Bil ki bu benim hüzün saltanatımdır! Çektiğim çilenin adını ayrılık koyma. Şimdi eline su dökemez hüzünler yaşıyorum. Her baktığında binlerce anlam kattığım gözlerimin rengi bile değişti. Bu siyahlığı, bu daima kirpiklerimle gizlemeye çalıştığım halimi hiç görmedin sen.
Yüreğimden apansız sıçrayışlar gibi giderken, gülümseme değildi o dudağımdaki kıvrım. Öptüğün yerde bıraktığın izindi gör ve hatırla istediğim.
Şimdi el dediğim ellerle tokalaştım ah! Şimdi hala merakta, hala aynalar karşısında senin izlerini arayan bir kadın buluyorum. Ah özledim, senin benim olduğunu bilerek uyuduğum o huzurlu, meleklerle dolu dediğim gecelerimi.
Diyorum ya bak, el dediğim eller uzanıyor ellerime, kokum senden uzaklarda, senin tenine dokunmayan rüzgârlarda dağılmaya başlıyor. Şimdi yüreğindeki kuraklığı deniz yapsan, geçer mi bitmeyen susuzluğum?
Seni bu kadar sevmek, elbette bin türlü dert salacaktı başıma biliyordum. Vazgeç benden beyaz yürekli adam derken gitmeyecektin, bunu da biliyordum. Oysa açma saatleri bile birbirinden kaçışan çiçekler gibiydik biz. Benim akşamsefalığım, senin sabah güneşine dönmüş o papatya haline rastlamıyordu. Ben deniz gibi enginliğimle övünürken, sen gökyüzünde özgürlüğünle seyrediyordun bana kattığın maviliğini. Sonunda sen en yorgun ama en ulu dağ oluyordun ufukta, bense üzerinde bir kar tanesi...
Bırak artık, dönerse dönsün başım, aşk bu döngüyü sever. İçinde sen olan hiçbir şeyden yere düşmem ben.
Bırak aşk belki bizi de sever. İçinde sen olan her acıyı kabul ettim ben...
Dönerse Dönsün Başım
Yüreğimden apansız sıçrayışlar gibi giderken sen, gülümseme değildi o dudağımdaki kıvrım. Öptüğün yerde bıraktığın izindi, gör ve hatırla istediğim...