Ve bazı akşamlar
Doğar mı, batar mı anlamadan,
Yaşar da yaşlanır insan, demişim üç satırlık şiirimde sevgili günlüğüm✍🏻
Şimdilerde çokça şiir yazamıyorum hayırdır inşAllah.
Zamanı gelince, şiirde akar kalemden dizelere, vakti gelmeye görsün, zamana bırakınca her şeyi; su yolunu nasılda buluyor, yüreğin ezilip, üzülmeden…
Bu yaşlar o yaşlar işte olgunlaştıkça insan, sakinliği kesiyor akrep, ipek bir kumaş gibi, dikiyor yelkovan bir bakıyorsun ki ne güzel, ne renkli entari.
Kıyı, köşeye bir de aynaya bakınca yavaşlıyor hareketleri insanın.
Bedeni iyi, cuk diye otursada bele, zaman giydirince entariyi, mağazada kabinde denediğimiz elbiseler gibi olmuyor ne hikmetse! Ayna karşısında şımarıp düzeltemiyorsun etekleri.. Sadece bakıyorsun emanetmiş gibi ama emanet değil senin, sana ait, sana dikilmiş.
Garip bir duygu. Elle tutsan tutulmayan, fakat yüreğinle gördüğün duyguya karşı çıkamıyorsun.
Hayır diyemiyorsun yani!
Haayıırrr, haaayııırrr giymem istemiyorum. Bu ne çıkarın bunu üzerimden nasıl diyeceksinki; anılarını görüp dururken her saniye aralığında, boşuna mı akreple, yelkovan dikti sanırsın!
Yüzünü inceliyor insan aynada, dolu dolu gözlerle. Her dokunuşta ilk kez dokunuyor gibi kendine, yüzü her sabah el olmuş gibi anlık anlık yaş almada…
Buda hayatın duymak ve görmek istemediğimiz yönü sevgili günlüğüm✍🏻 kaçınılmaz gerçek işte gece konuşturuyor bu satırları.
Neden yazdırıyorsun ki gece bu satırları, yüreğimden alacaklımısın?
Tersini düşün, peki ya yüreğim gecelerden alacaklı ise? Bu sözleri vururum yüzüne yüzüne, kaçacak delik ararsın yeryüzünde de, koşar adım gidersin Ramazan ayı bitene kadar izbe bir köşeye… Elbet bulurum seni elimle koymuşum gibi; ne de olsa alacaklıyım değil mi?
Ama sen biricik sevgili günlüğüm✍🏻 sen geceyle olan kavgamızın dışındasın…
Bu ne tatlı, tuzlu bir yazı oldu. Okuyanların, okuyupta anlayanların ömürlerine bereketler dilerim.
Sen üzülme emi, sen hep aynı yaşta sanki uzayda boşlukta, karanlığın aydınlığında, yerçekiminin olmadığı sahada, sesin sisinde kalacaksın biricik günlüğüm.
Ne yaş alacaksın, ne ak düşecek saçlarına, ne de etlerin incelip buruşacak…
Gençliğin ilham oluyor kalemime.
Senin çocukluğun ve gençliğin içinde bir yer edinmiş, kendimi oyalıyorum işte herkesin geçtiği bu alemde…
Ne garip bir duygu böyle düşününce… Düşünmek ne güzel duygular yaşatıyor insana…
Daha çok düşünmek, daha çok yalnızlaşmak, daha çok yazmak istiyor insan. Bu insanda ne çok şey istiyor yaşamda. Fakat kısa denilen hayatta, yazdıkça hayatın ne kadar uzun olduğunu anladım. Yaz yaz bitmiyor. Allah bitirmesin. Yazacak ne çok şeyimiz varmış meğer kalemin mert ve ucu açık olunca.
Unutmadan sevgili günlüğüm ben diyorum ki kalemin cinsiyeti olmaz ne dersin bu sözüme?
Nasılki kadın, erkek demeden seviyorsak insanları, cinsiyet gözetmeden; sanki böylesi daha yaşanılır bir dünyanın temelini sağlamlaştırıyor.
Bu fikrimize ters düşenlerde olabilir, herkesin görüşü farklı olabilir bu da bir çeşitliliktir.
Hayranım sevgili günlüğüm sana biliyor musun✍🏻
Satırlarına hayranım, sayfalarına, sayfalarını çevirirken bir kokun var işte bu diyorum. Parfüm üreticilerinin formülünü asla bulamayacağı bir koku içime çekiyorum ve o da beni içine çekiyor…
Ben dünyadayım ama sen her yerdesin, müthiş özgürlüğün karşısında şapka çıkarmama lütfen izin ver…
Kıskançlık duygusuda vermiş ya Yaradanımız bu duyguyu seni kıskanmak adına kullanmama lütfen izin ver.
Hep aynı şeyi yapıyorum değil mi?
Günler sonra sana sesleniyorum, sevgili günlüğüm diye ve seni ne kadar çok özlediğimi söylüyorum.
Yani, kalemi elime alınca bu özlemin girdabında ve senin karşında kendimi seni ihmal etmemden dolayı mahcup hissediyorum…
Böyle zamanlarda senin yerinde olmayı dilemiyorum.
Bekleyen olmak zordur bilirim.
Efendim?
Nereden mi bilirim ?
Biliyorum işte, kalemde aynı dertten yakındı elime alınca.
İlk bölümün konusuna geri dönersek sevgili günlüğüm✍🏻
Otobüs ilerledikçe Ka… köy yönünde Ay’a bakındım. Hatta gözlerimi gökyüzünden ayırmadığım yetmiyormuş gibi otobüsün camlarına yansıyan dükkanların ışıklarında, sokak lambaları arasında da aradım ama yok. Gözlerimi yordu bugün Ay…
Hiç ummazdım, gönlüm kırıldı.
Hastane kapısından içeri girincede son kez dönüp baktım yoktu…
Sen bilirsin dedim. Bu yaşta peşinden koşamam desemde, yüreğim zihnimi ele geçirmiş kalbe söz geçmiyor canım efendim çıkageldi dilime, merdivenleri bir inerken, birde çıkarken.
Hemşirenin eline verdim bugünkü dördüncü iğnemi uzandım sedye üstüne. Rica etsem iğneyi batırırken derin nefes alın dermisiniz dedim ve güldü hemşire… Tabiiki deyince iğnenin değilde sanki ilacın yakıcı etkiside ortadan kalktı gibime geldi.
Derin nefes alın ve ıyy iğne sol kalçamda girişini hatta ilaç heyt be dedi… Yakıyor ama Ya Şafi ismini zikr ede ede o yollar gidiliyor sevgili günlüğüm… Tabii sana hava hoş, öylede olsun zaten. Ne iğne bilirsin, ne ilaç..
Sol kalçamda acı mı acı bir hissi, etrafa çaktırmadan pamuğun üzerinden ovalayıp yürürken durağa doğru o da neeee?
Ayyyy
Yok yok sevgili günlüğüm bir şey olmadı telaş etme sakın…
Ay derken, Dünyamızın uydusu gönlümün esenliği Ay… Yusyuvarlak ve parıl parıl çıkıverdi karşıma sol yanımdan iğne olduğum için solumu mu bekledi bilemeyeceğim ama başımı caddeye sola çevirdim ve acıdan ıy diyen ağzım kulaklarıma doğru birden gitti. Mutluluktan uçuyordum iftardan sonra sahurdan önce. Kaçan kovalanırmış derler. Sen sen ol hiç bir şeyi kovalama sevgili günlüğüm✍🏻
Günün birinde çıkıveririm ansızın karşına, özlemle sarılırız belli mi olur?
- son bölüm✍