kadar tarihlenebilen Çivi yazıları; Anna İttuşu yasaları, Urnammu Yasaları, Lipit İştar yasaları, Eşnunna Yasaları, Asur Yasaları, Gılgamış destanı, Hamurabi Yasaları, Enuma Eliş Destanı vs. türü yazılar okundukça İbrahim olayları ve Tevrat yazıları az biraz anlaşılır oldu.
İlaveten Kumran yazıları, Mısır Hiyeroglifler ve Ugarit metinlerinin okunması sayesinde Tevrat yazıları kısmen anlaşılabilir olmuştur.
Konuyu bazen geldiği noktadan başa götürmek, baştan da sona getirmek anlatımda bir yol ve yöntemdir. Şimdi yine Avram anlatısındaki esbabı mucizeye dönelim. Bir konu hakkında ne kadar bağıntı söylerseniz o bilgi doğru bilgi olma yolunda sağlam adımlara dönüşür.





