..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Öküzün rengini dışında, insanın rengini içinde ara. -Mevlânâ
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Deneme > Yazarlar ve Şairler > Yûşa Irmak




13 Ekim 2021
Aramızdaki Şeyler  
Yûşa Irmak
Hüzün ve kederle, tahin ile pekmez gibi ayrılmaz bir ikili olduk, çıktık… Böyle düşünceli, kederli anlarda insan, sığınacak bir liman bulamayınca, kitaplığına, kitaplarına sığınıyor… Dün gece ben de tam da böyle hüzün sellerinde kulaç atarken kitaplığımdaki “Dokuz Öykü” kitabına sarılarak rahatlamaya çalıştım..


:GD:
Hüzün ve kederle, tahin ile pekmez gibi ayrılmaz bir ikili olduk, çıktık… Böyle düşünceli, kederli anlarda insan, sığınacak bir liman bulamayınca, kitaplığına, kitaplarına sığınıyor… Dün gece ben de tam da böyle hüzün sellerinde kulaç atarken kitaplığımdaki “Dokuz Öykü” kitabına sarılarak rahatlamaya çalıştım..

Bundan takribi kırk yıl önce J. D. Salinger’ın bir röportajında söyledikleri ve fikirleri beni ziyadesiyle mutlu etti. Çünkü onunla aynı fikirdeydik. İnanıyorum ki anlaşılmak, anlaşılıyor olabilmek bu deni dünyada en yüce duygulardan biri. Öyle bir şey ki bu hani doğru olanı yaptığınızda büyükler bu davranışınızı onaylaması sonucu bir sevinç ve mutluluk yaşarsınız ya işte öyle bir şey.. Salinger’in söz konusu eseri bu sebeple insana hüzünlü bahtiyarlıklar yaşatıyor gerçekten. Onun özellikle yazarlığa ve edebiyata dair söylediği çoğu fikre gönülden katılıyor, eyvallah abiciğim deyip hemen uyum sağlıyorum.

1980’li yılların yaz aylarında Baton Rouge Advocate muhabiri Betty Eppes Salinger ile yaptığı ayaküstü bir röportajında Salinger’e; “Neden kitaplarınızı imzalamaktan nefret ediyorsunuz?” diye bir soruyu yöneltmiş. Bana göre de bir yazarın kendi kitabını imzalaması, birçok açıdan “nefret edilecek” bir durum gibi gelir ve bu işleri hele hele bir seremoniye dönüştüren yazarları hiç anlayamam doğrusu.. Salinger de: “İmza vermeye inanmıyorum. Anlamsız bir hareket. Kimse için adını yazarak imza atma. Aktör ve artistlerin imza vermeleri kabul edilebilir, çünkü onların verebileceği tek şey yüzleri ve isimleri. Fakat yazarlarda durum farklı. Onların verdikleri şey eserleri. Dolayısıyla imza vermek bunun yanında çok ucuz kalıyor. Sakın bunu yapma! Kendine saygısı olan hiçbir yazar, bunu asla yapmamalı.” (çev: Ece Şetvan) demiş…

Sizce de doğru değil mi söyledikleri? Bence çoğunuz Salinger'a biraz düşündükten sonra hak vereceksinizdir.. Çünkü, yazarların eserleri başlı başına bir imzadır. Yani bir yazar eserinde, ruh ıstırabını, gönül kıpırtılarını, elinin sıcaklığını, gözlerinin yaşını, hüznünü velhasıl kelam bir nevi imzasını; kelime kelime, harf harf ve sesler halinde atan kişidir. Hal böyleyken, kalkıp o eserin iç kapağına, bir tarih atılmış, bir çift kelam yazılmış veya bir çiziktirme yapılmış çok da önemli bir mevzu değildir. Salinger de bu sebeple "aktörlere ve artistlere göre imza işi" diyor. Madem öyle bugünden sonra “aktör” ve “artist”liğe özenmiş, kendilerini öyle konumlandırmış yurdum yazar, şairlerimizi hoş görelim ne çıkar... Zira, hem yazar/şair hem de aktör ve artist olabilmek, herkesin harcı değildir çünkü. Öyle giyinip kuşanmalar, öyle göz süzüp gerdan kırmalar, bin türlü insanın kahrını çekmeler ve kişisel gelişim kitaplarından çıkmış bir proje gibi acayip yaşanmışlıklar gerektirir nede olsa... Ama tek derdi edebiyat olan bir yazar için bu işler zulümden başka bir şey değildir...

Bendeniz yazarla, okur, okurla da yazar arasındaki ilişkinin mahrem bir yanı olduğuna inanmışımdır hep. Adı her ne olursa olsun, (hadi biz buna “aramızdaki şeyler” deyiverelim.) bu ilişki bir kitabın kapağı açılınca başlar ve okunan metnin zihni, bedeni kuşattığı tüm vakitler boyunca sürer. Bir romanı, öyküyü ya da şiiri okurken yaşadığı hazzın dışında, onların yazarı, okura hangi saadeti vaat edebilir? Ya da okur, elmas hükmündeki o metinleri, yazarının bahşedeceği bir cam kırıklarıyla sizce değiştirebilir mi? İmza günleri, söyleşiler, okur-yazar buluşmaları hatta röportaj vermeler, okurla yazar arasında var olduğunu bildiğimiz o şeylerin tüm gizemini, büyüsünü yok etmekten başka hiç bir şeye yaramaz…

Ben, “aramızdaki şeyler”i çok düşünürüm, ona saygı duyar içimde küçük bir çocuk gibi büyütür, beslerim. Bu yüzden “o şeyler”den inşa edilmiş yapıdan bir tane yapının bile çökmesini, yıkılmasını istemem. İşte bu yüzden, hakiki dostlarımın çoğu bugünün değil, geçmişin yazarlarıdır. Düşünüyorum da şimdi bu eski yazar dostlarım, bugün yaşıyor olsalar bile onlara kitaplarını alıp imzalatmayı düşünür müyüm?
Hayır! Asla düşünemem! Şayet kütüphanemdeki; “Katip Bartleby”, Hermann Melville’den, “Malte Laurids Brigge’nin Notları” Rilke’den imzalı olsaydı, onları tekrar okuduğumda alacağım hazzı arttırır mıydı?
Hiç sanmıyorum!…

O zaman, “aramızdaki şeyler”in anlamı, bir imzaya ihtiyaç duymayacaktır. Çağımızın çoğu okuru, maalesef “pop kültürü”nün etkisi altında kalmış. Yazarları da bir çeşit “star” gibi görüyor. Temiz kalpli okurlar, bu işlerin böyle olduğunu sanıp, bir yazar gördü mü hemen eline bir kitap alıp yazarın imza atması için adeta kendini paralıyor… Bunu yapanları gördükçe ne yazara, ne de okura zerre kadar muhabbet duyamıyorum…

Son olarak Salinger ustanın meşhur sözü ile bu denemeyi bitirmek istiyorum. Ne diyordu abimiz; “İmza vermeye inanmıyorum… Sakın bunu yapma! Kendine saygısı olan hiçbir yazar, bunu asla yapmamalı.”

Kalın sağlıcakla…



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın yazarlar ve şairler kümesinde bulunan diğer yazıları...
Tolstoy’un Karısı
Tanpınar’ın Şark ve Garp Çıkmazı Üzerine…
Bizi Birleştirenler
Bir Cumartesi Akşamı,
Deneme Ustası Evliya Çelebi
Açık Deniz Kenarında
Kıskanmak

Yazarın deneme ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
İhtiyarlara Yer Var!
Metropol İnsanlarının Sosyal Medya Molası
Bayrama Hakkımız Var mı?
Ver Elini Gidelim
Azerbaycanlı Bir Gardaşın İstanbul İzlenimleri…
Geri Dönmemek Üzere Gitmek
Gerçek Temizlik…
Başlamadan Biten İlişkiler
Gen’ellemeler
Mihr ile Mâh

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Bir Dudak Yarılması [Şiir]
Kehribar Gözlüm [Şiir]
Bilmiyorum [Şiir]
Med Cezir [Şiir]
Külle Yıkanır mı Sırlar? [Şiir]
Dediler [Şiir]
Yuh Olsun [Şiir]
Turnalar [Şiir]
Bıçkın Yüzünde Kehribar Gülüşü [Şiir]
Bahar Güzelim [Şiir]


Yûşa Irmak kimdir?

Felsefe ve edebiyat aşığı! Yayıncı, gazeteci ve kitapsever. . .


yazardan son gelenler

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2021 | © Yûşa Irmak, 2021
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.