Medine'nin dar sokaklarında gün batımının kızıl ışığı taş duvarlara vuruyordu. Hurma ağaçlarının gölgesinde oturan yaşlı adam, ellerindeki toprak çömleği yavaşça bıraktı ve uzaktan gelen sese kulak verdi. Bir çocuğun sesi yükseldi: "Dede, bugün mescitte bir şeyler konuşuldu. Ahzab Suresi'nden bir ayet okundu. Ama ben anlamadım." Adam başını kaldırdı. Torunu Said, henüz on iki yaşında, gözleri merakla parlayan bir çocuktu. "Gel yanıma otur," dedi adam. "Sana bir şey anlatacağım. Ama önce şunu söyle bana. Bir adam bataklığa düşse ve etrafındakiler ona bağırıp 'Çık oradan!' dese bu adama yardım etmiş olurlar mı?" Said düşündü. "Hayır dede. Sadece bağırmak yetmez." "Ya ellerini uzatsalar, sırtından itip çıkarsalar, ona güç verseler?" "O zaman evet. Gerçekten yardım etmiş olurlar." Adam güldü. Yüzündeki derin çizgiler genişledi. "İşte," dedi yavaşça, "Ahzab Suresi'nin o ayeti tam da bunu anlatıyor." Said dizlerini kucağına çekip yaklaştı. Dedesinin sesi her zaman onu bir başka zamana taşırdı. Sanki kelimeler havada asılı kalır, yüzyıllar öncesinden taze bir rüzgar gibi eserdi. "O dönemde," dedi adam, "Medine henüz yeni bir toplum kuruyordu. Her şey bir inşaat alanı gibiydi. Taşlar yerli yerinde değildi, duvarlar henüz tamamlanmamıştı. Ve bu inşaatın tam ortasında bir insan duruyordu. Nebi. Üstüne yüklenen ağırlığı düşün, Said, Bir taraftan dışarıdan gelen tehditler, öte yandan içerideki anlaşmazlıklar. Münafıkların fısıltıları, savaşların yorgunluğu, toplumu bir arada tutma çabası..." Said sessizce dinliyordu. "İşte tam o an, bir ayet indi." Adam hafifçe gözlerini kapattı. Sözleri yavaş ve ölçülüydü, sanki her kelimeyi tartarak seçiyordu. "Allah ve melekleri nebiye destek verirler. Ey iman edenler, siz de onu destekleyin ve tam bir teslimiyetle selam verin." "Fark ettin mi," dedi adam, gözlerini açarak, "burada ne söyleniyor? Allah destek veriyor. Melekler destek veriyor. Peki müminler? Onlara da aynısı söyleniyor. Destekleyin. Yani bu bir dua değil, bir çağrı. Bir harekete geçme emri." Said alnını çattı. "Ama dede, insanlar bu ayetten salavat anladı hep." "Biliyorum." Adam eliyle havada yavaş bir daire çizdi. "Ve şu soruyu sor kendine: Allah bir ayette hem kendi desteğini hem meleklerin desteğini anlatıp sonunda müminlere 'Siz de dua edin' mi demiş olur? Yoksa 'Siz de fiilen, gerçekten destek verin' mi?" Said bir şey söylemedi. Düşünüyordu. "Salât kelimesi," dedi adam, "Arapçada çok eski bir kelime. İslam'dan önce de kullanılıyordu. Birine omuz vermek, yanında durmak, onu güçlendirmek anlamına geliyordu. Sonradan namaz için de kullanıldı, dua için de. Ama bu ayette Allah kendi salâtını anlatıyor. Allah namaz mı kılıyor nebiye? Allah dua mı ediyor? Hayır. Allah destek veriyor, güç veriyor, ona arka çıkıyor. Melekler de öyle. Ve müminlere de aynı fiil söyleniyor: Siz de öyle yapın." Gün tamamen batmıştı artık. Birinin evden bir kandil getirdiği görüldü. Işık ikisi arasındaki toprağa düştü. "Peki selam ne anlama geliyor burada?" diye sordu Said. Adam memnun bir ifadeyle baktı torununa. İyi soru sormasını severdi ondan. "Selam, barış ve güvenlik demek. Birinin yolunu aydınlatmak, onun için tehlikeleri ortadan kaldırmak, yanında olduğunu hissettirmek. 'Ve sellimû teslîman' diyor ayet. Tam bir teslimiyetle selam verin. Yani yüreğinin tamamıyla, bölünmeden, yarım kalmadan. Kendi hesaplarını, kendi çıkarlarını, kendi rahatını bir kenara bırakarak." "Bu çok zor," dedi Said sessizce. "Evet." Adam güldü yine. "İşte bu yüzden Allah önce kendisinin ve meleklerin destek verdiğini söylüyor. Sanki şunu anlatıyor: Bu iş büyük bir iş. Ben de varım bu işte. Melekler de var. Sen de bu zincirin bir halkası ol." Said bir süre sustuktan sonra şunu sordu: "Peki dede, Nebi artık hayatta değil. Bu destek bugün ne anlama gelir?" Adam uzun uzun baktı torununa. "Mesaj hiçbir zaman sadece o güne ait değildi ki," dedi. "O ayetin ruhu bir toplumu anlatıyor. Birbirine destek veren, birbirini güçlendiren, tam bir güven ve barışla bir arada duran insanları. Nebi'nin getirdiği değerlere, o değerlerin yaşatılmasına destek vermek demek. Adalet ayaktaysa, bilgi yayılıyorsa, zayıf korunuyorsa, güçlü kibirlenmiyorsa işte o zaman o desteği vermiş olursun." Said yavaşça başını salladı. "Yani," dedi adam, "bu ayet sana her gün bir soru soruyor aslında. Bugün kimin yanında durdun? Kime omuz verdin? Kimi güçlendirdin? Kimi barış içinde tutmaya çalıştın?" O gece Said eve dönerken sokakların sessizliğinde o soruyu taşıdı içinde. Taş döşeli yolda ayak sesleri yankılanırken zihninde bir şeylerin yerine oturduğunu hissetti. Kelimeler bazen yüzyıllar boyunca yolculuk eder. Medine'nin toz duman ortasında inen bir ayet, dar bir sokakta bir çocuğun kalbine dokunabilir. Çünkü bazı hakikatler zamana direnir. Destek vermek. Tam bir teslimiyetle selam vermek. Güven olmak. Bunlar bir dua değil, bir duruştu. Ve her çağda yeniden seçilmesi gereken bir duruş.
KİTAP İZLERİ
Ezbere Yaşayanlar: Vazgeçemediğimiz Alışkanlıklarımızın Kökenleri
Emrah Safa Gürkan
"Ezbere Yaşayanlar": Modern Bireyin Konforlu Yanılgılarına Zihinsel Bir Baskın Emrah Safa Gürkan'ın kaleminden, "biricik" olduğumuz yanılgısına neşter vuran, disiplinler arası bir entelektüel serüven. Herkesin kendini
İncelemeyi Oku