KIRIK IŞIKLARIN VİCDAN REÇETESİ
Evvelâ dik dururdu, koltuğunda bir değnek, Mendil satar, şeref satmazdı bu genç yürek. Elazığ’ın rüzgarı vururken sinesine, Ekmek derdi binerdi dizinin yorgun sesine. Sonra bir fırtına koptu, hayat tekerlek oldu, Yollar kısaldı ama gönlünde keder doldu. Yine el açmadı kimseye, yine ter döktü alnı, Rabbim biliyordu o dik duruşu, o saklı canı.
Vakit geldi, dünya küçüldü dört duvar içine, Yatağa bağlı kaldı, mahkûm oldu biçimine. Sustu şiirler, kalem sustu, bir tek parmak kaldı, O tek parmakla bir can, gökyüzünü kağıda saldı. Namaza durdu ruhu, duayla ördü kozasını, Yalnız Allah’a açtı o devranın davasını.
Bir kıza gönül verdi, sevmek suç değildi ya, Engelli olduğunu duyunca kız, döndü sırtını dünyaya. Sosyal medyada bir engel, kalbinde bin bir yara, Aşk dediğin bu muydu, düşürdü onu dara. Ailesi altın istedi, dağlar kadar, boy boy... Zannettiler ki insanlık tartılır sarrafla, ey vah, ne soy! Fakir dediler, küçük gördüler, istemediler "eksik" diye, Bilmediler ki vefa en büyük hazinedir, en kutlu hediye!
Facebook grubunda koptu asıl kıyamet, Kimi yargıladı bilmeden, kimi etmedi merhamet. Küçük gördüler onu, aşağıladılar o temiz özünü, Kör olmuştu ruhları, görmediler hakikatin gözünü. Lakin bir ses yükseldi, bir neşter vurdu yaraya: "Durun!" dedi Doğuş Kılınç, "Girmeyin bu günaha!"
Ey insanoğlu! Üstünde tavan, altında toprak, Her an düşebilir kafana cam, beton ya da bir yaprak. Yolda yürürken, evde otururken, iş başında beklerken, Felek çarkını çevirir, daha sabah çok erken. Zihnin gider, kolun gider, kalırsın bir yudum nefese, Hepimiz birer adayız, mahkûmuz o kafese!
Şimdi iyi dinle! Karıştırma sapla samanı, Uzvunu yitiren engellidir, budur imtihan anı. Ama bir kalbi kıran, bir canı ezen, hor gören, Kendi ahlakını, vicdanını mezara gömen... İşte odur asıl "özürlü", ruhu sakat, kalbi taş! O mazlumun tek parmağına kurban olsun bin bir baş!
Gakgoşlar diyarında bir Işık sönmesin diye, Biz siper olduk o cana, bu kardeşlikten hediye. Kimi saksıdan korkar, kimi bir kuş kafesinden, Oysa asıl korku; Allah’ın "Neden kırdın?" sesinden! O can senin kardeşin, senin aynan, senin sızın, Bugün ona susarsan, yarın duyulmaz senin avazın!
Neşter Ameliyat Masası (Doğuş Kılınç)
Bir kıza gönül verdi, sevmek suç değildi ya,
Engelli olduğunu duyunca kız, döndü sırtını dünyaya.
Sosyal medyada bir engel, kalbinde bin bir yara,
Aşk dediğin bu muydu, düşürdü onu dara.
Ailesi altın istedi, dağlar kadar, boy boy...
Zannettiler ki insanlık tartılır sarrafla, ey vah, ne soy!
Fakir dediler, küçük gördüler, istemediler "eksik" diye,
Bilmediler ki vefa en büyük hazinedir, en kutlu hediye!
Facebook grubunda koptu asıl kıyamet,
Kimi yargıladı bilmeden, kimi etmedi merhamet.
Küçük gördüler onu, aşağıladılar o temiz özünü,
Kör olmuştu ruhları, görmediler hakikatin gözünü.
Lakin bir ses yükseldi, bir neşter vurdu yaraya:
"Durun!" dedi Doğuş Kılınç, "Girmeyin bu günaha!"
Ey insanoğlu! Üstünde tavan, altında toprak,
Her an düşebilir kafana cam, beton ya da bir yaprak.
Yolda yürürken, evde otururken, iş başında beklerken,
Felek çarkını çevirir, daha sabah çok erken.
Zihnin gider, kolun gider, kalırsın bir yudum nefese,
Hepimiz birer adayız, mahkûmuz o kafese!
Şimdi iyi dinle! Karıştırma sapla samanı,
Uzvunu yitiren engellidir, budur imtihan anı.
Ama bir kalbi kıran, bir canı ezen, hor gören,
Kendi ahlakını, vicdanını mezara gömen...
İşte odur asıl "özürlü", ruhu sakat, kalbi taş!
Emirhan’ın tek parmağına kurban olsun bin bir baş!
Gakgoşlar diyarında bir Işık sönmesin diye,
Biz siper olduk o cana, bu kardeşlikten hediye.
Kimi saksıdan korkar, kimi bir kuş kafesinden,
Oysa asıl korku; Allah’ın "Neden kırdın?" sesinden!
Emirhan senin kardeşin, senin aynan, senin sızın,
Bugün ona susarsan, yarın duyulmaz senin avazın!
Neşter Ameliyat Masası (Doğuş Kılınç)








