"Yarına kadar ertelenebilecek hiçbir şey, bugünün kahvesini bekleyebilir." - Franz Kafka"

Said Nursi'yi Anlamak: Kutsallaştırma ile Karalama Arasında Bir Okuma

yazı resim

Türkiye'nin dinî ve entelektüel tarihinde Said Nursi kadar tartışılan, hem aşırı yüceltilen hem de haksız biçimde karalanan ikinci bir isim bulmak güçtür. Bir kesim onu adeta nebi velayet makamına oturtmuş, sözlerini ve eserlerini sorgulanamaz kutsal metinler gibi muamele etmiştir. Öte yandan bir başka kesim, Risalelerdeki bazı içtihadî meseleleri kılıç gibi kullanarak doğrudan kişiliğine, niyetine ve ahlakına saldırmıştır. Şaşırtıcı olan şudur: Her iki tutum da Said Nursi'nin kendi kaleme aldığı metinlerle doğrudan çelişmektedir. Burada, söz konusu çelişkiyi merkeze alarak üç temel soruyu cevaplamaya çalışacağız: Said Nursi kendi yanılabilirliği hakkında ne söylemiştir? Bu yanılabilirliği yok sayan kutsallaştırma tutumunun kaynağı nedir? Ve bu yanılabilirliği bir silah olarak kullanan karalama kampanyalarının metodolojik hatası nerededir? Said Nursi'nin Kendi Ağzından: "Ben de Müfsid Olabilirim" Herhangi bir düşünür veya dini önder için yapılan en dürüst sınav, onun kendi sözlerine bakmaktır. Said Nursi bu sınava fazlasıyla açık bir isimdir. Münazarat'taki şu satırlar, bu konuda son derece dikkat çekicidir: "Hiçbir müfsid ben müfsidim demez. Daima suret-i haktan görünür. Yahut bâtılı hak görür... Hattâ benim sözümü de, ben söylediğim için hüsn-ü zan edip tamamını kabul etmeyiniz. Belki ben de müfsidim. Veya bilmediğim halde ifsad ediyorum." Bu cümleler sıradan bir tevazu ifadesi değildir. Said Nursi burada sistematik bir epistemik uyarı yapmaktadır: Hiç kimsenin sözü, o kişi kim olursa olsun, sırf söyleyeni itibariyle doğru kabul edilmemelidir. Mihenk taşı, yani ölçü, kişi değil Kur'an'dır. Söz altın çıkarsa kalpte saklansın; bakır çıkarsa geri gönderilsin. Barla Lahikası'ndaki ifade ise daha da nettir: "Aziz kardeşlerim, üstadınız lâyuhtî değil. Onu hatâsız zannetmek hatâdır." "Lâyuhtî" kelimesi Arapça'da tam olarak "yanılmaz, hata yapmaz" anlamına gelir. Said Nursi bu kavramı önce tanımlamış, ardından kendisinin bu kategori dışında olduğunu açıkça ilan etmiştir. Dahası, hatalarının kendisine söylenmesini istemiş; "başıma vursanız Allah razı olsun derim" diyecek kadar ileri gitmiştir. 16. Mektup'taki şu pasaj ise bu tutumu kristalize etmektedir: "Benim boynumda veya koynumda bir akrep bulunduğunu biri söylese veya gösterse, ondan darılmak değil, belki memnun olmak lâzım gelir." Bu üç alıntı bir arada değerlendirildiğinde ortaya çıkan tablo açıktır: Said Nursi hayatı boyunca hem metodolojik hem de ahlaki bir tutum olarak kendi yanılabilirliğini kabul etmiştir. Bu, göstermelik bir alçakgönüllülük değil; bizzat müridlerine öğrettiği eleştirel yaklaşımın zeminini oluşturan temel bir ilkedir. Birinci Sapma: Kutsallaştırma Refleksi ve Sosyolojik Zemini Peki Said Nursi bu denli açık bir şekilde kendi yanılabilirliğini ilan etmişken, nasıl oldu da bir kısım Nurcular onu "lâyuhtî" makamına oturttu? Bu sorunun cevabı büyük ölçüde sosyal psikolojide yatmaktadır. Kitleler bir fikre ya da lidere güçlü biçimde bağlandıklarında, o liderle ilgili bir başarısızlık veya hata, kendi zemin kaymasına dönüşme tehlikesi taşır. Çünkü "lider hata yaparsa ben de hatalı olabilirim" korkusu, savunma mekanizmalarını harekete geçirir. Çözüm, lideri hatadan arındırmak, onu aşkın bir konuma yerleştirmek ve bu konumu sorgulayan herkesi içeriden bir tehdit olarak tanımlamaktır. Bu örüntü tarihin her döneminde, her kültürde tekrar etmiştir. Nurculuk hareketinin belirli bir kesimindeki "Risalelerde sıfır hata vardır" söylemi ya da Said Nursi etrafında üretilen kerametler bu sosyolojik dinamiğin ürünüdür. Said Nursi'nin kendisi değil, onu izleyenlerin bir bölümü bu değişimi gerçekleştirmiştir. Burada kritik bir ayrım yapılmalıdır: Risalelerin derin bir iman ve şevkle okunması, onların hayatı aydınlatan metinler olarak kıymet görmesi ile bu metinlerin dogmatik bir dokunulmazlığa büründürülmesi arasında uçurum vardır. Birincisi Said Nursi'nin arzu ettiği şeydir; ikincisi bizzat yazdıklarıyla çelişmektedir. Hutbe-i Şamiye'deki şu tespit bu açıdan son derece aydınlatıcıdır: "En müthiş maraz ve musibetimiz, cerbeze ve gurura istinad eden tenkittir. Tenkidi eğer insaf işletirse, hakikati rendeçler. Eğer gurur istihdam etse, tahrip eder, parçalar." Bu cümle yalnızca dışarıdan gelecek eleştiriler için değil, içeriden gelen sorgulamaların da nasıl karşılanması gerektiği yönünde bir ölçüt sunmaktadır. İnsaflı bir tenkit, hakikati parlatır. Gurura dayalı bir ret ise tahrip eder; ve bu tahribat, gelen eleştiriyi reddederken değil, onu aşırı savunmayla karşılarken de gerçekleşebilir. İkinci Sapma: Risale Eleştirisinden Kişiliğe Saldırı Madalyonun öte yüzüne bakıldığında ise farklı ama eşit derecede sorunlu bir tutum göze çarpmaktadır. Risalelerdeki bazı içtihadî meseleleri, bazı yorumları ya da metodolojik tercihleri eleştiren kişilerin bir bölümü, oradan hareketle Said Nursi'nin kasten dini tahrif ettiği sonucuna ulaşmaktadır. Bu iddia metodolojik olarak tutarsızdır ve birkaç açıdan çürütülebilir. Birincisi, bir metindeki hata, yazarın kastını değil kapasitesini yansıtır. Tarih boyunca pek çok büyük âlim, sonraki nesillerce yanlış bulunan görüşlerde bulunmuştur. Bu, onları kasten tahrif eden kimseler yapamaz; sadece beşer olduklarını gösterir. İkincisi, kasten tahrif eden bir kişinin profiliyle Said Nursi'nin kendi metinlerindeki tutumunu karşılaştırmak yeterlidir. Müridlerine "Sözümü mihenge vurun, bakır çıkarsa bana geri fırlatın" diyen biri, mutlak itaat isteyen bir tahrifçinin profiliyle örtüşmez. Tam aksine, böyle bir davet ancak gerçeği arayan ve yanılabileceğini bilen biri tarafından yapılabilir. Üçüncüsü, Said Nursi'nin yukarıda aktarılan ifadeleri bizzat bu suçlamayı geçersiz kılmaktadır. "Belki ben de müfsidim veya bilmediğim halde ifsad ediyorum" diyen biri, bilmeden hata yapılabileceğinin farkındadır. Dolayısıyla Risalelerde bir hata bulunsa bile bu, kasıtlı bir tahrifatın değil, beşeri sınırlılığın delili olacaktır. Said Nursi bunu zaten kabul etmiştir. Meşru Eleştiri ile Haksız Saldırı Arasındaki Sınır Bu noktada bir ayrımı net biçimde ortaya koymak gerekmektedir: Risaleleri eleştirmek ile Said Nursi'nin kişiliğine saldırmak aynı şey değildir. Risalelerdeki bir tefsir metodunu sorgulamak meşrudur. Bir içtihadın ilgili ilim dalları açısından zayıf kaldığını savunmak meşrudur. Bir pasajın dönemin şartlarına özgü olup günümüze genellenemeyeceğini ileri sürmek meşrudur. Bütün bunlar, bizzat Said Nursi'nin davet ettiği ve teşvik ettiği entelektüel süreçlerdir. Ama oradan hareketle "Bu hatalar onun art niyetini gösterir" demek; ya da "Risaleler kasten üretilmiş bir tahrifat ürünüdür" iddiasında bulunmak; ya da şahsiyetine hakaret etmek, hem etik hem metodolojik bir sınırı aşmaktır. Çünkü bu çıkarım, mevcut delille orantısızdır. Hutbe-i Şamiye'nin diliyle söylemek gerekirse: İnsaflı tenkit hakikati rendeçler, gurur ve cerbeze ise tahrip eder. Şahsiyete saldıran eleştiri, artık hakikat arayışının değil, başka motivasyonların ürünüdür. Orta Yolun Zorluğu Said Nursi meselesinde orta yolu bulmak kolay değildir; çünkü her iki uçta da güçlü duygusal ve sosyal baskılar mevcuttur. Kutsallaştırma, cemaate aidiyet ve güven duygusu verir. Karalama ise eleştiri yapıyor görünmenin verdiği özgüven ve meşruiyet hissi sağlar. Her iki tutum da gerçek bir hakikat arayışından çok, psikolojik ihtiyaçların tatminine hizmet etmektedir. Oysa Said Nursi'nin kendi metinleri farklı bir davet içermektedir: Eleştir, ama insaflı ol. Sor, ama şahsiyete değil fikre yönel. Kabul et, ama körce değil, mihenge vurarak. Onu izle, ama onu hatasız zannetme; çünkü bizzat kendisi bu zannın hata olduğunu söylemiştir. Yeryüzünde hiçbir insan hatasız değildir. Said Nursi bu gerçeği hem teorik olarak kabul etmiş hem de hayatıyla tutarlı biçimde yaşamıştır. Ona haksız biçimde saldıranlar da onu haksız biçimde kutsallaştıranlar da, ironik şekilde, aynı hatayı farklı yönlerden işlemektedir: İkisi de onu bir beşer olarak görmekten kaçınmaktadır. Belki de en derin saygı, bir insanı olduğu gibi yani hem kıymeti hem sınırları olan bir beşer olarak görmekten geçer.

Yorumlar

Başa Dön