Kur'an-ı Kerim'in hangi dilde indirildiği meselesi, görünürde basit bir sorudur. Ancak son dönemde bazı çevrelerde bu soruya alışılmadık yanıtlar üretilmektedir. "Kur'an Arapça değil, Arabiyyunca indirilmiştir" ya da "Kur'an Rabça adı verilen özel bir kutsal dilde indirilmiştir" gibi iddialar, özellikle dijital platformlarda zaman zaman dolaşıma girmektedir. Burada söz konusu iddiaların her biri, klasik Arap dili bilimi, Kur'an'ın kendi iç dili ve tarihsel dilbilim açısından ele alınacak; neden tutarsız olduklarına dair kapsamlı bir değerlendirme sunulacaktır. Kur'an'ın Kendi Tanıklığı Kur'an, kendi dilini defalarca ve açıkça tanımlar. Bu konudaki ayetler yalnızca bir ya da iki yerde geçmez; Kur'an genelinde sistematik bir biçimde tekrarlanır:
- Yusuf Suresi 2: "Biz onu anlayasınız diye Arapça (Kur'anen Arabiyyen) bir Kur'an olarak indirdik."
- Zuhruf Suresi 3: "Şüphesiz onu düşünüp anlayasınız diye Arapça (Arabiyyen) bir Kur'an yaptık."
- Fussilet Suresi 3: "Bilen bir toplum için ayetleri Arapça (Arabiyyen) olarak açıklanmış bir Kitap…"
- Şura Suresi 7: "Sana Arapça (Arabiyyen) bir Kur'an vahyettik ki…"
- Zümer Suresi 28: "…hiçbir eğrilik bulunmayan Arapça (Arabiyyen) bir Kur'an." Bu ayetlerin tamamında kullanılan sıfat عربياً (ʿArabiyyen)'dir. Bu sıfat, gramatikal açıdan Kur'an kelimesini niteleyen bir hal sıfatıdır (mansub sıfat / hâl). Yani "Arapça olan Kur'an" demektir. Kur'an kendisini bu sıfatla tanımlarken kastettiği şeyi de bizzat açıklar: Anlayasınız diye, düşünebilesiniz diye, eğrilik bulunmasın diye. Dil, anlama aracıdır; ve o araç Arapçadır. ʿArabiyy Kelimesinin Dilbilimsel Analizi Kökün Yapısı ع ر ب (ʿ-r-b) kökü, klasik Arap sözlüklerinde (İbn Manzur'un Lisânü'l-ʿArab'ı, Ezherî'nin Tehzîbü'l-Luga'sı, Fîrûzâbâdî'nin el-Kâmûs'u) incelendiğinde temel anlamların şu eksen üzerinde toplandığı görülür:
- Açık olmak, netlik (el-beyân, el-vudûh)
- Fasih konuşmak (el-fasâha)
- İfade etmek, açıklamak (el-iʿrâb)
- Belirsizliğin karşıtı olmak Buradan türeyen fiil أعرب (aʿraba), "açıkça ifade etmek, açıklamak" demektir. Aynı zamanda Arap dil bilgisinde iʿrâb terimi, kelimenin sonundaki harekelerin değişmesi yoluyla cümledeki işlevinin açıkça belli edilmesi anlamına gelir. Yani iʿrâb, "belirsizliği giderme" eylemidir. Karşıt Kavram: ʿAcemiyy Kur'an'ın kullandığı karşıtlık sistemi de bu dilbilimsel gerçeği doğrular.أعجمي (aʿjamiyy) kelimesi, Arap olmayan kişi ya da dil için kullanılır ve kökü olan ع ج م (ʿ-j-m), "kapalılık, anlaşılmazlık" anlamlarını taşır. عُجمة (ʿucme) ise konuşmadaki kapalılık ve anlaşılmazlık halidir. Fussilet Suresi 44. ayette bu karşıtlık bizzat Kur'an tarafından kurulur: "Eğer biz onu yabancı dilli (aʿjemiyyen) bir Kur'an yapsaydık, 'Ayetleri açıklanmalı değil miydi?' derlerdi." Burada karşıtlık Arap milleti ↔ yabancı millet değil, anlaşılır dil ↔ anlaşılmaz dil biçiminde kurulmaktadır. Bu, kelimenin öncelikle dilsel bir niteliği ifade ettiğini gösterir. Nispet Eki ve Tekil/Çoğul Yapısı Türkçede "Türk" kelimesinin çoğulu "Etrak" olduğu gibi, Arapçada da: — (ʿArabiyy) → Tekil: Bir Arap kişi ya da Arapçaya ait olan şey — (ʿArab) →Çoğul: Arap halkı, Araplar Nispet eki olan ـيّ (-iyy) Arapçada hem bir dile hem de bir millete mensupiyeti ifade edebilir; bağlam hangisi olduğunu belirler. "Kur'anun Arabiyyun" değil, "Kur'anen Arabiyyen" tamlamasında sıfat olarak gelen bu kelime, Kur'an'ın Arap diline ait bir metin olduğunu söyler. Bu son derece açık bir gramatikal yapıdır. "Arabiyyun" İddiasının Analizi İddia Nedir? Bu iddianın özü şudur: Kur'an'da geçen عربياً (ʿArabiyyen) ifadesi "Arapça" değil, "Arabiyyunca" yani Arap kavmine özgü bir dil demektir; dolayısıyla Kur'an evrensel değil, yalnızca Arap kabilesine yönelik bir kitaptır ya da tam tersi, Kur'an'ın dili Arapçadan farklı ve üstün bir dildir demek istiyorlar. Neden Tutarsız? Birinci sorun: "Arabiyyun" diye bir dil adı ne klasik Arap dilbilgisinde ne sözlüklerde ne de Kur'an'ın hiçbir yerinde geçer. Bu isim dilbilgisel bir yapıya dayanmaz; var olmayan bir forma yapılan atıftır. İkinci sorun: Kur'an'da kullanılan عربياً kelimesinin gramatikal konumu son derece nettir. Mansub (fetha hareketiyle) gelen bir hal sıfatıdır. Eğer "Arabiyyun adlı bir dil" kastedilseydi, bu kelimenin hem morfolojik formu hem de cümledeki konumu farklı olurdu. Üçüncü sorun: Bu iddia kendi içinde çelişir. Eğer Kur'an yalnızca "Arap kabilesine" yönelik ise, Kur'an'ın evrenselliğini öne süren onlarca ayet ("tüm insanlığa uyarıcı" ifadeleri) nasıl açıklanacaktır? Eğer Kur'an'ın dili Arapçadan ayrı "üstün" bir dilse, bu üstün dili kimse bilmiyor demektir — ki bu, "anlayasınız diye Arapça yaptık" ayetiyle doğrudan çelişir. Dördüncü sorun: Allah, Arap halkına kendi bilmedikleri bir dilde kitap mı indirecektir? Bu sorunun yanıtı hem mantıksal hem de Kur'an'ın kendi beyanı açısından açıktır: Hayır. Kur'an, "anlayasınız, düşünebilesiniz" diye o toplumun konuştuğu dilde indirilmiştir. Nebimiz Muhammed'in kendi kavminin diliyle gönderilmesi ilkesi de (İbrahim Suresi 4: "Her resulu ancak kendi kavminin diliyle gönderdik…") bunu teyit eder. "Rabça" İddiasının Analizi İddia Nedir? Bu iddia daha spekülatiftir: Kur'an'ın dili Arapça değil, "Rab'ın dili" anlamında "Rabça" adı verilen ilahi bir dildir. Kur'an'daki kelimeler Arapça kökenli gibi görünse de aslında başka bir anlam sistemi içindedir. Neden Tutarsız? Dilbilimsel gerçeklik: "Rabça" diye bir dilin hiçbir sözlükte, hiçbir dilbilim çalışmasında, hiçbir tarihsel kaynakta yeri yoktur. Bu kelime, Türkçe "Rab" isminin üzerine Türkçe "-ça" dil eki getirilerek üretilmiş yeni bir isimdir. Yani iddia Arapça bir kaynağa değil, Türkçe bir kelime türetmesine dayanmaktadır. Bu başlı başına metodolojik bir tutarsızlıktır. Kur'an'ın kendi beyanıyla çelişki: Kur'an kendisini açıkça ʿArabiyy olarak tanımlar. Eğer Kur'an "Rabça" bir dilde olsaydı, bunu söylerdi. Kur'an'ın kendi dil tanımını geçersiz kılmak için Kur'an'a başvurmak ve oradan farklı bir anlam çıkarmak, yöntembilimsel açıdan kapalı bir döngüdür. Tarihsel dilbilim: Kur'an'ın dili, 7. yüzyıl Arabistan yarımadasının Kuzey Arap lehçeleri ve özellikle Kureyş kabilesinin konuştuğu fasih Arapçayla son derece tutarlı bir yapı sergiler. Karşılaştırmalı Sami dilbilimi çalışmaları, Kur'an Arapçasını Akadca, İbranice, Aramice ve diğer Sami dilleriyle bağlantılı bir sistem içinde konumlandırır. "Rabça" teorisi bu geniş tarihsel ve karşılaştırmalı dilbilim tablosunu açıklamaktan tamamen yoksundur. Bu İddiaların Ortak Zemini Her iki iddia da bazı ortak özellikler taşır:
- Klasik kaynaklara dayanmama: Ne büyük Arap sözlükleri ne tefsirleri ne de dilbilim eserleri bu iddiaları destekler.
- Kur'an'ın içsel tutarlılığını görmezden gelme: Kur'an, kendi dilini onlarca ayette açıkça tanımlar. Bu tanımı devre dışı bırakmak için başka bir yorum sistemi öne sürmek, Kur'an'ı kendi beyanına karşı okumak anlamına gelir.
- Dilbilgisi hatasına düşme: عربياً kelimesinin formunu ve cümle içindeki konumunu yanlış yorumlamak ya da tamamen görmezden gelmek söz konusudur.
- İcat edilmiş kavramlarla iş görme: "Arabiyyunca" ya da "Rabça" gibi kelimeler, dilbilimsel bir gerçekliğe değil, spekülatif bir zihinsel kurguya dayanır. Kur'an-ı Kerim, bizzat kendisinin defalarca ve açıkça bildirdiği üzere, Arapça indirilmiştir. Bu gerçeğin altında yatan dilbilimsel temel de sağlamdır: ʿArabiyy kelimesi, kökü itibarıyla "açık, fasih, anlaşılır" anlamlarını taşır ve bu nitelik Kur'an'ın inmesindeki temel amaca, yani anlaşılmaya, hizmet eder. "Arabiyyunca" ya da "Rabça" gibi isimler ise ne dilbilimsel ne tarihsel ne de Kur'an'ın kendi beyanına dayanan bir temele sahiptir. Allah, Arap halkına onların bilmediği bir dilde kitap indirmez. Kur'an'ın dili bir muamma değil, tarihsel olarak var olan, sözlükleri yazılmış, grameri sistemleştirilmiş, milyonlarca insanın konuştuğu bir dildir. Bu dilin adı Arapçadır. Bunun dışındaki isimlendirmeler, ya bilgisizlikten ya da bilinçli çarpıtma çabasından ibarettir; her iki halde de ilmi ve dini açıdan geçersizdir.