Gözlerimi açıyor ve tavanla 26 senelik klasik bakışmamızdan sonra kalp atışlarını duyuyorum...Yavaş ve rahatlatıcı. Sonra göğsümde başını kıpırdatmanı hissediyorum. Sabah hiç başlamasın istiyorum. O büyüleyici kokunla biraz daha sersemleşmek ve seni iyice sararak uykuma devam etmek istiyorum. İçim geçiyor. Halimden son derece mutluyum.
Ne yazık ki kalkmam gerek. Çünkü biliyorum yaşamak için yapmam gereken bazı şeyler var. Bunların başında da iş geliyor. Yanağına öpücük kondurduktan sonra kalkıyorum. Sonrası malum. El yüz yıkama ve giyinme faslı. Bunları da gerçekleştirdikten sonra atlıyorum arabama ve basıyorum gaza. Sabahın yedisinde yine İstanbul trafiği. Gerçekten de ''The city never sleeps''. Çeşitli söylenmelerle ve manevralarla işyerine varıyorum. İşyeri dediğime bakmayın bir alışveriş merkezinde saat satıcısıyım. Bu işi bile torpille buldum o ayrı. Nedendir bilinmez hangi işe başlasam belirli bir süre sonra sıkılıyor ve hiçbir şey yapmak istemiyorum. Çünkü biliyorum ne yaparsam yapayım mutlu olamayacağım. Çevremdeki herkesin beyni yıkanmış sanki. En basitinden yanımda çalışan Yelda adlı kız. Sanki ülkede başka hiçbir şey olmamış gibi her seferinde salı günkü diziyi izledin mi diye bana sorabilmekte. Ya hayır kelimesinin anlamını bilmiyor ya da süzme salak. Yan tarafımdaki giyim mağazasında çalışan Erhan da o kafadan. Bu ülkede niye bu kadar zam var, niye özgür konuşamıyorum veya rahatlıkla geçinemiyorum diye sormuyor , her seferinde ligin durumunu benle canla başla tartışıyor. Yahu sana ne be adam? Sanki hissen var Beşiktaş'ta. Bir de müşteriler var. Benim tabirimle hiçbir şeyden haberleri olmayan gariban kurbanlar. Sene olmuş 2012; hala dünyanın parasını altı üstü zamanı gösteren bir makineye harcayanlar var. Gerçi işime yarıyor, satış yaptım diye ben kazanıyorum ama ne bileyim bir şey yanlışsa da yanlıştır diyenlerdenimdir.
Bazı anlar vardır. Doyduğunu hissedersin. Yaşayacağını yaşamış artık her şeyi geride bırakıp sevdiğinle yeni bir hayata yelken açmak istersin. İşte şu an o ruh halindeyim. Fakat biliyorum ki bu asla olmayacak. Lanet olsun ki 70lik rakının 43.50 TL olduğu bir memlekette ne ben huzur bulabilirim ne de sevdiğim. Elektrik,doğalgaz ve suya olan vergilerden bahsetmiyorum bile. Dolayısıyla böyle bir sistemde ve de böyle bir çevrede kamufle olmak dışında hiçbir çarem yok. Belirli bir hayat, belirli bir gelir ve de belirli bir mutluluk dışında daha fazlası olmayacak gibi. Belirli bir düşünceyi de unutmamak lazım ne de olsa beyin bedava!
Her şey bir yana bazı şeyleri satırlara dökmem iş saatimin çabucak bitmesini sağladı. Gerçi ne kadar biraz sonra sevdiğimi görmenin düşüncesi içimi ısıtsa da şöyle bir durum var; bugünün yarını ve de ondan sonraki günleri var. Yazımı yabancı filmlere yapılan meşhur dublaj cümlesiyle son vermek istiyorum. ''Lanet olsun.''