Başım dağlar boranı, ömrüm bir mülteci kampı,
Sırtımda kırk yıllık sızı, elimde vatanın lambası.
Söylesenize ulan! Hangi rüzgâr yıkar bu koca çınarı?
Hangi el kirletebilir o göklerdeki nazlı hilali?
Biz ki acıyı bal eylemiş, prangaları parçalamışız,
Gerekirse bu toprak uğruna, canı darağacına asmışız.
Öyle sessiz durduğumuza bakmayın, fırtına öncesiyiz;
Biz bu şerefsiz düzenin içinde, vatanın ta kendisiyiz!
Zehir zıkkım olsun bize, o bayrak inince gülmek,
Bize yakışan ya tam istiklal, ya bu yolda mertçe ölmek.
Kapatın perdeleri, bu sahte oyunun son perdesi bu;
Vatan dediğin benim namusum, benim en büyük tutkum bu!
Doğuş Kılınç der ki; neşter vuruldu bir kere yaraya,
Vatan sevgisi sığmaz ne paraya, ne de o kirli saraya.
Mezarlıklar Şairi değilim bugün, dirilişin sesiyim;
Al bayrağın gölgesinde, ebediyetin bekçisiyim!
Neşter Ameliyat Masası / Doğuş Kılınç







