"Gelecek, şimdinin geçmişidir, sadece biraz daha pahalıya mal olur." - Oscar Wilde (kurgusal)"

yazı resim

Akdeniz'in tuzlu rüzgarı, Endülüs'ün portakal bahçelerini okşadığı o sabah, Kurtuba çarşısında üç adam aynı anda aynı tezgahın önünde durmuştu. Biri Müslümandı: Buharî. İpek kumaş tüccarı, geniş omuzlu, sakalına ilk beyazlar düşmüş bir adam. Biri Museviydi: Rabbi Yahuda Hannasi. Küçük ve çevik, gözleri her zaman bir şeyi hesaplar gibi parlayan bir kitap satıcısı. Üçüncüsü Hristiyandı: Pavlus. Manastırda büyümüş, şimdi kasabada demirci dükkânı işleten, elleri nasırlı, yüzü güneşten yanmış bir adam. Üçü de aynı narenciye tezgahına uzanmıştı. Aynı portakala. Kısa bir sessizlik oldu. Sonra önce Pavlus göğsünden gelen geniş kırsal bir gülmeyle güldü. Buhârî arkasından. Hannasi en son, ama en içten. O günden sonra üçü zaman zaman karşılaşır oldu. Çarşıda, kuyunun başında, akşamları şehrin surlarına yaslanmış dinlenirken. Konuşmalar önce havadan sudan başlardı: fiyatlar, hava, hangi tüccar kimi dolandırdı. Ama yavaş yavaş, günler geçtikçe, sözler daha derine inmeye başladı. Bir akşam Hannasi alışkanlıktan doğrudan sordu: — Buhârî, sana sorulmuyor mu? Bir Yahudi'yle neden bu kadar vakit geçiriyorsun diye. Buhârî bir süre sustu. Portakal kabuğunu büktü parmaklarının arasında, kokusu yayıldı havaya. — Sonunda bir kere soruldu, bir kere dedi. — Ne dedin? — Dedim ki: Hannasi benden daha dürüst bir adama borç verir, sözünden daha sağlam bir insan tanımadım bu şehirde. Allah benden dürüstlük istiyor, sen de dürüstsün. Aramızdaki meseleyi çözdüm böyle. Hannasi bir şey söylemedi. Ama bakışında bir şeylerin yumuşadığı görüldü. Pavlus'un derdi daha farklıydı. O dertsiz oturmazdı zaten. Bir kış gecesi, üçü Buhârî'nin dükkânının arkasındaki küçük odada toplanmıştı. Dışarıda yağmur vardı, içeride bir kandil yanıyordu. Pavlus konuşmaya başladı, duraksadı, yeniden başladı. — Manastırda bize öğrettiler ki, onlarla — Müslümanlarla — asla dost olunmaz. Onlar sizi ele geçirmek ister, sizi dönüştürmek ister. Sessizlik oldu. Buhârî cevap verirken sesi yumuşaktı ama sözleri kesindi: — Bize de öğretildi bazı şeyler. Hristiyanlarla, Yahudilerle yakın olma, seni yanıltır, seni zayıflatır, dini otoritenin dışına çıkarsın diye. Ama şunu söyleyeyim sana Pavlus: Sen bugüne kadar benim dinimle mi uğraştın, yoksa demirci dükkânınla mı? Pavlus düşündü. — Dükkânımla, dedi. — Ben de seninle ipekle uğraştım, imanınla değil. Aradan çekip almanı istediğim bir şey yok sende. Hannasi bu kez güldü. Tuhaf, alçak bir gülmeyle. — İkisi de haklı, dedi. Ama ikisi de eksik. Asıl mesele şu: Birbirimizi ne için tanıyoruz? Çıkar için mi, yoksa başka bir şey için mi? Kimse cevap vermedi. Yağmur dinledi onları. Bahar geldiğinde Kurtuba'da bir şey değişti. Kuzeyden haberler geliyordu: sınır boylarında gerilim vardı, Müslüman yöneticiler ile Hristiyan krallıklar arasında müzakereler çökmüştü, şehirde bazı insanlar dini kimliğe göre ayrışmaya başlamıştı. Çarşıda fısıltılar çoğaldı. Bir gün Buhârî, tezgahını erken kapattı. Hannasi'nin dükkânına gitti. Arkasında Pavlus vardı, çağırmamıştı ama gelmişti. — Bazı insanlar bizi izliyor, dedi Buhârî. Sizi benimle görüyorlar, beni sizinle görüyorlar. Bu bir sürtüşme kaynağı olabilir. — Yani? dedi Hannasi, kalemini bırakmadan. — Bir süre uzak durmak isteyip istemediğinizi sormak istedim. Hannasi kalemi bıraktı o zaman. Pavlus kollarını kavuşturdu. — Senden mi uzak duralım? dedi Pavlus. Yoksa senin bizi koruyor olmandan mı bahsediyorsun? — Buhârî dürüstçe İkisi de, dedi. Hannasi kalktı, raftan eski bir kitap aldı. Açtı, bir yeri işaret etti — İbranice bir metindi. — Burada şöyle yazar, dedi:"Komşunu kendin gibi sev." Sizin kitabınızda da var bu. Bizdeki Tevrat'ta da. Kur'an'da da var, başka kelimelerle ama aynı şey. Üç kitap, aynı şeyi söylüyor. Şimdi ben senden uzak mı durayım, ortak kitabımızı inkâr mı edeyim? Pavlus ayağa kalktı, elini Buhârî'nin omzuna koydu. — Arkadan gelen tehlikeden değil, önden gelen hakikatten gitmeliyiz. Sen bunu biliyorsun. O yıl çarşıda bir yangın çıktı. Küçük bir kıvılcımdan başladı, rüzgar yayıverdi. Hannasi'nin dükkânı tuttu önce — kitapları tutuştu, yılların birikimi. İlk koşan Buhârî oldu. Pavlus ikinci. İkisi de elleri yanana kadar sandıkları dışarı taşıdı. Yangın söndüğünde üçü de isliydi. Buhârî'nin sarığı karalanmıştı, Pavlus'un sağ eli kabarmıştı, Hannasi dumanla gözleri sulanmış hâlde kitapların kalıntılarını sayıyordu. Hannasi bir sandığın üstüne oturdu. Uzun süre sustu. Sonra Buhârî'ye döndü. — Benim için neden riskte yürüdün? Buhârî omuz silkti. Ama sonra durdu, düşündü, gerçekten cevap verdi: — Çünkü insanlığını tanıdım önce, dinini sonra. Ve insanlığın bana emanet oldu bir şekilde. Yıllar geçti. Üçü yaşlandı. Saçları ağardı, dizleri tutmaz oldu, tezgahları küçüldü. Bir gün Hannasi'nin torunu geldi, meraklı bir çocuktu, hep soru sorardı. — Büyükbaba, bu Müslüman amca neden her Cuma bizi ziyarete gelir? Hannasi güldü, uzun süre güldü. — Çünkü o çok eski bir kitabı okudu, dedi. Ve o kitap ona şunu öğretti: İnsanları inanç kimliğiyle değil, kalplerindeki adaletle tanı. O da bizi böyle tanıdı. Biz de onu. Çocuk düşündü. — Peki senin kitabın ne öğretti sana? Hannasi çocuğun saçını okşadı. . — Aynı şeyi, dedi. Farklı dilde. Ama aynı şeyi. O akşam üçü son kez surların dibinde oturdu. Akdeniz ufukta kızarmıştı. Portakal bahçelerinden rüzgar esiyordu. Buhârî konuşmadan baktı denize. Sonra yavaşça: — Bana hep sordular: Onlarla dostluk kurabilir misin? Ben de hep şunu düşündüm: Dost olmak, inanıcını terk etmek değildir. Dost olmak, insanlığını hatırlamaktır. Pavlus başını salladı. — Ve bazen, dedi, insanlığını en iyi hatırlatan, senden farklı olan kişidir. Hannasi hiçbir şey söylemedi. Sadece iki adama baktı, bir portakal çıkardı cebinden — alışkanlığı buydu — ve ikiye böldü, ortasını kendine sakladı, iki yarısını onlara uzattı. Üçü de güldü. Aynı portakala uzanan üç el, yıllar önce aynı tezgahta başlamıştı her şey. Şimdi paylaşıyorlardı.

KİTAP İZLERİ

Peri Gazozu

Ercan Kesal

Ercan Kesal’ın Hafıza Sandığından Sızanlar: "Peri Gazozu" Üzerine Bir Değerlendirme Ercan Kesal, Türkiye'nin sanat sahnesinde ender rastlanan, çok yönlü bir figür. Onu sinemadan bir oyuncu,
İncelemeyi Oku

Yorumlar

Başa Dön