"Bir yazarın cenazesinde duyulan en samimi alkışlar, genellikle onun son kitabının tirajına atfedilir." - Umberto Eco"

Engereğin Gözü – Zülfü Livaneli roman üzerine

"Engereğin Gözü", iktidarın insan ruhuna sızışını anlatan etkileyici bir roman. Güçlü görünenlerin aslında korkularıyla var olduğu, sarayın karanlığının insanların gözlerinde yansıdığı bir dünya. Livaneli, soğukkanlı üslubuyla hayatta kalma uğruna vicdanını susturan karakterleri karikatürleştirmeden, tüm insani zayıflıklarıyla resmediyor. Roman, emirlerin suçları aklamaya dönüştüğü, korkaklığın ahlak kılığına büründüğü bir iktidar anatomisini ustalıkla ortaya koyuyor.

yazı resim

Engereğin Gözü, bir tarih romanı gibi durur ama aslında tarihle hiç ilgilenmez.
Onun derdi iktidardır.
Ve iktidarın insanın içine nasıl sızdığıyla.

Bu romanda kimse gerçekten güçlü değildir.
Güç, sadece korkunun örgütlenmiş hâlidir.
Sarayın duvarları kalın, koridorları uzun, sessizlikleri ağırdır.
Ama asıl karanlık, taşın içinde değil; insanların gözlerindedir.
Livaneli, bunu bağırarak anlatmaz.
Sakin, soğukkanlı, neredeyse merhametsiz bir dille yapar.

Okurken şunu fark ediyorsun:
Bu hikâyede kimse kötü olmak istemiyor.
Herkes hayatta kalmak istiyor.
Ve çoğu zaman hayatta kalmak, vicdanı sessizce boğmak anlamına geliyor.
Bir bakıyorsun, “emir” dediğin şey, suçu yıkamak için kullanılan bir deterjan olmuş.
Bir bakıyorsun, korkaklık ahlak diye sunuluyor.

Romanın en rahatsız edici yanı şu:
İktidar sahiplerini karikatürleştirmiyor.
Onları insan bırakıyor.
Zayıf, korkulu, şüpheci, uykusuz…
Ve tam da bu yüzden tehlikeliler.
Çünkü insan olan kötülük, canavardan daha ikna edicidir.

Engereğin Gözü, saraya bakan bir roman değil.
Sarayın içinden dışarıyı süzen bir roman.
Kimin gözetlediğini, kimin izlediğini, kimin sessizce beklediğini anlatıyor.
Herkesin bir göz olduğu bir dünyada, kimse masum kalamıyor.
Bakmak da bir suça dönüşüyor.
Görmek de.

Livaneli’nin dili burada özellikle soğuk.
Süs yok.
Romantizm yok.
Tarihi yüceltme yok.
Çünkü yüceltilecek bir şey olmadığını biliyor.
Geriye sadece çürüyen bir düzen ve o düzende nefes almaya çalışan insanlar kalıyor.

Bu roman bana şunu düşündürdü:
Bazı dönemler geçmez.
Sadece kıyafet değiştirir.
Bugün saray yok belki ama korku hâlâ aynı yerde duruyor.
Sadakat hâlâ sorgulanmıyor.
Ve susmak, hâlâ en güvenli erdem gibi sunuluyor.

Kitap ilerledikçe okur şunu fark ediyor:
Bu hikâyede “doğru” diye bir şey yok.
Sadece daha az tehlikeli tercihler var.
Ve her tercih, bir başka suçun kapısını aralıyor.
Kimse temiz çıkmıyor bu hikâyeden.
Zaten amaç da bu.

Engereğin Gözü, insanın içindeki yılanı anlatıyor.
Isırmadan önce bekleyen,
fırsatı kollayan,
sessiz kalan yılanı.

Ve kitap bittiğinde şu duygu kalıyor:
Bazı iktidarlar yıkılır.
Bazılarıysa insanın içine yerleşir.

En tehlikelisi de odur.

KİTAP İZLERİ

İnsan Olmak

Engin Geçtan

Türkiye'nin Ruhuna Tutulan Ayna: Engin Geçtan’ın Eskimeyen Klasiği Üzerine Her ülkenin edebiyatında, nesiller boyu elden ele dolaşan, altı çizilen cümleleriyle adeta kolektif bir yol arkadaşına
İncelemeyi Oku

Yorumlar

Başa Dön