Göz sağlığının korunması ve çeşitli göz hastalıklarının tedavisinde beslenmenin, takviye edici gıdaların ve bitkisel ilaçların rolü uzun yıllardır araştırma konusu olmaktadır. A vitamini eksikliğine bağlı korneal dejenerasyon ve görme kaybı, beslenmenin göz sağlığı üzerindeki etkilerine dair bilinen en eski örneklerden biridir. Günümüzde ise antioksidan vitaminler, mineraller, flavonoitler ve çeşitli bitkisel preparatların göz hastalıklarının önlenmesi ve tedavisinde potansiyel faydaları olabileceğine dair giderek artan bir bilimsel ilgi bulunmaktadır.
Mevcut Bilimsel Kanıtların Durumu
Konuya giriş yapmadan önce, bu alandaki bilimsel kanıtların niteliği hakkında bazı önemli noktaların altını çizmek gerekmektedir. Glokom ve katarakt gibi önemli göz hastalıklarında bitkisel ilaçların ve takviye edici gıdaların kesin etkinliğini gösteren altın standart niteliğinde çalışmalar henüz mevcut değildir. Yapılan araştırmalardan elde edilen sonuçlar büyük ölçüde değişkenlik göstermektedir.
Bu durumun başlıca nedenleri şunlardır:
- Çalışma populasyonları arasındaki farklılıklar
- Yaşam boyu takviye kullanımının sürdürülememesi
- Beslenme alışkanlıklarının değerlendirilmesinde kişilerin kendi beyanlarına dayanılması
- Besinlerin ve besin takviyelerinin bireyler arasında emilim farklılıkları göstermesi
- Kullanılan doz ve sürenin çalışmalar arasında büyük değişkenlik göstermesi
- Çalışmaların çoğunun epidemiyolojik, kesitsel veya sınırlı sayıda olguyu içeren gözlemsel nitelikte olması
- Bitkisel moleküllerin oküler dokulardaki biyoyararlanımı konusundaki bilgilerin sınırlılığı
Bu sınırlamalara rağmen, bazı göz hastalıklarında belirli takviye edici gıdaların ve bitkisel preparatların potansiyel faydalarını gösteren umut verici sonuçlar bulunmaktadır.
Yaşlılığa Bağlı Katarakt
Hastalığın Genel Özellikleri
Katarakt, geriatrik populasyonda görme kaybının en önemli nedenlerinden biridir. Lenste gelişen opasite nedeniyle oluşan ağrısız görme kaybı ile karakterizedir. Modern cerrahi yöntemlerle başarılı şekilde tedavi edilebilmesine rağmen, kataraktın önlenmesi veya geciktirilmesi hem hastalar için hem de sağlık sistemi maliyetleri açısından büyük önem taşımaktadır.
Patofizyoloji
Katarakt oluşumunda birden fazla mekanizma rol oynamaktadır:
Oksidatif Stres: Normalde redükte formda bulunan lens proteinleri, oksidatif hasar sonucu çözünmeyen, okside forma dönüşür. Lens proteinlerinin redükte formda kalmasını sağlayan glutatyon sisteminin kataraktlı lenslerde bozulduğu gösterilmiştir.
İleri Glikasyon Son Ürünleri: Özellikle diyabetik hastalarda, proteinlerin glikasyonu katarakt gelişimini hızlandırır.
Elektrolit İmbalansı: Lensteki elektrolit dengesindeki bozukluklar osmotik değişikliklere ve lens şeffaflığının bozulmasına neden olur.
Antioksidan Vitaminler ve Katarakt
Vitamin A ve Beta-Karoten:
Avustralya Blue Mountains Göz Çalışması'nda A vitamininin katarakt gelişimini engellediği bulunmuştur. 45-67 yaş arası 50.823 hemşirenin dahil edildiği bir çalışmada, A vitamininden zengin beslenen kişilerde katarakt riskinin %39 oranında azaldığı gösterilmiştir. Ancak 12 yıllık beta-karoten takviyesinin katarakt cerrahisi oranlarını düşürmediğini gösteren çalışmalar da mevcuttur.
Vitamin E:
Hayvan çalışmaları E vitamininin katarakt oluşumunu engelleyebileceğini göstermektedir. İnsan çalışmalarında düşük E vitamini alan bireylerde daha sık katarakt geliştiği, serum E vitamini seviyesi yüksek olgularda ise katarakt gelişiminin %50 oranında azaldığı bildirilmiştir. Bununla birlikte, E vitamininin etkisiz olduğunu gösteren çalışmalar da vardır.
Vitamin C (Askorbik Asit):
Hayvan çalışmalarında askorbik asidin koruyucu etkisi gösterilmiştir. On yıl boyunca C vitamini takviyesi alanlarda katarakt gelişiminin %77 oranında azaldığı rapor edilmiştir. Ancak Wisconsin Beaver Dam Göz Çalışması'nda C vitamini takviyesinin katarakt gelişimine etkisinin olmadığı bulunmuştur.
Riboflavin (Vitamin B2):
Glutatyon redüktazın koenzimi olan FAD'nin prekörsürü olan riboflavin düzeyi katarakt hastalarında düşük bulunmuştur. Bazı çalışmalarda riboflavin takviyesinin katarakt gelişimini engelleyebileceği gösterilmiştir.
Karotenoidler: Lutein ve Zeaksantin
77.466 sağlıklı hemşire üzerinde yapılan çalışmada, lutein ve zeaksantin açısından zengin beslenenlerde katarakt ameliyatı geçirme oranının %22 azaldığı tespit edilmiştir. Beaver Dam Çalışması'nda serum lutein ve kriptoksantin seviyeleri ile katarakt gelişimi arasında ters bir ilişki saptanmıştır.
Mineraller
Selenyum:
Selenyum glutatyon peroksidaz aktivitesi için gerekli olup, katarakt hastalarında serum ve humor aköz selenyum düzeylerinin düşük bulunması, selenyum takviyesinin faydalı olabileceğini düşündürmektedir. Ancak kesin sonuçlar için daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır.
Bitkisel Preparatlar
Mavi Yemiş (Vaccinium myrtillus L.):
Kuvvetli antioksidan özelliğe sahip antosiyaninler içeren mavi yemiş, oküler dokulara yüksek afinite göstermektedir. %25 antosiyanin içeren mavi yemiş ekstresi verilen olgularda kataraktın ilerlemesinin yavaşladığı gözlenmiştir.
Flavonoitler ve Diyabetik Katarakt:
Diyabetik hastalarda katarakt oluşumu farklı mekanizmalarla gerçekleşir. Yüksek glukoz aldoz redüktaz enzimi ile sorbitole dönüşür ve lens içinde biriken sorbitol osmotik basınç oluşturarak katarakt gelişimine neden olur. Kersetin, soya isoflavonları ve flavangenol gibi flavonoitlerin aldoz redüktaz inhibisyonu yaparak diyabetik katarakt gelişimini engelleyebildiği deneysel çalışmalarda gösterilmiştir.
Glokom
Hastalığın Genel Özellikleri
Glokom, dünyada körlüğün en sık ikinci nedenidir. Görme siniri hasarına bağlı görme alanı kaybı ile karakterizedir. Hasarın oluşmasında göz içi basıncı (GİB) yükselmesi, oküler kan akımı bozuklukları ve hızlanmış nörodejenerasyon gibi faktörler rol oynar. Konvansiyonel tedavi GİB'in düşürülmesine dayanır, ancak nöroprotektif tedavi yaklaşımları da araştırılmaktadır.
Ginkgo Biloba (GB)
EGb 761:
Toksik ginkgolik asitlerinden arındırılmış, standardize Ginkgo biloba ekstresi olan EGb 761 en çok çalışılan bitkisel preparattır. Antioksidan ve nöroprotektif özelliklere sahip olup, oküler kan akımında olumlu etkiler gösterir. Pek çok çalışmada GB'nın özellikle göz içi basıncının düşük seyrettiği (normotansif) glokom olgularında faydalı olabileceği bildirilmektedir. Deneysel hayvan çalışmalarında GB ekstresinin retinal gangliyon hücreleri üzerinde koruyucu aktivite gösterdiği bulunmuştur. Bazı çalışmalarda glokom hastalarında görme alanında düzelmeler rapor edilmiştir. Bununla birlikte, bu olumlu sonuçların aksini bildiren çalışmaların da mevcut olması nedeniyle, GB'nın glokom tedavisindeki yerinin netleştirilmesi için ileri düzey çalışmalara ihtiyaç vardır.
Mavi Yemiş (Vaccinium myrtillus L.)
Antosiyaninler içeren mavi yemiş bitkisinin glokom hastalarında faydalı olabileceğine dair sınırlı çalışmalar mevcuttur, ancak bu sonuçların daha geniş kapsamlı çalışmalarla doğrulanması gerekmektedir.
Salvia miltiorrhiza
Geleneksel Çin Tıbbı'nda kullanılan bu bitkinin retinal mikrosirkülasyonu düzenlemesi ve GİB düşüşü sağlaması nedeniyle glokom tedavisine yardımcı olabileceği düşünülmektedir.
Marihuana (Cannabis sativa L.)
Marihuananın göz içi sıvının dışa akımını artırarak göz içi basıncını düşürdüğü gösterilmiştir. Ancak topikal formülasyonunun olmaması, sadece sistemik kullanılabilmesi, istenmeyen yan etkileri ve kısa süreli etki göstermesi nedeniyle günümüzde glokom tedavisinde yeri yoktur. Güvenilir ve etkili antiglokomatöz ilaçların varlığında marihuana kullanımı önerilmemektedir.
Yaşa Bağlı Makula Dejenerasyonu (YBMD)
Hastalığın Genel Özellikleri
YBMD, merkezi görmeyi sağlayan makula bölgesinin dejenerasyonudur ve 60 yaş üzeri populasyonda geri dönüşümsüz körlüğün başlıca nedenidir. Dünyada 170 milyondan fazla YBMD hastası bulunmakta ve yaşam süresinin uzamasıyla bu sayı artmaktadır. Etyopatogenezinde enflamasyon ve oksidatif hasar rol oynamaktadır. YBMD "kuru" (atrofik) ve "yaş" (neovasküler) olmak üzere iki tiptir. Olguların %90'ı kuru tip olup, bu hastalarda makuladaki hücrelerde ilerleyici atrofi söz konusudur. %10'unu oluşturan yaş tipte ise anormal neovaskülarizasyon ve bundan kaynaklanan sızıntılar görülür.
AREDS Çalışmaları
AREDS (Age-Related Eye Disease Study):
Bu konuda yapılan en kapsamlı ve güvenilir çalışmadır. 80 mg çinko, 500 IU C vitamini, 400 IU E vitamini ve 15 mg beta-karoten verilen olgu grubunda orta düzeydeki YBMD'nin %25 oranında yavaşladığı bulunmuştur.
AREDS2:
Beta-karotenin sigara içenlerde kanser riskini artırması nedeniyle yerine lutein ve zeaksantin konulmuştur. Bu yeni formulasyonla ileri YBMD gelişmesinde AREDS çalışmasına göre %18'lik ek bir azalma sağlanmıştır. Bazı çalışmalarda E vitamini, beta-karoten ve alfa-tokoferol takviyelerinin fayda sağlamadığı bildirilse de, AREDS çalışmaları antioksidanların ve çinkonun YBMD progresyonunu yavaşlattığına dair en güçlü delilleri sağlamaktadır.
Çinko
Çinko retinada çok yüksek konsantrasyonda bulunur ve retinal enzim aktivitelerinde önemli rol oynar. Beaver Dam Göz Çalışması'nda diyet ile çinko, A ve E vitamini alımı ile YBMD'nin başlangıç bulgularının varlığı arasında ters bir ilişki saptanmıştır.
Karotenoidler: Lutein ve Zeaksantin
Makulaya sarı rengini veren, mavi ışığı absorbe ederek oksidatif hasarı azaltan bu moleküllerin oral yolla verilmesinin faydalı olduğuna dair çalışmalar vardır. Yüksek oranda lutein içeren beslenmenin makula bölgesindeki pigment yoğunluğunda artış sağladığı gösterilmiştir.
Ginkgo Biloba
Standardize Ginkgo biloba ekstresi olan EGb 761, serbest radikalleri etkisizleştirme, trombosit agregasyonunu azaltma ve antioksidan etkileriyle kan akımının düzenlenmesine yardımcı olur. İçerdiği flavonoitler hücre zarındaki lipit peroksidasyonunu önleyerek hücre membran hasarını azaltır. In vitro ve in vivo deneysel çalışmalar, EGb 761'in fonksiyonel retina bozukluklarını inhibe edebileceğini veya azaltabileceğini ve retina dokusunu oksidatif stresten koruyabileceğini göstermiştir. YBMD'nin oluşmasında ve ilerlemesinde rol oynayan vasküler faktörlere ve oksidatif hasara yönelik GB'nın potansiyel etkinliği ilgi uyandırmaktadır. Ancak GB ekstrelerinin YBMD'de etkisinin olmadığını gösteren çalışmalar da bulunmaktadır. Dolayısıyla etkinliği henüz net olarak ortaya konulamamıştır. Ayrıca GB'nın güçlü antiagregan özelliği nedeniyle kanama riskini artırdığı unutulmamalı, özellikle antiagregan veya antikoagülan kullanan hastalarda dikkatle kullanılmalıdır.
Diğer Bitkisel Preparatlar
Mavi Yemiş (Vaccinium myrtillus L.): Fundagiller familyasından olan mavi yemiş, antosiyanin içeriği ile damar duvar geçirgenliğini düzenleyerek yaşa bağlı göz hastalıklarında koruyucu olabileceği yönünde çalışmalar vardır.
Ayı Üzümü (Vaccinium oxycoccos L.), Siyah Frenk Üzümü (Ribes nigrum L.), Üzüm (Vitis vinifera L.): Bu bitkiler de benzer şekilde damar duvar geçirgenliğini düzenleyerek YBMD'de koruyucu etki gösterebilir.
Safran (Crocus sativus L.): Safranın da yaşa bağlı göz hastalıklarında koruyucu olduğuna dair çalışmalar mevcuttur.
Diyabetik Retinopati (DRP)
Hastalığın Genel Özellikleri
Diabetes mellitus'un önemli komplikasyonlarından biri olan DRP'de, retinal damar duvarlarındaki hasara bağlı sızıntı (ödem ve kanama) ve mikrosirkülasyon bozukluğuna bağlı iskemi meydana gelir. İskemik hücrelerden salınan VEGF gibi faktörler neovaskülarizasyonu tetikler. Yapısı anormal olan bu yeni damarlardan sızıntılar ve kanamalar olur, bu da ciddi görme kayıplarına yol açar. Bu süreçte enflamasyon ve oksidatif stres önemli rol oynar. Konvansiyonel tedavi kan şekeri regülasyonu, anti-VEGF enjeksiyonları ve lazer fotokoagülasyondur. Bitkisel ilaçların ve takviye edici gıdaların DRP için kullanımının fayda sağladığına dair prospektif klinik çalışma bulunmamaktadır.
Vitaminler
Bazı çalışmalarda beta-karoten, C ve E vitaminleri, alfa-tokoferol ve askorbik asidin DRP tedavisinde faydalı olabileceğine dair sonuçlar elde edilmiştir.
Mavi Yemiş (Vaccinium myrtillus L.)
Antosiyanin içeriği ile potent bir bağ dokusu stabilizörü olan mavi yemiş, DRP'de damar duvar yapısındaki bozulma ve frajilitedeki artışın önlenmesinde etkili olabileceği düşünülmektedir. Antosiyanin ekstrelerinin DRP'de faydalı olabileceğini gösteren klinik çalışmalar vardır. Sınırlı sayıda çalışmada diyabetik hastalarda mavi yemişin retinal kanamaları ve damar sızıntısını azalttığı gösterilmiştir.
Piknogenol
Bir proantosiyanidin polimeri olan piknogenolün DRP'ye ait değişiklikleri yavaşlattığı gösterilmiştir.
Ginkgo Biloba
GB antioksidan aktivitesi sayesinde deneysel hayvan modellerinde DRP gelişimine karşı olumlu etkiler göstermiştir. İnsan çalışmalarından DRP önlenmesi ve tedavisinde umut verici sonuçlar elde edilmiştir. Bu sonuçlar dikkate alındığında Ginkgo biloba'nın DRP için potansiyel bir tedavi ajanı olduğu söylenebilir.
Blefarit
Hastalığın Genel Özellikleri
Göz kapaklarının kronik enflamatuar hastalığı olan blefarit, kapak kenarlarında kızarıklık, yanma, kuruluk, kaşıntı ve irritasyona neden olur. Stafilokokal enfeksiyonlar, Demodex infestasyonları, sebore veya akne rozasea gibi durumlarda görülebilir. Konvansiyonel tedavi kapak hijyeni, ılık kompres ve gerektiğinde topikal antibiyotik veya steroid uygulamalarıdır. Kronik ve tekrarlayıcı olması nedeniyle tedavi zordur.
Takviye Edici Gıdalar
Blefarit tedavisinde topikal A vitamini, oral N-asetilsistein ve esansiyel yağ asidi (linoleik asit ve gamma-linolenik asit) takviyelerinin faydalı olabileceğine dair sınırlı sayıda çalışma vardır.
Çay Ağacı Yağı (Tea Tree Oil)
Demodex folliculorum ve Demodex brevis enfestasyonuna bağlı gelişen blefarit olgularında çay ağacı (Melaleuca alternifolia) yağı ile yapılan kirpik dibi temizliğinin blefaritin tedavisinde etkili olduğu gösterilmiştir.
Kuru Göz
Hastalığın Genel Özellikleri
Kuru göz sendromu, bazal gözyaşı üretiminin azalması veya gözyaşı içeriğindeki değişimlere bağlı aşırı gözyaşı buharlaşması sonucu gelişen yaygın bir klinik tablodur. İrritasyon, batma, yabancı cisim hissi, kaşıntı, kızarıklık ve yanma gibi şikayetlere neden olur. Sıklıkla idiyopatik olarak ortaya çıkar, bazen Sjögren's Sendromu veya Romatoid artrit gibi otoimmün hastalıkların parçası olarak görülebilir. Konvansiyonel tedavi suni gözyaşı damlaları ile göz yüzeyini nemlendirerek semptomların giderilmesidir. Ayrıca enflamatuar faktörler rol oynadığı için antienflamatuvar tedavi de uygulanır.
Vitamin A
Ciddi A vitamini eksikliğinde gözyaşı salgısına katkıda bulunan Goblet hücrelerindeki kayıplara bağlı gözyaşı eksikliği gelişir ve bu durumda A vitamini takviyesi faydalıdır. A vitamini eksikliği olmasa bile topikal A vitamini uygulamalarının faydalı olabileceği yönünde bilgiler vardır.
Esansiyel Yağ Asitleri
Etiyolojisinde kronik enflamasyonun rol oynadığı bilinen kuru göz hastalarında, antienflamatuvar prostaglandinlerin prekörsürleri olan linoleik asit ve türevlerini içeren oral takviyelerin kuru göze ait bulgu ve semptomlarda düzelmeler sağladığı bildirilmektedir. Bu preparatların C, B6 ve E vitaminleri ile birlikte verilmesi esansiyel yağ asitlerinin etkinliğini artırmaktadır.
Sonuç ve Öneriler
Göz sağlığının korunması ve çeşitli göz hastalıklarının tedavisinde bitkisel ilaçlar, takviye edici gıdalar ve nutrasötiklerin potansiyel faydaları bulunmaktadır. Ancak bu alandaki bilimsel kanıtların niteliği ve gücü hastalıklar arasında farklılık göstermektedir.
En Güçlü Kanıtlar:
- YBMD'de antioksidanlar (C ve E vitamini) ve çinko ile lutein ve zeaksantin kombinasyonunun hastalık progresyonunu yavaşlattığı AREDS ve AREDS2 çalışmalarıyla kanıtlanmıştır.
- Demodex blefaritinde çay ağacı yağının etkili olduğu gösterilmiştir.
Umut Verici Ancak Daha Fazla Araştırma Gerektiren Alanlar:
- Ginkgo biloba'nın glokom ve DRP'de potansiyel faydaları
- Lutein ve zeaksantinin katarakt önlenmesindeki rolü
- Mavi yemişin (Vaccinium myrtillus L.) katarakt, glokom ve DRP'deki etkileri
- Esansiyel yağ asitlerinin kuru göz tedavisindeki yeri
Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar:
- Bitkisel ilaçlar ve takviye edici gıdalar konvansiyonel tedavilerin yerini almamalı, ancak destekleyici olarak kullanılabilir.
- Özellikle Ginkgo biloba gibi antiagregan etkisi olan bitkisel preparatlar, antikoagülan veya antiagregan ilaç kullanan hastalarda dikkatle kullanılmalıdır.
- Takviye kullanımına başlamadan önce mutlaka göz hekimi ile görüşülmelidir.
- Mevcut çalışmaların çoğu sınırlı sayıda olguyu içermekte veya epidemiyolojik nitelikte olup, daha geniş kapsamlı, randomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç vardır.
- Kullanılacak preparatların standardize edilmiş, kalite kontrollü ürünler olmasına özen gösterilmelidir.
- Doz, kullanım süresi ve kombinasyonlar konusunda henüz kesin öneriler yoktur; bu nedenle bireyselleştirilmiş yaklaşım önemlidir.
Sonuç olarak, beslenmenin ve takviye edici gıdaların göz sağlığı üzerinde olumlu etkileri olduğuna dair giderek artan kanıtlar bulunmaktadır. Ancak bu alandaki araştırmalar henüz gelişme aşamasındadır ve kesin öneriler yapılabilmesi için daha kapsamlı, uzun süreli ve iyi tasarlanmış klinik çalışmalara ihtiyaç vardır. Günümüzde en akılcı yaklaşım, kanıtlanmış konvansiyonel tedavilerin uygulanması ve bunlara destekleyici olarak, bilimsel dayanağı olan takviye edici gıdaların hekim kontrolünde eklenmesidir.