"Yazdıklarım bir gün anlaşılırsa, bu, benim de bir şey anlamadığım anlamına gelir." — Franz Kafka"

Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)

Şiir Atölyesi

83 görüntülenme · 347 ileti
??? #121
Sen! Bendeki yokların var olan bir yüzüsün Yüreğimin içinde yenilikler gözüsün Keşfetmeye hazırsan bende ki derinliği Bırak görünmezlikte, seninki de yürüsün Kim olduğumla değil, nasılımla ilgilen görüntün ile değil, iç dünyanla belgelen Sahrada ki su gibi arayışımda gelen ''Aradığın Kişiyim''olsun bana son sözün...(sevil) Farkındayım yine gidecek Hiç gelmemişçesine biteceksin Kalemlerimizin yontulduğu orman farklı Sen Kordonda dansa kalkacaksın Ben Galata köprüsünde çapari atacağım Uzaktan geçecek gemilerin Gönderdiğin selamı kapışacağız fenerlerle Hükmüm yetse kürekçiye Bilsem yüzmeyi “çek “ diyeceğim okyanusa Susarım Kurur dudaklarım Olsa denizden ilaç Aynı suda boğulur muyuz?(Nida) Gitmeler kaçınılmaz Gitmeler hercai havalarda Bazen bulutlu, bazen iyimser Sen bir pusula, sevda gösteren Bilip kilometrelerce ötedeki yerimi Görürmüşçesine uzanan ellerimi Gözlerini bana çevireceksin Gemilerimiz birbirinden habersiz Gemilerimiz birbirinden uzak… Hatıraların gölgesiyle Karalanan ruhlarımızı Bir umutla sabunlayıp Bir seher vaktinde belki Aynı suda durulur muyuz?(Özgür) Gitmelerine yakılmış ağıtlar Gitmelerinle köz olmuş umutlar Gözlerine takılır dört mevsim Kız kulesi yalnızlığı Hırçın Ağlaşan martılar konar hüznüme Hüznüm büklüm büklüm Hüznüm yangın yeri Aynı suda kor olur muyuz?( İmdat ) Git dedim gitmelerine ağıtlar yakacağımı bildiğim halde Sevmelerden vazgeçmek için seni Dokunabilseydim bir kere tenine ve hissedip- fay gibi çatlayacaktı kurak coğrafyamın ot bitmez, yeşile hasret toprakları En kadın halimle sevdim seni leyli En dişi yanıma gizledim öpmelerini Okyanusa daldım -sensiz-, Kim bilir bir daha Aynı suda sevişir miyiz? (k.c.) Kanadındayım martının Bir açılıp bir kapanan Çok kanadım yeter Kapansın artık yaram Talihinde gözüm yok Düştüğün her hüzünde beni düşünme yeter Yokum ben, hiç olmadım Denizin yazgısını kıyıya hiç yazmadım Görünmedim kalabalıklarda, hiç gölgem olmadı Suyun üstünde yürüdüm, kimse dönüp bakmadı Korkma Şükrettiğin ışıltında gözüm yok Benim duam bambaşka Gün gelir Dualarımız buluşur Aynı Tanrı'ya erişir miyiz? (Deniz) Pusulası bozuk gemi gibi Unutulduk bu şehirde Haritadan da mı silindik şimdi Durduğumuz yerde yitirdik boyutları Yer çekmedi gözyaşlarımızı Olur olmaz gecelerde Kurşun askerlerden düşman yarattık Pusuya yattık, paranoyaktık... Klişe bir ayrıklıkla avunup Savaş boyalarıyla makyaj yaptık Ezerken izmaritleri parmak ucumuzla Olur da içimiz yanar da Olur da kendimiz geri gelir, Aynı çeşmeden su içer miyiz?(Gökçen) Beni özlemişsin dün Çiğneyerek yalnızlığımı Geçerken üst geçitlerin altından Sıyırmış kokumu yağmur Boşalırken mazgallardan Değil miydi umudu her katrenin Dokunmak solungaçlarına Nefes olmak dudaklarında Bir kabarcık daha var olmak Ağlara sövmek Çelme takmak yakamozlara Değil mi seni sevmek, Eftalya (nida)
??? #122
Değişimle sersefil ,değişimle mutluyum Eskilerimle sargın,yenilerle sorguyum Fikirler dans ederken kelimeler içinde Cümleler oluşuyor,hareketli biçimde Raksın en dingin hali,anlamlara kalıyor Düşüncelerimde anlam yenilenmiş oluyor..
??? #123
Yaşam selinin akışına kaptırdım kendimi Kah kontrollü kah kontrolsüz akıyorum Sarmaladığım bu ömrü,kah akıllı ,kah deli yaşıyorum. Duygularıma bazen isim veriyor, Bazen isimsiz bırakıyorum. Delişmen ruhumun istediklerini, Bazen reddediyor,bazen boyun eğiyorum. Nerede..Nasıl ..Son bulacağını bilmediğim Bu akışın; Bazen yaralanmışlığıyla kanıyor, Bazen coşkusuyla çağlıyorum. Her sürüklenişimde.. Bir eskimişlik ve bir de yenilenme yaşıyorum. Sanırım ben her seferinde ; Hem ölüyor ,hem diriliyorum...
??? #124
sensizlik sinsi bir mide ağrısı sensizlik belediye otobüsünün sıkışık yalnızlığı sensizlik hayatımın en ince ayrıntısı....
??? #125
Kim demiş aptallar sevemez diye? Seni seviyorum ya bi tanem.
??? #126
İnsana, demek aptallar sevdiklerinde aptalca seviyorlar dedirten satırlar. Sadece hissetmeyelim, bazen biraz da düşünelim... Saygılarımla, M. Doğan
??? #127
doğru okuyup yanlış anlamayın.. burada anlam aptal olduğu için sevmesi değil, duygu çıkmazındaki birinin kendisini doğru veya yanlış sevgisi için aptal hissetmesidir. Yani nasıl olurda seni sevebildim diye bir ikilem içinde olması veya hayıflanmasıdır. Sadece eleştirmeyelim. Bazen biraz da düşünelim... Sevgiler.
??? #128
Anlam zayıf. Benim eleştirim ona. Bu bir şiir değil, şiir başlangıcı da değil. Açın bakın Aşk ve Romantizm kümesine, aşk şiiri nasıl [[B]]yazılmamalı [[/B]] öğrenin. Göreceksiniz sizin yazdıklarınızın da orada yazan binlerce şiirden farksız. Yeni bir şey yaratın, yeni bir bakış açısı koyun artık ortaya sayın aşıklar. Yüzlerce kişi, birbirinizi tekrarlıyorsunuz. Beni hoşgörün ama sevgililerinizden, aşk ıstıraplarınızdan gına geldi. Bize ne? Aşk şiirlerinde de azıcık edebiyat görelim artık... Rica etmiyorum, yalvarıyorum. İzEdebiyat'ı dipsiz melankolilerinizle karartmayın. Daha güzelini verin. Kim demiş aptallar sevemez diye? Aptallar sever, ama oturup üzerine bir de şiir yazmasınlar. NOT: - Türkçe'de "bi" diye bir kelime yok. Şiir yazıyorsanız, Türkçe yazıyorsanız, dilinize azıcık saygılı olmanızı rica edeceğim. - "doğru okuyup yanlış anlamayın.." bu cümle de bir şaire yakışmayacak kadar kötü. "eve gidip gömleğini değiştirme" "arabaya binip hız yapma," gibi anlamlarda kullanılan bir söz dizimi yapmışsınız. Olumsuz olmalı. Sizde ne olduğu belli değil. Demeniz gereken "Doğru okuyun, yanlış anlamayın," olmalı.
??? #129
Sevgili Dostum. Anladığım kadarıyla edebiyat sizin için çok düz hatta dümdüz olması gereken bir şey. Edebiyatta espri de olur, siyaset de olur, aşk da olur. Olurda olur. Elbette türkçede bi diye bir kelime yok ancak bu bir kelimesini sayı kimliğinden arındırmak için kullanılan bir yumuşatma sayılabilir. Ve az en bin tane içinde bi geçen şiir bulabilirsiniz.. Bunun dile saygısızlıkla ne alakası olduğunu çözemedim. Yeni bir şeyler yaratın yazın bunlardan gına geldi diyorsunuz ancak gönderen kimliğinin üzerindeki izedebiyat yazarı ibaresini göremediyseniz şimdi lütfen görün ve yazılanları okuyun. Hem de izedebiyat yıllığına girmiş bir yazarın yazılarını okuyun. Unutmayın edebiyat sizin sandığınız kadar kolay yapılamıyor. Yine de tüm eleştrileriniz için teşekkür ederim. Sevgiler...
??? #130
''Yine sana sesleneceğim'' demişsin....Bildiğim bir çok sesten daha derin, daha narin geldi ,kulağımın duymadığı ,yürekten dinlediğim sesin.Her bana gelişin,tanıdığım benden uzak ,yenilenen ruhuma yakın duruşumdu.Masallara ,masal gözüyle baktım bunca zaman..Ayrı tuttum yaşadığım zamandan.Sen bana geldiğinde zaman masala,masal zamana dönüştü.Uzak diyarların,gözkamaştıran güzelliklerin anlatıldığı gibiydi seslenişin.Bir varmış,bir yokmuş diye başlar masallar...Var olduğunu yaşarken ,yokluğuna hazırlanmalısın diye..Varlığının seslenişi sustu ,yokluğunun derinliğinde..Suskunluğun çığlıkları kapladı içimi önce..Çığ düşecek sandım ,yankılanan yürek dağından...Buzulların içinde ,dönüşünü düşündüm.Farkı yoktu gidişinle bana geri gelişinin.Sensiz buzdağında donarken,seninle gelen sıcaklık sellere boğacaktı beni..Masalların içinde olduğuma güvendim sonra..Gelip kurtaracaktı birileri nasılsa..İnanmaya çalıştım masalın sihirine.. Bıraktım kendimi de yüreğimin sesine..Ne gelen var ,ne giden diyen nefes alışlar;umutsuzluk içinde alışmış yolalışlar..Uzun bir süre geçti,bu dalgaların içinde.Boğulmadan kalmayı başarıyordum işte..Yüzebilirim artık sert dalgalar çarpsa da! Kulaçlarım büyüyor her bir büyük dalgada..Hükmetmeyi öğrendim içimde ki okyanusa..Derken ;Seslenişin can buldu, yeniden bedenimde..Hem, sevince arkadaş,hem, korkuya yandaş oldum.İkisini sarmaladım ,susturdum koynumda..Senin sesin kalsın istedim zamanın akışında...Ne dünü yaşıyorum ne geleceği şimdi.Bu anı yaşamak seslenişinde gizli..
??? #131
YÂR ANNECİĞİM Hoşgörü tatilde,sevgi firarda İnsanoğlu sağır,kör anneciğim Bir çıkmaz yoldayız,cemiyet darda Kahırla yaşamak zor anneciğim Sinem alev ateş yanıyor şimdi Yüreğim hicranda,kanıyor şimdi Seni cümle âlem tanıyor şimdi Hasret yüreğimde kor anneciğim Her gece yarısı düşüme düştün Bir burak misali peşime düştün Erittin karımı kışıma düştün Bu rüyayı hayra yor anneciğim Benimle ağladı mehtap bu gece Boğazımda düğümlendi her hece Ağladım,gözyaşı döktüm günlerce Ruhun ahvalini sor anneciğim Buz tutmuş hissiyat,sanki zemheri Karanlığa boğmuş hüznün her yeri Hicrandır nihayet kulun kaderi Tuvalimdeki renk mor anneciğim Bülbül çilelerde,gonca gül nazda Hayalim tarûmar,kalbim niyazda Buz tutmuş hatıran gece ayazda Bu çıkmaz hâlimi gör anneciğim Suretim gülse de yanıyor özüm Sensiz,hakikati görmüyor gözüm Gönül teli kırık,çalmıyor sazım Perdeli gözlere fer anneciğim Her şafak vaktinde seni özlerim Ufkun ötesine dalar gözlerim Çaresiz kalmışım,tutmaz dizlerim Mübarek elini ver anneciğim Rahmet yağmurları bize de yağar Gün gelir ufuktan bir bedir doğar Işık hüzmeleri zulmeti boğar Karanlığıma nur ser anneciğim Bahçemdeki güller boynunu bükmüş Kökleri kurumuş,yaprağın dökmüş Gönül coğrafyama karanlık çökmüş Yetim güllerimi der anneciğim Mecnun Leyla’sına,çöllere küstü Umutlar,umuttan umudu kesti Serzeniş nafile,kırıldı testi Dört yanımız isyan şer anneciğim Mavera çağırır her gece beni Bir sıtma nöbeti sarar bedeni Aslında terk eder kalan,gideni Sensiz dünya bana dar anneciğim Gözlerim mâziye,hayale dalmış Ruhu yedilere,kırklara salmış Senden bize bir çift hatıra kalmış Yüreğimde üşür kar anneciğim Ninniler söyleyin,geceye inat Şefkat hislerini içimize at Hayatlara pusu kurmasın hayat Dünya dünya değil,nar anneciğim Bırakma elimi,tut düşüyorum Buna hayat dersen eh yaşıyorum Temmuz sıcağında çok üşüyorum Sıcak kollarını sar anneciğim Didarın ruhumu süslüyor her an Duanla yeşerir bu bedende can Vuslat derken beni sarar heyecan Senden gayri var mı yâr anneciğim? (08 Mayıs 2005 Pazar-Anneler Günü) M.NİHAT MALKOÇ
??? #132
AHMET TUFAN ŞENTÜRK İÇİN!... Sözü bir hamur bilip elinde yoğurmuştu Şiire hizmet için vakfetmişti kendini Dakikalar gün olup yılları doğurmuştu Damla damla çoğalıp çiğnemişti bendini Esentepe ufkundan doğan bir güneşti O Gökyüzünü süsleyen yıldızlara eşti O İlhamın anahtarı,nurlu bir yadigârdı Şiirin sultanıydı mavera ötesinde Sanki ölümsüzlüğe yol alan bir çınardı Sevgi,saygı,hoşgörü duyulurdu sesinde Karanlıkla savaşan asil münevverdi O Ön saflarda koşturan kahraman bir erdi O Ruhunda erenlerin ahlâkını yaşattı Bir karınca misali her dem çalışıp durdu Etrafını samimi dostlarıyla kuşattı Merhamet iksiriyle dolduruverdi yurdu Ermenek’in semaya yükselen sesiydi O Bir asırdır çalınan onur bestesiydi O Şiirimiz onunla yüreklere açıldı Kalemiyle dil oldu ülkemin insanına Gönül muhabbetiyle kanatlanıp saçıldı Muhtacız o çınarın ilmine,irfanına Şiiri gönüllere sevdirdi, tanıttı O Ankara’dan yükselen görkemli anıttı O Hasret duygularıyla yolunu gözlüyorken Üstad’ın hastalığı yürekleri dağladı Yeni şiirlerini bekliyor,özlüyorken Ölüm haberi ile şâir ruhlar ağladı Gider ayak kalpleri tasayla bürüdü O Arkasına bakmadan sonsuza yürüdü O. M.NİHAT MALKOÇ
??? #133
İSTANBUL!...CAN İSTANBUL!... İstanbul sen içimde tarifsiz bir ukdesin Geçmiş zamanı aşıp yankılanıyor sesin Nice revnaklı şehir şöhretine özenir Bahçelerin,bağların rayihayla bezenir Yaralı benliğimde Cihangir hüzünleri Minyatürlere gömdük o karanlık günleri Gönül zincirlerini koparmak mümkün değil İstanbul’dan ayrılmak ölümdür,sürgün değil Masal değil İstanbul,yaşanmış,yaşanıyor Haydarpaşa Garı’nda bir çift yürek yanıyor Kurşunî kubbelerin solur geçmiş zamanı Ferisin gözlerimin,dizlerimin dermanı Dört mevsimin içinde,bir başka olur yazın Hüzün taşır nağmeler mavisine boğazın Destanların burcunda Fatih’imin izi var Karaköy’den bir parça yüreğimde sızı var Sevmedim hiç kimseyi seni sevdiğim kadar Vuslata hasret gönül,yetiş ey gül yüzlü yâr Resûlün yüreğinde bir sancıydı hayalin Kıyas kabul etmiyor bugünle dünkü hâlin Süzülür yüreklere minarelerden rahmet Beyoğlu gülüyorken ağlar Karacaahmet Işıklar cenk hâlinde gurup vakti Üsküdar Bu gönül seni anar ömrün sonuna kadar Kadıköy’de vapurlar yarına umut taşır Çamlıca tepesinde gökten yağan kar üşür Emirgân’da mehtabın hüznü yansır sulara Hayalimizde cânân çekildik kuytulara Değiştirdi her şeyi zamanın hoyrat eli Ya tahammül çileye ya da çekip gitmeli İstanbul can İstanbul yüreğimi kanattın Bakir duygularımı yaban ellere sattın Mâziden haber verir gökte uçan turnalar Söndürür yangınımı şadırvanlar,kurnalar Kız kulesi aşklara kucağını açıyor Yaralı bir güvercin süzülerek uçuyor Giyinmiş duvağını gelinlik kızlar gibi Ümraniye söylenmiş tılsımlı sözler gibi Topkapı sarayında ecdadımın gölgesi Hırka-i Saadet’te duyulur Kur’an sesi Senden bana yadigâr bir işve,bir naz kaldı Derûnumda bir parça sana dair haz kaldı Bir dilberin gözünden almış da mavisini Tavus kuşu misali sunmuş yâre süsünü Küçüksu’da yaşanır aşkların en güzeli Vasfeder didârını kasidesi,gazeli Peygamberin övdüğü Fatih’in ben olsaydım İrem bahçelerinde gül misali solsaydım Yüreğimde büyüyor hasretin dağlar kadar Ölüler bile sana aşıktır sağlar kadar Sinan’ın mühürünü taşır Süleymaniye Sultanahmet bugüne Osmanlı’dan hediye Dolanır saçlarında,gülümser sabah yeli Yas tutar Ayasofya,kavurur hüzün seli Fecrin kızıllığında ürperir mavilikler Rahme düşen ceninler sana vuslatı bekler Ufkun kızıllığına ağıt yakar nağmeler Kandilli bir türküdür yalnızlığı besteler Kalender hislerime tercüman Eyüp Sultan Ruhlara hayat verir yedi tepeden ezan Ne efsûnkâr imişsin,yamansın rüya şehir Mağribi,akşamlarda kanayan hülya şehir Gönül,sevdalı gönül İstanbul’u heceler Hayata pusu kurar Ortaköy’de geceler Emsalin ancak Kudüs,Mekke ile Medine Eyüp Sultan’da kabir davet ediyor dine Kelimeler yetersiz,tasviri zor İstanbul İçimi alev ateş kavuran kor İstanbul M.Nihat MALKOÇ
??? #134
İSTANBUL YEDİTEPE Akşam kızıllığında didârını görmeli Gönül bahçelerinden bir demet gül dermeli Sana meftun yürekler maksûduna ermeli Boğazın mavisine siner hüzün İstanbul Mehtabı kıskandırır gülen yüzün İstanbul Katar katar trenler kalkar da Sirkeci’den Kader bu ya, ayrılır ana-baba,bacıdan Hicran duygularıyla gönül yanar acıdan Ruhumdaki medcezir bini aştı İstanbul İntizardan yoruldum,sabrım taştı İstanbul Firarî duygularım her dem melâle dalar Gözlerinin mavisi beni hülyaya salar Bir yanda Ümraniye,öbür yanda Adalar Çıkınımda ekmeğim,aşımda tuz İstanbul Hep bizim olacaktın,vermiştin söz İstanbul Fetih ordularının Sultan Fatih öncüsü Altınboynuzdur Haliç,İstanbul’un incisi Çok şehir gördüm amma sen gönül birincisi Hakk’ı söyleyen dilim,gözümde fer İstanbul Boncuk boncuk süzülen alnımda ter İstanbul Ufkun kızıllığında hayallerimiz yandı Sevda bahçelerinde gönül aşkına kandı Rumeli surlarında çağ açılıp kapandı Küfrün kalelerini parçala,yık İstanbul Düştüğün bataklıktan gayret et,çık İstanbul Ağustos ortasında yüreğimiz kış gibi Buz keser soluklarım gökten kar yağmış gibi Sevgilinin koynunda Göksu hayal,düş gibi Bedenim bir başına ruhum sende İstanbul Perişan,paramparça bu can tende İstanbul Şimşek çakar,gök gürler,yağmur düşer damlardan İki yürek bakışır süzülerek camlardan Kanlıca bir ağıttır duyulur akşamlardan Tango sana yakışmaz,türküler yak İstanbul Doğudan gelir ışık,mâzine bak İstanbul Bedene hayat veren damarımızda kansın Yurduma pusu kuran ecnebiler utansın Sinop’tan Anamur’a Türkiye’sin,vatansın Karanlık gecelerin ışığısın İstanbul Medeniyetimizin beşiğisin İstanbul Sen Leyla’sın,ben Mecnûn,İstanbul sevda çölüm Gelecekse nihayet elinden gelsin ölüm Dikenlerin içinde açmamış sevda gülüm İçimde bir sızı var,derbederim İstanbul Kopsak birbirimizden ne ederim İstanbul? Kıyama durur gökler Eyüp Sultan’a nazır Edirnekapı’sında ruhlar selâma hazır Hakk’a gönül verenler elbet bulacak huzur Ayasofya ütopya,oldu hayal İstanbul Titre ve kendine gel,hüsran bu hâl İstanbul Ayak idin,baş oldun;kanatlandın kuş oldun Hayalleri süsleyen gecemize düş oldun Ömrün ilkbaharında çiçek açtın,hoş oldun Gönül bahçelerinin iri gülü İstanbul Senden ilham almayan hisler ölü İstanbul Bu toprağın üstünde bir İstanbul yaşıyor Can bedenden kurtulup fâniliği aşıyor Uğrunda can verenler Resûl’üne koşuyor Hakikat ışığına bağrını aç İstanbul Mübarek ezanların ruha ilâç İstanbul Lâleli’nin gülleri sararıyor,soluyor Ayasofya ağlarken sinagoglar gülüyor Bin yıllık fetih ruhu her geçen gün ölüyor Yalanların diz boyu,haddi aştı İstanbul Hakikat ayan beyan,maske düştü İstanbul Yâdıma düşer adın,buğulanır gözlerim Zihnimde yankılanır sana dair sözlerim Olsan yanı başımda yine seni özlerim İyi görünmüyorsun bu hâlinle İstanbul Yaşamaya mecburum hayalinle İstanbul Masum yalanlarına bir zamanlar kanmazdım Taşın,toprağın altın derlerdi inanmazdım Bilmeseydim mâzini bu hâline yanmazdım Gidişin doğru değil,yanlış bu yön İstanbul Yepyeni bir sayfa aç,mâzine dön İstanbul M.Nihat MALKOÇ
??? #135
SILADAN UZAKTA,ÇANAKKALE’DE ÖLMEK… Sular yandı,tutuştu ateşinden Öksüz kaldı ayrılanlar eşinden Tez uyandı Ehl-i Salib düşünden Çok şükür kesildi hızı zalimin Bilmem Anzaklar’ın burda işi ne? Takılmışlar İngiliz’in peşine Zehir doğradılar Türk’ün aşına Hileyle örülmüş özü zalimin Tabyalardan ateşler yükseliyor Hakk’a koşan ruhlar huzur buluyor Anafartalar’da ölüm ölüyor Erimeye mahkûm buzu zalimin Semaya yükselir bir yanık seda Bir yanımız vuslat,öbürü veda Göğe merdiven dayadı şühedâ Nura hasret kalsın gözü zalimin Ezelde böyle takdir etmişse Hakk Kuş tüyü yataktır bizlere toprak Yüreğimiz kefenimiz kadar ak Kara kışa dönsün güzü zalimin Çanakkale nurdan ruhlar mahşeri Hepsi bir kahraman subayı,eri Değiştirmek mümkün müdür kaderi Güven vermez asla bezi zalimin Nefsim İbrahim’in közünde yansın Şühedâ vuslatın hazzına kansın Türk’e pusu kuran cihan utansın Yokuşa dönüşsün düzü zalimin Bir kızılca kıyamet Çanakkale Yeryüzüyle sema gelmişti dile Sonunda bülbüller kavuştu güle Mikrop yuvasıdır tozu zalimin Vatan oldu Çanakkale’de kanlar Cennet-i Âlâ’ya göç etti canlar Gökyüzünden yankılansın ezanlar Çıkmaz olsun hiç avazı zalimin Leyla için savaşmalı çöl ile Şehit kanatlanır nurdan yel ile Resulüm karşılar onu gül ile Hüsrana götürür izi zalimin Duyanlar titresin sesini Türk’ün Bütün dünya görsün hasını Türk’ün Kimse attırmasın tasını Türk’ün Derler ki kurudur tuzu zalimin Sıladan uzakta ölmek zor anne Yüreğimi yakan kızgın kor anne Gayri bu rüyayı hayra yor anne Cihanda gülmesin yüzü zalimin M.Nihat MALKOÇ
??? #136
ZAMAN KIRINTILARI İçime çöken yalnızlık melâli Rûhumdaki karanlığı besteler Zihnim eşeler durur muammaları Yorulan,terk eden,geri kalanlarla Biz ki engelli maratonun yorgun yarışçıları Henüz ömrün taze baharında,mecâlsiz Sonbaharda sararıp kopan yaprak misali Kemirir ömrümü zaman kırıntıları İsli geceler içime işler Dolu dolu ağlamak isterim,kalbim buruk Serde erkeklik var ağlayamam Garibim gurbetin köhne hücrelerinde Odama akseder ayın ilk ışıkları Dostu,ahbabı görürüm pembe rüyalarda Ebedî yaşamak isterim o mesut dakikaları Gün doğar,bozar hayalimi zaman kırıntıları!... (01 HAZİRAN 1991) M.NİHAT MALKOÇ
??? #137
KAHIR KURŞUNLARI Kays’tım,Mecnûn eyledi yüreğimin sahibi Hiç tanımazmış gibi uzaktan bakıp gitti. Göz kırpmadan bağladı darağacına ipi Büyüttüğü sevdanın pimini çekip gitti Mevsimlerden sonbahar,vakit bir akşamüstü Karanlıklara inat şafağı söküp gitti Mâziye sünger çekip hatıralara küstü Beyaz gül bahçesine kaktüsler dikip gitti Bilinmeze yol alıp açılırken her gemi Gönül limanlarını nefretle yıkıp gitti Büyüyüp korlaşırken yüreğimin matemi Bana dudaklarını,gülerek,büküp gitti İlhama pusu kurdu,yarım kaldı şarkımız Sözümü boğazıma bir güzel tıkıp gitti Kanatları kırılmış kuşlardan yok farkımız Evvelki duyguları başıma kakıp gitti Rüya gibi,gözümden gitmez o gül endamı Nazlı bir ceylan gibi önümden sekip gitti Değişmezdim Ferhat’la büyüttüğüm sevdamı Mâziyi hatırlayıp gözyaşı döküp gitti Sermayemi yükledim gayri ecel atına Zehirli akrep gibi ruhumu sokup gitti Kıymet vermem dünyanın fâni saltanatına Kahır kurşunlarını bağrıma sıkıp gitti Gamzeler belirirdi yanağında gülünce Tuna nehri misali kalbime akıp gitti. Kurtlara yem olacak güzelliğin ölünce Meydan okudu aşka,şimşekler çakıp gitti Tükendi umut faslı,sakınmadı sözünü Fitne tohumlarını gönlüme ekip gitti Düşürdü can evime intizarın közünü Kalbin aysberglerini hışımla yakıp gitti M.NİHAT MALKOÇ
??? #138
ORDU SAHİLLERİNDE BİR AKŞAM VAKTİ Güneş gurup ediyor Ordu sahillerinde Bir meltem esiyor ılgıt ılgıt,mağrur Geride kalan mahzun,ıssız,köhne bir sahil Ve kıyıda nefret kokan dehşet dolu dalgalar… Ordu sahilleri ıpıslak,gözyaşı dolu Bir şeyler eksik şimdi yeri dolmayan… İlk göz ağrım,tek tesellim sevgilim Ölü şehir,batan güneş,mehtapsız gece… Ufukta fırtına kopuyor siyahî matem Sitem var renklerde,her taraf solgun Karanlık hükmediyor Ordu sahillerine Mâzi canlanıyor bir an gözlerimde… İlk göz ağrım,tek tesellim sevgilim. Martılar uçmuyor artık neşe saçarak Bülbüller sustu kara bataklar peyda olalı Mevsimler,aylar,haftalar,günler peşimden koşuyor Bir esirim şimdi Ordu sahillerinde zincire vurulmuş Kapkara yağmur bulutları gibi boşalmaya hazır… Hüzün var şimdi Ordu sahillerinde Çünkü yok artık yanımda şimdi… İlk göz ağrım,tek tesellim sevgilim. (14 ŞUBAT 1989/TRABZON) M.NİHAT MALKOÇ
??? #139
PULATHANE(AKÇAABAT) Sen Pulathane’yi gezdin mi dostum? Bir görmeden tarif etmek zor şimdi Güzelliği sen de sezdin mi dostum? Sualini yavaş yavaş sor şimdi Güzellikler bölüşülür,paylanır Ağıtlarda hasret,acı söylenir Hıdırnebi Yaylası’nda yaylanır Kavranlara basılmıştır lor şimdi Buralarda fitne,fesat az olur Müminin yüzünde nurdan iz olur Hakikate giden yollar düz olur Gerçekleri görmeyenler kör şimdi Bahçelerde çiçek açar,yaz gelir Baharla birlikte bize haz gelir Koca ömür insanlığa az gelir Aç gözünü hakikati gör şimdi Yücesinde boz bulanık kör duman Hasat vakti gelir kurulur harman Çiçeklerde saklı bin çeşit derman Yeşilliği gözlerimde fer şimdi Sabah namazında kalkılır işe Tez vakitte haber salınır eşe Haram yiyip asla dönülmez köşe Köylünün sırtından akar ter şimdi Mutluluk ışığı yansıyor gözde Samimiyet elbet gizlidir sözde Seher vakti rızk aranır denizde Deryalara atılmıştır tor şimdi Muhabbetler büyür dönüşür aşka Aşk varsa gönülde gerek yok köşke Ömrüm bu toprakta geçseydi keşke Hicrandan vuslata erer yâr şimdi İrem’i andırır yeşil bağları Yücelere kanat gerer dağları Afiyetle yenir taze yağları Doğru mu,yanlış mı,karar ver şimdi Gecenin kör vakti garipler ağlar Denizler köpürür,ırmaklar çağlar Yeşile bürünür çiçekli bağlar Menekşeler bahçelerde mor şimdi Hiçbir yer değildir gönlüme göre Hicran ateşine,kavuşmak çare Gitmeye meylim yok başka bir yere Şuraya bir yatak,yorgan ser şimdi On Yedi Şubatlar bayramdır bize Döküldü düşmanın leşi denize İmanla Salip’i getirdik dize Hakk’a karşı kenetlenmiş şer şimdi Övünmek hakkımız düşman utansın Ülkemi bölüşen ferman utansın Türk’e kefen biçen cihan utansın Olanları hayırlara yor şimdi Akçabatlı’m Sargana’yı unutma Garibi hor görüp zalimi tutma Ceddinin sözünü yabana atma Hayatını muhabbetle ör şimdi Hasret hançer olur, boynumu vurur Ruhumu bedenden alıp savurur Yüreğimi baştan başa kavurur İbrahim’in ateşinde kor şimdi Sılanın zehiri,kederi gurbet Ölümün ötesi,beteri gurbet Garibin azığı,kaderi gurbet Piştik artık yakmaz bizi nâr şimdi Köftesi,horonu mühürdür çağa Başlasın eğlence,dizilin sağa Çek dizleri,tenin değsin toprağa Dört bir yanda oynanıyor bar şimdi Ne söylesem el âleme söz olur Söylemesem yüreklerim köz olur Bahar gelir,benim ruhum güz olur Karadağ’da üşür yağan kar şimdi!... M.NİHAT MALKOÇ
??? #140
İŞTE GELDİK GİDİYORUZ Bâkî sandık bu dünyayı Heder ettik günü,ayı Koskoca ömrümüz zâyi Her geçen gün bitiyoruz İşte geldik gidiyoruz Ümit yok yarına dair Manzara ortada,zâhir Fitnede,fesatta mâhir Söze yalan katıyoruz İşte geldik gidiyoruz İnsanlar suçlu avında Demir dövülür tavında Gör ki haksız yok savında Çırpındıkça batıyoruz İşte geldik gidiyoruz Para olmuş anayasa Gayri tanımayız tasa Boş gönlümüzdeki kasa Ruhumuzu satıyoruz İşte geldik gidiyoruz Beğenmez amiri memur Hepimizin özü çamur Çok su götürür bu hamur Her gelene çatıyoruz İşte geldik gidiyoruz Kafalar akşamdan demli Garibanın gözü nemli Patronlar yukardan yemli Zehir zıkkım tadıyoruz İşte geldik gidiyoruz Çalışanı mumla ara Nasıl düşmeyelim dara? Çekil aradan Ankara!... Hep yan gelip yatıyoruz İşte geldik gidiyoruz (13 OCAK 2005 PERŞEMBE) M.NİHAT MALKOÇ
Başa Dön