"Yazmak, bir hayaletle güreşmek gibidir; kazansan bile, elinde kalan sadece soğuk bir boşluktur." Franz Kafka"

?

???

July 2026 tarihinde katıldı

Son forum iletileri

?
Yeni Yayınlar
Kitap Dünyası
Başlık ve içerik. Ukalaca, küstahça dahası paranoya kokuyor. Gidin rüyalarınızı başka yerde görün ve farklı olmak adına bu tür komikliklere kalkışmayın.
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
Sevgili dostlar eminim hepiniz okumuşsunuzdur ama hatırlatmayı görev bildim kendime. 18 Mart Çanakkele Şahitleri Anma Günüdür... Tekrar tekrar okuyun! ! ! Bu gün Vatan toprağını peşkeş çekmek suretiyle satmaya çalışanlara ibret olacak bir destan bu apaçık... ___________________ÖVÜNÜYORUM __________Böyle kahramanların torunu olduğum için... Aziz Şehitlerimiz... Ne garip tecellidir ki onların maddi yokluğu bize varlık oldu... Hepsinden Allah razı olsun... Hepsine Yaradan Rahmet eylesin... ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE Şüheda gövdesi, bir baksana dağlar taşlar... O, rûkü olmasa, dünyada eğilmez başlar, Vurulmuş temiz alnından uzanmış yatıyor; Bir hilâl uğruna ya Rab, ne güneşler batıyor! Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker! Gökten ecdâd inerek öpse o pak alnı değer. Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i... Bedr'in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi... Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? 'Gömelim gel seni tarihe! ' desem, sığmazsın. Herc u merc ettiğin edvara ya yetmez o kitab... Seni ancak ebediyyetler eder istiab. 'Bu, taşındır' diyerek Kabe'yi diksem başına; Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına; Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namiyle, Kanayan lahdine çeksem bütün ecramiyle; Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan; Yedi kandilli Süreyya'yı uzatsam oradan; Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına, Uzanırken gece mehtabı getirsem yanına, Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem; Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem; Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana... Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana. Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini, Şarkın en sevgili sultanı Selahaddin'i, Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran... Sen ki İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran, O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın; Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın; Sen ki; a'sara gömülsen taşacaksın... Heyhat, Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat... Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber, Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber. _____________Mehmet Akif ERSOY
?
Yeni Yayınlar
Kitap Dünyası
Bu zihniyetin kaçını “x” hali. Şimdi ilerleyen vakitlerde hiç sıkılmadan, demokrasi adına köşeler de oluşturursunuz. Sıkılmayı bir adım geçer, kısıtlanan öğrenci hak ve özgürlüklerinden de, bahsedersiniz. Dedem size baston sallıyor. Körler ve sağırlar versiyonu, damsız girilmez… Bahanesi kabahatinden de büyük; “gençleri ön plana çıkarma isteği”. Sizlerin yaşı kaç? Gayesi edebiyat olan bir derginin yaş sınırı koyması, bana x hocacıları anımsattı. Motorize ekip mi kuraksınız? Koşu yarışı mı bu? Akıl yaşta değil, baştadır. Hadi sana başbaş. Unutmadan, otuzunu geçmiş şair ve yazarların eserlerini okumayın ve okutmayın. Sokak çocuklarını korurken, sokak dedelerini de unutmayın. “Sokak çocuğu” böyle bir kurguda yok. “Sokakta yaşamaya zorlanmış” çocuklar var.
?
Sinema ve Edebiyat
Edebiyat Tartışmaları
ÇILGIN SIZI Elleri aşk fısıldıyordu Yangındı kalbi Deniz kabarıyordu Adımları kaldırımda sanki yoktu Dumanvari bir şeydi Garip gölgeler deliklerinden çıkıyordu sokakta Yankılanıyordu tık tık tık Cesaret siyahı bir kadın Yürüyor sabahın köründe Dumanlar tütüyor çevrede Elleri aşk şarkıları söylüyordu ağzındaki sigara mutluydu Kırmızı sivri topuklu ayakkabılar vardı ince bilekli ayaklarında Yenik bir ordu sarmıştı yüzünün denizlerini Gözlerinde bir adamın altın izi parıldıyordu Usturasını çekmişti sessizlik Bir kuş ötüverdi birden papatya heyecanıyla Bir pencere cızırdaya cızırdaya açıldı İçerden ağır bir koku sokağa süzüldü Sonra sıcak suratlı genç bir adam başını uzattı Bir sağa baktı Solda kadını gördü Ağzındaki sigarayı körükledi Öksürdü öksürdü Kadın farkında olmadan gözlerini çevirmişti Çiçek bahçesini andıran üzgün gözler Kırmızının en garip hali vardı adımlarında Sanki soluğunu duydu adam kadının Etkilenmişti Dizlerinin bağı çözülmüştü Isındı birden adam Sıcak bir hava dalgası tokatlamıştı kirli sakallı Muhteşem yüzünü Muhteşemdi adı Ama hep kaybetmişti Tin tin şıngır mıngır ötüyordu ruhu Kanarya gibi ötüyordu içinde çılgın bir istek Kadının dudaklarını dudaklarında duydu Kadının memelerini gördü Kadını gördü Çıplak halde bir yatağın içinde kıvrılışını Gülüşünü gördü Bu gülüş Adamın bütün yenilgilerini emdi ezdi savurdu uçurdu Kadının tenindeki coşkulu parıltılar adamı havaya Uçurdu Ya peşinden koşmalıydı ya da burada hemen intihar etmeliydi Çarçabuk pijamalarını çıkardı Fırladı ilk uçuşunu yapan atmaca tutkusuyla Kadın tıngırdıyordu kaldırımda Sanki eşsiz bir müzikti Hasretli gözlerini gizemli bir yere çevirmişti. Penceler açılıyordu Sesler çoğalıyordu Bir kedi karnını doyuruyordu Cesaret siyahı bir kadın Garip bir sızı yaya yaya ilerliyordu İşte adamı baştan çıkaran da bu sızıydı Köşede kadın birden kayboldu. Adam köşeyi dönerken bir tabanca buldu alnında Tak. Bu yazdığı senaryo epey korkutmuştu adamı Temkinli yürümeye başlamıştı Yol verdi şen bir ıslığa Keşfedilmeyi bekleyen kadın ilerdeydi On adım Böyle kadınlar çarpar insanı Kadın yıkıla döküle ilerliyordu Her adım atışında Adam bir parça yakalıyordu kadının ruhundan En son bir hatıra almıştı yerden adam Parlak bir ilk aşk hatırası Samsun yazıyor resmin altında Yeşil suratlı bir adamla yan yana kadın Arkada şirin bir kır evi var Kadın başını kaldırdı önünden Şaşırdı Çıkmaz sokağa girmişti Döndü Adamı gördü Cebinden tabanca çıkardı Adam sigara yaktı Ruhunu ona devirdi ıslak ıslak Kadın tabancayı başına dayadı Tak. İsa Kantarcı NOT: ARKADAŞLAR, DİYECEKSİNİZ Kİ, BU METNİN FORUMDA İŞİ NEDİR. BEN BANA UYDURULAN KALIPLARI SEVMİYORUM KUSURA BAKMAYIN. ZATEN GÖNDERDİĞİM ÖYKÜLERİ ÇIKARMIYORLAR, EĞER ÇIKARSALARDI VE BEKLEME OLMASAYDI, FORUMA BU METNİ KOYMAZDIM. BEN SERBEST TAKILMAK İSTİYORUM. KUSURA BAKMAYIN ARKADAŞLAR.
?
Yeni Yayınlar
Kitap Dünyası
Yaşayan Yarın'da yaş sınırının önemi gençleri ön plana çıkarma isteği ve genç yeteneklerin edebiyat dünyasında daha etkin olması anlayışıdır. Sanırım bu bilinmeli, çünkü hiçbir kural laf olsun diye konmaz... Diğer arkadaşlara da başarılar dilerim, gençler her zaman kendi aralarında birlik sağlayacaklardır. Edebiyat fazla yaşlandı şayet ve gençlere fazla yer verilmiyor. Bu durumda iş gençlerin kendisine düşüyor. Bu yolda herkese başarılar.
?
Fantastistan
Edebiyat Tartışmaları
hayal ürünü varlıklar ve olağanüstü olaylar destanlarda da var biliyoruz ki. kalevala'da leminnkainenin karsılastıkları, anadoluda tepegözün uzak doğuda ejderlerin hikayelerini ve daha pek cogunu duyduk, okuduk.. bunlara saygıda kusur etmezken, iyi niyetli bir romancının, edebi ölçütler dahilinde yaratım sürecini tamamen kendi hayal dünyasına göre varolmayacak dünyayı varolmayacak unsurlarıyla anlatmasında ne gibi bir sakınca görebiliriz? tamamen pazar anlayışı içinde, yaygınlaşan eğilime göre yazmak kalıcılık getirmeyeceğinden yazın sanatı, kötü niyetli, menfaat beklentisi içindeki yazıcıları zaman içinde zaten yok edecektir. her ne kadar bilim-kurgulara ısınamamış olsam da, fantastik türlerin diğer türlerle dengeli olarak artmasından rahatsızlık duymuyorum. bunlar yetişkinleri dinlendirirken, gençlerin hayal gücüne katkı sağlayıp, verdiği gizli iletilerle nesillerce aktarılması gereken temel ahlaki ve insani değerlerin kazanılmasında destanlar kadar pay sahibi olabilir. nasıl narcissus mitinde kibirliliğin iyi olmayan zararlı bir karakter parçası olduğunu çıkarıyorsak, tolkiende de dostluk, bahadırlık, iyilik ve dürüstlüğe özendirme temalarını ayrıştırabilmemiz, fantazi edebiyatını destanlar kadar olmasa da yabana atılmaması gereken bir tür yapıyor. sanırım burada tartışma onların biraz daha kültürel ve milli boyutta olması gerektiği noktasına varabilir. sonuçta hepsinin anlattığı, hayata dair gerçekler ve kimi zaman uyarılar var, tıpkı destanlarda olduğu gibi.
?
Bir Yazar
Edebiyat Tartışmaları
mısırdan nobelli romancı Necip Mahfuz Dilenci adlı romanı iz bırakıyor, düşündürüyor.. devrimcilikten emekli bir avukatla ilgili. kitabın bendeki çağrışımları, bana hissettirdikleri: Mutluluk içimizdedir, imkanı yok başka yerde bulunmasının. Yaşam bilgeliğine ermenin yolu, umutsuzluğun da mutluluğun da içimizde olduğunu kabulle başlar. Bundan bihaber görünen Ömer sıkıntılarını atmak için didinir epeyce. Ömer, Mısırlı yazar Necip Mahfuz’un “Dilenci” romanının kahramanı. Kendi hayatının bıktırıcı olduğundan yakınıp bir roman kahramanı olmak istediğini söyleyen hisli insanlar için sorunlu bir örnek, Ömer. Yaklaşan ihtiyarlığı köşeye sıkıştırmıştır onu. Yapmak istediği ama henüz tanımlayamadığı şeyler vardır, varoluşu işkenceden de beter hal almaktadır kendi deyişiyle. Gitgide yabancılaşmış hissedecektir. Yaşamdan, ailesinden ve kendinden daha da uzaklaşmak dışında beklediği sonucu vermeyecek bir arayış halindedir. Bol kazançlı bir işi, iyi bir aile, olup bitecekten habersiz kızları ve onun için endişelenen cefakar bir de karısı var. Ben, hiçbir biçimde dünyada önem verilen şeylerden biri değildir, aslında ben en az merak edilen ve sahip olunduğunun görülmesine izin verilmesinin en sakıncalı olduğu şeydir, der Kierkegaardφ. Ben’in kaybı en büyüğüdür yitimlerin. Bu, aramızda hiçbir şey olmamış gibi fark edilmeden gerçekleşebilir. Olduğunda tümüyle yansıtmaya çekindiğimiz ben’in gittiğini de bilsinler istemeyiz. Ne olursa olsun, servetin, kadının veya herhangi başka bir şeyin kaybı, yani hiçbir şey bu kadar az gürültü yapamaz. İnsanın dünyayla olan sıkı fıkı ilişkileri hapseder onu sonlu varlığının içine. Gün gelince mutluluğu aramak, hem de bu zavallı sonluluk içinde eziyet verir, sonuçta umutsuzluğa düşürür, eğer ben kayıpsa. Necip Mahfuz ustanın Ömer’i de böyle bir yitişin afetzedesidir. Başkalarına tahammül etmek kendi kendine katlanmaktan daha kolay gelir. Dostluklar kurmak, evlilikler yapmak, toplumla her daim ilişki içinde olmaya gayret göstermek temelinde böyle bir dürtü barındırır… kendinden kaçma. Bunu bazen yalnızlık lafzından dem vurarak ağzımızdan kaçırırız. “Çok sıkıldım, “tek kaldım, “bana bir uğrasana dönüşte, yalnızım”. Yalnızlık değil, ben’dir kurtulmak istenen. O halde şu sosyalleşme denen, etrafımızdakilerle birlikte ben’lerimizi ölü ya da diri kovuşturmak için giriştiğimiz pazarlıktan başka bir şey değildir. İsim yapmış bir avukat ve variyetli bir adamdır Ömer. Refah ve konfor ilkin çekicidir çoğu için ama onların tek başlarına mutluluk adına ne kadar önemsiz katkılarının olduğunu görmek… işte bu hayli hoyrat bir düş kırıklığı yaşatabilir insana. Elde etme yolunda birçok şeyden feragat ettiğimiz bu değersiz değerler ancak dışsal gereksinimleri karşılamada işlevsellik arz eder. Unutmamak lazım, mutluluk içte, bir başka yerde değil. Yani içseldir esas korunması ve geliştirilmesi gereken servet. Yaşamdan beklentiler mülk ya da ona bağlı bir saygınlık edinmekten ibaret kalırsa, umutsuzluk ve boşluk peydahlayacaktır senin için kudretli zaman. Tükenmişlik, tekdüzelik ve zamanladır Ömer’in davası, bu ne yaman bir düğüm. Zamanın gücü, hükmünü her yerde ve her kişi üzerinde geçirecek kadar büyük. İnsanın ve cismani hiçbir şeyin egemenliği zamanınkine kafa tutamaz. Hiç kolay değildir onun bizden bir kez aldığını, bir daha geri almamız. Zaman, kırkbeşindeki Ömer’in de tüm gençlik ısısını almış. Öyle ya, ancak ben, zaman karşısında silahsız da olsa savunu dirayetindedir. Yani ben uzaklaşırken şerha şerha, savuşturulmuş olur tek süvarimiz de zamana karşı koymada. Ben’imize emanetiz bizler. O terk ederse mutlu olma umudu da gider, kalırız zamanın insafına. Ardından ne bir dernek, ne bir kadın ne de bir araba tokluk vermez, bastıramaz ergenleşmiş boşluğu. Yaşlılık ya da daha ziyade hayattan beklentisinin kalmayışında ve bunun bir süre sonra hiçbir tat alamamaya, yaşamın anlamsız olduğunu düşünmeye sürükleyen kararlılığında ruhsal işkencesi başlar. Varoluş denilen sarp gidişatın mahsulü sonunda hiç varolmamış olmayı daha doğru saymak olmamalıdır. Doktoru ona burjuva hastalığına yakalanmışsın dediğinde, o, bunun belli dozda günlük alınan haplarla geçecek bir şey olmasını diliyordu. Olan olmuş, bunalım kapıda. Sanat ve bilim arasındaki tereddüt kitaptaki bir diğer tema. Gençliğinde idealist bir şairken, senelerin akışı içinde duyguları gerçeklikle çatışmaya başlamış. Arkadaşı ona gençliklerinde olduğu gibi “bilim, sanatı da felsefeyi de öldürdü” derken, o artık bu anlayıştan uzak olduğunu farkettirir. Neticede, şiir yazan kızına bilimin yüceliği görüşünü aşılamaya çalışan, oburluğa batmış zengin bir avukat olmuş çıkmıştır. Eserleri, din ve toplumsal değerler üzerine hakaret ettiği gerekçesiyle Orta Doğu’da yasaklanmış, hatta yok edilmesi için fetva çıkarılmış bir yazardır Necip Mahfuz. ‘Hayat trajedidir’ inanışıyla yapıtlarını ve karakterleri oluşturan bu ehil romancı, ülkesinde görmediği takdiri nihayet Nobel alarak kazanmıştır. Ben diğer romanlarına çoktan başladım bile..
?
Yeni Yayınlar
Kitap Dünyası
teşekkürler öncelikle... yaş olayından ziyade bakışaçısı ve amatörlük desem... yani esasen heyecanlarına ortak olabilecek ve aralarında uyum sorunu yaşamayacak kadar açık fikirli ve biraz da özverili dostların gelmesinden memnun kalacaklardır. yayınlanması için yazı ve şiir gönderen okuyucularından bekledikleri başlıca noktalar bunlar.. özveride bulunmak, en az kendilerinin yaptığı kadar...
?
Yeni Yayınlar
Kitap Dünyası
Devamı güzel olsun. Sizde, yazı göndermek için bir yaş sınırı var mı? Saygılar.
?
Yeni Yayınlar
Kitap Dünyası
ankarada, kendi dergilerini yayınlamak için bir araya gelmiş üniversite öğrencilerinin oluşturduğu topluluğun dergisi.. şiir ve öykü üzerine yaratıcı yazarlık ürünlerini görücüye çıkartan heyecanlı ve amatör kalemler... derginin tüm mali yükünün ve getirdiği sorumlulukların, sanat adına birşeyler yapabilmek için üstesinden gelmeye çalışan üretme sevdalısı idealistler. ilk 3 sayıyı yayınladılar, hiçbir destek olmadan bu bile başarıdır, tutunmak değil esas dertleri, birilerine ulaşabilmek ve kendilerini izlemek.. konur sokaktaki kitabevleri raflarında çok beklemiyor dergileri, ilgi görüyor.. yakında daha fazla katılımla daha iyi işler yapacaklarına inanıyorum.
?
İzEdebiyat
Açık Büfe
Microsoft VBScript runtime error '800a000d' Type mismatch /pencere_dil.asp, line 14 Yukarıda yazılanları gördüğümde hatalı sandım, sayfayı. Meğer çok kolaymış da "İmdat" demek lazımmış. Teşekkürler.
?
İzEdebiyat
Açık Büfe
Son eklenenler linkine tıkalyınca boş satfa çıkacak.Üst kısımda " Bugün " ibareli bir link var oraya tıkla. " yedigünde veya bir ayda " yı seçin.Sonra yanında "tüm yazılar " linkinden de "şiirler" i seçin son 7 gün veya bir ayda eklenen şiirler çıkacaktır.Ordan bulabilirsin...
?
İzEdebiyat
Açık Büfe
Dün okuduğum bir şiir, yeni şiirler hanesinde yok. Bu şiiri ben nasıl bulmalıyım? Ne yazarının adı aklımda, ne de şiirin adı. Son eklenenler linki de çalışmıyor. Yardımlarınızı bekliyorum. Saygılar.
?
İzEdebiyat
Açık Büfe
Sevgili İzEdebiyat sakinleri, bir arkadaşım vasıtasıyla tanıştığım bu sitenin seviyesinden hayli memnun olduğumu söyleyerek başlayayım. Benim bir maruzatım var: Tabii ki burada yarışmak adına edebi metinlerimizi postalamıyoruz ama sonuçta sitenin okunma yoğunluğuna göre oluşturduğu bir sıralama sistemi var. Ben [[B]]Gri[[/B]] ve [[B]]Son[[/B]] adında iki şiir girdim. Gri şiirimin sıralamadaki yerini bulmam tesadüf eseri olurken 205 sayfalık Aşk ve Romantizm kategorisinin altında Son şiirimi ararken adeta bunaldım. Acaba Webmaster arkadaşlarımızın "Sahne Arkası" bölümüne giriş yaptığımızda, yazılarımızın o an sıralamadaki yerini gösterecek bir ibare koymaları mümkün değil mi? Veya var da ben mi bulamadım? Eğer gereksiz bir konudan ötürü dile geldiysem affola.. Saygılar..
? Kitap Dünyası
Sevgili İsa Kantarcı, Kimseyi hedef almadım; konu bağlamında belirttim. Doğrudan biriyle ilgili birşey yazsaydım, doğrudan o kişiye yazardım. Siteden bahsettiğim şekilde yararlanmaya kalkışanların zaten burada ömürleri uzun olmuyor. Ya kısa sürede kendileri sıkılıyorlar bu işten (her gün onlarca kez kendi kendilerini tıklamaktan) ve gidiyorlar, ya da çok fazla olursa biz kibarca uyarıyoruz ve istatistiklerini listeler sağlıklı işlesin diye sıfırlıyoruz. Bu kişiler (ki sayılar iki elin parmağını geçmez) kendilerini biliyorlar ve burada adlarını yazmam için hiçbir neden yok. Saygılarımla, Diren Yardımlı NOT: Yanlış bölüme yazıyorsunuz. Burası Kitap Dünyası, söz konusu tartışma Açık Büfe'de gerçekleşiyor.
Başa Dön