"Yazmak, aslında ölmek için bir bahanedir. Ama iyi bir bahane." - Franz Kafka"

Dermatoloji̇de Fi̇toterapöti̇k Uygulamalar

Dermatolojik hastalıklarda bitkisel tedaviler, insanlık tarihinden günümüze uzanarak modern tıbbın yanında önemli bir alternatif haline gelmiştir. Yan etkilerden kaçınma isteği ve doğal ürünlere artan ilgi, fitoterapötik uygulamaları dermatolojide popüler kılmıştır. Bu yöntemler hem tamamlayıcı hem de alternatif tedavi olarak kullanılabilirken, bilimsel çalışmaların azlığı ve standardizasyon eksikliği alandaki temel sorunları oluşturmaktadır.

yazı resim

Dermatolojik hastalıkların tedavisinde bitkisel kökenli ajanların kullanımı, insanlık tarihi kadar eski olmakla birlikte, son yıllarda bilimsel temellere dayandırılarak yeniden gündeme gelmiştir. Modern tıbbın sunduğu konvansiyonel tedavi yöntemlerinin yanı etkilerinden kaçınma arzusu, doğal ürünlere olan ilginin artması ve bazı kronik dermatolojik hastalıklarda geleneksel tedavilerin yetersiz kalması, fitoterapötik uygulamaları dermatoloji pratiğinde önemli bir alternatif haline getirmiştir. Fitoterapötik uygulamalar, hem konvansiyonel tedavilere adjuvan tedavi ajanları olarak hem de geleneksel yöntemlerin kullanılamadığı veya yanıtsız olgularda alternatif tedavi seçeneği olarak öne çıkmaktadır. Ancak ümit vadeden çok sayıda fitoterapötik ajan ile ilgili randomize kontrollü çalışmaların azlığı, standardize edilmiş formülasyonların eksikliği ve kullanım protokollerinin netleşmemiş olması bu alandaki en önemli kısıtlamalardır. Bu nedenle, klinik etkileri kanıta dayalı yöntemlerle ispatlanmış, standardize ekstreler ve formülasyonların kullanılması büyük önem taşımaktadır.

  1. POLYPODIUM LEUCOTOMOS EKSTRESİ (PLE)
    Genel Özellikler ve Etki Mekanizması
    Polypodium leucotomos, Amerika'nın tropikal bölgelerinde yetişen Polypodiaceae ailesine ait bir eğreltiotu türüdür. Bitkinin ekstresi, zengin fenolik bileşen içeriği sayesinde dermatolojide özellikle ultraviyole (UV) radyasyonunun tetikleyici rol oynadığı hastalıklarda kullanılmaktadır. PLE'nın başlıca aktif bileşenleri arasında klorojenik asit, p-kumarik asit, vanilik asit, ferulik asit ve kafeik asit gibi potent oksidasyon inhibitörleri bulunmaktadır. Bu fenolik komponentler güçlü antioksidan ve antitümoral etkiler göstermektedir. PLE'nın dermatolojideki önemini belirleyen temel etki mekanizmaları şunlardır:
    Fotoprotektif Etki: UV aracılı oksidatif DNA hasarını azaltır, sikloksijenaz-2 (COX-2) ekspresyonunu baskılar ve UV'nin tetiklediği epidermal Langerhans hücre sayısındaki azalmayı önleyerek immünsüpresyonu engellemektedir.
    İmmünmodülatör Etki: İnterlökin-2 (IL-2), interferon-gamma (IFN-γ) ve tümör nekroz faktör-alfa (TNF-α) gibi proinflamatuvar sitokinleri azaltırken, IL-10 salınımını artırarak antienflamatuvar etki gösterir.
    Antioksidan Etki: Serbest oksijen radikallerini nötralize eder ve lipid peroksidasyonunu önleyerek hücresel düzeyde koruma sağlar.
    Piyasada Heliocare, Fernblok ve Day2DAY Suntab markaları bulunmaktadır.
    Vitiligo Tedavisinde PLE
    Vitiligo, melanosit yıkımı ve depigmente maküller ile karakterize, etiyolojisi tam olarak bilinmeyen bir pigmentasyon bozukluğudur. Otoimmünite, nöral faktörler, biyokimyasal değişiklikler ve oksidasyon-antioksidan dengesinin bozulması en çok suçlanan faktörlerdir. Tedavide topikal kortikosteroidler, kalsinörin inhibitörleri, vitamin D analogları, fototerapi ve lazer uygulamaları kullanılmakla birlikte, tedavi yanıtları genellikle yavaş ve kimi zaman tatmin edici düzeyde olmamaktadır. PLE'nın vitiligo tedavisindeki etkinliği, hastalığın patogenezindeki temel mekanizmaları hedeflemesine dayanmaktadır. IL-2, IFN-γ ve TNF-α gibi sitokinleri azaltarak, IL-6 salınımını inhibe ederek ve IL-10 salınımını artırarak immünmodülatör etki sağlamaktadır. Ayrıca, vitiligoyu tetikleyen UV radyasyonunun yarattığı fototoksisiteyi serbest oksijen radikallerini ve lipid peroksidasyonunu önleyerek azaltmaktadır. Pacifico ve arkadaşlarının yaptığı önemli bir çalışmada, 57 generalize vitiligo hastası iki gruba ayrılmıştır. Birinci gruba haftada 2 kez dar bant (db) UVB ile birlikte günlük 480 mg PLE verilirken, kontrol grubuna sadece dbUVB uygulanmıştır. Altı aylık tedavi sonunda kombine tedavi uygulanan grubun %47,8'inde repigmentasyon izlenirken, sadece dbUVB alan grupta bu oran %22 olarak tespit edilmiştir. Çalışmada herhangi bir ciddi yan etki bildirilmemiştir.
    Polimorf Işık Erüpsiyonunda PLE
    Polimorf ışık erüpsiyonu (PİE), en sık görülen idiopatik fotodermatozdur. Duyarlı kişilerde güneş ışığı gibi UV radyasyona maruziyet sonrası birkaç saat veya gün içinde ortaya çıkan, kaşıntılı, eritematöz, polimorfik lezyonlar ile karakterize gecikmiş tip hipersensitivite reaksiyonudur. Serbest oksijen radikallerinin patogenezde önemli rolü bulunmaktadır. PLE'nın antioksidan ve antienflamatuvar etkileri bu hastalıkta önemli bir adjuvan tedavi potansiyeli sunmaktadır. Klinik çalışmalarda, günde 2 kez 240 mg oral PLE kullanımının minimal eritem dozunu (MED) artırdığı ve UV ilişkili eritemi azalttığı gösterilmiştir. Plasebo grupta 6 kat fazla güneş yanığı riski görülürken, PLE alan grupta MED'in 22 kat arttığı ve dolayısıyla güneş hasarına çok daha az uğrandığı belirtilmiştir. Tanew ve arkadaşlarının 35 PİE hastasında yaptıkları çalışmada, yapay UV ışığı ile fotoprovokasyon oluşturduktan sonra oral PLE takviyesi verilmiş ve 2 hafta sonra tekrar fotoprovokasyon uygulanmıştır. PLE alımının PİE gelişimini önemli düzeyde azalttığı gösterilmiştir.
    Atopik Dermatitte PLE
    Atopik dermatit (AD), özellikle çocuklarda sık görülen kronik, tekrarlayıcı, kaşıntılı enflamatuvar bir deri hastalığıdır. Patogenezde stratum korneum hidrasyonunda azalma, lipit içeriğindeki değişiklikler ve CD4 T lenfosit infiltrasyonu gibi faktörler rol oynamaktadır. Randomize çift kör plasebo kontrollü bir çalışmada, 2-17 yaş arası 105 AD hastasında standart tedavi protokolüne ek olarak bir gruba PLE, diğer gruba plasebo verilmiş ve 6 ay takip edilmiştir. PLE alan grupta ortalama antihistaminik kullanım süresinde anlamlı düzeyde azalma sağlandığı, ancak topikal kortikosteroid kullanım süresinde kısalma olmadığı bildirilmiştir. PLE'nın AD'deki etki mekanizması, CD4 T lenfosit yolağını CD8 T lenfosit yönüne kaydırması, süpresör T lenfosit aktivasyonunu artırması ve monosit ile IL-1β salınımını inhibe etmesiyle açıklanmaktadır.
  2. GLYCYRRHIZA GLABRA (MEYAN KÖKÜ)
    Genel Özellikler ve Biyoaktif Bileşenler
    Meyan kökü, geleneksel olarak yara iyileşmesini kolaylaştırıcı etkisiyle halk arasında sık kullanılan çok yıllık bir bitkidir. Dermatoloji ve kozmetik sektöründe geniş kullanım alanına sahip çok sayıda biyoaktif bileşeni bulunmaktadır.
    Glisirizin: Triterpen yapıda bir saponin olup antiviral, antienflamatuvar, antitümör ve antimikrobiyal özelliklere sahiptir.
    Glabridin: İsoflavonoid bileşen olup antioksidan, antienflamatuvar, östrojenik ve cilt rengini açıcı etkileri ile kozmetik ürünlerde yaygın olarak kullanılmaktadır.
    Liquiritin ve Isoliquiritigenin: Fenolik komponentler olup depigmentasyon, antienflamatuvar ve UVB eritemini azaltıcı etkilere sahiptir.
    Melasma Tedavisinde Kullanımı
    Melasma, kadınlarda gebelik veya postpartum dönemde akkiz olarak ortaya çıkan, santrofasiyal veya malar bölgelerde görülen lokalize fasiyal hiperpigmentasyondur. Genetik zemin, UV maruziyeti, oral kontraseptif kullanımı ve hormonal bozukluklar etiyolojide rol oynamaktadır. Meyan kökünün hidrofobik parçasının ana komponenti olan glabridin, melanin sentezinde yer alan tirozinaz enziminin inhibitörü olarak çalışmaktadır. Liquiritin ise antienflamatuvar, UVB eritemini azaltıcı ve melanozomlar üzerinde inhibitör etkileri ile depigmentasyon amaçlı kullanılmaktadır. Epidermal melasma tanılı 20 olguda yapılan bir çalışmada, yüzün bir yarısına %20 liquiritin krem, diğer yarısına kontrol kremi günde 2 kez 4 hafta uygulanmıştır. Çalışma sonunda hastaların %80'inde liquiritin krem uygulanan tarafta mükemmel yanıt izlenirken, kontrol krem tarafında sadece %20 oranında orta düzey yanıt alındığı bildirilmiştir. 90 kişinin katıldığı başka bir çalışmada, topikal %2 liquiritin, %4 liquiritin ve %4 hidrokinonun melasmadaki etkisi karşılaştırılmıştır. En başarılı sonuçlar %4 liquiritin grubunda elde edilmiştir.
    Atopik Dermatitte Kullanımı
    G. glabra içerdiği liquiritigenin, disodyum glisiretinik asit ve glisirizin bileşenleri ile antienflamatuvar ve antialerjik özellik göstermektedir. İsoflavonoid bileşenler etkin antimikrobiyal etki sunarken, saponinler daha düşük düzeyde antibakteriyel etki sağlamaktadır. Seedi ve arkadaşlarının 90 AD hastasında yaptığı çalışmada, majör aktif bileşen glisirizin konsantrasyonu %1, %2 licorice jel ve plasebo jelin etkisi karşılaştırılmıştır. İki haftalık kullanım sonrasında licorice jel gruplarında plaseboya kıyasla eritem, ödem ve kaşıntı skorlarında anlamlı oranda azalma sağlanmış ve %2 konsantrasyonun %1'e göre çok daha etkili olduğu belirtilmiştir. Katayama ve arkadaşlarının çalışmasında, erişkin tip AD olgularının 1/3'ünde topikal kortikosteroid ile alevlenme izlenirken, topikal licorice jel tedavisi alan grupta böyle bir yan etki görülmemiştir. Wananukul ve arkadaşlarının pediyatrik çalışmasında, hafif/orta şiddetli AD tanılı 55 hastada bir tarafa likokalkon A ve diğer tarafa %1 hidrokortizon krem 4 hafta uygulanmıştır. SCORAD değerleri iki grup arasında anlamlı farklılık göstermezken, likokalkon A tarafında transepidermal su kaybında (TEWL) anlamlı azalma tespit edilmiştir. Türkiye'de stronsiyum ve licorice etken maddelerinin birlikte bulunduğu Storice® krem/losyon markası mevcuttur.
    Yara İyileşmesinde Etkinliği
    Yara iyileşmesi enflamatuvar, proliferasyon ve maturasyon/remodeling olmak üzere 3 aşamadan oluşmaktadır. IL-1β, makrofajlardan salınan ve enflamatuvar fazın major sitokini olup, glisirizin tarafından inhibe edilerek antienflamatuvar etki sağlanmaktadır. In vitro çalışmalarda dermal fibroblastlar üzerinde proliferatif etkisi gösterilmiştir. Meyan kökü ekstresi, yara iyileşmesinin erken fazlarında miyofibroblast aktivitesini artırarak kasılma ve yara kapanmasını sağlarken, son fazında miyofibroblastik aktiviteyi azaltarak aşırı kolajen birikimini ve dolayısıyla fibrozis ile skar oluşumunu da önlemektedir.
  3. TEA TREE OIL (ÇAY AĞACI UÇUCU YAĞI)
    Kimyasal Kompozisyon ve Etki Mekanizması
    Melaleuca alternifolia ağacının yaprakları ve uç dallarının buhar distilasyonu ile elde edilen çay ağacı uçucu yağı (TTO), 100'e yakın kimyasal içeriğe sahip monoterpenlerden zengindir. Başlıca bileşenleri terpinen-4-ol (%30-48), γ-terpinen, α-terpinen ve α-terpineoldür.
    Terpinen-4-ol: TTO'nun majör bileşeni olup antiseptik, antienflamatuvar, antiviral, antifungal ve antipruritik özelliklere sahiptir. Staphylococcus aureus, S. epidermidis ve Propionibacterium acnes'e karşı non-spesifik hücre membran hasarı ile geniş spektrumlu antibakteriyel aktivite göstermektedir.
    α-terpinen, α-terpineol ve γ-terpinen: Antioksidan etkiden sorumludur.
    Akne Vulgariste Kullanımı
    Akne patogenezinde foliküler Propionibacterium acnes kolonizasyonu ile inflamatuvar değişiklikler başlamakta ve CD4 T lenfosit ile makrofaj aracılı sitokin salınımı olmaktadır. TTO ve terpinen-4-ol, monosit ve makrofajlar üzerinde inhibisyon yanısıra TNF, IL-1, IL-10, IL-8 ve prostaglandin E2 gibi proinflamatuvar sitokinlerin salınımını baskılayarak antienflamatuvar etki sağlamaktadır. Akne tedavisinde uzun süre kullanılan topikal/oral antibiyotik tedavi sonucu gelişebilen P. acnes direnci nedeniyle kombinasyon tedavileri veya TTO gibi adjuvan ajanlar önem kazanmaktadır. Benzoil peroksit ile karşılaştırıldığı çift kör bir çalışmada, inflamatuvar lezyonlarda %5 BPO anlamlı oranda daha etkili olurken, non-inflamatuvar lezyonlarda TTO ve %5 BPO'nun benzer etki gösterdiği belirtilmiştir. Başka bir çalışmada %5 TTO'nun akne lezyon sayısını azaltmada %2 topikal eritromisinden daha etkili olduğu gösterilmiştir. Yan etki olarak kaşıntı, kızarıklık, yanma ve batma gibi hafif lokal reaksiyonlar görülebilmektedir. TTO topikal jel, krem, yüz yıkama ürünleri, sabun ve toniklerde yer almaktadır. En önemli kısıtlılık, kullanılan deri bölgesinden absorbsiyonunun çok düşük olmasıdır. Dermise ulaşamadan buharlaşarak stratum korneumda çok az miktarı kalmaktadır. Bu nedenle çalışmalarda sıklıkla %5 konsantrasyon kullanılmakta ve mikroemülsiyon formülasyonları geliştirilerek penetrasyonu artırılmaya çalışılmaktadır.
    Verrü ve Tinea Pediste Kullanımı
    Terpinen-4-ol aktif bileşeni, antienflamatuvar ve geniş spektrumlu antimikrobiyal aktivitesi ile antiviral ve antifungal etki göstermektedir. Literatürde rekürren Herpes labialis (HSV-1) ve Human Papilloma Virüs (HPV)'ün neden olduğu eldeki siğillerde TTO'nun etkili ve ekonomik bir alternatif olduğu bildirilmektedir. Klasik tedaviye yanıt alınamayan 7 yaşındaki bir olguda, eldeki verrüköz lezyonlara %1 TTO, günde 1 kez, 5 gün uygulanmış ve takiplerinde lezyonların gerilediği, rekürrens izlenmediği gözlenmiştir. İnterdigital tip tinea pedis tanılı 150 hastanın mikolojik kültür ile yapılan tanı ve takiplerinde, %25, %50 TTO ve plasebonun etkinliği karşılaştırılmıştır. Günde 2 kez 4 hafta uygulama sonucunda %50 TTO grubunun %68'inde, %25 TTO uygulananların %72'sinde ve plasebo grubunun %39'unda anlamlı klinik iyileşme izlenmiştir. TTO, 1,8-sineol içeriği nedeniyle alerjik kontakt dermatit potansiyeline sahiptir ve kullanılan fitoterapötiklerde bu oranın en az olduğu formülasyonlar tercih edilmelidir.
    Seboreik Dermatitte Kullanımı
    Seboreik dermatit, derinin seboreik alanlarında yerleşen kronik kaşıntılı inflamatuvar bir dermatozdur. Toplumda %2-5 oranında görülmekte olup Malassezia furfur maya patojeni predispozan faktördür. TTO'nun antifungal etkinliğinin incelendiği bir çalışmada, 125 hasta üzerinde %5 TTO şampuan ve plasebonun etkinliği karşılaştırılmıştır. Dört haftanın sonunda skalpteki skuam ve eritemde TTO grubunda %40, plasebo grubunda %11 azalma izlenmiştir. Bu sonuçlar, %2 ketokonazol ve %1 terbinafin solüsyon ile yapılan kontrollü çalışmaların sonuçlarına benzer bulunmuştur.
  4. MELISSA OFFICINALIS (MELİSA, OĞUL OTU)
    Herpes Labialis Tedavisinde Kullanımı
    M. officinalis'in taze ve kuru yapraklarından elde edilen ekstre, sitronellal, sitral-α ve sitral-β, flavonoidler (kersetin, ramnositrin), apigenin, rosmarinik asit, fenolik asit ve taninler içermektedir. Bu bileşenler protein sentezini ve ribozomal aktivite inhibisyonu ile HSV-1'e karşı antiviral etki göstermektedir. Koytchev ve arkadaşlarının çalışmasında, senede en az 4 kez atak geçiren 66 Herpes labialis hastasının 34'üne lemon balm (aktif bileşenin %1 oranında kullanıldığı Lomaherpan), 32'sine kontrol krem tedavisi verilmiştir. Günde 4 kez, 5 gün kullanım sonrası herpes şiddet skoru, veziküllerde gerileme ve etkilenen alan genişliği değerlendirilmiştir. Çalışma sonunda melisa grubunda iyileşme süresinin kısaldığı, enfeksiyon yayılım alanının daraldığı, yanma ve batma gibi semptomlarda belirgin iyileşme yanısıra rekürrens oranında da azalma olduğu bildirilmiştir. Herhangi bir yan etki bildirilmemiştir. Herpes enfeksiyonunun aktif döneminde %1 Melissa officinalis kuru ekstresi kreminin 1-2 mm kalınlığında uygulanması önerilmektedir. Gebelik ve laktasyonda kullanımı ile ilgili net veri bulunmadığından önerilmemektedir.
  5. ARNICA MONTANA
    Genel Özellikler ve Etki Mekanizması
    Arnika, Asteraceae ailesinden olup yüzyıllardır ağrı, morarma ve yara iyileşmesinde kullanılmaktadır. Hematom, ekimoz ve ödemde topikal kullanımı Alman Komisyon E tarafından onaylanmıştır. Kuru çiçekleri seyreltilmiş tentür, pomat, krem veya jel şeklinde kullanılabilmektedir. Etkinliğinde kimyasal bileşenleri arasında yer alan helenalin tip seskiterpen laktonlar önemlidir. Arnika laktonları şu mekanizmalarla etki göstermektedir:
    - Mast hücrelerinden histamin salınımını inhibe eder
    - NF-κB ve proinflamatuvar sitokin salınımında inhibisyon sağlar
    - Siklooksijenaz ve nitrikoksit sentaz aktivitesinde azalma yaratır
    - Plateletlerden serotonin ve tromboxan B2 salınımını inhibe ederek antiekimotik etki gösterir
    Dermatolojik Girişimler Sonrası Kullanımı
    Dermatolojide lazer, dolgu, botoks veya cerrahi girişimsel işlemler sonrasında en sık karşılaşılan komplikasyonlar ödem ve ekimozdur. Leu ve arkadaşlarının yaptığı çift kör plasebo kontrollü bir çalışmada, lazer sonrası ortaya çıkan morluklarda %20 arnika merhem, %1 K vitamini ve retinol, %5 K vitamini ve petrolatum jelin etkisi karşılaştırılmıştır. İki haftanın sonunda en hızlı etkinin arnika merhem kullanılan alanda ortaya çıktığı tespit edilmiştir. Derek ve arkadaşlarının yaptığı 20 randomize kontrollü çalışmadan oluşan derlemede, çalışmaların metodolojisi, standardize edilmeyen arnika formülasyonlarının kullanılması ve az sayıda katılımcıdan oluşmaları nedeniyle çelişkili sonuçlar ortaya çıktığı vurgulanmıştır. Ancak yazarlar, işlem öncesi dönemde başlayıp işlem sonrası 1-4 gün devam edilmesinin pozitif etki sağlayacağı yönünde fikir bildirmişlerdir. Helenalin'in alerjik kontakt dermatit potansiyeli nedeniyle arnika kremin kısa süreli ve dikkatli kullanımı gerektiği unutulmamalıdır. Piyasada Meditech Arnica krem/jel, Bioderma Cicabio Arnica krem müstahzar isimleri ile bulunmaktadır.
  6. CENTELLA ASIATICA (GOTU KOLA)
    Biyoaktif Bileşenler ve Etki Mekanizmaları
    Centella asiatica, triterpenik saponinler (asiatik asit, madekassik asit, asiatikozit, madekassozit), flavonlar (kersetin, kemferol) ve tanenlerden oluşan çok sayıda aktif bileşene sahiptir. Dermatolojide yara-yanık iyileşmesinde, çatlak ve selülitte, hipertrofik skar tedavisinde ve antienflamatuvar etkisi ile egzemalarda yüzlerce yıldır kullanılmaktadır. Piyasada Madecassol, Madefix, Madegcenta pomad %1 (%40 asiatikozit, %60 asiatik ve madekassik asit karışımı) müstahzar adları ile bulunmaktadır.
    Yara İyileşmesi ve Skar Tedavisinde Kullanımı
    Yara iyileşmesinde en önemli bileşenler triterpenik saponinlerdir. Yanık, hipertrofik skar ve keloid tedavisinde terpenoidler tip 1 kolajen sentezini ve hücreler arası fibronektin bağlantılarını artırarak dokunun sağlamlığını artırmaktadır. Ayrıca germ tabakadaki mitotik aktivite düzeyini artırmakta, inflamatuvar reaksiyonu ve miyofibroblast aktivitesini azaltarak skar maturasyonunda önemli rol oynamaktadır.
    Anti-aging Etkisi
    Asiatikozit hem tip 1 kolajen sentezini artırmakta hem de hyalüronik asit gibi glikozaminoglikanların sentezini uyararak anti-aging etki sağlamaktadır. Perioküler kırışıklıklar üzerinde etkisinin incelendiği bir çalışmada, 27 kadın hastaya günde 2 kez topikal %0,1 asiatikozit krem 12 hafta uygulanmıştır. Katılımcıların %65'inde kaz ayağı çizgilerinde kontrol krem kullanılan tarafa göre anlamlı bir azalma, %3'ünde %100 iyileşme izlenirken, 6 hastada hiçbir yanıt alınmadığı belirtilmiştir. Madekassozit antioksidan aktiviteyi artırmakta, kolajen sentezini ve anjiogenezi uyarmaktadır. Yaşla azalan tip 1 kolajen yapısını güçlendirerek fotoyaşlanma sürecini önlemede kullanılmaktadır. Vitamin C ve %0,1 madekassozit kombinasyonunun 6 ay kullanıldığı bir çalışmada, biometrik testlerle kanıtlanmış sinerjistik etki ile süperfisiyal dermiste remodeling yaratarak cilt gerginliği, elastikiyeti ve hidrasyonunda anlamlı bir iyileşme sağladığı gösterilmiştir.
    Selülit Tedavisinde Kullanımı
    Selülit, kalça, abdomen ve kol bölgelerindeki subkutan adipöz dokuda yağ hücrelerinin genişlemesi veya konnektif dokunun büyümesine sekonder küçük damarlara yapılan bası sonucu gelişen non-inflamatuvar liposkleroz tablosudur. Triterpenler, kolajen yapısındaki lizin ve prolin aminoasit metabolizasyonunu, konnektif dokuda yer alan tropokolajen ve mukopolisakkarit sentezini artırarak bağ doku ve çevresindeki vasküler yapıyı geliştirerek selülit gelişimini önlemektedir. 60 mg kuru ekstrenin 3 ay kullanımının, adipositler arası fibrozis gelişimini plaseboya kıyasla anlamlı oranda azalttığını bildiren çalışmalar bulunmaktadır. Topikal kullanımının incelendiği 60 katılımcıdan oluşan bir deneysel çalışmada, madecassol pomad günde 4 kez 4 ay kullanılmış ve katılımcıların %80'inde selülit görünümünde anlamlı gerileme izlendiği bildirilmiştir.
  7. HAMAMELIS VIRGINIANA (CADI FINDIĞI)
    Kimyasal İçerik ve Farmakolojik Özellikler
    Drog olarak yaprak (Hamamelidis folium) ve kabukları (Hamamelidis cortex) kullanılmaktadır. Aktif bileşenleri arasında tanen, hamamelitanen, gallik asit, kateşin, proantasiyanidin, flavonoidler, esansiyel yağlar ve saponinler bulunmaktadır. Güçlü antioksidan, antienflamatuvar, antibakteriyel, astrenjan (doku büzücü), vazokonstriktör, bakteriostatik ve hemostatik özellikler göstermektedir. Yaralar, kesik ve sıyrıklar, böcek ısırmaları, güneş yanığı, tıraş sonrası irritasyonu rahatlatmak, akne tedavisi, nemlendirici olarak veya inflamatuvar saçlı deri tutulumlarında tercih edilmektedir. Kozmetolojide içeriğindeki tanenler sayesinde astrenjan ve antienflamatuvar özelliği ile Hametan® krem/pomad/şampuanlarda bulunmaktadır.
    Saçlı Deri Problemlerinde Kullanımı
    Hassas saçlı deri, eritemli skalp veya androgenik alopeside topikal minoksidil solüsyon kullanımına bağlı saçlı deride hassasiyeti olan olgularda dekoksiyon yöntemi ile elde edilen Hamamelis virginiana ekstresi içeren şampuan/tonik kullanımının etkinliği gösterilmiştir.
    UV İlişkili Eritemde Etkinliği
    Formella ve arkadaşlarının 40 gönüllü üzerinde yaptığı çalışmada, UV'nin tetiklediği eritemde %10 HV aftersun losyonun etkisi hidrokortizon %1 krem ve %0,25 losyon ile karşılaştırılmıştır. Kromametrik ölçümler sonucunda HV'nın antienflamatuvar etki skorlarının %1 hidrokortizon krem ile benzer olduğu, %0,25 hidrokortizon losyona göre ise çok daha yüksek olduğu belirtilmiştir.
    Bebek Bezi Dermatitinde Kullanımı
    Wolf ve arkadaşları, bebek bezi dermatiti ve yaralanmalara bağlı ortaya çıkan lokalize inflamatuvar dermatoz tanılı 309 pediyatrik hastada dexpanthenol ve HV merhem kullanımının etkinliğini karşılaştırmışlardır. On gün sonunda ebeveynler ve tarafsız hekimler tarafından etkinlik ve tolerans skorlaması yapıldığında mükemmele yakın benzer iyileşme skorları elde edilmiş ve özellikle bez dermatiti grubunda HV'nın lipid bariyer gücünün ve dolayısıyla toleransının daha yüksek olduğu belirtilmiştir. Özellikle infant döneminde bez dermatiti tanısında sık kullanılan topikal antifungal/kortikosteroid kombinasyonunun atrofi, telenjiektazi, adrenal süpresyon ve Cushing sendromu gibi yan etkileri nedeniyle HV merhemin yüksek etkinlik ve daha düşük yan etki göstermesi açısından pratikte tercih edilebilecek güvenilir bir ajan olduğu vurgulanmaktadır.
  8. HODAN TOHUMU YAĞI (BORAGO OFFİCİNALİS)
    Kimyasal Kompozisyon
    Borago officinalis bitkisinin tohumlarından elde edilen yağ, α-linoleik asit (%10), γ-linolenik asit (GLA) (%20-27), palmitik, stearik ve oleik asitler gibi önemli kimyasal bileşenler içermektedir. Yumuşatıcı, antienflamatuvar ve seramid üretimini artırıcı özellikleri ile dermatolojide atopik dermatit ve psoriazis gibi kronik inflamatuvar dermatozlarda ve kuru ciltlerde kullanılabileceği belirtilmektedir.
    Atopik Dermatitte Kullanımı
    Hodan yağı içeriğindeki zengin esansiyel yağ asiti, özellikle GLA bileşeni ile antienflamatuvar etki göstermekte ve transepidermal su kaybını azaltmaktadır. GLA prostaglandin E1'e dönüşerek antienflamatuvar etki sağlamakta ve transepidermal sıvı kaybını engelleyerek nemlendirici ve deri bütünlüğünü koruyucu rol oynamaktadır. AD'de linoleik asitin GLA'ya dönüşümünde rol alan delta-6-desaturaz enzim aktivitesinin hasarlı olduğu hipotezi öne sürülmektedir. Ancak esansiyel yağ asitlerinden zengin oral takviye verilen AD olgularındaki seyir ile ilgili çelişkili sonuçlar bulunmaktadır. Yapılan en geniş derlemede, atopik dermatit tedavisinde oral ya da topikal hodan yağı kullanımının etkisi incelenmiş ancak çalışmalarda az katılımcı olması ve metodolojik limitasyonlar nedeniyle çelişkili sonuçlar elde edilmiştir. Medikal tedaviye yanıtsız AD olgularında alternatif bir ajan olarak hodan tohumu yağının kullanımının az da olsa fayda sağlayabileceği bildirilmiştir.
  9. AMMI MAJUS FRUCTUS
    PUVA Tedavisinde Fotosensitizer Olarak Kullanımı
    Ammi majus meyveleri içeriğindeki furanokumarin bileşenleri olan psoralen (8-metoksipsoralen), ksantotoksin ve bergapten aracılığıyla fotosensitizan etkiye sahip bir drogtur. Vitiligo ve psoriazis tedavisinde topikal tedavilerle kombine veya topikal tedavilere yanıt alınamadığında 2. basamak tedavi olarak kullanılan PUVA (Psoralen ve ultraviyole A kombinasyonu) yönteminde fotoduyarlandırıcı olarak kullanılmaktadır. Geroxalen kapsül veya VitPso jel olmak üzere pratikte kullanılan 2 müstahzar bulunmaktadır. Bu ajanlar bahsi geçen dermatozlarda tedaviden belirli bir zaman önce kullanılarak sinerji sağlamakta ve fototerapinin etkisini güçlendirmektedir.
    Etki Mekanizması
    Psoralen, UVA fotonlarını absorbe ederek DNA baz çiftleri arasındaki etkileşimi, mitozu, DNA sentez ve proliferasyonunu bozarak epitelyal turnoveri azaltmaktadır. Böylece psoriatik plaklarda ön planda olan hiperproliferasyonu azalttığı gibi, T hücre aktivasyonunu ve sitokin salınımını baskılayarak immünmodülatör etki sağlamaktadır. Plak tip psoriazis tedavisinde PUVA ile dar bant UVB'nin karşılaştırıldığı çalışmalarda, PUVA'nın daha kısa seans sayısı ve daha uzun remisyon süresi ile avantajlı olduğu belirtilmiştir. Ancak PUVA'nın uzun süre kullanımının kutanöz karsinogenezis riski bulunmaktadır. Psoralenlerin etkisi topikal uygulamadan yarım saat sonra başlayıp yaklaşık 2 saat devam ederken, oral kullanımda 2 saat sonra başlayıp 8 saat etkisi devam etmektedir. Bu nedenle UV kabin tedavisinden sonra hastaların fotokontakt dermatit ve katarakt riskini önlemek amacıyla güneş koruyucu gözlük ve kıyafet kullanımı gerekmektedir.
  10. TRITICUM VULGARE
    Yara İyileşmesindeki Rolü
    Triticum vulgare sıvı ekstresi, yanıklarda, travmatik yaralarda veya pişiklerde haricen kullanımı sıklıkla tercih edilen yumuşatıcı, skatrizan etkili bir üründür. Piyasada Fito krem/pomad müstahzar adı ile bulunmaktadır.
    Etki Mekanizmaları
    IL-6, TNF-α, prostaglandin E2 ve nitrik oksit gibi proinflamatuvar sitokinlerin salınımını azaltmakta, fibroblast salınımını artırmakta, dermiste ekstraselüler matriksi oluşturan fibronektin sentezini ve aktin polimerizasyonunu uyararak yara çevresindeki hücrelerin kontraksiyonunu-hareketini uyarmaktadır. Ayrıca epidermal keratinositlerde lipid sentezini artırarak epidermal bariyeri güçlendirerek yara iyileşme sürecinde önemli etkilere sahiptir.
    Klinik Çalışmalar
    Pilot bir çalışmada, venöz bacak ülserlerinin tedavisinde TV ekstresinin krem, jel, köpük ve gazlı beze emdirilmiş farklı formlarının etkisi incelenmiştir. Bir ayın sonunda köpük formu hariç tüm uygulama yöntemlerinin yara çapında %40-50 oranında azalma sağladığı belirtilmiştir.
  11. ROZASEADA ÖNE ÇIKAN FİTOTERAPÖTİKLER
    Rozasea, prevalansı %1-22 arasında değişen, hastaların yaşam kalitesini ciddi oranda bozan kronik inflamatuvar bir deri hastalığıdır. Yüzde eritem, papül, telenjiektazi ve flaşing ile karakterizedir. 30-50 yaş arası kadınlarda sık görülmektedir.
    Camellia sinensis (Yeşil Çay)
    Epikateşin, epikateşin-3-gallat, epigallokateşin ve epigallokateşin-3-gallat (EGCG) gibi polifenolik bileşenler içeren antienflamatuvar bir bitkidir. Topikal uygulamalarda EGCG fotoprotektif etki ile UVB'nin tetiklediği eritemi ve inflamasyonu azaltmaktadır. Akne vulgaris ve papülopüstüler tip rozaseada EGCG'nın etkisi, P. acnes inhibisyonu ve NF-κB ile AP-1 yolağını inhibe ederek antienflamatuvar etki sunmasına dayanmaktadır. EGCG, vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF) ve hipoksinin indüklediği faktör-1α inhibisyonu ile angiogenezi önleyerek rozaseada ön planda olan telenjiektazi ve eritemi azaltmaktadır. Ayrıca antioksidasyon ve sebase hiperplazide/foliküler diskeratinizasyonda azalma sağlamaktadır.
    Aloe vera
    Bitkinin yapraklarından elde edilen jelin %99'u su ve geri kalanı glukomannan, aminoasit, lipid, enzimler, sterol ve vitaminlerden oluşmaktadır. Bitkinin lateks kısmında ise antrokinonlar (aloin, emodin) ve glikozitler bulunmaktadır. Antienflamatuvar, antipruritik, analjezik ve yara iyileştirici özellikleri ile uzun yıllardır kullanılmaktadır. Rozaseada içeriğindeki koline salisilat ile siklooksijenaz inhibisyonu sonucu antienflamatuvar, magnezyum laktat içeriği ile histidine dekarboksilaz inhibisyonu aracılığıyla antipruritik ve polisakkarit içeriği ile kutanöz bakteriyel kolonizasyonu azaltıcı, antienflamatuvar ve immunmodülatör etkileri nedeniyle tercih edilmektedir. Postkapiller venöz geçirgenliği ve vazodilatasyonu azalttığı görülmesi üzerine rozaseada da etkili olacağı öne sürülmektedir. Ancak randomize kontrollü çalışmalarla bu önerilerin desteklenmesi gerekmektedir.
    Likokalkon A
    Fabaceae ailesinden Glycyrrhiza inflata bitkisinin kök kısmının ısıtılması ile elde edilen ekstrenin ana bileşenidir. Antiredness (kızarıklık azaltıcı) etkisi ile yaygın kullanım alanına sahiptir. UVB'nin tetiklediği eriteme karşı keratinositlerden prostaglandin E2 salınımını inhibe ederek antienflamatuvar etki ortaya çıkarır. Ayrıca antioksidan yolaklar ile epidermal bariyer fonksiyonunu güçlendirmekte, TEWL'yi azaltmaktadır.
  12. PSORİAZİS VULGARİSTE ÖNE ÇIKAN FİTOTERAPÖTİKLER
    Psoriazis, toplumda sık görülen, ataklar ve remisyon dönemleri ile seyreden kronik inflamatuvar bir dermatozdur. Hastalığın kronik seyretmesi ve nükslerle ilerlemesi nedeniyle uzun süre konvansiyonel tedaviler kullanan hastaların %10-62'si tamamlayıcı tıp ajanlarına başvurmaktadır. Ancak fotosensitizan etkisi nedeniyle fototerapi alan hastalarda dikkatli kullanılmalıdır.
    Capsicum annuum (Kırmızı Biber)
    Kırmızı biber ekstresinin temel aktif bileşeni olan kapsaisin, in vitro çalışmalarda topikal kullanımında nükleer faktör kappa B (NF-κB) ve AP-1 aktivasyonunu inhibe etmektedir. Kronik kaşıntı ve nöropatik ağrı tedavilerinde kullanılmaktadır. Psoriazisin nörojenik patofizyolojisinde substance P maddesi önemlidir. Psoriatik plaklarda P-maddesi inflamatuvar yolağı uyarmakta, böylece vazodilatasyon, anjiogenezis ve keratinosit hiperproliferasyonu ile sonuçlanmaktadır. Kapsaisin vaniloid reseptörlere bağlanarak P maddesinin salınımını uyarır ve böylece kutanöz duyu nöronlarında P maddesini tüketmektedir. Çift kör kontrollü bir çalışmada, simetrik yayılımlı orta-şiddetli psoriazis vulgaris olgularında bir tarafa %0,025 kapsaisin krem, diğer tarafa kontrol ürünün 6 hafta kullanımında kapsaisin tarafında eritem ve skuamlarda anlamlı gerileme izlenmiştir. Kremin kullanımından sonra kısa süre yanma hissi olabilmektedir. Açık yaralarda kullanılmamalıdır. Türkiye'de ruhsatlı Capsiderm krem %0,075 bulunmaktadır.
    Curcumin (Curcuma longa - Zerdeçal)
    Zerdeçalda bulunan aktif bileşen dihidroferuloil-metan olup psoriazis patogenezinde yer alan NF-κB, keratinosit proliferasyonu, fosforilaz kinaz ve angiogenez inhibisyonu yapmaktadır. Psoriaziste 150-500 mg oral kurkumin, TNF-α ve onun tetiklediği IL-1β, IL-6 gibi sitokin salınımını inhibe ederek etki etmektedir. Kendi içinde kontrollü bir çalışmada, orta şiddetli plak psoriazis olgularında bir tarafa kurkumin jel, diğer tarafa plasebo krem kullanımından 9 hafta sonra zerdeçal kullanılan tarafta kontrol tarafına göre psoriazis alan şiddet indeksinde (PASI) anlamlı bir gerileme gözlendiği belirtilmiştir. Çalışmada renk değişikliği, kuruluk ve hafif irritasyon dışında yan etki bildirilmemiştir.
    Sarı Kantaron (Hypericum perforatum)
    İmmünmodülatör etkisi ile psoriazis tedavisinde son dönemlerde oldukça popüler olarak kullanılmaktadır. Yanık, yara, ülser ve myaljide topikal, antidepresan etkisi ile oral kullanımı bulunmaktadır. Etken maddesi hiperisin ve hiperforindir. Sarı kantaronda bulunan hiperforin, T hücre üzerinde antienflamatuvar etkiyi artırarak ve keratinosit diferansiasyonunu uyararak antipsoriatik etki sağlamaktadır. CD8 T lenfosit aracılı sitokin salınımını ve TNF-α'nın indüklediği apoptozu inhibe ederek immünmodülasyon sağlamaktadır. Ayrıca hiperisin fotodinamik aktif pigment olup psöriaziste fotodinamik tedavide UV absorbsiyonu ile fotosensitizan ajan olarak da kullanılmaktadır. Yapılan bir pilot çalışmada, hafif şiddetli plak psoriazis olgularında %5 sarı kantaron yağını günde 2 kez/4 hafta uygulama sonrası kontrol krem uygulanan tarafa göre PASI skorlarında anlamlı oranda gerileme izlendiği belirtilmiştir.
  13. ANOGENİTAL SİğİLLERDE ÖNE ÇIKAN FİTOTERAPÖTİKLER
    Camellia sinensis (Yeşil Çay)
    Ana etken maddesi kateşinler olup %85-90 oranında bulunmaktadır. En yüksek biyolojik aktiviteye sahip kateşin epigallokateşin gallat (EGCG) olup %55 oranında bulunmaktadır. Anogenital siğil tedavisinde tam mekanizması bilinmemektedir. Ancak yapılan in vitro çalışmalarda TNF-α tarafından uyarılan VEGF ve IL-8 aracılı inflamasyonu baskılayarak antianjiojenik aktivite ile hücre büyümesini azalttığı, insan keratinosit hücreleri üzerinde apoptozu indüklemeden keratinosit proliferasyonunu inhibe ettiği gösterilmiştir. EGCG immunstimülan, antiproliferatif, antitümöral ve antianjiojenik aktiviteye sahiptir. Yeşil çay ekstresi olan Polyphenon E %15 ve %10 merhem (Veregen - 2007 - Germany), Amerika Birleşik Devletleri'nde reçeteyle kullanımı onaylanan ilk bitkisel tıbbi üründür. 18 yaş üstü, perianal ve dış genital bölge siğillerinde (kondiloma akuminata - HPV 6-11) onaylıdır. Multisentrik bir çalışmada 1005 kişiye (n=207 kontrol, Polyphenon E %10 n=401, Polyphenon E %15 n=397) 3x1/gün, 16 hafta krem tedavisi verilmiştir. Tam iyileşme %53,6 (Polyphenon E %10), %54,9 (Polyphenon E %15) iken kontrol grubunda %35,4 oranında olup yeşil çay ekstresi grubunda anlamlı oranda yüksek iyileşme sağladığı görülmüştür (p<0,001). Tedaviden sonra 12 hafta takip edilen hastaların rekürrens oranları konvansiyonel tedavilere kıyasla (imiquimod %5 krem: %13-19, kriyoterapi: %20-40) çok daha düşük tespit edilmiştir. Rekürrens oranları kontrol grubunda %5,8, Polyphenon E %10 grubunda %6,8 ve Polyphenon E %15 grubunda %6,5'tir. Yan etki olarak hafif eritem, irritasyon ve pruritus gibi irritasyon bulguları izlenmiştir.
    Podophyllum peltatum
    Podofilin, P. peltatum'un köklerinden elde edilen bir reçinedir. İlk kez 1942'de genital siğil tedavisinde haricen kullanımının etkisi gösterilmiştir. Podofilotoksin ise en önemli aktif bileşeni olup podofiline kıyasla daha yüksek etkinlik, stabilite, saflık oranı ve daha düşük sistemik toksisite oranlarına sahiptir. Podofilotoksin, HPV enfekte keratinosit hücre proliferasyon inhibisyonu ile genital siğillerde sitotoksik etki göstermektedir. Podofilotoksinin plasebo kontrollü çalışmalarda kür oranları %83-%37 arasında bildirilmektedir. Bir çalışmada imiquimod %5 krem (16 hafta) ile %0,5 podofilotoksin solüsyonun (4 hafta) genital siğillerde tam iyileşme oranları sırasıyla %75 ve %72 olup benzer etki sağladıkları, ancak imiquimodun daha uzun kullanım süresi ile hasta uyumunun daha zor olduğu bildirilmiştir. Anogenital siğillerde kriyoterapi ile podofilin kombinasyonunun sadece kriyoterapi uygulanımına kıyasla daha etkin olduğu ve tedavi süresini kısalttığı gösterilmiştir. Bir metaanaliz çalışmada podofilotoksin %0,5 konsantrasyonunda kullanıldığında hastaların %56,4'ünde tam remisyon elde edilmiştir.
  14. ANDROGENİK ALOPESİDE ÖNE ÇIKAN FİTOTERAPÖTİKLER
    Androgenik alopesi (AGA), saç folikülünün genetik ve hormonal etkilerle kronik minyatürizasyonu ile seyreden, kadın ve erkeklerde farklı paternlerde kliniğe yansıyan bir tablodur. 30-65 yaş arasında sık görülmektedir.
    Saw Palmetto (Serenoa repens - Cüce Palmiye)
    Saw palmetto (SP) ağacının meyvelerinden elde edilen ekstrede zengin yağ asitleri (%85-90), karotenoidler, tanen, beta-sitosterol, antranilik asit, kaprik asit, kaproik asit, ferulik asit, mannitol ve laurik asit gibi çok sayıda bileşen bulunmaktadır. Saw palmetto içeriğinde en yüksek oranda bulunan yağ asitleri (laurik, miristik ve oleik asit) ve beta-sitosterol aracılığıyla 5-alfa redüktaz inhibisyonu yaparak AGA patogenezinde rol alan testosteronun DHT dönüşümünü inhibe etmekte, hem de direk DHT reseptör blokajı ile etki etmektedir. Günlük 320 mg kullanımının etkili olduğu ve konvansiyonel tedavilerde beklenen yan etkilerin olmamasının en önemli avantaj olduğu belirtilmektedir. Yapılan bir çalışmada, AGA tanılı 100 erkek hasta iki gruba ayrılarak finasterid 1 mg ve SP 320 mg/gün 2 yıl kullanım sonrası sonuçları trikoskopik ve fotografik incelemeler ile karşılaştırılmıştır. Finasteridin frontal ve vertex yerleşimli alopesilerde etkinliği %68 iken, SP'nun %38 ile özellikle vertex bölgesinde daha etkili olduğu gösterilmiştir. Finasterid klinik iyileşme sağlarken, SP'nin daha çok saç kaybını stabilize ettiği belirtilmiştir. SP'da yan etki olarak en sık mide hassasiyeti oluşmakta, bunun tok karnına alındığında azaldığı vurgulanmaktadır. Prostat spesifik antijen (PSA) değerlerinde 6-12 ay sonra %50 azalma sağladığı için hekim önerisi olmadan kullanan hastalarda prostat kanseri erken tanısında gecikme olabileceği unutulmamalıdır.
    Rosmarinus officinalis (Biberiye)
    R. officinalis iyi bilinen bir aromatik bitkidir. Uçucu yağı kıl folikül çevresinde mikrosirkülasyonu artırmaktadır. Biyoaktif bileşenleri arasında en önemlileri fenolik asitlerden kafeik ve rosmarinik asit ve bir monoterpen olan 1,8-sineoldür. Minoksidil %2 solüsyon (n=50) ile R. officinalis uçucu yağının (n=50) androgenik alopesi üzerine etkisinin karşılaştırıldığı bir klinik çalışmada, her iki grupta da saç sayısında anlamlı artış saptandığı bildirilmiştir. Rosmarinus uçucu yağı, minoksidil gibi kıl folikül çevresinde rejenerasyonu uyaran vaskülariteyi artırmaktadır. Topikal minoksidil kullanan grupta skalp irritasyonunun daha sık olduğu belirtilmiştir.
    Panax ginseng
    Saponin bileşenlerinden olan ginsenozitler geniş spektrumda biyolojik aktiviteye sahip olup kıl folikülleri çevresinde neovaskülarizasyon sağlayarak folikül gelişimini tetiklemektedir. Kadın tipi alopesi olgularında yapılan bir incelemede, bir gruba (n=21) sadece topikal %3 minoksidil solüsyon, diğer gruba (n=20) ise %3 minoksidil solüsyon yanısıra oral P. ginseng 1x1 takviyesi verilmiştir. Yirmidört hafta sonunda fototrikogram yöntemi ile tarafsız dermatologlar tarafından değerlendirilerek her iki grupta saç yoğunluğu ve kalınlığında anlamlı oranda artış izlenmiş, ancak P. ginseng grubunda çok daha iyi yanıt alındığı bildirilmiştir.

KİTAP İZLERİ

Pia Mater

Serkan Karaismailoğlu

Zihnin Labirentlerinde Bir Gerilim: "Pia Mater" Bilim ve edebiyatı bir araya getirme çabası, çoğu zaman bir tarafın diğerinin gölgesinde kalmasıyla sonuçlanan riskli bir girişimdir. Bir
İncelemeyi Oku

Yorumlar

Başa Dön