Nice Yıllara, Gülüm
Sabahları erken uyanmayı seviyorum, bilirsin. Uyumak yerine seni ve çocukları seyretmeyi… Ev sessizken, hayat bir süreliğine acele etmeyi unuttuğunda. O anlarda mutlu oluyorum.
Telefonum kapalıdır gece. Sadece eve ait olan numarayı bilenler ulaşabilsin diye. Ama sabah altıya doğru, usulca hatırlattı kendini. Bugün eşinin doğum günü.
İçim titredi. Unutmamış olmak sevindirdi beni. Unutsaydım da kızmazdın biliyorum. Yine gülümserdin. Sen öyle yaparsın.
Bir doğum günü daha… Ve ben yine sana pahalı bir hediye alamıyorum, gülüm. Seni müzikli bir yere götüremiyorum. Bir masanın ortasına kırmızı bir gül bırakamıyorum. Dans edersek, evde ederiz. Radyodan çalan şarkılarla. Belki iki mum buluruz.
Çocuklar sana bir şey alabilmiş midir, bilmiyorum. İstemeye de korkarım. Ama biliyorum; sen hediyeye değil, niyete bakarsın.
İçimden geçeni sana hiç söyleyemedim aslında. Bir anahtar uzatmayı… “Bak aşağıya,” demeyi… Beyaz bir araba… Senin kalbin gibi. Sonra hep birlikte dolaşmayı, akşam güzel bir yerde yemek yemeyi. Bunları hayal etmeyi bilirim. Yaşamayı da bilirim. Ama şu ara sadece hayal ediyorum.
Sana verebildiğim şeyler sınırlı. Güzel sözler… Biraz mahcubiyet… Bir de eksilmeyen sevgim.
Bin kere gelsem dünyaya, bin kere seni seçerdim. Ama şunu da biliyorum: Seni hak edecek kadar kusursuz olmadım hiç. Yine de hayat bana en büyük ödülü verdi. Seni. Ve sen, bu ödülü çocuklarımızla tamamladın.
Güzel günler gelecek diyorum bazen. Ben bile inanmazken. Sen yine inanıyorsun.
Belki sözlerimde yanılıyorum ama bir konuda hiç yalan söylemedim:
Seni çok seviyorum. Ve hep seveceğim.
Nice yıllara, gülüm…
İnsan kalabildiysek, gerisi yeniden kurulur. Mehmet Salih Özsaraç


