Modern tıbbın gelişmesiyle birlikte kanser tedavisi önemli ilerlemeler kaydetmiş olsa da, metastatik hastalıkların tedavisi hâlâ büyük bir meydan okuma olmaya devam etmektedir. Konvansiyonel tedavilerin sınırlılıkları, yan etkilerin hastanın yaşam kalitesini olumsuz etkilemesi ve bazı kanser türlerinde tedaviye direnç gelişmesi, alternatif ve tamamlayıcı tedavi yöntemlerine olan ilgiyi artırmıştır. Bu bağlamda, tıbbi bitkiler ve fitokimyasal bileşenler, kanser tedavisinde integratif bir yaklaşımın önemli parçaları haline gelmiştir. Tarih boyunca bitkiler, çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılmış ve modern farmakolojinin temellerini oluşturmuştur. Bugün kullanılan kanser ilaçlarının yaklaşık %30'u hâlâ bitkisel kaynaklı veya bitkilerden esinlenilerek geliştirilmiş sentetik türevlerdir. Bu gerçek, doğanın kanser tedavisinde sunduğu potansiyelin önemini vurgulamaktadır.
Fitoterapinin Kanser Tedavisindeki Yeri
Tarihsel Perspektif ve Güncel Durum
Son 50 yıldır ilaç endüstrisinde yaşanan hızlı gelişmeler, sentez teknolojileri, standardizasyon yöntemleri ve yapay zekanın entegrasyonuyla birlikte kanser ilaçlarının çoğunluğu sentetik bileşiklerden oluşmaya başlamıştır. Ancak bu gelişmelere rağmen, bitkisel kökenli ilaçlar kanser tedavisinde önemli bir yer tutmaya devam etmektedir. İlaç geliştirme süreçlerinde kullanılan molekül adaylarının önemli bir kısmı hâlâ doğal kaynaklardan elde edilmektedir.
Fitoterapinin Avantajları
Bitkisel tedavilerin kanser hastalarında tercih edilmesinin birkaç önemli nedeni vardır:
- Daha Az Yan Etki: Sentetik ilaçlara kıyasla genel olarak daha iyi tolere edilirler ve daha az toksisite gösterirler.
- Geniş Güvenlik Marjı: Terapötik dozlar ile toksik dozlar arasındaki aralık genellikle daha geniştir, bu da kullanım güvenliğini artırır.
- Kolay Erişilebilirlik: Birçok tıbbi bitki kolayca temin edilebilir ve maliyeti nispeten düşüktür.
- Çoklu Hedefleme: Bitkiler genellikle birden fazla biyoaktif bileşen içerir ve bu bileşenler farklı mekanizmalarla sinerjistik etki gösterebilir.
Fitoterapinin Sınırlılıkları
Avantajlarının yanında, fitoterapi bazı zorluklar da içermektedir: - Standardizasyon Sorunları: Bitkisel ürünlerin içeriği, yetiştirme koşulları, hasat zamanı ve işleme yöntemlerine bağlı olarak değişkenlik gösterebilir.
- Doz-Yanıt İlişkisinin Belirsizliği: Optimal dozların belirlenmesi her zaman kolay değildir.
- İlaç-Bitki Etkileşimleri: Bitkisel ürünler, konvansiyonel kanser ilaçlarıyla etkileşime girebilir ve bunların etkinliğini veya toksisitesini etkileyebilir.
- Yetersiz Klinik Kanıt: Çoğu bitkisel ürün için laboratuvar ve hayvan çalışmaları mevcut olsa da, insan üzerinde yapılan randomize kontrollü çalışmalar sınırlıdır.
Fitoterapinin Kanserdeki Terapötik Hedefleri
Kanser tedavisinde fitoterapinin kullanılmasının altı ana hedefi bulunmaktadır: - Yan Etkilerin Azaltılması
Kemoterapi ve radyoterapinin neden olduğu bulantı, kusma, yorgunluk ve nöropati gibi yan etkilerin hafifletilmesi. - İlaç Direncinin Azaltılması
Kanser hücrelerinin tedaviye direnç geliştirmesini önleyecek mekanizmaların aktive edilmesi. - Doğrudan Sitotoksik Etki
Kanser hücrelerinin direkt olarak öldürülmesi veya çoğalmalarının engellenmesi. - Kanser Kök Hücrelerinin Eliminasyonu
Kanser nüksünden sorumlu olan kanser kök hücrelerinin hedeflenmesi. - İmmün Sistem Modülasyonu
Vücudun kendi immün sisteminin kansere karşı daha etkili savaşmasının sağlanması. - Kişiselleştirilmiş Tedavi
Hastanın genetik profili ve kanser özelliklerine göre özelleştirilmiş tedavi yaklaşımları.
Kanser Hücrelerine Sitotoksik Etkili Tıbbi Bitkiler
Biberiye (Rosmarinus officinalis)
Biberiye, Akdeniz kökenli aromatik bir bitkidir ve geleneksel olarak birçok sağlık sorununda kullanılmıştır. Antikanser aktivitesinden sorumlu üç ana bileşen içerir:
Karnosik Asit: Güçlü antioksidan özellikler gösterir ve kanser hücrelerinde apoptozu (programlı hücre ölümü) tetikler.
Karnosol: Hücre döngüsünü durdurarak kanser hücrelerinin çoğalmasını engeller.
Rosmanol: Anti-enflamatuar ve antikanser özelliklere sahiptir.
Laboratuvar çalışmaları, biberiyelerin kalınbağırsak, meme, böbrek, karaciğer, prostat kanserleri ve lenfoma üzerinde etkili olduğunu göstermiştir. Bitkinin düzenli tüketimi, özellikle pişirme baharatı olarak kullanımı, kanserden koruyucu etki sağlayabilir.
Çörekotu (Nigella sativa)
Çörekotu, binlerce yıldır Ortadoğu ve Hint alt kıtasında geleneksel tıpta kullanılan bir bitkidir. "Ölüm dışında her şeye şifa" olarak bilinen bu bitki, modern bilimsel çalışmalarda da dikkat çekici antikanser özellikler göstermiştir.
Timokinon çörekotunun en önemli biyoaktif bileşenidir ve geniş spektrumlu antikanser aktiviteye sahiptir. Timokinon şu mekanizmalarla etki gösterir:
- Kanser hücrelerinde apoptozu indükler
- Hücre proliferasyonunu inhibe eder
- Metastaz oluşumunu engeller
- Anjiyogenezi (tümörün yeni kan damarı oluşturması) baskılar
- Oksidatif stresi azaltır
Çörekotu, akciğer, karaciğer, safra yolu, pankreas, meme kanserleri, lösemi ve diğer kan kanserleri, kalınbağırsak, baş-boyun kanserleri, glioblastom, lenfoma ve osteosarkom üzerinde laboratuvar ortamında etkili bulunmuştur.
Zerdeçal (Curcuma longa)
Zerdeçal, Hint mutfağının vazgeçilmez baharatlarından biri olup, binlerce yıldır hem yemeklerde hem de geleneksel tıpta kullanılmaktadır. Zerdeçalın altın sarısı renginden sorumlu olan kurkumin, son yılların en çok araştırılan doğal antikanser bileşenlerinden biridir.
Kurkuminin antikanser etkileri çok yönlüdür:
Çoklu Sinyal Yolaklarını Etkiler: NF-κB, STAT3, Wnt/β-katenin gibi kanser gelişiminde rol oynayan birçok sinyal yolağını modüle eder.
Apoptozu İndükler: Kanser hücrelerinde programlı hücre ölümünü tetikler.
Anjiyogenezi İnhibe Eder: Tümörün beslenmesi için gerekli yeni kan damarlarının oluşumunu engeller.
Metastazı Önler: Kanser hücrelerinin vücudun diğer bölgelerine yayılmasını zorlaştırır.
Anti-enflamatuar Etki: Kronik inflamasyonun kanser gelişimine katkısını azaltır.
Kurkumin, nazofarinks, akciğer, karaciğer, safra yolları, pankreas, meme, mide, kalınbağırsak, prostat, rahim kanserleri, lösemi ve diğer kan kanserleri, baş-boyun, tiroid kanserleri üzerinde laboratuvar çalışmalarında etkili bulunmuştur.
Önemli Not: Kurkuminin biyoyararlanımı (emilimi) düşüktür. Bu nedenle piperin (karabiberdeki aktif bileşen) ile birlikte alınması önerilir. Piperin, kurkuminin emilimini 20 kat artırabilir. Günlük 8000 mg'a kadar dozlar güvenli bulunmuştur, ancak yüksek dozlarda doktor gözetimi önerilir.
Sarımsak (Allium sativum)
Sarımsak, hem mutfakta hem de geleneksel tıpta binlerce yıldır kullanılan, çok yönlü sağlık faydaları olan bir bitkidir. Sarımsağın antikanser etkilerinden sorumlu olan ana bileşenler organosülfür bileşikleridir:
- Diallil sülfit
- Diallil disülfit
- Diallil trisülfit
- Diallil tetrasülfit
- S-allil merkaptosisit
- Allisin
Bu bileşikler şu mekanizmalarla etki gösterir:
Detoksifikasyon Enzimlerini Aktive Eder: Vücudun karsinojenleri etkisiz hale getirme kapasitesini artırır.
DNA Tamirini Destekler: Hasar görmüş DNA'nın onarımına yardımcı olur.
Hücre Döngüsünü Düzenler: Kanser hücrelerinin kontrolsüz çoğalmasını durdurur.
İmmün Sistemi Güçlendirir: Doğal öldürücü hücrelerin (NK hücreleri) aktivitesini artırır.
Sarımsak, meme, üst sindirim sistemi, kalınbağırsak kanserleri, lösemi ve diğer kan kanserleri, glioblastom, osteosarkom, pankreas, yumurtalık kanserleri ve melanom üzerinde laboratuvar çalışmalarında etkili bulunmuştur.
Zencefil (Zingiber officinale)
Zencefil, Asya kökenli bir bitki olup, mutfakta baharat ve geleneksel tıpta çeşitli rahatsızlıkların tedavisinde kullanılmaktadır. Zencefilin antikanser aktivitesinden sorumlu ana bileşenler:
Gingerol: Taze zencefilin ana keskin bileşeni
Shogaol: Kurutulmuş veya ısıtılmış zencefilde oluşur
Paradol: Shogaolün türevi
Bu bileşikler güçlü antioksidan, anti-enflamatuar ve antikanser özellikler gösterir. Zencefil, meme, kalınbağırsak, prostat, akciğer kanserleri, melanom ve glioblastom üzerinde laboratuvar çalışmalarında etkili bulunmuştur.
Diğer Önemli Baharatlar ve Bitkiler
Karabiber (Piper nigrum): Piperin içeriği sayesinde meme, prostat, kalınbağırsak kanserleri, melanom ve osteosarkom üzerinde etkilidir. Ayrıca diğer fitokimyasalların emilimini önemli ölçüde artırır.
Kırmızıbiber (Capsicum annum): Kapsaisin sayesinde akciğer, meme, mide, prostat, pankreas, kalınbağırsak, mesane kanserleri ve lösemi üzerinde etkilidir.
Safran (Crocus sativus): Krosin ve krosetin içeriği ile akciğer, sindirim ve üreme sistemi kanserleri, meme kanseri, lösemi ve osteosarkom üzerinde etkilidir.
Tarçın (Cinnamomum cassia): Sinnamaldehit içeriği ile melanom ve gliom üzerinde etkilidir.
Kekik (Origanum vulgare): Karvakrol, timol ve rosmarinik asit içeriği ile multipl myelom, prostat, meme ve kalınbağırsak kanserleri üzerinde etkilidir.
Kanser Kök Hücrelerini Hedefleyen Fitokimyasallar
Kanser tedavisindeki en önemli zorluklardan biri, kanser kök hücreleri (KKH) olarak adlandırılan özel hücre popülasyonunun varlığıdır. Bu hücreler:
- Konvansiyonel tedavilere dirençlidir
- Kanser nüksünden sorumludur
- Metastaz oluşturma kapasitesine sahiptir
- Yavaş bölünür, bu nedenle hızlı bölünen hücreleri hedefleyen kemoterapilerden kaçabilir
Son araştırmalar, çeşitli fitokimyasalların kanser kök hücrelerini hedefleme yeteneğine sahip olduğunu göstermektedir.
Kurkumin: Çok Yönlü Bir KKH İnhibitörü
Kurkumin, kanser kök hücrelerine karşı en iyi çalışılmış doğal bileşenlerden biridir. Meme, kalınbağırsak, prostat, mesane, beyin, baş-boyun ve pankreas kanserlerinin kök hücrelerini laboratuvar ortamında öldürdüğü gösterilmiştir.
Etki Mekanizmaları:
- Kök hücre kendini yenileme yolaklarını (Wnt, Notch, Hedgehog) inhibe eder
- Kök hücre belirteçlerinin ekspresyonunu azaltır
- Epitelyal-mezenkimal geçişi (EMT) engeller
- Normal hücrelere minimal toksisite gösterir
Kullanım Önerileri:
- Günlük doz 8000 mg'a kadar çıkılabilir
- Piperin ile birlikte kullanımı emilimi 20 kat artırır
- Yağda çözünür olduğu için yemekle birlikte alınması önerilir
EGCG (Epigallokateşin Gallat): Yeşil Çayın Gücü
EGCG, yeşil çayın en bol bulunan ve en aktif kateşinidir. Güçlü antikanser özelliklere sahiptir ve özellikle meme kanseri kök hücrelerini hedeflemede etkilidir.
Antikanser Etkileri:
- Akciğer, mesane, meme, kolon ve pankreas kanser hücrelerinin çoğalmasını engeller
- Lenfoma hücrelerine karşı etkilidir
- Kanser kök hücrelerinin öz-yenilenme kapasitesini azaltır
- Anjiyogenezi inhibe eder
Kullanım Önerileri:
- Günlük 500-1500 mg doktor kontrolünde kullanılabilir
- Emilimi artırmak için yemeklerden 30 dakika önce aç karnına alınmalıdır
- Yüksek dozlarda karaciğer toksisitesi riski olduğu için dikkatli olunmalıdır
- Demir emilimini azaltabileceği için demir eksikliği anemisi olanlarda dikkatli kullanılmalıdır
Resveratrol: Üzümün Koruyucu Molekülü
Resveratrol, özellikle kırmızı üzüm kabuğunda, kırmızı şarapta ve bazı yaban mersini türlerinde bulunan bir polifenoldür. Lösemi kök hücrelerini öldürdüğü gösterilmiştir.
Etki Mekanizmaları:
- Sirtuinleri (uzun ömür genleri) aktive eder
- Anti-enflamatuar etki gösterir
- Oksidatif stresi azaltır
- Apoptozu indükler
Kullanım Önerileri:
- Trans-resveratrol formu daha iyi emilim gösterir
- Piperin ile birlikte kullanıldığında emilimi 15,5 kat artar
- Günlük 150-500 mg dozlar kullanılabilir
Sülforafan: Brokolinin Süper Bileşeni
Sülforafan, özellikle brokoli ve brokoli filizinde bulunan bir izotiyosiyonattır. Meme ve pankreas kanseri kök hücrelerini etkili şekilde baskılar.
Nasıl Oluşur:
- Brokoli ezildiğinde, çiğnendiğinde veya hafifçe ısıtıldığında
- Mirozinaz enziminin aktivasyonu ile glukorafinattan oluşur
- Aşırı pişirme mirozinaz enzimini inaktive eder
Antikanser Etkileri:
- Detoksifikasyon enzimlerini aktive eder (faz 2 enzimler)
- Histon deasetilaz inhibitörü olarak epigenetik düzenlemede rol oynar
- Kanser kök hücrelerinin çoğalmasını engeller
- Metastazı önler
Optimum Tüketim:
- Brokoli filizi en zengin kaynaktır (olgun brokoliden 10-100 kat fazla)
- Hafif buharlanmış veya çiğ tüketim önerilir
- Hardal tozu eklemek mirozinaz aktivitesini artırabilir
Likopen: Domateslerin Kırmızı Kahramanı
Likopen, domateste bol miktarda bulunan bir karotenoiddir. Kolon kanseri kök hücrelerini öldürdüğü gösterilmiştir.
Faydalı Özellikleri:
- Güçlü antioksidan
- Prostat, akciğer ve mide kanseri riskini azaltır
- DNA hasarını önler
Emilim İpuçları:
- Zeytinyağı ile tüketim emilimi artırır
- Pişmiş domates çiğ domatesden daha fazla biyoyararlanılabilir likopen içerir
- Günlük 2-30 mg dozlar kullanılabilir
Soya İzoflavonları: Genistein ve Daidzein
Soya fasulyesi, kanserden koruyucu etkisi olan izoflavonlar açısından zengindir. Özellikle genistein maddesi dikkat çekicidir.
Genisteinin Etkileri:
- Pankreas tümörü başlatıcı hücreleri baskılar
- Meme kanseri kök hücrelerini inhibe eder
- Tirozin kinaz inhibitörü olarak çalışır
- Östrojen reseptör modülatörü olarak etki gösterir
Kullanım Önerileri:
- Günlük 10-13 mg genistein önerilir
- Fermente soya ürünleri (tempeh, miso) daha iyi emilim sağlar
- Meme kanseri hastalarında kullanımı konusunda görüşler farklılık gösterir, doktor danışmanlığı gerekir
İmmunomodülatör Etkili Tıbbi Mantarlar ve Bitkiler
Kanser tedavisinde immünoterapinin önemi giderek artmaktadır. Kanser aşıları, vücudun kendi immün sistemini kansere karşı harekete geçirmeyi amaçlar. Bazı tıbbi mantarlar ve bitkiler, kanser aşılarının etkinliğini artıran adjuvan (destekleyici) etkiler gösterir.
Ganoderma lucidum (Reishi Mantarı)
Reishi, binlerce yıldır Çin ve Japon geleneksel tıbbında "ölümsüzlük mantarı" olarak bilinir. Modern araştırmalar, bu mantarın güçlü immünomodülatör özelliklere sahip olduğunu göstermektedir.
İmmün Sistem Üzerindeki Etkileri:
- Dendritik hücre olgunlaşmasını uyarır
- Sitokin (IL-2, IFN-γ, TNF-α) ekspresyonunu artırır
- Doğal öldürücü (NK) hücre aktivitesini güçlendirir
- T lenfosit fonksiyonlarını modüle eder
Kanser Aşılarıyla Sinerjik Etki:
Hayvan çalışmalarında, Ganoderma polisakkaritlerinin kanser aşılarıyla birlikte kullanıldığında antitümör yanıtı önemli ölçüde artırdığı gösterilmiştir.
Dioscorea batatas (Çin Yams)
Bu bitki, içerdiği özel polisakkaritler sayesinde immün sistemi güçlendirici etkilere sahiptir.
Etki Mekanizması:
- TNF-α (tümör nekrozis faktör alfa) sekresyonunu uyarır
- Makrofaj aktivasyonunu artırır
- Kanser aşılarının antitümör potansiyelini güçlendirir
Echinacea purpurea (Mor Koni Çiçeği)
Echinacea, immün sistemi destekleyici özellikleriyle en iyi bilinen tıbbi bitkilerden biridir.
İmmünomodülatör Etkileri:
- Dendritik hücreleri uyarır
- Makrofaj aktivitesini artırır
- Sitokin üretimini modüle eder
- Kanser aşılarının etkinliğini artırabilir
Fitoterapi ve Konvansiyonel Tedavinin Entegrasyonu
Fitoterapinin kanser tedavisinde en etkili şekilde kullanılması için konvansiyonel tedavilerle entegre edilmesi gerekir. Bu integratif onkoloji yaklaşımı, hastaya en iyi sonucu sağlamayı amaçlar.
İlaç-Bitki Etkileşimleri
Tıbbi bitkilerin konvansiyonel kanser ilaçlarıyla etkileşime girebileceği unutulmamalıdır. Bu etkileşimler hem faydalı hem de zararlı olabilir:
Potansiyel Faydalı Etkileşimler:
- Kurkuminin bazı kemoterapi ilaçlarının etkinliğini artırması
- EGCG'nin kemoterapiye duyarlılığı artırması
- Ginseng'in radyoterapi yan etkilerini azaltması
Potansiyel Zararlı Etkileşimler:
- Sarımsağın kan sulandırıcıların etkisini artırması
- Hypericum (sarı kantaron) bitkisinin birçok kemoterapi ilacının metabolizmasını hızlandırması
- Bazı bitkilerin karaciğer enzimlerini etkileyerek ilaç düzeylerini değiştirmesi
Önemli: Kanser hastaları herhangi bir bitkisel ürün kullanmadan önce mutlaka onkologlarına danışmalıdır.
Tedavi Aşamalarına Göre Fitoterapi Kullanımı
Tanı Öncesi/Önleyici Dönem:
- Kanserden koruyucu etkili bitkilerin (sarımsak, zerdeçal, yeşil çay) düzenli tüketimi
- Antioksidan açısından zengin beslenme
- İmmün sistemi güçlendirici adaptojenik bitkiler
Aktif Tedavi Dönemi:
- Yan etkileri azaltıcı bitkiler (zencefil bulantı için)
- İmmün destekleyici mantarlar (Reishi, Shiitake)
- Kemoterapi etkinliğini artırabilecek fitokimyasallar (doktor gözetiminde)
Remisyon/İyileşme Dönemi:
- Nüksü önleyici kanser kök hücre hedefleyici bileşikler
- Detoksifikasyonu destekleyen bitkiler
- Genel sağlığı ve yaşam kalitesini artırıcı adaptojenik bitkiler
Klinik Kanıtlar ve Araştırmaların Durumu
Fitoterapinin kanserdeki etkinliği konusunda araştırmalar hızla artmakta, ancak hâlâ bazı eksiklikler bulunmaktadır.
Mevcut Kanıt Düzeyleri
Güçlü Preklinik Kanıtlar: Laboratuvar ortamında ve hayvan modellerinde birçok bitkisel bileşenin antikanser etkileri açıkça gösterilmiştir.
Sınırlı Klinik Kanıtlar: İnsanlarda yapılan randomize kontrollü çalışmalar henüz yeterli sayıda değildir. Çoğu klinik çalışma küçük örneklemlerle veya açık etiketli tasarımlarla yapılmıştır.
Epidemiyolojik Destekler: Bazı bitkileri düzenli tüketen popülasyonlarda kanser insidansının daha düşük olduğu gözlemlenmiştir.
Özel Dikkat Gerektiren Durumlar
Cerrahi Öncesi: Kan sulandırıcı etkisi olabilecek bitkiler (sarımsak, zencefil, ginko) ameliyattan 1-2 hafta önce kesilmelidir.
Karaciğer ve Böbrek Yetmezliği: Bu hastalarda bazı bitkiler birikebilir ve toksisiteye neden olabilir.
Gebelik ve Emzirme: Kanser tedavisi gören hamile veya emziren kadınlarda fitoterapinin kullanımı çok dikkatli değerlendirilmelidir.
Fitoterapi, kanser tedavisinde giderek daha fazla kabul gören bir tamamlayıcı tedavi yaklaşımıdır. Binlerce yıllık geleneksel kullanım deneyimi ve günümüzün modern bilimsel araştırmaları, birçok tıbbi bitkinin ve fitokimyasal bileşenin kanser tedavisinde potansiyel faydaları olduğunu göstermektedir. Biberiye, çörekotu, zerdeçal, sarımsak, zencefil gibi mutfakta sıkça kullandığımız baharatların bile güçlü antikanser bileşenler içermesi, sağlıklı beslenmenin hastalıktan korunmadaki önemini bir kez daha vurgulamaktadır. Kurkumin, EGCG, resveratrol, sülforafan gibi bileşenlerin kanser kök hücrelerini hedefleme yetenekleri, gelecekte daha etkili kanser tedavilerinin geliştirilmesine katkı sağlayabilir. Ancak fitoterapinin bir "mucize tedavi" olmadığını, konvansiyonel tedavilerin yerini alamayacağını, ancak bunları destekleyebileceğini unutmamak gerekir. En iyi sonuçlar, kanser hastalarının geleneksel onkolojik tedavileri fitoterapi ile entegre eden integratif onkoloji yaklaşımı ile izlenmesiyle elde edilebilir. Gelecekte, kişiselleştirilmiş tıbbın gelişmesiyle birlikte, her hastanın genetik profili, kanser tipi ve tedavi yanıtına göre özelleştirilmiş fitoterapi protokolleri geliştirilebilir. Yapay zeka ve büyük veri analitiği, hangi bitkilerin hangi hastalarda en iyi sonuç verdiğini belirlemeye yardımcı olabilir. Kanser kronik bir hastalık haline geldikçe, hastaların uzun dönemde yaşam kalitelerini korumak ve tedavi yan etkilerini azaltmak daha da önemli hale gelmektedir. Fitoterapi, bu amaçlara ulaşmada değerli bir araç olarak yerini almaktadır. Son olarak, fitoterapinin bilimsel temellere dayalı, kanıta dayalı tıp prensipleriyle değerlendirilmesi ve kullanılması gerektiği vurgulanmalıdır. Gelişmiş onkoloji merkezlerinde integratif onkoloji yaklaşımının yaygınlaşması, kanser hastalarına en iyi bakımın sağlanması açısından büyük önem taşımaktadır.