"Yazmak, bir hayaletle güreşmek gibidir; kazanırsan kimse inanmaz, kaybedersen kimse görmez." — **Terry Pratchett**"

Hûri'nin Gerçek Yüzü

Zeynep, kocası Abdulkadir'i bir trafik kazasında kaybettikten sonra uykusuz gecelerinde bir soru ile boğuşuyor: Komşusu Fatma Hanım'ın cenazeden sonra söylediği "Abdulkadir cennette hûrilerle mutlu olacak" sözü. Bu teselli, Zeynep'in içinde derin bir yara açmış. Kocası cennette başka kadınlarla olacaksa, kendisi ne olacak? Gece ikide, bu soruyla annesini aramaya karar verir.

yazı resim

Zeynep, o gece yine uyuyamamıştı. Yatağın kenarında oturmuş, dizlerini göğsüne çekmiş, dışarıdaki yağmuru dinliyordu. Aklında dönen soru hep aynıydı — aylardır aynı. Kocası Abdulkadir, birkaç ay önce bir trafik kazasında hayatını kaybetmişti. Kırk iki yaşında, sağlıklı, güler yüzlü, namaz kılan, oruç tutan bir adamdı. Zeynep onu sevmişti; gerçekten, bütünüyle sevmişti. Ama cenaze töreninden üç gün sonra komşusu Fatma Hanım söylemişti o sözü. İyi niyetle, teselli etmek isteyerek: "Merak etme canım, Abdulkadir cennette hûrilerle mutlu olacaktır. Allah rahmet eylesin." Fatma Hanım'ın sesi hâlâ kulağındaydı. Teselli olmak bir yana, o andan itibaren içinde garip bir yara açılmıştı. Kocası cennette başka kadınlarla mı olacaktı? Zeynep ne olacaktı o zaman? Dünyada mı kalacaktı yalnız, cennette de yalnız mı? Telefonunu eline aldı. Saat gece ikiydi. Sabah namazından sonra annesini aradı. "Anne, hûri nedir?" Telefonda kısa bir sessizlik oldu. "Cennetteki güzel kadınlar," dedi annesi. "Neden sordun ki?" "Abdulkadir için sordum." Annesi derin bir iç çekti. "Kızım, bunlar cennet işleri. Biz bilemeyiz." "Ama herkes sanki biliyor gibi konuşuyor." Telefonu kapattı. Mutfağa geçti, çay koydu. Çayı içmedi. O hafta içinde bir şey onu itmişti — tam olarak ne olduğunu anlatamıyordu ama elinde kendiliğinden bir kalem belirmiş, bir deftere yazmaya başlamıştı. Sorularını yazıyordu. Düzenli değil, karışık, bazen öfkeli bazen hüzünlü: Kur'an kadını seviyor mu? Cennet sadece erkeklerin mi? Ben nereye gidiyorum? Abdulkadir'i orada bulabilecek miyim? Defteri kapattı. Kütüphaneye gitti. Kütüphanede çalışan ihtiyar amca — herkes ona Hoca derdi, ama o bir hoca değildi, sadece çok kitap okumuş bir emekliydi — Zeynep'i gördüğünde başını kaldırdı. "Zeynep Hanım. Uzun zaman oldu." "Hocam," dedi Zeynep, defterini masaya bırakarak. "Arapça biliyorsunuz. Bana bir kelimeyi anlatır mısınız?" Adam gözlüklerini düzeltti. "Buyrun." "Hûri." Adam bir süre baktı ona. Sonra hafifçe güldü — öyle bir gülüş ki, hem anlayan hem de biraz yorgun bir gülüştü bu. "Oturun," dedi. Hoca, önce bir kâğıt aldı. Üzerine harfler yazdı. "Bu kelimenin kökü 'h-v-r'," dedi. "Arapçada 'havar' kökünden geliyor. Şimdi size bir şey sorayım: Havari kelimesini duydunuz mu?" "Nebimiz İsa'nın öğrencileri." "Evet. Seçkin olanlar. Kendini adayanlar. Sadık, özverili, temiz kalpli olanlar. İşte hûri de aynı kökten geliyor. Anlam örtüşüyor: sadık dost, temiz kalpli yoldaş, manevi birlikteliği paylaşan kişi." Zeynep kalemini kaldırdı. "Peki kadınlar?" "İşte asıl mesele bu." Hoca kâğıda yazmaya devam etti. "Arapçada kelimenin tekili iki ayrı formdur. Erkek için 'ahver', kadın için 'havrâ'. Çoğulu ise 'hûr' — ve bu çoğul, her ikisini birden kapsar. Hem erkeği hem kadını. Cinsiyetten bağımsız bir çoğul." Zeynep dondu. "Yani hûr…" "Hem erkekler hem kadınlar için kullanılabilir. Kur'an'da tekil formu hiç geçmiyor zaten. Sadece çoğul 'hûr' geçiyor. Ve bu çoğul, cennetteki tüm müminleri kapsıyor — hem erkek hem kadın, temiz eşler, sadık dostlar." Zeynep deftere bir şeyler karaladı. Eli titriyordu. "Peki o 70 hûri meselesi?" dedi sonunda. "Herkes bunu söylüyor." Hoca sakin bir sesle konuştu: "Bu Kur'an'da yok. Hadis literatüründe var. Ama Kur'an ne diyor biliyor musunuz? Bakara 25: 'Orada onlar için tertemiz eşler vardır.' Nisa 57'de aynı. Âl-i İmran 15'te aynı. Bu ayetlerde kim için? Müminler için. Erkek mümin mi, kadın mümin mi diye bir ayrım yok." "Neden ayrım yapılmış o zaman?" "Çünkü insanlar bazen metni değil, kültürü okurlar. Çevirmenler Arapçanın cinsiyet yapısını görmezden gelmiş. Hûr kelimesinin cinsiyetten bağımsız çoğul olduğunu atlayıp, onu sanki 'kadın' anlamına geliyormuş gibi aktarmışlar. Ve bu yüzyıllar içinde yerleşmiş." Zeynep uzun süre konuşmadı. Sonra sordu: "Nahl Suresi 97 ne diyor?" Hoca bir an duraksadı, sonra gülümsedi. "Siz de araştırıyormuşsunuz demek." "Geceleri uyuyamıyorum." Adam hafifçe öne eğildi: "Erkek veya kadın, kim mümin olarak salih amel işlerse onu temiz bir hayatla yaşatırız ve şüphesiz onların ödüllerini yapmış olduklarının en güzeliyle veririz. Orada hiçbir cinsiyet ayrımı yok, Zeynep Hanım. Allah, kadının emeğini de görüyor." O akşam Zeynep eve döndü. Abdulkadir'in fotoğrafına baktı. Rafta duruyordu, düğün fotoğrafları yanında. Abdulkadir gülümsüyordu o fotoğrafta — biraz şaşkın, biraz mutlu, biraz mahcup. Zeynep içinden konuştu onunla. Sesli değil, sadece içinden: "Meğer seni başka birileriyle paylaşmam gerekiyormuş gibi düşünüyordum. Ama öyle değilmiş. Kur'an öyle demiyor. Sen orada yalnız değilsin ve ben de orada yalnız kalmayacağım." Ağladı. Ama bu sefer farklı bir ağlayıştı — hüznün içinde bir rahatlama vardı. Haftalarca sürdü bu yolculuk. Zeynep, her sabah namazından sonra Kur'an açıyordu. Artık sadece Türkçe mealini değil, yanında Arapça metnini de tutuyordu. Hoca ona birkaç klasik Arapça temel dilbilgisi kuralını öğretmişti — eril çoğul, dişil çoğul, karma çoğul. Kelimelerin ardındaki iskeletleri görmeye başlamıştı. Nebe' Suresi'nin 33. ayetine geldiğinde durdu. Elindeki mealde "göğüsleri henüz tomurcuklanmış yaşıt kızlar" yazıyordu. Rahatsız oldu. Hocaya sordu. Adam dedi ki: "'Ke'abe' fiilinin asıl anlamı çarpıcılık, göz alıcılık, ihtişamdır. 'Etrâb' ise denk, yaşıt demek. Ayetin doğrudan anlamı 'genç ve yaşıt eşler'. Cinselliğe dair yorum, kelimenin aslında değil; sonradan hadis kültüründen sızmış." "Nasıl bu kadar yerleşmiş?" "Mâide Suresi 13 diyor ki: 'Kelimeleri yerlerinden saptırıyorlar.' Bu sadece o dönemin insanları için değil. Her çağda olabilir ve olacaktır. Yanlış bir çeviri, yüzyıllarca tekrarlanınca gerçekmiş gibi hissettiriyor." Bir Cuma akşamı Zeynep, komşusu Fatma Hanım'ı kahveye davet etti. Oturdu karşısına. Çay koydular. Zeynep konuştu — uzun uzun, sakin bir sesle. Havar kökünü anlattı. Cinsiyetten bağımsız çoğulu anlattı. Nahl 97'yi okudu. Bakara 25'i okudu. Fatma Hanım dinledi. Sonra dedi ki: "Bana da zaten hiç doğru gelmemişti o yorumlar. Ama hep böyle söylendiği için, öyle bilirdim." "Ben de," dedi Zeynep. "Peki ya sen, Abdulkadir'i cennette bulabilecek misin?" Zeynep pencereden dışarıya baktı. Sokak lambaları yanmıştı. Çocuklar oynuyordu aşağıda. "Kur'an diyor ki: 'Sizden erkek veya kadın, çalışanın işini zayi etmeyeceğim; hepiniz birbirinizdensiniz.' Evet. Bulabileceğim." O gece Zeynep yine deftere yazdı. Ama bu sefer sorular değildi — cümleler kuruyordu: Hûri bir cinsel ödül değil. Kökü saflık, seçkinlik ve özverili dostluktur. Cennetteki eşler tertemizdir — hem erkek için hem kadın için. Allah'ın adaleti kimseyi dışarıda bırakmaz. Abdulkadir iyi bir insandı. Ben de iyi olmaya çalışıyorum. Bir gün, orada, aynı ruhun iki farklı tezahürü olarak belki buluşacağız. Cennette zaman yok, mekân yok, kıskançlık yok, yalnızlık yok. Sadece sonsuz bir tanışıklık var. Kalemi bıraktı. Namaza durdu. Sabah uyandığında hiçbir şey değişmemişti — kocası hâlâ yoktu, ev hâlâ sessizdi, keder hâlâ gerçekti. Ama içindeki yara, artık farklı bir şeye dönüşmüştü. Eskiden o yara "Abdulkadir cennette bensiz mutlu olacak" diye sızlıyordu. Şimdi ise sadece özlem vardı — saf, temiz bir özlem. Ve özlem, en az umut kadar güçlü bir duygudur. Hûri; saflığın, seçkinliğin ve özverili dostluğun adıdır. Cinsiyetten bağımsız bir çoğuldur. Ve belki de cennetteki en büyük nimet şudur: Sevdiğini, Allah'ın adaleti altında, sonsuza dek tanımak.

KİTAP İZLERİ

Ezbere Yaşayanlar: Vazgeçemediğimiz Alışkanlıklarımızın Kökenleri

Emrah Safa Gürkan

"Ezbere Yaşayanlar": Modern Bireyin Konforlu Yanılgılarına Zihinsel Bir Baskın Emrah Safa Gürkan'ın kaleminden, "biricik" olduğumuz yanılgısına neşter vuran, disiplinler arası bir entelektüel serüven. Herkesin kendini
İncelemeyi Oku

Yorumlar

Başa Dön