..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Zamanı gelen bir düşüncenin gücüne hiçbir ordu karşı koyamaz. -Victor Hugo
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
İzEdebiyat - Yazar Portresi - Seyfullah ÇALIŞKAN
Seyfullah ÇALIŞKAN - DENİZ FENERİNİN GÜNCESİ
Site İçi Arama:


Ana Sayfa
  Romantizm Delikanlıyı Bozar (Seyfullah ÇALIŞKAN) 8 Haziran 2019 Anılar 

ysa önceleri her şey ne güzeldi. Sen gelip parmağını sırtıma dürtüyordun. Ben şakacıktan çok kızıyordum. Ve seni kovalamaya başlıyordum. Al sana baldan tatlı bir kovalamaca. Kaç kez boşta bulunup irkilmiştim. Kızmalar, gülmeler, her şey ama her şey oyun gibiydi. Aradan ne kadar zaman geçti? Saymadım ki. Kaç ay acaba, kaç yıl? Çok değildir, yemin ederim.

  Emekleye Emekleye Emekli (Seyfullah ÇALIŞKAN) 30 Mayıs 2019 Toplumcu 

Emekli olunca bir sahil kasabasına yerleşecektim. Elde avuçta ne varsa satıp kendime bahçe içinde bir ev alacaktım. Çiçekler yetiştirecektim, birkaç ağaç mandalina, limon, portakal… Ağaçlar evin arka bahçesinde olacaktı. Güller ve mevsim çiçekleri denize bakan tarafta…

  Organik Köy Kızı (Seyfullah ÇALIŞKAN) 10 Mayıs 2019 Toplum 

nnem söylemedi ama bir klişe daha vardır. Köy kızları mahcup olduğu kadar masumdurlar. Utangaç oldukları kadar bakiredirler. Onlar gizli yerlerde açan nadide çiçekler gibidirler. Eşsiz ve el değmemiş, hiç koklanmamış. Bak neredeyse unutacaktım. Üstelik doğurgandırlar. Topaç gibi al yanaklı bebeleri olur. Ne kadar çok istersen… Dört, beş altı hatta…

  Ekmeği Kedere Banmak (Seyfullah ÇALIŞKAN) 6 Mayıs 2019 Post-Modernizm 

İyice yaşlanmıştı artık. Üstelik kalbi de vardı. - Rabbim bize de böyle ecel nasip etsin. Yataklara düşüp çekse daha mı iyiydi? - O hastaneye gitmese iyiydi. Orada iyi bakmıyorlar hastalara. - Kolesterolü çok yüksekti. Üstelik şekeri de bir türlü düşmedi.

  Yitirilmiş Akıl Hükümsüzdür (Seyfullah ÇALIŞKAN) 30 Nisan 2019 Yaşam 

Bana acıyan gözlerle baktığını görür gibi oluyorum. Sakın ha, büyük bir yanılgı içindesiniz. Bir insanın aklını hem de ceza sorumluğu ile birlikte yitirmiş olması ne büyük özgürlüktür. Gidip banka soysam içeri bile atamazlar

  Aç Tokun Halinden Anlamaz (Seyfullah ÇALIŞKAN) 26 Nisan 2019 Yaşam 

Yazmayınca insan kilo alıyor belki. Üç aydır yazmadım. Tam üç kilo almışım. Beni kantara çıkaran aklıma turp sıkayım. Sanki yapılacak başka iş yokmuş gibi. Bir dalgınlığıma gelmiş olmalı. O kantarı göz önünden kaldırmalıydım. Kaldırıp yatağın altına falan saklamalıydım. Ortada durursa bunun böyle olacağı zaten belliydi.

  Midyat (Seyfullah ÇALIŞKAN) 26 Nisan 2019 Yaşam 

Sabaha karşı tel örgü boyundaydım. Otlar çoktan kurumuştu. Toprak yürüdükçe tozuyordu. Önce tan yeri alacalandı. Ve yıldızlar söndü. Gökyüzü önce griye döndü. Sonra sarardı, açıldı… İlk kuşlar göründü. İri kuşlar, kargalar, atmacalar, doğanlar… Tel örgünün ardındaki kasaba hala uyuyordu. Güneşin ilk ışıkları evlerin taraçalarına düştü. Kerevetler hareketlendi. Beyaz örtüler toplatıverdi. Ara sokaklardan birinde bir motor sesi duyuldu. Fırıncıdır bu, dedim. Kesin fırıncıdır. Kendimden emin halim hoşuma gitmedi. Ya sütçüyse… Kasabalarda ilk önce imamlar uyanır zaten. Sonra yaşlılar.

  Tek Taş (Seyfullah ÇALIŞKAN) 18 Nisan 2019 Ortamsal 

Bu yıl sevgililer gününde ben de tek taş istiyorum. -İki tane alsam olmaz mı? -Ben çok ciddiyim. -Ben değilim. -Herkes sevgililer gününde hediye alıyor. -Ben de alırdım ama sevgilim yok. -Ben neciyim? Sevgilin değil miyim? -Otuz yıllık karımsın. -Eee -Sevgilim değilsin.

  Sen Yazma Osman (Seyfullah ÇALIŞKAN) 18 Nisan 2019 Yazarlar ve Şairler 

Senin için siyasi şeyler de yazıyor da dediler. Yapma, etme gözünü seveyim. Ekmeğinden olursun. Eskiden böyle şeyler hoş görülüyordu. Ama artık devran değişti. Bir dilekçeyle kendini kapı önünde buluverirsin. İnsanlar öz be öz babasını şikâyet ediyor. Sana mı acıyacak. Geçenlerde kadının biri otuz yıllık kocasını şikâyet etmiş. Cumhurbaşkanımıza hakaret ediyor, demiş. Polis evini basıp almış karga tulumba karakola götürmüş. Senin ağzında dişin kalmamış, kulağın duymuyor, gözün görmüyormuş. Azıcık aklını başına devşir. Zararın neresinden dönsen kardır.

  Kemeraltı (Seyfullah ÇALIŞKAN) 17 Nisan 2019 Kent 

Bir çocuk ne diye küçük bir köyden çıkıp buraya gelir? Bin kilometre uzakta, yabancı bir şehre, neden? Belki annesi ölmüştür. Babası yeniden evlenmiştir. Üvey anne bu belki ekmek vermiyordu. Belki kötü söz söylüyordu. Dayanamayıp kaçmıştır. Babası da ölmüş olabilir. . Anası yeniden evlenmiştir. Ama üvey baba çocukları istememiştir.

  Güvercinli Yazı - 1 (Seyfullah ÇALIŞKAN) 24 Kasım 2017 Bireysel 

II - Senin kafa biraz nanay galiba, dedi. - Bilmem, - Bi sus , bi sus o zaman… Kim söylemişse seni kandırmış. Benim kuşlarla hiç işim olmaz. - Ne bileyim ben. Senin için kuşçu dediler. Ben de kanarya, saka, iskete, muhabbet kuşu, Hint bülbülü, cennet papağanı falan satıyorsun sanmıştım. - Senin kafa biraz nanay galiba… Ben güvercin meraklısıyım adamım. Sivri başının ön kısmında saçları kirpi dikenleri gibi dik dik uzamıştı. Bizim oraların Yörüklerine benziyordu. Esmer, kısa boylu ve esmer. Sinirli gibiydi. Sürekli yere tükürüyordu. Gözleri fıldır fıldır dönüyordu. Telaşlı, aceleci ve varlığımdan rahatsız bir hali vardı. Eğer işin içeresinde Çarıkçı İsmet olmasa yüzüme bile bakmazdı. Onun hatırına bana katlandığı çok belli oluyordu.

  Sonbaharı Hüznün Rekleri Boyar (Seyfullah ÇALIŞKAN) 21 Kasım 2017 İlişkiler 

Artık zamanı gelmiştir. Bir mektup yazmalıyım sana. Ne zamandır aklımda. İlla hemen yazmalıyım çünkü ertelersem öylece kalır. Beyaz kâğıda, zarflı marflı. Yazıp telefonuna gönderdiğim cümleler eninde sonunda uçup gidiyorlar. Ya hafıza kartın kayboluyor veya telefonun bozulunca tamircide siliniyor. En iyisi gerçek bir mektup yazayım sana. Beyaz kâğıdın kenarına kedi merdiveni çizeyim. Üzerinde sarı yapraklar… Okla yaralanmış kalbim… Ve gagasında zarf taşıyan bir güvercin... İçinde karalanmış birkaç cümlem olsun. Sağ üst köşeye tarih atayım. Aynı okulda öğrendiğimiz gibi. Ortada sana hitaben iki kelime. “Sevgili … Sana daha önce hiç yazmadım. Bu mektubun ardından bir daha yazacak mıyım? Henüz bunu da bilmiyorum. Bir zarfı açıp içinden fatura veya banka dekontu çıkmaması seni şaşırtacaktır. Ne güzel.

  Öyle Pat Diye de Ölünmez ki (Seyfullah ÇALIŞKAN) 17 Haziran 2017 Deneysel 

Selviler neden aklımı dolaştırıp duruyor bu akşam? Hâlbuki ağaç denince aklıma ilk önce Selviler gelmez ki. Ulu çınarlar, köknarlar, ladinler, yabani elmalar, çakal erikleri gelir. Ama illa kirazlar ve onların sonbaharda ateş rengi yaprakları... Dere kenarında dalları sulara doğru sarkan söğütler. Asfalt boyunca uzayıp giden karaağaçlar, çamlar, akasyalar, iğdeler ve tek tük incir ağaçları. Az kalsın unutacaktım. Yaz kış parlak yapraklarıyla capcanlı görünen taflanları severim ben.

  Sokarım Seni Şalvarıma Çıkarırım Tozpembe (Seyfullah ÇALIŞKAN) 12 Haziran 2017 Deneysel 

İmdat, ırzıma geçiyorlar. Namusum elden gidiyor. Yetişin… Ne alakası var şimdi. Aklıma karpuz kabuğu düşürdü salak. - Şalvarında ne varsa çıkar, şuraya koy, dedim. Masayı gösterdim. Hiç niyeti yok. O hala bir fırsat kolluyor. Şaşkınlığımdan yararlanıp kaçacak. Pencereler demirli olmasa uçup giderdi zaten. Kaçamıyor, bağırıp duruyor. Hırsız bizi kendi evimizde faka bastıracak. Vay uyanık vay... Ben de bağırmaya başladım.

  Delikanlıyı Bozan Yazılar (Seyfullah ÇALIŞKAN) 11 Haziran 2017 Sevgi ve Aşk 

Çocuktum, annem beni deli gibi severdi. Rüzgârdan saçımın dağılmasına, dudaklarımda yediklerimden izler kalmasına bile izin vermezdi. Hemen kucağına alıp siliverirdi. Babamın cüzdanı demet demek para doluydu. Ben istesem dünyadaki bütün balonları, bütün oyuncakları, bütün bisikletleri hatta koca köyü bile satın alabilirdi. Çocuktum, yağmur benim için yağar, çimenler benim için büyür, kırlangıçlar ve leylekler benim için her bahar buraya dönerdi. Eriklerin en kocamanı, şeftalilerin en sulusu, kavunun en tatlısı da benim içindi. Sabahları güneş ben uyanayım diye açardı. Ve Akşam en güzel rüyaları bana getirmek için çökerdi.

  Kara Tren (Seyfullah ÇALIŞKAN) 29 Mayıs 2017 Anı 

Kara tren çocuk gözlerimizde dev gibi bir makineydi. Her tarafından buhar çıkan, su ve yağ damlayan öfkeden delirmiş kocaman bir canavardı. Bazen Ağustos aylarında bacasından püskürttüğü kömür korlarıyla yol boyundaki kuru otları tutuştururdu. Dere içindeki sazlıklar, yol boyundaki otlar anızlar gibi kapkara olurdu

  Gelincikler Ağlar mı? (Seyfullah ÇALIŞKAN) 10 Mayıs 2017 Deneysel 

Katırcıların Osman’la gitti. Sabah ezanı hala kulaklarımda... Avlu kapısında son kez gördüm. İki karartı olup gittiler. Akşama genç bir kısrağa koşulmuş Konya Yaylısı ile dönecekti. Minibüs Gediz’e uçtu diyorlar. Kayıp diyorlar. Yalan söylüyorlar. İyi yüzerdi Yusuf’um. Ateş yakar beni ama su boğmaz, derdi. İkisinin de ne ölüsü, ne dirisi. Gediz denilen bu su nereye gider? Hiç yorulmaz mı? Hiç mi duraklamaz, soluklanmaz mı?

  Ben Daha Çok Napolyon'um (Seyfullah ÇALIŞKAN) 2 Mayıs 2017 Yaşam 

Önce profesörün özel muayenesine giderim. Daha sonra da psikiyatri servisine... Deli olmak için röntgen çekilir mi? Acaba tahlil yapılıyor mu? Yoksa sadece sorular sorup görüşme mi yapıyorlar? Filmlerdeki gibi mürekkep lekesi testlerini mi gösteriyorlar acaba. Sorulara uygun cevaplar vermek için önceden çalışılmak gerekir mi? Keşke çıkmış soruları bulabilsem de azıcık bakabilsem. Bu işler çok aceleye gelemez. Üstesinden gelmek için çalışacağım. Ne demişler ama... Azimle işeyen mermeri delermiş. Başarılı olursam İşte o zaman delidir, ne yapsa yeridir mertebesine yükselirim.

  Rakı Şişesinden Ejderha Olduk –ıı - (Seyfullah ÇALIŞKAN) 28 Nisan 2017 Deneysel 

-Aklından geçen ne? Telefon alınca ne olacak? -O zaman yengeye ulaşabiliriz. -Yenge deme lan kadına. Bir kere olsun yüzümü görmüşlüğü bile yoktur. -Telefon alıyon dimi. -Bakarız, şimdi sırası değil. -Niye paran mı yok.

  Ataevler Pazarı (Seyfullah ÇALIŞKAN) 20 Nisan 2017 Yerler 

Ve sen dişlerimin arasındaki badem çağlasıydın. Biraz eşki, biraz nisan, biraz yeşil ve uykusundan yeni uyanmış bir yaşam kadar taze. Azıcık avucumda kalsan zedelenecek kadar narindin

 

 



Küçük bir çocukken babama yalvardım. "Ne olursun vilayet konağı önünde kaleminden kan damlayan, ipten adam alan cümleler yazan katiplere beni çırak ver." dedim. Ama beni dinlemedi. Önce bir katibin yanında işe başlayıp sonra bir yazarın yanında çırak olarak yetişebilseydim düşlerim gerçek olabilirdi. Babam beni dinlemek şöyle dursun inadına yapar gibi gitti beni terzinin yanına çırak verdi. İki hafta dükkana çay, gazoz taşıyıp kömürlü ütüyü tutuşturmak, her sabah dükkanı süpürmek zor geldiği için işten kaçtım. Terzi çırağından yazar olduğu nerde görülmüş. İki yıl yazlık sinemada makinist çıraklığı yapmamın bu günlere gelmemde çok faydası oldu. Bütün türk filmlerinin senaryolarını afişine bakıp çözer hale geldim. "Bunları yazmaya ne var, ben de yazarım deyip" o işide bıraktım.

Çünkü bir yazma meraklısının maceralara atılması, insan selinin içinde farklı yaşamlarla tanışması gerekli. Kararım yerinde olmasına rağmen kasabamız küçük bir yer olduğu için karıştığım insan seli hiç bir yere akmıyordu. Artezyen borusundan aşağı akan suyun girdabında akşama kadar dönüp duran saman çöpü olmaktan bir türlü kurtulamadım. Bu durgunluk sadece benim gelişmemi engelmedi. Kilometre kareye düşen vukuat sayısındaki azlıktan dolayı bütün kasabalılar can sıkıntısından patlardı. Hatta bir söylenceye göre bizim oraların adamının ömrünün bu kadar kısa oluşu can sıkıntısından kaynaklanıyormuş.

Mahallediki kadınlar bile dedikodu malzemesi bulmakta zorluk çekerlerdi. Hatta eski yıllara ait dedikoduları tekrar tekrar seslendirip " nerde o eski günler, bizim gençliğimizde bu kasabada üç günde bir kız kaçardı. Gaytan bıyıklı kocalar içip içip eve gelirler, üşenmeden gecenin köründe dır dır eden karılarını döverlerdi. Gecinin bir yarısı sokağa jandarmalar gelirdi, seyiri güzel olurdu. Bereketi kaçtı sokakların valla" derlerdi. Böyle sakin ve sesiz bir kasaba insan düş gücünü sürekli canlı tutamaz. Ne kadar hevesli olursan ol can sıkıntısının elinde mutlaka miskinleşip körelirsin. Güzel cümleler yazmak için, sürükleyici olaylar anlatmak için yanlış topraklarda büyüyüp çorak kaldım. Neden bu kadar sıkıcı olduğumu, kötü yazdığımı umarım anlarsınız.



 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2019 | © Seyfullah ÇALIŞKAN, 2019
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.

 

Bu dosyanın son güncelleme tarihi: 26.08.2019 07:55:24