..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
"İçtenlik bütün dehanın kaynağıdır." -Boerne
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
İzEdebiyat - Yazar Portresi - Şevket Başıbüyük
Şevket Başıbüyük - günlüğüm
Site İçi Arama:


Deneme
  "Lanet Olsun Kaysıya!" (Şevket Başıbüyük) 2 Ağustos 2012 Günlük Olaylar 

Burcu Karakaş’ın kendisiyle röportaj yaptığı Şanlıurfalı mevsimlik işçi Şahin amcanın tabiriyle: “Lanet olsun kaysıya!” Lanet olsun… Çünkü mevsimlik işçilerin alın teriyle kirletilmiş/kirletilen o kayısılar; zekâtla temizlenmediği sürece, kayısı, Şahin amcanın bedduasıyla hep “lanetli” kalacaktır ve üreticinin beklediği fiyatla satılmayacaktır…

  Malatya Kültürünü Mercek Altına Alan Bir Eser (Şevket Başıbüyük) 31 Mayıs 2013 Yazarlar ve Şairler 

“İlim ve Hareket Adamı Mehmet Sait Ertürk (Şark Medreseleri Müderrisi)” adındaki bu kitapta, merhumun kronolojik biyografisinin yanı sıra, 1950 yılından bu yana Malatya’da ilmi ve fikrin gelişmesini sağlayan -yazarın sıkça ifade buyurduğu gibi- bu havzada yetişmiş fikir adamlarının anekdotları, sohbetleri, basından yayımlanan yazıları ve röportajları tarihi bir arşiv değerini taşıyor.

  Şiddetin Her Türlüsüne Hayır (Şevket Başıbüyük) 16 Aralık 2010 Günlük Olaylar 

Her gün şiddetle yüzleşen bir toplum olarak; “neden yalnız kadına şiddete hayır?” Bu memlekette şiddet gören yalnız kadınlar mı? Erkeği şiddet görmüyor mu? Çocuklar şiddet görmüyor mu? Gençler şiddet görmüyor mu? Yaşlılar şiddet görmüyor mu? Son günlerde nerden ve ne amaçla ortaya çıkıp, şiddet gördüğü iddia edilen bazı gençler polislere şiddet uygulamıyor mu? Bırakın polisleri, bu ülkenin başbakanı şiddet görüyor… Tevafuk bu ya, Malatya’da ‘şiddete hayır” sempozyumun devam ettiği gün ve saatte Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde (ODTÜ) de, Başbakanın şiddete maruz kaldığı haberi geçiyordu tüm ajanslarda…

  Bir Söğütlü Camiimiz Vardı! (Şevket Başıbüyük) 19 Temmuz 2011 Unutulamayan Dönemler 

Neden Söğütlü? Bileniniz varsa beri gelsin… Büyüklerimizin anlattıklarına göre; Söğütlü Camii çok büyük cenderelerden geçmiş. Malatya mimarisinin en önemli örneklerinden olan Söğütlü Camii, bazen memleketin en tanınmış Hoca Efendilerin vaaz-ı nasihatlerine şahit olmuş bazen de cezaevi olarak kullanılmış. Hatta bir zamanlar han olarak, ahır olarak kullanılmış olup, cezalandırılmıştır... Bu açıdan bakıldığında Söğütlü Camii, Cumhuriyet döneminin en büyük tanık eserlerinden biridir. Dünümüzü bu güne taşıyan bu tarihi dokunun aslında koruma altına alınması, yıkılmaması gerekiyordu… Ama maalesef yıkıldı!.. Hem de tüm gizemli tarihi izleriyle birlikte yıkıldı ve tarihin geri getirilemez çöp tenekesine atıldı. Neden Söğütlü? Bileniniz varsa beri gelsin… Büyüklerimizin anlattıklarına göre; Söğütlü Camii çok büyük cenderelerden geçmiş. Malatya mimarisinin en önemli örneklerinden olan Söğütlü Camii, bazen memleketin en tanınmış Hoca Efendilerin vaaz-ı nasihatlerine şahit olmuş bazen de cezaevi olarak kullanılmış. Hatta bir zamanlar han olarak, ahır olarak kullanılmış olup, cezalandırılmıştır... Bu açıdan bakıldığında Söğütlü Camii, Cumhuriyet döneminin en büyük tanık eserlerinden biridir. Dünümüzü bu güne taşıyan bu tarihi dokunun aslında koruma altına alınması, yıkılmaması gerekiyordu… Ama maalesef yıkıldı!.. Hem de tüm gizemli tarihi izleriyle birlikte yıkıldı ve tarihin geri getirilemez çöp tenekesine atıldı.

  Günlüğümden (Şevket Başıbüyük) 5 Aralık 2008 Anılar 

Kim bilir o yüzden “büyük”leri tanıdıkça hep çocuk kalmak istiyorum… Ben hep çocuk kalmak istiyorum da… Lakin memleketimin/Anadolu insanının hep saf kalmasını, saflığından dolayı istismar edilmesini istemiyorum. (İstemediğim için bazı gerçekleri günlüğüme yansıtıyorum) Ve diyorum ki; ey “Anadolu saf insanı!” Ey meyve ve sebze üreticileri/gıda sektörleri… Ey doktorlar, ey tıp dünyası… Ey eczacılar, ey ilaç imalatçıları… Birileri bu son günlerde televizyonlarda ekran ekran dolaşarak sizleri karaladıkça, sanatınıza, hâsılatınıza, mesleğinize kara çalıp adeta sizlerle dalgasını geçtikçe reyting üstüne reyting yaparken…

  Şakayık (Şevket Başıbüyük) 6 Aralık 2008 Estetik 

“Şakayık” kelimesi, -nedense- benden çok değişik çağrışımlar yaptırıyor. Şakayık denilince sizden nasıl bir çağrışım yapıyor?. İri çiçekleri güle çok benzeyen ve gül gibi kokan bir süs bitkisi mi, bu güzel çiçeğe yakışmayan Nişantaşı sokağı mı, uzun borulara benzeyen kolları ile medusa'yı andıran bir görünüme sahip bir çeşit deniz bitkisini mi, en görkemli çiçeklerden birisi mi, Yoksa"şakaaaaaaaaaaaaaaayyyyyyyyyyyyyık" deyişi ile sinirleri altüst eden Muazzez Abacı’nın şarkısını mı...

  Gözlerimin Rengi (Şevket Başıbüyük) 6 Aralık 2008 Sevgi ve Aşk 

Gözlerimin rengini söylersem namerdim…

  Piyerloti (Şevket Başıbüyük) 15 Aralık 2008 Yerler 

Piyerlotiye ilk gidişimdi. Bir akşam üstü gördüklerim beni derinden etkiledi Ancak bu güzel mekan neden bir Türk değil de bir yabancının ismiyle anıllıyordu. Hayıflandım ve kaleme döktüm

  Dicle Kıyısında Bir Mağara Kent (Şevket Başıbüyük) 31 Aralık 2008 Anılar 

Şimdi belki de anlatacaklarım sizlere bir masal gibi gelecek. Bir Doğu masalı… Bilmem anlatsam dinler misiniz? Sizin de ilginizi çeker mi? Uçsuz bucaksız bir ovanın ortasında, tam 130 yıl, civar illerine başkentlik yapmış ve başta Moğolların istilası olmak üzere, birçok saldırılara uğramasına rağmen hâlâ dimdik ayakta kalmış bir mağara kent masalından bahsetsem beni anlar mısınız? Dillere destan, Dicle Nehri’nin kıyısında kayalara tutunmuş bir kent, nehrin iki yakasını birbirine bağlayan kocaman bir taş köprü (ama şimdi köhneleşmiş, yıkılmış, sadece üç ayağı kalmış bir köprü) ve sırtını kayalara dayamış bu efsanevi mağara kentini yazsam okur musunuz?

  Hepimiz Öğrenciyiz (Şevket Başıbüyük) 30 Aralık 2008 Günlük Olaylar 

Etkilenme ve etkileşim...

  Sağır Kaplumbağa (Şevket Başıbüyük) 31 Aralık 2008 İlişkiler 

Ne olursa olsun bildiğin, başarılı olacağına inandığın yolda , işte kim ne derse desin asla vazgeçme, tıpkı sağır kaplumbağa gibi davran...

  Hayat Bir Tiyatro… (Şevket Başıbüyük) 23 Ocak 2009 Sanat 

Geçenlerde bir grup arkadaşla otururken tiyatrodan bahsetmiştik. Bir arkadaş, “Hayat bir tiyatrodur.” demişti. Ötekisi, “Hayır, hayat tiyatro olamaz” diyerek itiraz etmişi. İçimizde en saygı duyduğumuz arkadaşa; “Siz bu konuda ne diyorsun” diye sorduğumuzda; “İkisi de doğru söylüyor” diyerek şöyle meseleyi şöyle izah etmişti: “Hayatın kendisi bir tiyatroya benzetilebilir ancak, tiyatrodan farkı, tiyatronun rolü önceden belirlenmişken, hayatsa, rolü önceden belirlenmeyen bir tiyatrodur, diye düşünüyorum..”

  Tarihe Yoculuk (Şevket Başıbüyük) 23 Ocak 2009 Doğa ve Dünya 

“Seyahat ediniz sıhhat bulunuz”… Peygamber Efendimiz(sav)’in bu tavsiyesinin günümüzde daha çok ihtiyaç duyulmaktadır. Zira, şehirlerin yaşam şartları teknolojik gelişmeler ve modernizmin getirdikleri insanımızı stres denilen çağın hastalığı ile tehdit etmektedir. Bu hastalıktan kurtulmanın en önemli ilacı da seyahat olmalıdır, diye düşünüyorum Nemrut’a gitmeyi dağ yolu üzerinde tercih ettik...

  Hazine (Şevket Başıbüyük) 2 Şubat 2009 Günlük Olaylar 

Pazartesi günleri –nedense- insan biraz gergin oluyor. Pazar günkü rehaveti hâlâ atlatamamış olarak işe başlıyor. Bu gün (Pazartesi) ben de öyleyimdir…

  İşte Öyle… (Şevket Başıbüyük) 2 Şubat 2009 Düşler 

“Romandan fırlamış bir roman kahramanı gibi..” “Öyle kırılgan, mahcup tavırlarla çocuk gibi… Öyle masum, öyle içten sıcak, sevecen…” “Şiirin dizeleri gibi akıcı, derin… Aşığın sazının telleri kadar duygulu…”

  Korkmamaktan Korkuyorum (Şevket Başıbüyük) 26 Şubat 2009 Din 

Çok şeyden korkuyorum, ama 'korkmamaktan' daha çok korkuyorum.

  O`na Artık Kelepçe Yok! (Şevket Başıbüyük) 26 Şubat 2009 Unutulamayan Dönemler 

Ama kimse bir daha, Nurulhak`a kelepçe takmayacak/takamayacak… Çünkü Nurulhak Hak`k`a yürüdü

  "Kalanlar"dan Bana Ne Kaldı? (Şevket Başıbüyük) 25 Mart 2009 Yazarlar ve Şairler 

Elimde; Ahmet Kekeç’in “Birey yayıncılıkta çıkan 140. Kitabı… “Kalanlar...” Vedat Türkali’nin (Bir rivayete göre Türkali’nin ilk kitabı) “Bir Gün Tek Başına” yı geçen kış okumuştum. Ama Ahmet Kekeç’in “Yağmurdan Sonra”yı ondan önce okumuştum. Doğrusunu söylemek gerekirse “Bir Gün Tek Başına” ile “Yağmurdan Sonra” yı birbirine çok benzettim. Hatta “Bir Gün Tek Başına” yı okurken, (zaman zaman; “acaba ‘Yağmurdan Sonra’yı mı okuyorum…” diye tereddütler geçirdim… .

  "Ağzı Olan Konuşuyor" (Şevket Başıbüyük) 3 Nisan 2009 İtiraflar 

Ağzı olan konuşuyor” diye halk arsında sıkça kullanılan bir söz vardır.. Ağzıma almaktan hiç hoşlanmadığım bu sözü nedense ben de şimdi kullanmaya başladım. Ağzı olan konuşuyor!... İyi de herkes niye bir başkasının ağzıyla konuşuyor?!.. Bu insanlar kendi öz ağızlarıyla konuşmayı bilmezler mi?

  Hayatın Bölmeleri (Şevket Başıbüyük) 10 Nisan 2009 Gelecek 

Geçmiş ve gelecekle kafayı yoracağıma şu an içinde bulunduğum ve içinde bulunduğum anı değerlendirseydim ya…

  Aşk Suya Düşünce… (Şevket Başıbüyük) 10 Mayıs 2009 Sevgi ve Aşk 

Suya aşk düşer mi diyeceksiniz? Ben de düşmeyeceği/yazılamayacağı kanaatindeydim. Değil suya aşkın, kâğıda bile yazılmayacağına inananlardandım. Aşk suya düşünce; Aşk suya düşünce…

  Kadın veya "Anneler Günü" (Şevket Başıbüyük) 10 Mayıs 2009 Sevgi ve Aşk 

Kadın o kadar naif (kırılgan, kolay incinen…) ki; güzel koku ve Arapçası 'salat' olup, çoğulu 'salavat' anlamına gelen “namaz” mefhumu arasında zikredilmiş…

  Tıkla - Ma/oku - Ma (Şevket Başıbüyük) 10 Mayıs 2009 İnternet 

Şu an sanal ortamda değil de bir gazetede yazmış olsaydım; bu yazıyı okumayınız diyecektim ama şimdi “tıklama” diyorum. Lakin bu bir şaka değil, -gerçekten- tıklamayınız, haydi yanlışlıkla tıkladınız; bari oku-ma-yınız… Sahiden okumayınız!

  Yazmak... (Şevket Başıbüyük) 10 Mayıs 2009 Sanat 

"Yazmasaydım deli olurdum" dememiş miydi Sait Faik Abasıyanık… Yazmak… Ah yazmak! Mütemadiyen yazmak…

  "Kitap Cafer" (Şevket Başıbüyük) 10 Mayıs 2009 Yazarlar ve Şairler 

Prof Dr. Oktay Sinanoğlu’ya veridi. Haliyle büyük adamlardan hep büyük laflar beklenilir. Bizimkisi de öyle yaptı/konuştu… “Baracık Obama,” dedi. Amerika için “Azmanistan” dedi... Kayısı için “Baracık Obama, Türkiye’ye gelmiş, bir de kayısıdan söz etmiş.” dedi. “Kayısıyı hayatında hiç tatmış mıdır?” dedi Hasılı dedi de dedi...

  Kayıp Duraklar (Şevket Başıbüyük) 23 Mayıs 2009 Günlük Olaylar 

“Kayıp duraklar” başlığa bakıp da matraklık yaptığımı sanmayınız. Acı bir haber ama gerçek… Olay Malatya’mızda meydana gelmiştir. İlimiz Malatya’nın Battalgazi, Hanımınçiftliği, Hasırcı ve Orduzu Belediyelerin durakları –maalesef- birkaç gündür kayıp…

  Ölüm Uzak Değil (Şevket Başıbüyük) 23 Mayıs 2009 İtiraflar 

Ölüm bizden uzak değil. Ölüm hiç kimseden uzak değil. Bir nefesçik canımız var hepimizin. “Her canlı mutlaka ölümü tadacaktır” diyor, Yüce Yaradan.

  Bilge İnsan Hüseyin Çolak"ın Ardından… (Şevket Başıbüyük) 23 Mayıs 2009 Anılar 

Her ölüm erkendir… Her ölüm haberiyle içim titrer.

  "Şişirme Duası" (Şevket Başıbüyük) 26 Mayıs 2009 Din 

Malatya Hacı Mehmet Kaya Kız Kur’an Kursu’da; şu Ahmet denilen müdürünün yaptığı bu melanetleri müftülük de biliyor, bildiği halde bu acayip adamı ne diye hâlâ orada barındırır, neden? Neden; Neden insanlarımız safsatalara ilgi duyar? Neden; Neden; Neden;

  "Sevgi Mektupları" (Şevket Başıbüyük) 3 Haziran 2009 Sevgi ve Aşk 

O gün görünürde yanan mektuplardı belki ama aslında yanan duygularımdı, sevgilerimdi, aşklarımdı daha ötesi yüreğimdi… Ben yüreğimi yakmıştım o gün anlatabiliyor muyum? Bir insan yüreğini ateşe atıp da sıradan bir değnekle karıştıra karıştıra yakar mı?

  "Karpuz Kabuğu" (Şevket Başıbüyük) 25 Haziran 2009 İlişkiler 

Lakin o günkü karpuzlar şimdiki karpuzlara benzemiyordu. Kabukları siyaha çalan koyu yeşil, çekirdekleri simsiyah… Tadı mı? “Anzer Balı” gibi olurdu. Şırası bile koyu ve yapışkandı. Şimdi öyle mi? Şimdi ne karpuzundan ne de insanından…

  Mırra Tadından Bir Yazı (Şevket Başıbüyük) 25 Haziran 2009 Estetik 

Evet, “mırra tadından” bir yazı yazacaktım.. Herkes yazı/yazılar yazar ama bazı yazarlar farklı yazılar yazar. Mesela şairler, Hikâyeciler, Romancılar, Hâsılı edebiyatla uğraşan yazarlar farklı yazılar yazmalı çünkü onlar farklı insanlardır. Onlar hayatı farklı görür, farklı yorumlarlar.

  Şairler Günahkâr İnsanlardır (Şevket Başıbüyük) 27 Haziran 2009 Yazarlar ve Şairler 

Her insan fikir ve düşüncelerini bir başkasıyla paylaşmak ister/paylaştıkça rahatlar ama şair ve yazar herkesten daha çok yapar bunu. O yüzden şair ve yazarlar herkesten daha çok günahkâr insanlardır.

  Brindarım (Şevket Başıbüyük) 28 Haziran 2009 Yazarlar ve Şairler 

Amerika zencileri kadar esmer değildik ama bu memleketin zencileri biz esmer tenli/kara yağız delikanlılardık.

  İçinde Acı Geçmeyen Yazılar (Şevket Başıbüyük) 14 Temmuz 2009 Günlük Olaylar 

Ben de çok isterdim içinde “acı” geçmeyen yazılar yazmayı. Suya-sabuna dokunmadan… Ezilenlerin feryadını duymadan… Komşusu açken uyuyabilen… Vurdumduymaz bir hayat yaşamayı ben de denemek isterdim. Söylenenlere aldırmadan yazılar yazmayı hem çok isterdim, lakin gördüğün/gördüğünüz gibi beceremiyorum.

  Yatılı Kız Kur"an Kurslarımızda Neler Oluyor? (Şevket Başıbüyük) 5 Temmuz 2009 Din 

Cevap veriyorum: Malatya Müftülüğü, derhal hareket geçerek konuya el koymalı ve Yatılı Kız Kursu”nda görev yapan malum şahsı görevden almalıdır; aksi takdirde… Aksi takdirde; valilik kanalıyla Malatya Müftülüğüne yazdığım dilekçeye cevap verilmediği için Diyanet İşleri Başkanlığına sesleniyorum… Yatılı Kız Kur’an Kurslarımızda neler oluyor? Sahi kızlarımızı neden erkek bir yöneticiye teslim ediyoruz ki veya dinini diyanetini öğrensinler diye kızlarımızı neden bir erkek yöneticiye teslim ediyorlar?

  Medrese-i Yusufiye (Şevket Başıbüyük) 10 Temmuz 2009 İtiraflar 

Çünkü; Dünyadan ahrete götüreceğim tek hazinem… Çilekeş ve ceht içinde geçen günlerim zindan hatıralarımda saklı... Ahirette bana şahitlik edebilecek tek sermayem… Dünya’ya kapalı ama Ahirete açık huzurlu, mutlu günlerimdi Medrese-i Yusufiye… Lakin bir şey var ki insanoğlu çabuk unutuyor. Çabuk unutuyor ve kirleniyor. Kirlendik be kardeşim… Bilmemem bir melek saflığıyla geçirdiğim o günleri yad etsem günahlarıma kefaret olabilir mi? Ve o günler bana şahitlik edebilir mi bunca kirlenmeden sonra? Allah; hesabını kolay verebilen, kirlenmemiş, tertemiz kullarından eylesin bizi…

  Bir "Şişirme Duası" Hikâyesi (Şevket Başıbüyük) 26 Temmuz 2009 Yüzleşme 

Diyeceksiniz ki “ne şişirme”, “öyle densiz şey mi olur”, “ne ayıp şey bu” gibisinde ne derseniz deyin, haklısınız, ben de şaşırıyorum/şaşırdım da ama velâkin… Bu saatten sonra söylenecek/yazılacak hiçbir şey kalmadı. Ben, memleketimin savcısına, hâkimine/adaletine inanırım. Eminim adalet yerini bulacaktır… Eminim dinini –diyanetini öğrensinler diye Kuran Kurslarına gönderdiğimiz gelinlik çağındaki kızlarımıza kimseler bundan böyle “şişirme duası” yapmaya kalkışmaz ve “şişirme duası” yapanlar hak ettikleri cezalarını bulacaklardır…

  "Ahmet Hakan'laşmak" (Şevket Başıbüyük) 29 Temmuz 2009 Yazarlar ve Şairler 

Ahmet Hakan’la teşriki mesaim falan olmamış. Tanımam etmem kendisini... Ancak gazetecilik kimliğiyle, farklı üslubuyla okuyucusundan bağımlılık yapmış bir gazeteci olarak tanırım onu. Ahmet Hakan’ı –bir zamanlar- “Kanal 7” de sunduğu haber spikerliğiyle sevdim. “İskele Sancak” daki farklı yorumlarıyla dikkat kesildim. Onun “bir kalemşör” olduğundan haberim bile yoktu. Sonra n’olduysa “Kanal 7”den ayrıldı. Veya ayırdılar… Ama şu bir gerçek ki insanlar kolay yetişmiyor… Bu memlekette yetişmiş insanların kadri kıymetini bilmiyoruz/bilmemiz gerekir.

  Bu Hayatı Lolipop Şeker Gibi Kim Ağzıma Verdi (Şevket Başıbüyük) 13 Ağustos 2009 İtiraflar 

Hayatın lolipop şeker olmadığını ben de biliyordum ama bize -başta- hayatı lolipop şeker gibi sundular… Lakin yedirmediler…

  Siz mi Orucu, Oruç Mu Sizi Tutuyor? (Şevket Başıbüyük) 21 Ağustos 2009 Anılar 

Malumunuz, ‘on iki ayın sultanı’ olarak taltif edilen Ramazan ayındayız… Uçuyorum gönül dünyamın bulutları arazından…. Uçuyor ve kayıyorum orucun beraberinde getirdiği iç dinginliğin yıldızları arasından… Tutamıyorum ben beni, tamamen oruca bırakıveriyorum kendimi… “Acaba”, diyorum kendi kendime… “Ben mi orucu tutuyorum, oruç mu beni…” Haydi, aynı soruyu siz de sormuş olayım. Siz mi orucu, oruç mu sizi tutuyor?

  Marko Paşa (Şevket Başıbüyük) 12 Ekim 2009 Gülmece (Mizah) 

Meğer halkın sorunlarını dinlemek kadar, Marko Paşa olmak gibi zor bir görev yokmuş bu âlemde. Var mı derdin –ki vardır- öyle ise anlat Marko Paşa’ya…

  Kondüktörlü Ulaşım (Şevket Başıbüyük) 9 Kasım 2009 Günlük Olaylar 

Başlığa bakıp da bir tren yolculuğu yazısı yazacağımı düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Zira bir zamanlar Malatya ile Adana arası trenle mekik dokumuş birisi olarak kondüktörlü ulaşıma yabancı değilim.

  Aşkı Dokudum Kilime… (Şevket Başıbüyük) 16 Kasım 2009 Unutulamayan Dönemler 

Doğu’da kilim demek; ilim demektir, aşk demektir, suskunluğunu gergef gergef kilime işleyerek maşukuna sessizce gönderilmiş mektup demektir… Bilirsiniz “kilim” üzerine türküler bestelenmiş… "Sevdiğine sözü olan kilim dokur, Kilimin dilinden ancak anlayan okur.

  "Köpek"liğe Özenmek (Şevket Başıbüyük) 29 Mayıs 2010 Yazarlar ve Şairler 

Edebiyatımızın duayenlerinden Üstat Necip Fazıl Kısakürek bile bu gafletten kendini kurtaramamıştır. Bakın bir şirinde ne der şairlerin sultanı: “Sonsuzluk Kervanı, "peşinizde ben/Üç ayakla seken topal köpeğim!” diyor... Hutbelerimizde bile şiirlerini okuduğumuz şairler sultanı böyle derse…

  Hasan, Çay Vaktimiz Bizim (Şevket Başıbüyük) 2 Ağustos 2010 Anılar 

Şey, diyecektim, şey… Şimdi Hasanla çay vaktim geldi sanırım. “Hasan” deyince yine ıslandı kirpiklerim, yanaklarımda yine o ılık sular aktı...

  Orduzu'da Eski Ramazanlar (Şevket Başıbüyük) 7 Ağustos 2010 Anılar 

“Orduzu’da eski Ramazan” derken başka neler mi gelir akla. “Kendi kendine yetmek” Kendi kendine yetmek, demek; teknolojinin henüz çıkmadığı ya da yaygın olmadığı zamanlarda bu gibi yerleşim mekânlarda insanlar, evlerinin avlusundaki çeşmelerde buz gibi su içer ve “katık” dediğimiz besinlerini de bu yerlerde muhafaza ederek soğuk tutmasını sağlarlardı…

  Her Ölüm Erkendir (Şevket Başıbüyük) 14 Ağustos 2010 Estetik 

Fakirlik hepimizin kapsındaydı ama Mehmet Yaban’ınki yüzüne nüksetmişti fakirlik. Hatta vücudunun tüm zerresinde okunuyordu. Duruşu ve yürüyüşüyle “fakir fakir” diye alarm veriyordu. Belki de onun için taziyesinde çok duygulanmıştım. Geç saatler olmasına rağmen taziyesi çok kalabalıktı Mehmet’in. Aşiret komple oradaydı. Ben de bedenen oradaydım ama ruhen Mehmet’le komşu olduğumuz ancak gözümün görmek istemediği şu kahrolansıca Kendirli Köyündeydim. Mehmet’in elinde kazma kürek sabahtan akşama kadar ya bahçe suvarıyor ya da bel veya bilemedim bahçenin neresini kazıyor. Ben de çalışıyordum ama Mehmet kader asla çalışamazdım. O kendini topraktan bir parçaya dönüştürmüştü adeta. Bir gün bahçede olmazsa Mehmet, o gün o bahçede büyük bir eksiklik olur. Ya da Mehmet’e böyle inandırmıştı -uyanık ve de kurnaz- bahçe sahibi… Mehmet saf, Mehmet iyi niyetli, Mehmet içten kaçma ya da az çalışma nedir bilmez. Gücü ne kadar, o kadar çalışır Mehmet…

  Bahçebaşı Lisesi İlk Mezunları (Şevket Başıbüyük) 29 Ağustos 2010 Anılar 

Biz, Bahçebaşı Lisesi ilk mezun öğrencileri gerçekten farklıydık. Bilmem nasıl anlatsam ben bizim sınıfı? Siz “Hababam Sınıfı” nı bilir misiniz) ("Hababam Sınıfı" Rıfat Ilgaz'ın en önemli eserlerinden biridir. Günümüze kadar Türkiye'de yazılmış en iyi mizah kitaplarındandır. Bir süre sonra tiyatroya sinemaya da uyarlanmış ve her izleyişinde hem güldürüp eğlendiren hem de eğitim adına bir şeyler vermeye çalışan bir eser/film..) İşte bizim sınıfımız, “Hababam Sınıfı” gibi bir sınıftı. Toplam biz; 29 kişiydik yani alfabemizin harfleri kadar essah ve gerçek bir kemiyet arz ediyorduk. 29’un 5’i kız öğrencilerdi...

  Aslantepe Açık Hava Müzesi Oluyor (Şevket Başıbüyük) 3 Ekim 2010 İnternet 

Aslantepe açık hava müzesi oluyor…. Bence geç kalınmış bir proje. Malatya’nın güzel Orduzumuzun Aslantepe Höyüğü’nde çalışmalar yapan Prof. Marcella bulduğu eserlerin; ilk medeniyetin Anadolu topraklarında kurulduğunu kanıtladığını söyleyerek Aslantepe’de bulduğu kılıçlar ve saray, dünyada bulunanların en eskisi, olduğunu söyler. İlginçtir ama bu bulgular, tarih kitaplarında yer alan ve bugüne kadarki tüm kabulleri çürütüyor. Yani demek istiyorum ki, Prof. Marcella’nın ‘Anadolu ve Devletin Doğuşu’ başlıklı brifingde söylediği gibi Aslantepe dünyanın ilk aristokrat şehri, olarak kabul edilmelidir.

  Birileri Mısri"yi Çalıyor… (Şevket Başıbüyük) 26 Ekim 2010 Yazarlar ve Şairler 

Elbette ki Uluslarası Niyazî Mısri Sempozyum’dan kastımız O’nu daha geniş kitlelere tanıtmak ve tanıştırmaktı. Lakin bu sempozyumda; -tebliğcilerin hepsi olmasa da- çoğunluk Mısrî hazretlerini bize yanlış tanıttılar…Tam olarak ifade edemediysem de, sanırım siz anladınız anlatmak istediklerimi… Özet olarak anlatacak olursak; birileri bizden Niyazî Mısri’yi çalmaya çalıyor…

  Ekopolitik"in Malatya Ayağı (Şevket Başıbüyük) 3 Kasım 2010 Türkiye 

Yani anlayacağınız “Türkiye’nin büyük çatısı: Demokratikleşmeye doğru Malatya durağı”nda Malatyalılar yoktu Kaç yıl öncesi tam tersi olurdu. Birkaç yıl önce bu tür etkinliklerde halk vardı, devlet yoktu; şimdi devlet var, halk yok… Hangisi daha acı bilmiyorum ama ben devletle halkın iç içe olduğu bir manzarayı özlüyorum.

  Hanımeli… (Şevket Başıbüyük) 8 Kasım 2010 Toplum 

Her ne kadar bazı etkinlikler bizleri heyecanlandırsa da, Malatya eski Malatya değil. Her ne kadar ilimize davet edilen hocalar, ilim adamları, bilim adamları hatta film adamları Malatya’ya methiyeler yağsa da Malatya (şimdilik) eski Malatya değil. Temennimiz ve özlemimiz; Malatya’mızda çıkar ilişkilerin bir kenara bırakılıp kardeşlik ilişkilerinin yeniden izale edilmesidir…

  Bir Başka Bayrama (Şevket Başıbüyük) 23 Kasım 2010 Din 

Bayramın olmazsa olmazları arasında yer alan bayram şekerini de borca alarak durumu idare etmeye çalıştım. “Borç almak” da tarihe karışıyor yavaş yavaş. Borç vermenin sadaka olduğunu bile bile borç verme ve alma kültürümüzü de kaybediyoruz. Geriye kaldı kredi kartlarla alış-veriş… Sonra… Sonrası malum; tüketim çılgınlığının azgın dalgalarına kapılıp faiz bataklıklarına tepetakla düşenlerin sessiz çığlıklarıyla karşılaşıyoruz ki, bu da -maazallah- sekülerizme tabii olduğumuzun bir göstergesi…

  Kahve Molası (Şevket Başıbüyük) 23 Kasım 2010 İtiraflar 

VTV'ye ilk kez konuk oluyordum ancak heyacanlı değildim. Zira bu benim ilk televizyon programa katılışım değildi. Ulusal olarak; ilk konuk olduğum televizyon Hilal Tv. idi. Sonra Uluslararası, Katar'dan, El-Cezire'den tut İran televizyonuna kadar röportajlar verdiğim olmuştu. Kaldı ki, iyi-kötü yine Malatyamızda yayın yapmakta olan yerel televizyonlarından Kanal Malatya'da da üç aylık program yapmıştım. Yani demek istiyorum ki ekranlarla sorunum yoktu, heyecanlı değildim lakin kafam bozuktu, en yakın eski arkadaşlarımın/dostlarmın beni böyle karşılamaları canımı sıkmıştı. Bu sıkkınlık yarım saatlik program süresinde devam etti.

  Vah Benim Kara Bahtlı Kitabım… (Şevket Başıbüyük) 26 Kasım 2010 Yazarlar ve Şairler 

Yavuz Bülent Bâkiler’in o tuğla kalınlığındaki kitabını özümseyerek ve sentezleyerek okudum, bitirdim. Kitap, bana benim “Büyük Doğu’nun Son Kalesi: Said Çekmegil”i hatırlattı. Lakin vahim olan; merhumun mirasçı torunun işletmesine kitaptan bir miktar bırakmıştım satılsın ya da yakınlarına hediye edilsin, diye. Aradan kaç gün geçtikten sonra, işletmesine gittiğimde kitabı bıraktığım yerden bulamayınca çok sevinmiştim, satıldı, diye. Ancak bu sevincimi kursağımda bırakan ya da hayal kırıklığına uğratıp kahreden şey; merhumun malum mirasçı torunu, ben oradan ayrılır ayrılmaz elemanına “bu kitabı hemen kaldırın, görünmez bir yere atın, aksi halde (müşterilerimizin çoğu asker kökenli olduğu için) bizi irticacı ( o dönemler 28 Şubat sürecin Malatya’da en faal olduğu dönemler) zannedecekler” demesi oldu. Ah vah benim kara bahtlı kitabım...

  Niçin Yazıyorum (Şevket Başıbüyük) 7 Aralık 2010 İtiraflar 

Bazen düşünüyorum da; hiç mi yazmasam… Yazmasam belki daha hayırlı olacak ama… Ama o zaman da boş dönen bir değirmenin taşları gibi kendi kendimi öğütüp dururum. Kim bilir, bel ki de kendi kendime zarar vermemek için yazıyorum…

  Gazilik Gömleğini Çıkartmasın Mavi Marmara (Şevket Başıbüyük) 29 Aralık 2010 Unutulamayan Dönemler 

Şimdi haberlerde deniliyor ki; Mavi Marmara Gemisini bir tersanede özel bakıma alacaklar. Bakıma alamaya alacaklar ancak bu hususta bir önerim var: Bakımı yapılırken Mavi Marmara’nın şehitlerin kan izlerini silmesinler. Kahpe İsrail kurşunlarının izlerini olduğu gibi bıraksınlar. Açık müze olsun demeyeceğim çünkü maliyeti yüksek bir gemi bu lakin şimdiki hali gibi (tören alanının girişinde olduğu gibi) asılan Şehitlerin resimleri yerinde kalsın ve olduğu gibi muhafaza edilsin… Yani demek istiyorum ki; …Mavi Marmara’ya zincir vurmak yakışmaz, yürüsün. Yürüsün de sırtındaki “Gazze Şehitleri”nin anıtıyla kalıversin. Mavi Marmara gittiği her yerde, geçtiği tüm ülkelerde “Gazze Şehitleri Anıtı” ile birlikte yüzsün ve giydiği gazilik gömleğini çıkartmasın, o gömlekle yaşasın ve o gömlekle tarih kalsın…

  "Bir Gâvur"un İstanbul"u Keşfi" (Şevket Başıbüyük) 17 Ocak 2011 Türkiye 

Bir Alman öğrencisi olan Alexandra Klobouk ülkemize gelip bizleri bu asıl hasletimizle -güvenilirli sıfatımızla- keşfettiği için bir kez daha teşekkür ediyorum. Bu vesileyle; memleketim insanı hakkında hâlâ önyargılarını kıramamış, şırınga edilmiş asırlık aşağılık kompleksi nedeniyle diğer iç ve dış mihraklı art niyet taşıyan insanların da Alexandra Klobouk gibi bizleri bizim öz değerlerimizle tanışmasını diliyorum. Globalleşen Dünya’da gönül isterdi ki, Avrupalı komşularımızın önyargısız olarak Alexandra Klobouk gibi bizleri bizim öz değerlerimizle tanıyıp değerlendirsinler….

  Malatya; Hem Okuyor, Hem Yazıyor... (Şevket Başıbüyük) 20 Ocak 2011 Günlük Olaylar 

Vali Dr. Ulvi Saran, Malatya'nın özüne yakışır “Malatya Okuyor” kampanyasıyla ile Türkiye'de bir ilki gerçekleştirdi. “Malatya Okuyor” ve “Malatya Yazıyor” kampanyalarıyla reform niteliğinde iki dev kültürel proje... özün özü, Malatya; hem okuyor, hem yazıyor...

  Her Sanatçı, Sanatına Ruh Halini Katarak İcra Eder (Şevket Başıbüyük) 22 Ocak 2011 Yazarlar ve Şairler 

“GAZETECİLER.com” da Cenk Açık; Kanal D’nin ‘Öyle bir geçer zaman ki’ dizisine zehir zemberek bir yazı kaleme almış…. “Kanal D’ye bir sorum var” başlıklı yazısında Cenk Açık; “dizideki sinsi ve ucuz propagandaya dikkat” çekmiş… Bizler sanat ve sanatçılarımıza sahip çıkmadığımız sürece, başkalarının adamları hep ‘mert, delikanlı, yiğit’ ve bizimkiler de ‘müptezel, sümüklü, kalleş’ olarak tanıtılacaktır... Otuz yıldır, taşrada/Malatya’da gazetecilik yapan ve düşüncelerinden dolayı idamla yargılanan bir yazar (5 kitabı yayınlanan bir yazar) olarak, yazı yazma konusunda en büyük şiddeti ve yazı yazmamam için en büyük ihaneti ben, bizimkilerinden gördüm.

  "Kıraathane" Denilince… (Şevket Başıbüyük) 3 Şubat 2011 Toplum 

“Kıraathane” denilince aklınıza ne gelir, bilmem ama... “Kıraathane” ve “okuma” derken aklıma geldi, -malumunuz olduğu üzre- Malaya Valisi Doç. Dr. Ulvi Saran ilimizde “Malatya Okuyor” adında bir kampanya başlattı. Belediye ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile birlikte valilik öncülüğünde okullarda başlatılan bu kampanya Malatya’da dalga dalga yayılarak, “Cezaevi Okuyor” a kadar ulaştı. … Şimdi diyorum ki; valimiz öncülüğünde gerçekleştirilen bu verimli ve anlamlı okuma halkasına bir de “Kıraathane Okuyor” u ekleyip hayata geçirsek nasıl olur? Nasıl olur Sayın Valim?

  Malatya"ya Yön Veren İnsanlar (Şevket Başıbüyük) 6 Şubat 2011 Yazarlar ve Şairler 

Malatya; Türkiye’nin fikri yapısına yön veren bir şehir, bizler de Malatya’ya yön veren insanlarız…. Malumunuz olduğu üzre; bu sözün patenti bendedir ama söz bana ait değildir. Hem bu söz bana ait olsaydı bu kadar kendinden bahsettirmez, literatüre geçmezdi… Zira bir sözde anlam kadar sözü söyleyenin kim olduğu da önemlidir. . Toplantıda söylediğim gibi yine söylüyorum; Başbakanımız Sayın Recep Tayip Erdoğan, Malatya’da yaptığı bir konuşmasında; “Malatya; Türkiye’nin fikri yapısına yön veren bir şehir” demişti…

  Dilencilik Bir Kent Sorunudur (Şevket Başıbüyük) 12 Şubat 2011 Toplum 

Birçok büyük kentlerde olduğu gibi Malatya’da ‘dilencilik’ bir kent sorunudur… Dilenciliğin insanlık onuru ile bağdaşmadığı bir gerçek… İnsanlık onuru ile bağdaşmayan ve Peygamber Efendimizin diliyle; “şerefsizlik” sayılmış bu dilencilik sektörüne “DUR!” demenin zamanı gelmiştir, diye düşünüyorum…

  Rışvanlar… (Şevket Başıbüyük) 21 Şubat 2011 Toplum 

“Malatya’da Rışvanlar Derneği”, siz buna “Malatya’da uyanan dev” de diyebilirsiniz… Rışvanlar… Kelime olarak tam ne anlama geldiğini bilmiyorum ama bildiğim kadarıyla, Kürtçesi “Reşiyanlar” olan aşiretlerine verilen isimdir… Hâsılı, Rışvanlar aşiteri; bendini yıkıp çağıl çağıl akan bir nehir gibidir. İstense; bu nehirde bol miktarda enerji elde edilebilir… Gümbür gümbür akan bu nehir; enerji de verebilir, sel olup sağı-solu yıkarak zarar da verebilir. Lakin tek temennimiz, bu enerjinin ehilleştirilip enerjiye ve sinerjiye dönüştürüvermesidir…

  Türkiye Dünya Liderliğine Doğru Gidiyor (Şevket Başıbüyük) 23 Şubat 2011 Türkiye 

Dünyanın cadı kazanı gibi kaynadığı bu süreçte Türkiye dünya liderliğine doğru gidiyor. Peki, Türkiye’nin nasıl dünya liderliğine doğru gittiğini merak ettiniz mi? Dünya liderliğini yavaş yavaş kaybetmeye başlayan Amerika merak etmiş, araştırmış ve bulmuş…

  Zulme Sessiz Kalanlar Zulme Uğradılar… (Şevket Başıbüyük) 24 Şubat 2011 Doğa ve Dünya 

Bence 2011 yılı, “kıyam yılı” olarak ilan edilmeli. Zira dünya halkları kıyama geçti… Yıllardır kendisinden olmayanlar tarafından yönetilen, sömürülen, aç bırakılan, ezilen ve hakları ellerinden alınan dünya halkları ellerinden alınan haklarının iadesi için kıyama durdular. İlk ateş, ilk kıvılcım Tunus’ta çıktı ve kısa sürede yangına dönüşüp Zeynelabidin bin Ali diktasını devirdi. Sonra Tunus’taki kıvılcım bütün Ortadoğu’ya yayılmaya başladı.

  "Yazmaya Dair" (Şevket Başıbüyük) 27 Şubat 2011 Yazarlar ve Şairler 

Malatya Kent Konseyi hakikaten güzel şeyler yapıyor. Hatırlayacaksınız; “2011 Malatya Yazıyor Kampanyası” kapsamında, kampanyanın ilk ayağı olan mektup yazma ve kartpostal atmak ile bize bir nostaljiyi yaşatmıştı. Malatya Kent Konseyi, bir de 'Malatya Yazıyor' gazetesi çıkarttı. En son da “Yazmaya Dair” konulu bir konferans düzenledi. Konferans Malatya Halk Eğitim Salonu'nda gerçekleşti. Yazmak bu günü kayıt altına almaksa; ben neden Malatya’yı yazmayayım… Malatya’nın (bu günkü) caddelerini, sokaklarını yani yaşadığımız şehrin bu günkü nefes alışverişlerini, kalp atışlarını yazma işi ben neden üslenmeyeyim ki? Örneğin, bir sevgilinin yüreğinden yürür gibi bir baştan diğer başa yürüsem ve sevdalısı olduğum bu şehri/Malatya’yı sokak sokak, cadde cadde, taş taş yazsam…

  Erbakan Zamansız Öldü (Şevket Başıbüyük) 27 Şubat 2011 Unutulamayan Dönemler 

Bu gün 28 Şubat… 28 Şubatın üzerinde tam 14 yıl geçti… Bu günkü yazımı 28 Şubatın üzerinde kuracaktım ki, Türk siyasetin çınarlarından Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın vefatı girdi araya… Gerçi Erbakan, 28 Şubatla anılan bir liderdir… Bana göre Prof. Dr. Necmettin Erbakan zamanında ölmedi… “Erbakan 28 Şubat’ın 14. yıldönümüne 1 gün kala hayatını kaybetti.” diyor bazı gazeteler… Bence “1 gün kala” değil, tam o gün ölmeliydi… 28 Şubat 2011’de değil, 28 Şubat 1997 tarihinde ölmeliydi Erbakan…

  Rışvan; Türkiye"nin Kendisidir… (Şevket Başıbüyük) 7 Mart 2011 Toplum 

Malatya Rışvanlıları Derneği'nin açılışı resmen gerçekleştirildi… 5 Mart 2011 tarihinde Malatya’daki dernek binası önünde Türk bayrağı altında Kürtçe şarkı ve şiirlerle açılışı gerçekleştirilen Malatya Rışvanlıları Derneği’nin açılışı adeta Malatya Rışvanlıların yeniden kaynaşma gösterisine dönüştü. Rışvanlılar; Türk bayrağı altında Kürtçe şarkı ve şiirlerle açılış yaptı… Aslında Rışvanlıların ne yapmak istediği, amaçlarının ne olduğu yukarıda verdiğim cümleden özetlenmiştir… Zira Rışvan; Aile farkı gözetmeyen, din, mezhep ve ırk farkı gözetmeyen bir aile… Yani “Rışvan aşireti federal bir yapıdır" Yani Rışvan aşireti bir Türkiye mozaiğidir… Rışvan; Türkiye’nin kendisidir…

  Kafka Neden Hamamböceği Oldu (Şevket Başıbüyük) 13 Mart 2011 Yazarlar ve Şairler 

afka (Alman edebiyatçı Franz Kafka’yı diyorum) mutsuzdu; ben de… Kafka yazdıklarını beğenmiyordu; ben de yazılarımı beğenmiyorum… Kafka sağlığında değer görmedi; ben de… Kafka öldükten sonra anlaşıldı; ben henüz ölmediğim için ne zaman anlaşılacağımı bilemiyorum. Kafka bir Yahudi çocuğuydu; ben (elhamdülillah) Müslüman’ım… Kafka’yı anlayan gün gelir beni de anlar… Ve Kafka’nın eserleri yüz yılardır elden ele dolaşıp okunuyor; kim bilir yüz yıllar daha geçse de Kafka ve Kafkalar okunacaktır… Belki geç ama er-geç anlaşılacaktır…

  Malatya Asimile mi Oluyor (Şevket Başıbüyük) 13 Mart 2011 Doğa ve Dünya 

Ben Malatya’yı Şirket İşhanı ile tanıdım. Ahşaptan iki katlı, çok çeşit esnaf ve zanaatkârın iş yaptığı bir ğandı/handı. Manufer’in dükkânı bizim dağ kesimin bir buluşma noktasıydı. O bir Ermeni’ydi ancak Türkçe ve Kürtçe’yi çok iyi bildiği için bizim dağ adamlarına, -bir zamanlar dışlanan, horlan, şehre girmesine bile tahammül edilmeyen dağ insanına- o iyi davranırdı. Sekiz köşeli şapkalarıyla şehirde boynuzlu yabani bir geyik gibi dolaşan dağlı damları misafir eder dükkânında ağırlardı. Karşılığında da dağ insanları, ondan alışveriş yaparlardı Şimdi gelişen ve değişen modern Malatya’mızın sokakların herhangi birinde bu soruyu tekrar sorsam; “Şirket İşhanı nerde” diye sorsam, kim ve kaç kişi bilir? Bilemiyorum… Yoksa gelişen ve değişen Malatya asimile mi oluyor…

  Kafası Karışık Bir Kent (Şevket Başıbüyük) 13 Mart 2011 Yerler 

Malatya, çok yer değiştiren bir kent. İlk yerleşim yeri Fırat Vadisi olan Malatya, ikinci yerleşkesi Asklantepe Höyüğü, ardından bu gün “Battalgazi” değdiğimiz Eskimalatya ve en son yerleşkesi Azpuzu’nun bir yazlık bölgesi olan şimdiki modern Malatya… Peki Fırat Vadisi’den Azpuzu’nun bir yazlık bölgesi olan şimdiki modern Malatya’ya gelişinden neler kaybetti ve neler kazandı… Malatya kafası karışık bir kent. Hangi yönüyle tarih sahnesinde yer alacağına henüz karar verememiş bir kent. Ünlü/meşhur insanıyla mı, kayısısıyla mı çıksın öne; henüz karar vermemiş… Hangi yönüyle öne çıkacağı yönde karar veremediği gibi ‘Türkiye’nin fikri yapısına yön veren insanları’na, şair ve yazarlarına gereği gibi değer veremediği için her gün kan kaybeden bir kent…

  Nevruz Ateşi (Şevket Başıbüyük) 23 Mart 2011 Doğa ve Dünya 

Birçok ülkeler (Farslar, Kürtler, Zazalar, Azeriler, Anadolu Türkleri, Afganlar, Arnavutlar, Gürcüler, Türkmenler, Tacikler, Özbekler, Kırgızlar, Karakalpaklar, Kazaklar) tarafından geleneksel olarak kutlanan bayrammış… Doğanın uyanışı ve bahar şenlikleri imiş… Hatta (Nevruz) bazı ülkelerde iki hafta boyunca kutlanan bir bayrammış ancak. Haydi, Nevruz’u anladım, diyelim. Nevruz’da yakılan ateşler neyin nesi? Bana kalırsa bu yıl en büyük Nevruz ateşi’ni Amerika, İngiltere ve Fransa yakmış Libya mazlum halkların üstüne…

  Söz Konusu Sağlık Olunca… (Şevket Başıbüyük) 8 Nisan 2011 Günlük Olaylar 

Her şeyi görmezlikten gelebilirim ama söz konusu sağlık olunca asla… Söze, eveleyip gevelemeden girelim. Bazı doktorlar hastasının sıhhati için çalışırken bazı doktorlar da sırf para kazanmak için çalışıyorlar.

  "Esrarlı Ada" (Şevket Başıbüyük) 8 Nisan 2011 Yazarlar ve Şairler 

Kitabın adı; “Esrarlı Ada”, yazarı; Jules Verne… Kitabı az önce bitirdim… Jules Verne’ni, tâ çocukluğumdan beri takip etmeye çalışan ancak parası olmadığı için kitabından alamayan ve okuyamayan bir okuyucuyum. İlkokuldayken aynı okulda okuduğum bir okul arkadaş(!)ımın elinde görürdüm Jules Verne’nin kitaplarını. Arkadaşa gıpta ile bakardım ancak kitabından bana vermediği için -maalesef- okuyamazdım. O yüzden Jules Verne’ni okumak, içimde hep bir ukde kalmıştır.

  Başbakanın Malatya Mitingi (Şevket Başıbüyük) 18 Mayıs 2011 Günlük Olaylar 

Başbakanın “Malatya’ya Büyükşehir” sözünü vermesini bekliyordu, vermedi. Vermedi çünkü Malatya’nın Büyükşehir olması için nüfusunun yetmediğini ve “10 bin” gibi bir sayıya daha ihtiyaç doyduğunu ifade etti. Parantez içerisinde ifade edecek olursam; bu gün eşref saatimde değilim. Eşref saatimde olmuş olsaydım bu konuyu ballandıra ballandıra sizlerle paylaşacaktım… Zira Başbakan, Malatyalılardan bu konuda da çalışma sözünü aldı. En azında 3 ya da 4 çocuk yaparak bu eksiği 2013’e kadar tamlamasını istedi. Lakin bana öyle geliyor ki; Malatyalılar oy verebilirler, muhtemelen “6-0” la seçimi taçlandırırlar ama çocuk konusuna gelince; “hıh!” “Hıh!..” çünkü herkes ben değilim ki çalışsın…

  Mamo Can Öldü… (Şevket Başıbüyük) 6 Haziran 2011 Anılar 

Mamo Can öldü… Aslında bu cümle böyle değildi, cümlenin aslı; “Şişko Memo Öldü” şeklinde idi ama ben ölüye saygımdan dolayı “Mamo Can öldü” diyorum. Hey koca Mamo Can! Ne acelen vardı da hemen çıktın. Biraz daha kalıverseydin… Emekli olsaydın, suya kavuşturduğun bahçenin geleceğini bir görüverseydin. Hem çocukların da daha çok küçük, onlara biraz daha bakıverseydin. Ne acelen vardı Mamo Can!..

  Mamılo"nun Kürekleri (Şevket Başıbüyük) 30 Haziran 2011 Yazarlar ve Şairler 

“Mamılo’nun Kürekleri” henüz yayınlanmamış ancak yayın aşamasında olan bir kitap. Mamılo’nun Kürekleri henüz yayınlanmamış ama 2004 yılında Malatya Belediyesi tarafında düzenlenen “Malatya” konulu film yarışmasında, senaryosu en iyi ödülüne layık görülen bir eser… Hepsinden önemlisi; Mamılo’nun Kürekleri bir Malatya mozaiği… Mamılo’nun Kürekleri’ni bir oturuşta -az önce- okudum bitirdim ama bir günümü verdiğime değil, yorulduğuma hiç değil çabuk bitirdiğime üzüldüm…

  Kırmızı Karanlık (Şevket Başıbüyük) 5 Temmuz 2011 Yazarlar ve Şairler 

Kırmızı karanlık’ı okuyunca… Kırmızı karanlık’ı okuyunca şairin ne anlatmak istediği hiç de umurumda değildi. Çünkü şair bu kitapta ne anlatmak/yazmak istediğini zaten anlatmış/yazmış… Benim için önemli olan, henüz mürekkebi kuramamış ekmek sacından yeni inmiş ve taze ekmek gibi kokan bu şiir kitabının beni ne kadar doyurabileceği ve şiir açlığımı ne kadar giderebileceğiydi… Ve her şair-yazar okuduğu kitabı -muhtemelen- bu duygularla okur… Yine her şair, yazar okuduğu kitapta lüzumsuz laf ve söz kalabalığından rahatsız olur. Hem söz ve laf kalabalığından öteye geçmeyen tüm kitaplar, bilinçli okuyucusu için bir züldür.

  Damla Kuyusu (Şevket Başıbüyük) 6 Temmuz 2011 Yazarlar ve Şairler 

Malatya Araştırmaları Derneği’nin 6. kitabıdır Damla Kuyusu. Taşrada yayıncılık yapmak eskisi gibi zor olmasa da kolay bir iş değildir. Değil Malatya gibi bir taşra kentinde yayıncılık yapmak, merkezde yayıncılık yapmak bile zor bir iş. Hele hele kitabın okunmadığı, okuyucusunun bulunmadığı bir zamanda yayıncılık yapmak gerçekten er kişi işidir. Bu nedenle maddi bir getiri gözetmeden Malatya kültürüne her gün bir yenisini katarak altıncı kitabını yayınlayan Malatya Araştırmaları Derneği’ni tebrik ederek başarılar diliyorum…

  Malatya (Şevket Başıbüyük) 13 Temmuz 2011 Doğa ve Dünya 

Malatya’da hasat vakti dedin miydi, bil ki kayısılar meyveye durmuştur… Kayısının hasat vaktinde Malatya’da buram buram kayısı kokar, kükürt kokar, ter kokar işçinin el-kol emeği kokar… Kayısının hasat vaktinde Malatya’da, Malatyalılar kayısı bahçelerindedirler. Yalnız Malatyalılar değil, civar ilerden gelen çalışanlar da kayısı bahçelerinde yatıp kalkarlar. Dedim ya, allı,-şallı, şalvarlı kız kızandan tut, pirifâniden, delikanlısına kadar Malatya’da her yaş ve boyda kaysı bahçelerinde çalışanlar için iş vardır, aş vardır, ekmek vardır, emek vardır. Malatya’da hasat vakti dedin miydi; Malatya’nın semalarında kükürt kokar, ter kokar, sevgi kokar, muhabbet kokar, aş kokar ve aşk kokar… Malatya’da hasat vakti dedin miydi, bil ki Malatya’da kayısı vardır, iş vardır, para vardır, şenlik vardır, esinlik vardır… Malatya’da hasat vakti; bereket ve rızk toplama vaktidir…

  Malatya'da Kültür Denilince... (Şevket Başıbüyük) 28 Temmuz 2011 Yazarlar ve Şairler 

Malatya halkının istifadesine sunmak üzere açmak istediği bilgisayar ve internetine kadar okuma merkezinden müteşekkil kütüphanenin bir odasına Büyük Doğu’nun kurucu üyelerinden M. Sait Çekmegil’in, bir başka okuma odasına da Malatya ekolünü oluşturan Müftü İsmail Hatip Erzen’in kendi kaleminden çıkan kitapları ve kaynağından beslenip “Malatya Ekolü”nü oluşturduğu kitaplar ile meydana getirilen kütüphaneyi kurarak halkın istifadesine sunmayı düşünüyordu. Ne yazık ki, ilimiz adına kültürel açıdan ehem olan bu projesini gerçekleştiremeden ikinci kez aday gösterilmedi… Umut ediyorum; Sayın Akın’ın gerçekleştiremediği bu projeyi Belediye Başkanımız Sayın Ahmet Çakır gerçekleştirir.. Bu unut ve beklentilerle, şehreminim Ahmet Çakır’ın kulağı çınlasın…

  Kalemimle Baş Başa… (Şevket Başıbüyük) 3 Ekim 2011 Sanat 

Uğruna dünyanın şatafatlı yaşantısını feda ettiğim yazılarım yarın bana nasıl şahitlik edecekler, bilemiyorum? Ancak bildiğim bir şey var ki; yazma eyleminin o muhteşem tahtında oturan birisi olarak kalemim, bu güne kadar olduğu gibi bundan böyle de mazlumdan yana, zalime karşı haykıracaktır… Ne pahasına olursa olsun ben hep mazlumun sessiz çığlığı olmaya gayret edeceğim. Devlet kurup, devlet yıkmasam da birilerinin hep korkulu rüyası olmaya devam edeceğim. Minnete muhtaç olmayacağım, namerde minnet duymayacağım… ‘Dost’ bildiklerim tek tek bırakıp gitse de ben kalemimle baş başa kalacağım. Kalabalıklar arasında yalnız ve kalemimle baş başa…

  Malatya Şehir Tiyatrosu (Şevket Başıbüyük) 13 Ekim 2011 Sanat 

Malatya Belediyesi Eğitim ve Sanat Merkezi bünyesinde, Şehir Tiyatrosu olarak 13 Ekim 2011 tarihinde belediye binasının önünde start veren ilk tiyatro oyununu (skeci) izlerken nah şuracığımda bir şeyler oldu…

  Dipsiz Umman (Şevket Başıbüyük) 14 Ekim 2011 Yazarlar ve Şairler 

Bilmez miyim ben Kemal Hocam… Ben ki kırk küsür yılı bir içim su gibi tüketmiş, kırk beşlere merdiven dayatmışım. Oysa daha dün gibi… Her şey ‘DÜN’ gibi… Bana dün gibi geliyor senin gırtlak patlatırcasına bizlere ders anlattıkların… “Dipsiz Umman/Kemal Deniz” Hayır, okumuyorum, bir içim su gibi yutuyorum; bazı mısralarda tebessüm ederken bazı mısralarda da gözyaşı, sel olup bu dipsiz ummanın dibindeki sonsuzluğa akıyorum…

  Malatya Basın - Yayın Tarihi (Şevket Başıbüyük) 21 Ekim 2011 Sanat 

Malatya Basın-Yayın Tarihi kitabın müsveddesi bile beni heyecanlandırdı. 1930’ladan beri Malatya’da yayınlanan tüm gazete, dergi, mecmua… ne varsa, hepsini, bir araya getirmiş kitap yapıyor Kemal Deniz. Yalnız gazete, dergi değil, radyo, televizyon… basın-yayın adına ne varsa, hepsi var Kemal Deniz’de… Hatta belediyeler dâhil, Malatya’nın merkez ve belde belediyelerinin de ne kadar yayın organı varsa hepsini araştırmış, bulmuş, toplamış ve “Malatya Basın-Yayın Tarihi Kitabı” adıyla Malatyalıların hizmetine sunacak… Kitabı okuyup da heyecanlanmamak elden değil. Zira o kitapta, Malatya’da 80 yıldan bu yana ne olmuş, ne bitmiş, neler yazılıp-çizilmiş her şey mevcut… Az çok kendini yazı hayatı içinde bulan herkes, tüm Malatyalıların ismini, zikrini, fikrini o kitapta bulmak mümkün…

  Van"da Kıyametin Sahneleri… (Şevket Başıbüyük) 25 Ekim 2011 Yerler 

Van’ın sarsıldığı o dakika ekran başındaydım. Zappink yapıyordum televizyonda… ‘Son dakika haberi’yle verilen Van Depremi önce bana basit, sıradan bir haber gibi geldi. . Lakin kim bilebilirdi Van’da küçük bir kıyamet koptuğunu… Deprem rasathaneleri bile Van’daki bu büyük felaketi önce tam olarak hissedememiş, (5-6) civarında vermişlerdi. Sonra her saniye, her dakika; Van’da yaşanılan felaketin bilgilerine ulaşıldıkça korkuttu bizi… ‘Korkutmak’ da ne kelime… Kıyametin sahnelerini hatırlattı bize…

  Malatya"nın Ayaklı Tarihi (Şevket Başıbüyük) 2 Ekim 2012 Yazarlar ve Şairler 

Seksen dört yaşındaki Darendeli bu bilgenin, -hatırlayabildiğim kadarıyla- bugüne kadar 23 eseri yayımlanmış ve piyasaya sunulmuştur…. Bencileyin, kendi kaderiyle baş başa bırakılan bu mütevazı adam öne çıkıp tanıtımını yapmış olacak ki, hala gereği gibi tanınmamış ve hala kapalı bir kutu ve yazamadıklarıyla işlenmemiş maden gibi keşfedilmemiş duruyor ve hala tabiri caizse kendi yağı ile kavruluyor.

  O Hem Ulvi (Şevket Başıbüyük) 7 Aralık 2011 Günlük Olaylar 

Biz Malatyalılar olarak Vali Doç. Dr. Ulvi Saran’ı; ismi gibi biliriz… Vali Ulvi Saran; ismi gibi benzersiz özellikler taşıyan bir validir… O, hem Ulvi’dir hem yaralarımızı Saran’dır….

  Kitap Okumak Eğlenceli Bir Eylem… (Şevket Başıbüyük) 15 Aralık 2011 Sanat 

Demem o ki kitap okuma alışkanlığı; o kadar zor bir iş değildir. Hatta hiç zor değildir. Bilakis kitap okumak çok zevkli ve bir o kadar da eğlenceli bir eylem… Yeter ki, okuyucu okuduğunu anlayarak okuyabilsin… Anlayarak okuma alışkanlığını edinen bir insan, okumadan edemez… Tıpkı bende olduğu gibi; alışkanlığın ötesinde bir bağımlılık yapar.

  "Ödenmiş Bedeller Unutulmasın" (Şevket Başıbüyük) 9 Ocak 2012 Yüzleşme 

Bu başlık size neyi hatırlatır bilmiyorum ama ben bu anı yazımı; Eğitim Bir-Sen’in düzenlediği; “Ödenmiş Bedeller Unutulmasın” konulu yarışma için kaleme almıştım… Yarışmanın sonuçları 6 Ocak 2012 tarihinde Eğitim Bir-Sen Malatya Şubesi tarafından muhteşem bir törenle açıklandı. Sonuçlar açıklanınca “birinci seçilen” değil, dereceye bile giremeyen bu anı yazımı sizlerle paylaşmak istedim. Yani anlayacağınız; “28” başlıklı bu yazımı bir de, siz değerli okurların bilgisine sunarak değerlendirmenizi istedim. Eğitim Bir-Sen beğenmese de; bedel ödemiş birisi olarak kendimi ancak bu kadar ifade edebildim ne yapıyım?... Şimdi, virgülüne, noktasına dokunmadan sizleri o yazı ile baş başa bırakıyorum…

  Yeni Anayasamızı Hazırlarken (Şevket Başıbüyük) 2 Şubat 2012 Yazarlar ve Şairler 

“Kürt aydını” olarak tanımlanan Enver Sezgin’in sözleri doğru mu ola? Ben aynı düşüncede miyim? Hayır… Bana göre ister, sivil ister resmi, hiç fark etmez çünkü anayasanın ya da yasaların beslendiği/dayandığı iki temel kaynak vardır. Bu kaynaklardan birisi, beşer aklıdır/halkın iradesidir, diğeri ise, ilahi vahiydir. Ben ilahi vahi olanı tercih ederim…

  Çınar (Şevket Başıbüyük) 8 Şubat 2012 Doğa ve Dünya 

“Çınar” sözcüğü sizlere neleri hatırlatır? Tevfik Fikret’in “Çınar” adlı şirini mi? Tevfik Fikret, ne murat etmişti bu şiirde bilmem ama bizim Orduzu’daki çınarı her gördüğümde, gayrı ihtiyarı Tevfik Fikret’in o meşhur “Çınar” adlı şiirin bazı mısraları dilime dolarım; “Enli, boylu, vakûr. /eğilmemiş, mağrûr/ Koca bir gövde; belki altı asır,/Belki ondan da fazla, dalgın, ağır,/Kaygısız bir ömür sürüp gelmiş;”… Aslında şimdi; “Söyle ey çınar… Seni kim şimdi bağlayıp saracak?” yerine “Söyle ey Şevket… Senin gözyaşlarını şimdi kim silecek?” diyerek bir köşeye çekilip gizli gizli ağlayasım geldi…

  Kanını Emen Ayılar (Şevket Başıbüyük) 9 Şubat 2012 Yaşam 

Rivayete göre Afrika bölgelerinde Derisi pahalı ve bir o kadar kalın olan bu ayıları topla-tüfekle avlamak, derisini zedelemeye sebebiyet verdiği için zalim avcılar bir miktar kan sürdükleri baltayı keskin tarafı yukarı gelecek şekilde kara gömerlermiş. Dili kesilip kan kaybeden ayılar farkına varmaksızın kendi kanını emmeye başlarmış. Kendi kanını yalayan ayılar bir süre sonra kansız kalarak düşüp bayılırmış… sigara içiciler bu ayılardan daha zavallıdır… Çünkü kendi kanını emen ayı, bu tuzağa düştüğünün farkından değildir ama içici ne yaptığının farkındandır…

  Şubat ve Kar (Şevket Başıbüyük) 16 Şubat 2012 Yazarlar ve Şairler 

Sayın Pamuk kadar yazmada maharetli olsaydım ya da onun kadar ünlü ve okunur bir yazar olsaydım ben de bir Kar romanını yazardım. Ama benim Kar romanımın geçtiği yer Kars, değil Malatya olacaktı. Çünkü 28 Şubat senaryosunun en iyi oynandığı sahne Malatya’ydı…

  Kalabalık Yalnızlık (Şevket Başıbüyük) 22 Şubat 2012 Yazarlar ve Şairler 

Hem kalabalık yalnızlık, sadece yalnız olmaktan çok daha acı bir yalnızlıktır. Kalabalık yalnızlığın ne demek olduğunu, binlerce kalabalığın içinde kendini yalnız hisseden insanlar ancak anlayabilir bir de şairler…

  Uht"ul Mukaveme"ya Tanık Mektuplar (Şevket Başıbüyük) 23 Şubat 2012 Yazarlar ve Şairler 

“Uht’ul Mukaveme” kavramı; “Ümmü’l Mukaveme’den” esinlenerek verdiği bir isim. “Ümmü’l Mukaveme”, “Direnişin Anası” manasına geliyormuş… “Uht’ul Mukaveme” ise “Direnişin Kız Kardeşi” manasına gelmekteymiş… Ben de bu yazımda; hem tarihe not düşürmek hem de “Başörtüsüne Özgürlük Yolunda Görülmüştür” eserinin isminin; “Uht’ul Mukaveme’ya Tanık Mektuplar” olarak zihnimde kodlayarak saklıyorum

  28 Şubat"ın Benden Çağrıştırdıkları (Şevket Başıbüyük) 28 Şubat 2012 Günlük Olaylar 

Bu gün 28 Şubat… Ve bir zamanlar mahkemelik olup, şimdi beraat eden “Bir İdamlık Kent” adlı kitabımın ikinci baskısını yapmak üzere kitabı hararetle isteyip, sonra da “bu kitapta sen Müslümanları fişlemişsin” diye ‘kof’ mazeretler sunan Müslüman yayıncılara/arkadaşlara ne oluyor? “Fişleme” dedikleri; söz konusu kitapta, o dönem Malatya’da mağdur olan, tutuklanan insanları gerçek isimleriyle zikretmiş olmamdır.… Belgesel özelliğini taşıyan bir kitapta o dönem mağdurların isimlerini vermekten daha doğal ne olabilir? İnsan bu kadar korkak olabilir mi?

  Şehitleri Anma Gecesi"ne Şahadet Ederken (Şevket Başıbüyük) 5 Mart 2012 Günlük Olaylar 

Zılgıt; Güneydoğu ve Anadolu Bölgesi’nin bazı yerlerinde düğünlerde eğlenmek amacıyla dili ağız içinde değişik bir biçimde oynatarak ahenkli bir ses çıkarmakmış. Ancak ben o anlamda kastetmedim. Zılgıt derken…. Coşku ve sevinç anlarda bağırarak melodik sesler çıkartmanın yanı sıra… Hüzün ve acılı günler de aynı melodik sesleri çıkartmaktır… Hatta paylamak, bağırarak azarlamak, ağzının payını vermek ve kızmak anlamında da algılayabilirsiniz benim kastettiğim zılgıttan…

  Malatya Kitap Fuarı (Şevket Başıbüyük) 4 Mayıs 2012 Yazarlar ve Şairler 

Malatya Ulusal Kitap Fuarı’nı gezdim. 28 Şubat sürecinin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş hariç, yazarlar kitap imzalamaktan yorulmuş, kalem tutan parmaklarında derman kalmamıştı. Bir tek Vural Savaş abdest ibriği gibi dikilmiş beklemedeydi. Kim bilir Malatyalılar tarafından cezalandırılıyordu. Bir yazar için, imza gününde, kitaplarını almayarak yalnız bırakılmaktan daha büyük bir ceza varsa siz buyurun söyleyiniz. Malum sürece, soyadıyla müsemma “Savaş” imza stadında kendi kendisiyle yalnız bırakılmıştı.

  Anneler Günü Safsatası (Şevket Başıbüyük) 15 Mayıs 2012 Günlük Olaylar 

“Anneler Günü” kutlamasını başımıza bela eden zihniyetin tümünü, bilen bilmeyeni, neye, kime hizmet ettiğini düşünen düşünmeyeni, o günü ticarete döktürerek sömüren ve sömürülen her kesimi kınıyorum. Anneler Günü Safsatasını haber yapan, yayan, görüntüleyen, izleyen, dinleyen, yazan ve okuyanı da kınıyorum. Bu günü bir de ben dillendirdiğim için en şiddetli şekliyle bir de en okkalısından kendimi kınıyorum…

  Bir Zihniyetin 19 Mayıs Kutlamaları (Şevket Başıbüyük) 21 Mayıs 2012 Günlük Olaylar 

Milli Bayramlarımızdan bir olan, bir 19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’nda… 19 Mayıs 2012, Samsun’da… Samsun 19 Mayıs Stadı’ndaki törende… Bir kadın bir erkekle güreşerek 19 Mayıs’ı kutluyormuş…

  Malatya (Şevket Başıbüyük) 29 Mayıs 2012 Yazarlar ve Şairler 

Bana göre Türkiye’de “Tesettür ve İslami Mücadele” konusunda taviz vermeyen iki mücahide kadın var; biri Şule Yüksel Şenler diğeri Emine Özkan Şenlikoğlu… Bütün bunları şunun için hatırlatıyorum… Hanımeliyle Malatya’da bir Şenlikoğlu rüzgârı esti… Şenlikoğlu, 26 Mayıs 2012 tarihinde Malatya Hanımeli Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneği’nin düzenlediği “Takva’dan Tarza Dönüşen Tesettür Anlayışımız” konulu konferansın konuşmacı konuğuydu. Bayanlara özel düzenlenen bu konferans, sekiz yüz kapasiteli Belediye Konferans Salonunda gerçekleşti. Sekiz yüz kapasiteli salona, mübalağasız; iki bin kişi iştirak etti, bir o kadar da salona giremedikleri için geri döndü…

  Mastürbasyon Nesli (Şevket Başıbüyük) 29 Mayıs 2012 Günlük Olaylar 

İnternette gezinen Anadolu süvarileri Hürriyet’in çala kalemlerinden -internet diliyle- “yozdil”, “Sezaryenge” adlı köşe yazısıyla, Sayın Başbakanımızın; “her kürtaj bir Uludere’dir” sözünü hazmedemediğinden dolayı kusmuklu bir yazı (!) kaleme aldığı görüldü. Yapılan inceleme sonucunda ilgili insan müsveddesi yozdil’in “baba adayı”nın cebinde prezervatif çıktı. “Uludere bombalarıyla prezervatiflerin seri numaralarıyla aynı” noktasından hareketle yapılan tetkikler sonucu yozdil’in Dünyaya gözünü açtığı mekânın koordinatlarıyla bu numaraların aynı olduğu anlaşıldı. Gelen ihbar mektubuna göre ise yozdil’in, soyağacından “mastürbasyon yapma” oranın yüksek olduğu ve bu sürenin tavan yaptığı dönemde, bir mastürbasyon parçasının sıçraması sonucu Dünyaya tersten gözlerini açan malum kişinin derin bir ruhi çöküntü içerisinde yazılarını kaleme aldığı görüldü. Zira hayata ilk adımını bu ruhi çöküntü serüveninde atanların (mastürbasyon kaynaklı oldukları tahmin ediliyor) ve ilerde, neslin son örneği olan bu türdekilerin ebter olacakları bilim adamları tarafından kesin naslarla ortaya çıkarıldı.

  Türkçe Olimpiyatları (Şevket Başıbüyük) 31 Mayıs 2012 Gelecek 

18 ülkeden Malatya’ya gelen bu çocuklar, yalnız Türkçe değil Anadolu’muzun bir gerçeği ve mozaiği olan Türkçenin yanı sıra Kürtçe gibi başka dillerde de okudular. Öreğin kara kuru bir Afrikalının Şemmame’yi okurken, şalvarlı bir grup Iraklı çocukların oyun havasıyla eşlik etmesi ve Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde sergilenen değişik skeç ve halk oyunlarını sergileyen bu dünya tatlısı Dünya Çocukları’nı görünce insan, hem seviniyor hem de duygulanıyor doğrusu.

  "Şairim Ölmüş" Diyorlar (Şevket Başıbüyük) 8 Haziran 2012 Yazarlar ve Şairler 

Herkes şiir yazar ama benim şairim bir başka yazardı… Köşe yazısı yazan çok sayıda yazar ve şair var; ama benim şairim “gerdanlık” denilen bir dörtlükle başlardı gazetedeki köşe yazılarına… Benim şairim yalnız şair değil hem yazar, hem şair, hem de bir ozandı… Onunla yüz yüze Malatya’da tanıştım. Beklenilenin çok üstünde bir mütevazi ve ilgi gösterdi bana. Kendisiyle tanıştığım sıralarda ilk kitabım; “Bir İdamlık Kent” yeni çıkmıştı. Kaldığı otelin dinlenme salonunda ayağa kalkarak karşıladı bizi. Bir kez de kitaptan dolayı kalktı sarıldı. Dibinde inciler saklı derin bir derya gibiydi benim şairim. İlminin, irfanının incilerine ulaşabilmem için, bu yolda daha çok kulaç açıp daha çok dalmam gerektiğini yüz yüze/baş başa yapmış olduğumuz sohbetlerinden anladım. Şairleri severim ancak gerçek şairimin kim olduğunu da o vakit anladım. Şimdi haber aldım;‘şairim ölmüş’ diyorlar… İnna lillahi ve inna ileyhi raciun… Allah ona yazdığı o güzel şiiriler ve yazılar harfi sayısınca rahmet eylesin… Mekânı Cennet olsun şairimin.

  Cemal Aslan"a Ağıt Yakmak (Şevket Başıbüyük) 4 Haziran 2012 Yaşam 

Cemal Aslan’la ilgili, geçmişimin fotoğrafları gözlerimin önünde bir film şeridi gibi gelip geçti… Hiçbir karesinde negatif bir poz göremedim. Güler yüzlü ve gülmesini bilen bir insandı Cemal Aslan. Onun bulunduğu ortamda hep pozitif bir hava eserdi. Çünkü gülmesini bildiği gibi güldürmesini de bilirdi. Mertlik ve delikanlılık onu en iyi tarif eden iki kavramdı. Hiçbir zaman diklenmeyen ancak hep dik durmasını bilen ve bu ilkesinde asla taviz vermeyen hasbi bir insandı… Birkaç satırlık yazı ile onun kitaplara sığmayacak kadar güzel hasletlerini anlatıp bitirecek değilim. Benim maksadım, -birkaç güzel kelam da olsa- onu hayırla yad edip rahmet okumaktır.

  "Şairim Ölmüş" Diyorlar (Şevket Başıbüyük) 8 Haziran 2012 Yazarlar ve Şairler 

Herkes şiir yazar ama benim şairim bir başka yazardı… Köşe yazısı yazan çok sayıda yazar ve şair var; ama benim şairim “gerdanlık” denilen bir dörtlükle başlardı gazetedeki köşe yazılarına… Benim şairim yalnız şair değil hem yazar, hem şair, hem de bir ozandı… Onunla yüz yüze Malatya’da tanıştım. Beklenilenin çok üstünde bir tevazu ve ilgi gösterdi bana. Kendisiyle tanıştığım sıralarda ilk kitabım; “Bir İdamlık Kent” yeni çıkmıştı. Kaldığı otelin dinlenme salonunda ayağa kalkarak karşıladı bizi. Bir kez de kitaptan dolayı kalktı sarıldı. Dibinde inciler saklı derin bir derya gibiydi benim şairim. İlminin, irfanının incilerine ulaşabilmem için, bu yolda daha çok kulaç açıp daha çok dalmam gerektiğini yüz yüze/baş başa yapmış olduğumuz sohbetlerinden anladım. Şairleri severim ancak gerçek şairimin kim olduğunu da o vakit anladım. Şimdi haber aldım;‘şairim ölmüş’ diyorlar… İnna lillahi ve inna ileyhi raciun… Allah ona yazdığı o güzel şiiriler ve yazılar harf sayısınca rahmet eylesin… Mekânı Cennet olsun şairimin.

  Be İnsafsız Hocalar!.. (Şevket Başıbüyük) 19 Haziran 2012 Toplum 

Heeyyy Hocalar! İnsanlara; “günahlarımız kadar yandıktan sonra cennete gireceğiz” diyen/diyebilen hocalar!.. İnsanlara; “günahlarımız kadar yandıktan sonra cennete gireceğiz” diyerek insanların günah işlemesine kapı aralayan hocalar!... Siz hala “günahlarımız kadar yandıktan sonra cennete gireceğiz” diyenlerdenseniz, biliniz ki; Bakara Suresinin 81. ayetinde: “Hayır, öyle bir şey yok. Kim kötülük işler de günahı tarafından kuşatılırsa onlar ebedi olarak kalmak üzere Cehennemliktirler.” Bakara Suresinin 82. ayetinde: “İman edip iyi ameller işleyenler de orada ebedi olarak kalmak üzere Cennetliktirler.” Var mı bunun başka lamı-cimi?!.. Var mı bunun başka lamı-cimi be insafsız, günahkâr hocalar?

  "Maranki" mi Dediniz… (Şevket Başıbüyük) 19 Haziran 2012 Doğa ve Dünya 

RTÜK, Maranki çiftinin konuk olduğu televizyona 11 bin 031 lira ceza kesmiş. Cevabım sizleri şaşırtabilir ama az bile kesmiş.

  Işığa Yürümek… (Şevket Başıbüyük) 25 Haziran 2012 Sanat 

Malatya ile ismi müsemma bir tek kayısının bile beyaz perdede gösterilmediği bu filmi içerik olarak anlayamadığıma sayarak, yapımcısının emeğine saygımdan dolayı ayağa kalkarak alkışlıyorum. İnanıyor ve umut ediyorum ki; yapımcının bundan sonraki çekim yapacağı filmlerin ana teması, fakir edebiyatı yerine hayata yön verecek proje içerikli ve ağlatmak yerine güldürebilen, hem güldüren hem düşündürebilen filmler olacaktır. Şahsen ben ışığa yürüsem bu perspektifte yürürüm…

  Akit Hiç Yalnız Değil… (Şevket Başıbüyük) 27 Haziran 2012 Günlük Olaylar 

Taraf Gazetesi yazarı Alper Görmüş de; “Akit şunu iyi bilmeli: Ali Bayramoğlu yalnız değildir...”şeklinde bir cümle ile kükremiş. Akit Gazetesi’nin bir okuru olarak, ‘yalnız olmadıkları’nı haykıranlara misliyle, hatta daha gür bir sesle seslenerek diyorum ki; “Akit hiç yalnız değil…”

  Tavukları Yemlerken Aklıma Düşenler (Şevket Başıbüyük) 28 Haziran 2012 Düşler 

“Afrika’da her sabah bir ceylan uyanır, en hızlı aslandan daha hızlı koşması gerektiğini; yoksa öleceğini bilir. Afrika’da her sabah bir aslan uyanır, en yavaş ceylandan daha hızlı koşması gerektiğini yoksa aç kalacağını bilir. Aslan ya da ceylan olmanızın bir önemi yoktur. Yeter ki güneş doğduğunda koşmak zorunda olduğunuzu bilin.” De mi yani… “Yeter ki güneş doğduğunda koşmak zorunda olduğunuzu bilin.” Bütün bunları; tavuklarımı yemlerken düşündüm… Gerçi her düşündüğümü paylaşmak da iyi bir huy değil ama…

  Kenan Işık Fantazi Yapıyor… (Şevket Başıbüyük) 2 Temmuz 2012 Sanat 

Anlayacağınız Kenan Bey sanatçı kimliğiyle konuşuyordu… Ama fantazi yapıyordu… Hem Anadolu kültürünün saf, temiz ve inanç işi olduğunu söylüyor hem de; program öncesi; “Kenan bey, Malatya’mıza hoş geldiniz” diyen birine, örf adetlerimizde saygısızlık olarak algılanan bir tavırla, yüzüne bakmadan, sırtı dönük cevap veriyordu. Hem Anadolu kültürüne bağlı olduğunu bir şeref sayıyor, hem de Anadolu kültürüyle bağdaşmayan bir tavırla; güneş gözlüğünü alnın ortasına kaldırarak sanatseverlerin/ekranların karşısına geçip öyle konuşma yapıyordu.

  Malatya"da Yas... (Şevket Başıbüyük) 5 Temmuz 2012 Günlük Olaylar 

Malatya Belediyesi’nin bu yıl 20’incisinin düzenleneceği ve 8 Temmuz’a kadar sürecek olan Uluslararası Kültür Sanat ve Kayısı Festivali’nin konser ve eğlence Suriye tarafından şehit edilen pilotlarımız için onlara duyulan saygı dolayısıyla iptal edildi. …

  Bir "İşletme Numarası" Hikâyesi (Şevket Başıbüyük) 11 Temmuz 2012 Anılar 

Sorumluluğunu bilmeden iş yapanların boynu devrilsin. Vatandaşı savsaklayarak devletin sırtında -hak etmediği- parayı alanların boynu devrilsin. Tarım Gıda ve Hayvancılık Malatya İl Müdürlüğünde, üreticiyi mağdur eden, gereken kolaylığı tanımayan çalışanların boynu devrilsin.

  Tirşikci Gazeteciler… (Şevket Başıbüyük) 13 Temmuz 2012 Yazarlar ve Şairler 

“Tirşikci gazeteci” ne demek? “Tirşikci gazeteciler” kim? Tirşikci gazeteci; hep sağda solda karın doyurma peşinde koşuşturanlardır. Tirşikci gazeteciler; açlığını birilerinin uzattığı ekmekle giderip, kendisini doyuranların yanında kuyruksallayanlardır. Bu nedenle Tirşikci gazeteciler; dış mihraklı beslenip kendi öz değerlerine saldırırlar hep… Tirşikci gazeteciler; birileri tarafında beslenilip ortaya çıkartılarak, memleketinin ve insanının öz yargı değerlerine saldıran her gazeteci Tirşikci gazetecidir… Kendi kişisel çıkarlarını, memleket meselelerinin üstünden tutarak, gerçeklerden çok ve beslendiği efendilerinin öne sürdüğü suni gündemlerle kalemşörluk yapmaya kakışan her gazeteci Tirşikci gazetecidir…

  Peygamberler Şehri Urfa… (Şevket Başıbüyük) 18 Temmuz 2012 Anılar 

Urfa’ya bu benim üçüncü gidişim… Her gidişte bir başka duygu yaşadım ve bir başka haz aldım. Sıcağı olmasaydı, ‘orada, Makam-ı İbrahim’e yakın bir yerde yaşasaydım’ diyecektim ama kasıp kavuran o sıcağı görünce gayri ihtiyari Urfa’da/El- Ruha’da yaşamaktan vazgeçiyorum. Şanlı Urfa’da gezip gördüklerimi bir tarihçi ve Evliya Çelibi gibi anlatmasam da kendimce gördüklerimi, yaşadıklarımı ve hissettiklerimi (hassaten Makam-ı İbrahim’de hissettiklerimi) sizinle paylaşacağım.

  Sürgü"de Davulun Sesi (Şevket Başıbüyük) 31 Temmuz 2012 Günlük Olaylar 

Ne hikmetse Malatya’da, birkaç yılda bir, bir fitne davulu çalınır… 1978’de Fendoğlu olaylarıyla Malatya yağmalandı… 1999’da başörtüsü meselesiyle sallandı… 2007’de baş kesmelerle anıldı… Aradan çok zaman geçmemiş ki bu kez Sürgü’deki davulcunun tokmağıyla uyandı… Bilmem, bu fitne odakları Malatya’mızdan ne ister?!.. Bilinmeli ki; Malatya; ne Maraş ne de Sivas olur…

  "Medeniyet" (Şevket Başıbüyük) 6 Ağustos 2012 Anılar 

“Türkiye’de, 1980 ihtilaliyle 210 bin dava açıldı. 1683 bin insan fişlendi. 650 bin insan gözlem altına alındı. 23 bin dernek kapatıldı. 50 insan idam edildi. 420 bin insan işkenceden can verdi. Malatya’mızda, bir gece operasyonu ile evinden alınan bir öğretmen, işkenceyle öldürülerek teslim edildi... 50 polis, 50 subay görevinden edildi. Ülke ekonomisi adeta çökertilerek felç edildi…” Hatip hala rakamlarla 1980’dan bu yana, darbecilerin ülkemize verdiği maddi ve manevi zayiatı anlatıyordu...

  "Ömür Bohçam" (Şevket Başıbüyük) 15 Ağustos 2012 Yazarlar ve Şairler 

Şu bir gerçek ki, herkes bir şeyler paylaşır ama şair ve yazarlar paylaşılmayan şeylerini de paylaşmaya kalkışırlar ki, Allah burada onları ikaz eder… “Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve gerçekten yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmedin mi? (Şu’ara: 225-226)”

  "Aldanmayın" (Şevket Başıbüyük) 17 Ağustos 2012 Sanat 

Yakup Fırat, Üstat Said Nursi’nin ifade ettiği gibi şöhreti hep “zehirli bal” olarak gördü ve tatmadı. Popülarite, makam, mevki gibi konularda kafa yormadı Yakup Fırat. Bu tür konulara kafa yoranlara gülümseyerek, yanık ve davudi sesiyle sazın teline dokunarak seslendi; “Aldanmayın aldanmayın Bu dünyaya aldanmayın Ölüm bizden uzak değil Seraplara aldanmayın” dedi…

  Orduzu İlçe Olur Mu? (Şevket Başıbüyük) 7 Eylül 2012 Doğa ve Dünya 

1961 yılından beri İtalyan ve Roma “La Sapianz Üniversitesi” arkeologları Aslantepe Höyükte yapılan kazılar sonucunda; “M.Ö. 3300-3000 yıllarına ait bir kerpiç saray, M.Ö.3600 - 3500 yıllarına ait bir tapınak, binlerce güzel mühür baskısı, kaliteli metal eserler bulunmuştur.” Elde edilen veriler de göstermektedir ki; o dönemde Aslantepe, aristokrasinin doğduğu ve ilk devlet şeklinin ortaya çıktığı resmi, dini ve kültürel bir merkezdir.

  Huzur Sokağı (Şevket Başıbüyük) 11 Eylül 2012 Yazarlar ve Şairler 

Huzur Sokağı’ size ne ifade eder bilmem ama benim için… Huzur Sokağı’nı çocukluktan gençliğe ilk adım attığım yıllarımda okumuştum… Anlaşılan yeni sezonun favori dizilerinden biri olacak Huzur Sokağı.

  Miniaturk"ta Malatya"nın Neresi Var (Şevket Başıbüyük) 21 Eylül 2012 Türkiye 

Dokuz ayrı dilden Malatya’mızın ismini dünyaya duyuran Somuncu Baba’ya bu vesileyle bir kez daha rahmet diliyorum. Malatya’mızın şirin bir ilçesi olan Darende’deki Somuncu Baba tanıtımını yapan herkese teşekkür ederek, Malatya’nın tanıtılmamış tarihi mekânlarının da Somuncu Baba gibi hak ettiği değerde tanıtımın yapılmasını temenni ediyorum.

  Kara Patoz (Şevket Başıbüyük) 21 Eylül 2012 Anılar 

Siz kara patozun ne olduğunu bilir misiniz? İlla ki bilenleriniz vardır. Ki eski topraklardansanız kesin bilirsiniz, ‘kara patoz’un ne olduğunu. Biçerdöver henüz çıkmadan, memleketimin insanı bu kara patozdan kullanırdı tahıl ve nohutları ayıklamak, sap-saman elde etmek için.

  Nişanyan"ın Gidişatı, Şaron"un Akibeti… (Şevket Başıbüyük) 16 Ekim 2012 Günlük Olaylar 

Taraf gazetesi eski yazarı Sevan Nişanyan’na sesleniyorum; “Eceli gelen it cami duvarına terslermiş…” Nişanyan’a bu dünyada tek bir duam(!) var… Umarım akıbeti; Ariel Şaron gibi olsun… Ne tam ölsün, ne de yaşasın. Fişle nabızları attırılsın ama ölmesin… Yaşamı süresince canıyla gerektiği gibi cezasını çeksin…

  Suriye"nin İç Yüzü (Şevket Başıbüyük) 6 Kasım 2012 Günlük Olaylar 

Aslında Esad’ın bir zalim olduğunu, her akşam sıcak odalarımızda, bol çeşit sofralarımızda konforumuzu bozan ana haber bültenlerinden de biliyoruz ama… Ama İran’ın rejiminin, bu çağın firavunundan yana tavır almasını hala anlamış değilim. Hele Hasan Nasrullah’ı… Lanet İsrail’le karşı mücadelesiyle zihnimizde büyüttüğümüz, her namaza durduğumuzda gözyaşları içinde kendisine dualar ettiğimiz Seyyid Hasan Nasrullah’ın zalim Başer Esad’ı destekleyeceğini hangi Müslüman düşünebilirdi ki? Doğrusu, insanoğlu çok acayip bir yaratık…

  Bizleri Bırakıp Gitme Be Hocam… (Şevket Başıbüyük) 23 Kasım 2012 Anılar 

Söz vermiş, Hoca’yı hasta yatağında gördüğümde ağlamayacaktım… Ellerine sarıldım, öptüm… O ki, Hoca, -bu güne kadar- elini kimselere öptürtmemiştir. Ama bu kez mani olacak güçte değildi… Boynuna sarıldım… Dudaklarım, akli baliğ olmayan bir çocuğun dudakları gibi gerildi gerildi… Ama kendi kendime söz verdiğim için ağlamamaya gayret ettim… Ağlamamak için dudaklarımı dişledim, ısırdım… Ve gözlerimin önünde koca bir geçmiş, film şeridi gibi akmaya devam etti… Ağlamayacaktım ama Hoca’nın hasta yatağındaki o halini görünce… İçten içe kaynayıp durdum… Sonra… Sonra kaynayıp kaynayıp köpürerek taşan bir süt kazanı gibi gözyaşlarımı tutamadım. Ağlamamak için kendi kendime söz vermiştim ama… Ama…

  Milli Eğitim Bakanı'na Açık Mektup (Şevket Başıbüyük) 12 Aralık 2012 Günlük Olaylar 

Malatya Taşımalı Eğitimi Milli Eğitim Bakanına şikâyet ediyorum. Şikâyet belki aciz kişi işi ama olsun, çünkü Malatya Taşımalı Eğitimi beni bu konuda aciz bıraktı. Dolayısıyla; Milli Eğitim Bakanına da ‘açık mektup’ olarak sunuyorum bu yazıyı… Gereğinin yapılması; -bir öğrenci velisi kimliğimle- arz ve istirham olunur…

  Mehmet Ali Birand Öldü (Mü) (Şevket Başıbüyük) 17 Ocak 2013 Günlük Olaylar 

Ölüm haberleri yalan olmuyor. İnşallah sosyal paylaşımcıların, bu konuda yazıp paylaştıkları yalan çıkar ve Birand, akşam ana haber bültenlerinde; “eee… çocuklar benim için, “öldü” haberini yapmışlar… eee ben de inanmıştım önce ama eee.. gördüğünüz gibi buradayım…” diyerek henüz ölmediğini duyurur ama…

  28 Şubat"ın Pilo Kenti: Malatya (Şevket Başıbüyük) 11 Şubat 2013 Unutulamayan Dönemler 

Darbeciler Malatya’yı neden pilot kent seçtiler? Sorunun cevabını yine TBMM Darbeleri Araştırma Komisyon Başkanı Nimet Baş’ın ifadesiyle aktaralım: “…Malatya, politik bilinci çok yüksek bir şehir ve o yüzden seçilmiş. Aynı zamanda Türkiye’nin bütün farklılıklarını bünyesinde barındırıyor. Bunun yanında dinamik hareketi ve siyasal bilincine uygun hareketlilik gösterebilen bir şehir. Muhafazakâr ve manevi değerleri yüksek bir şehir… Türkiye’nin özeti bir şehir… İşte bize göre ebru gibi işlenmiş.” Başta da ifade etmeye çalıştığım gibi, şehrimiz ancak bu kadar güzel ifade edilebilir. Sayın Baş hakikaten “Bir İdamlık Kent”i güzel ifa buyurmuş. Öyle ki yazımın final cümlesini de yine Sayın Baş’ın ifadesiyle kapatmak istiyorum: “İşte bu Türkiye’ diyebilecekken, bu şehrin bütün bu farklılıkları kanlı bir savaşın parçası haline getirilmeye çalışılmıştır. İşte bu şehre, suikasta teşebbüs eden darbeci anlayış, Türkiye’ye suikast düzenlemiştir” Onun için diyorum ki; ‘Malatya Türkiye’dir, Türkiye Malatya…’

  Siz Siz Olun… (Şevket Başıbüyük) 6 Mart 2013 İlişkiler 

Siz, bir yazar için yeni bir kitabın yayımlanmasının ne olduğunu bilir misiniz? Muhakkak bilirsiniz ama ben bilmeyenler için bir örnek vermek istiyorum. Bir anne-baba için bir çocuğun dünyaya gelmesi ne ise bir yazar için de yeni bir kitabın çıkması/yayımlanması aynı şeydir.

  Malatya İlim Havzası ve Kitap Fuarı (Şevket Başıbüyük) 26 Nisan 2013 Yazarlar ve Şairler 

“Malatya ilim havzası” üyelerinden merhum Said Ertürk’ü ve mücadelesini öğrenmek için henüz mürekkebi kurumamış “Mehmet Said Ertürk” ile “Diz Çökmeyen Adam Ramazan Keskin Hoca” adlı kitaplar 30 Nisan–5 Mayıs 2013 tarihleri arasında Malatya’da açılacak olan Anadolu 2. Kitap Fuarında, Beyan Yayınları stadında okuyucuyla buluşacaktır. Meraklıları için belirtmiş olayım; Mehmet Çelen hocamla birlikte 3 Mayıs 2013 tarihinde, 14.00-18.00 saatleri arasında Anadolu 2. Kitap Fuarı’n Beyan Yayınları stadında düzenlediğimiz imza gününe siz değerli dost ve arkadaşları davet ediyoruz.

  Bir Karadeniz Seyahati (Şevket Başıbüyük) 24 Nisan 2013 Anılar 

Yıllardır hep görmek istediğim ancak bir türlü gidip görmediğim benim ‘beş şehri’mden biri olan Samsun’dayız… Tıpkı rüyalarımda süslediğim gibi Samsun bulutlu, sisli ve efsunlu bir şehir… Rakım iki binlerden bir rüya gibi etrafı sarıp sarmalayan sisli bir havada çam kokulu, koyu yeşilin hâkim olduğu dağlardan şehre iniyoruz… Heyecanlı bir inişten sonra sislerin çekilmesiyle duvağını maşukuna açan nazlı bir gelin gibi şehrin efsunlu yüzü ortaya çıkıveriyor. Recep abi derdi de inanmazdım; Samsun harbiden büyükşehir… Bir tarafı masmavi deniz, diğer tarafı yemyeşil dağlarlarla kaplı Samsun’un… Karadeniz dağlık ama Karadeniz’de dağ-taş yerleşim birimi. Kuş uçmaz, kervan geçmez dağların başına Karadenizli ev kurmuş…

  Seyahatte; Sıhhat, Hareket ve Bereket Vardır (Şevket Başıbüyük) 9 Temmuz 2013 Yerler 

Peygamberimizin; “Seyahat eden sağlık bulur.”buyurduğu rivayet edilir. Elbette ki gezmekle hastalıkların birden iyileşivermesi beklenilemez ancak kişi yola çıkarken kafasındaki sorunlardan -sorunlarını seyahatle birlikte taşımamak şartıyla- uzaklaştığı için kendini zinde hissediyor…

  Bu Ateş Dokunur!.. (Şevket Başıbüyük) 29 Temmuz 2013 Günlük Olaylar 

Korkarım bu ateş hepimize dokunur!... Hala Adeviyye Meydanı’nda çarpmıyorsa kalbimiz, Uykularımız kaçmıyorsa… Donatılmış iftar sofralarında iştahımız kesilmiyorsa bizden bir sorun var demektir.…

  İftarda Birlik - Beraberlik… (Şevket Başıbüyük) 5 Ağustos 2013 Anılar 

Birlik, beraberlik ve ümmet olma bilinciyle bir araya getirilen iftar yemeği...

  Ah Mehra!.. (Şevket Başıbüyük) 19 Ağustos 2013 Günlük Olaylar 

Dubai Emiri Şeyh Muhammed bin Raşid el-Maktum’un kızı Mehra, Facebook üzerinden babasına seslenerek; ‘Özür dilerim baba ama akan kanın nedeni bizim paralarımız’ diyor… Tüm Arap Milleti’nin sustuğu bir anda sen konuş bari. Sen konuş ki, zulme sessiz kalan Arap Milleti’ne dokunacak ateş sana dokunmasın. Sen konuş ki; Firavun Sisi’ye milyarlar aktararak cunta rejmine verdiği destek nedeniyle ard arda yaşanan katliamlarla akıtılan kan seni boğmasın, kör etmesin. Bari sen konuş ki; yüz binlerin çığlıkları seni sağır etmesin. Sen konuş ki; -Kur’an’i ifadeyle ‘dilsizdirler’den olmayasın. Yalnızca demokratik haklarını geri isteyen ve ülke tarihinin seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin görevine dönmesi için sokaklarda barışçıl gösteriler düzenleyen Mısır halkının akan kanın nedeni paralarımız olduğunu söylemen Arap liderlerine ders olur inşallah Mehra. Mehra!... Ah Mehra sen hep konuş! Konuş; bel ki dilsiz Arap halkın uyanan vicdanı olursun Mehra!...

  Ağlamayana Mama Yok!… (Şevket Başıbüyük) 24 Eylül 2013 Günlük Olaylar 

“Malatya’ya gelen (21 Eylül 2013 tarihinde) Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, havaalanından şehir merkezine doğru ilerlerken, Aksaray Köyü yakınlarında otobüsün önü sevgi gösterilerinde bulunan vatandaşlar tarafından kesildi. Bu sırada bir çocuk otobüse yaklaşarak, Başbakan Erdoğan’a poşet içerisinde birkaç elma uzattı. Korumalar elmaları alırken, çocuk, yolları yapılmazsa, elmaların haram olmasını istedi. Bu sözler üzerine bir an duraklayan Başbakan Erdoğan ile çocuk arasında şu konuşmalar geçti: Çocuk: Yolumuzu yapmazsanız haram olsun.

  Beraber Islandık… (Şevket Başıbüyük) 24 Eylül 2013 Günlük Olaylar 

Malatyalılar olarak, beraber yürümeye, beraber ıslanıp beraber gülmeye Recep Tayyip Erdoğan’la her zaman için hazırız…

  Malatya Söz Konusu Olunca… (Şevket Başıbüyük) 14 Şubat 2014 Günlük Olaylar 

Ya Malatya’yı sana gereği gibi tanıtmadılar ya da sen Malatya’yı yanlış anlamışsın Fatma hanım. Hem yemeklerden çok Malatya’nın anlatılacak başka yönleri varken sen ne diye Viyana usulü şnitzel’le gündeme geldin ki? İnan bu senin şansızlığın, bu saatten sonra kaç yazı yazarsan yaz seni hep Viyana usulü şnitzel’le hatırlayacağız.

  Malatya"nın Puslu Yılları (Şevket Başıbüyük) 20 Mart 2014 Anılar 

Bitmedi, görüşmede bulunduğum şahıs; Turgut Özal, Süleyman Demirel, Necmettin Erbakan, Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Cemil Çiçek, Sezai Karakoç, Osman Yüksel Serdengeçti, Şenol Demiröz, Fehmi Koru ve Fethullah Gülen gibi isimlerle yakından irtibatı olan bir isim…(Lakin bu bir iş görüşmesi değildi, o hususta müsterih olabilirsiniz.) Sizin de tahmin ettiğiniz gibi görüşmekte olduğum şahıs, 1952’de Malatya’da meydana gelen ancak tüm Türkiye’yi ayağa kaldıran olayın bir numaralı faili ile idi… ‘Saatçi Musa’ lakabıyla bilinen Musa Çağıl…. Saatçi Musa ile, “Malatya’nın Puslu Yılları” ismiyle, Beyan Yayınları arasında çıkacak olan 7. kitabımda yer vermek üzere ‘Malatya Hâdisesi’ ile ilgili bir mülakatta bulundum.

  Alıp Başımı Gitsem Mutlu İllere… (Şevket Başıbüyük) 15 Nisan 2014 Günlük Olaylar 

Alıp başımı Sinop’a gidesim geldi… O ki, ‘Türkiye’nin en mutlu ili’. Sinop, bekle beni… Hemen değilse bile, bir gün… Mutlaka geleceğim...

  Fethi Gemuhluoğlu Kültür Sanat Akademisi (Şevket Başıbüyük) 9 Haziran 2014 Sanat 

Fethi Gemuhluoğlu ki; nice fikir insanımızı yetiştiren bir gönül eri… Onun adına, Malatya’mızda lise düzeyinde eğitim gören ve şiir, deneme, öykü, çizgi alanlarında yetenekli öğrencileri yetiştirmek/yetiştirebilmek bir başka onur verici… Proje tamamlanmış ve bitmiş durumda… Yanılmadıysam; 17 Haziran’da da Arapgir’de bahse konu projenin ödül töreni yapılacaktır.

  O"nun Ölümüne Ağlamadım Ben… (Şevket Başıbüyük) 14 Ekim 2014 Günlük Olaylar 

Çatal yürekliydi Hüseyin abi… Lakin hep kullanıldı… Bakmayınız siz onun gazeteci Ahmet Emin Yalman’a “33 kurşun” saydırdığını… “33 kurşun” sayarken de, “Cumhuriyetin Tosuncukları”nı yazarken de iradesini kullanmadı. Hep başkası için yaşadı Hüseyin abi…

  Bir Portre/mustafa Düzleme (Şevket Başıbüyük) 20 Ocak 2015 Yazarlar ve Şairler 

Bilirsiniz sanatçılar için, “dâhilik ve delilik arasındaki ince çizgi” diye bir tabirden bahsedilir… Mustafa Düzleme bu ince çizgiden geçmiş bir dahi… Sanatı uğruna birçok cenderelerden geçtiği halde sanatçı kimliğini/feryadını duyuramamış bir sanatçı. Gelen ilhamları sustura sustura şimdi açıktan sesler duymaktaymış Mustafa Ağabey. Bunlardan bazılarını kayıt altına almış. Tarihiile birlikte yazıya dökmüş. Bana gösterdi, okudum, düşündüm, ‘hayır’ dedim, ‘bunlar bir şizofrenin hezeyanları değil, olsa olsa bir dahi sanatçının iç yankılarıdır’ dedim.

  Malatya"da Yeşil Kuşak Projesinin Off The Record Hikâyesi (Şevket Başıbüyük) 6 Şubat 2015 Doğa ve Dünya 

Hemşerimiz Cemal Nogay, Beydağı’nın puslu tepelerine bir göz attıktan sonra şöyle cevap vermiş: “Sayın Bakanım; vakti zamanında Beydağı yeşil bir kuşakmış. Ormanlarından ceylanlar koşar, kuşlar ötermiş. Derken bakımsızlık ve yangınlar sonucu ağaçlar yok olmuş, Beydağı bir bozkıra dönüşmüş. Şehrim Malatya için Beydağı’nın ağaçlandırılmasını dilerim.”

  Bir (Şevket Başıbüyük) 19 Şubat 2015 Günlük Olaylar 

Güya günün en popüler sözüyle söze başlamış bizimkisi. Lakin köylü kadınlar ne dediğini anlamamışlar. Anlaşılmadığı için biraz da mahcup bir ses tonuyla cümlesini şöyle açar: “Hani tüm televizyonlarda haber olarak geçen Özgecan’ın tecavüz hadisesi var ya… İşte ondan bahsetmek istedim. Olayı protesto amaçlı açtım, bir erkek olarak sizlerden bir kez daha özür diliyorum”

  "Allahına Gurban" (Şevket Başıbüyük) 24 Şubat 2015 Günlük Olaylar 

Halk, hala Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı çok seviyor. Sevmek ne kelime halk Recep Tayyip Erdoğan’a vurgun… Bir kez daha anladım ki Recep Tayyip Erdoğan hangi sıfatla gelirse gelsin halk Erdoğan’ın unvanına, sıfatına, partisine değil bizatihi kendisine vurgun…

  "Ayakkabı Dünyası"ndan Ayakkabı Almayınız! (Şevket Başıbüyük) 24 Mart 2015 Anılar 

Malatya Park AVM’deki Ayakkabı Dünyası’ndan ayakkabı almayınız Neden mi? Ben aldım 3 ay giyebildim, dibi çatladı… “Lüks mağazadır”, dedim, “değiştirirler” dedim, “en azından yaptırırlar” dedim ama yanılmışım… Ayakkabıyı faturası ile birlikte götürdüm; “ürünü yetkili firmaya göndereceğiz, bir ayda gelir” dediler gelmedi. “Ararlar” dedim, “haber verirler” dedim, kırk gün bekledim ne arayan oldu ne de haber veren!... Bugün tekrar mağazaya gittim; verdiler elime birkaç satırlık yazıyı; “olumsuz rapor çıkmış” dediler.

  Malatya"yı Yazmak… (Şevket Başıbüyük) 23 Mart 2015 Yazarlar ve Şairler 

“Ey şehir!” dedim. Biliyorum benim çocukluğumu, gençliğimi ve buraya kadar yaşayabildiğim ömrümü sana verdim, sana verdiğim kayıp yıllarımı geri vermeyeceksin. Sevgimi, heyecanımı, bitmez tükenmez sandığım o enerji dolu günlerimi, çocukça coşkularımı, sevinçlerimi/hatta acılarımı bile geri vermeyeceksin, biliyorum. Vermeyeceğini bile bile -şu fani dünyaya gözlerimi kapamadan- seni yazacağım/seni yazarak dönüşü imkânsız olan o kayıp günlerimi bir kez daha yaşamış, anmış, yâd etmiş olacağım. Ey şehir, biliyorum seni yazmak hasretimi arttırmaktan başka bir işe yaramayacak. Seni yazmakla, geriye dönük hiçbir şeyi getiremeyeceğimi bile bile ve bir gün bu fani dünyadan göçüp gittiğimde, arkamdan sırf ‘hayırla yâd edilmek’ için seni yazacağım…

  Saadet Şehri Malatya (Şevket Başıbüyük) 28 Nisan 2015 Yazarlar ve Şairler 

Şehirlerin de insanlar gibi bir ruhu vardır, üstelik şehirlerin ruhu insanların ruhundan daha saf, daha temiz, daha narin ve daha derindir. Ahmet Hamdi Tanpınar, unutamadığı ve unutulmasını istemediği şehirler için “Beş Şehir” i yazarak edebiyatımıza şehir kitaplarının önemli örneklerinden birini kazandırdı. Ahmet Hamdi Tanpınar; “Yaşanmış hayat ne unutuluyor ne de büsbütün kayboluyor, ne yapıp yapıp bugünün veyahut dünün terkibine giriyor.” derken ne kadar da doğru söylemiş… İçinde yaşadığı insanlardan güç alan şehirler ölmüyor, lakin insanların unutmamaları, şehirleri öldürüyor maalesef.

  "İkram Çeşmesi" (Şevket Başıbüyük) 12 Mayıs 2015 Günlük Olaylar 

Buradan okuyucularımın şahsında ‘buz gibi su’ değiş sıcak sımsıcak çorba akan vatandaşlarımıza bu hizmetin ücretsiz olduğunu belirtmek istiyorum Hani olur ya, ben bu köşede anlatırken birilerinin canı çeker, çorba akan çeşmeden çorba içmek isteyenlerin üzerinde parası-marası olmayabilir. Olmasın. Ya da parasını o gün üzerine almamış olabilir, Almasın. Şehrimin garip gureba’sının cebinde metalik kalmamış olabilir, Kalmasın hiç önemli değil, mahcubiyet duymadan gururla, gidip bu çorbadan içebilirler. Yanında ekmeği de var mı, inanın bilmiyorum, olmasa gerek. Hem ne önemi var ekmek olmasa da olabilir, çorba varsa mesele bitmiştir... Hem ekmek; malumunuz kilo falan yapıyor, ne gereği var. Çorba tastan mı; değil, bardaktan veriliyormuş. Arkadaşım gidip içeceksin bu çorbadan… İçmeden, tadına bakmadan nasıl olduğunu ben nereden bilebileyim… Haa bir husus daha… Bütün vatandaşların ücretsiz olarak faydalanabileceği İkram Çeşmesi, Sömestr tatili, Ramazan Ayı, resmi tatil günleri, dini bayramlar ve hafta sonları hariç, her gün 06.30 – 09.00 saatleri arasında hizmet verecektir…

  Malatya Anadolu Kitap Fuarı (Şevket Başıbüyük) 12 Mayıs 2015 Yazarlar ve Şairler 

Standımız yoğun ilgi gördü. İlgi gördü çünkü hem İhsan Süreyya Sırma için hem yeni çıkan ve ilk kez fuarda okuyucuyla buluşan “Saadet Şehri Malatya” adlı kitabım vardı… Zira ben bu şehrin kitabını yazdım, halis muhlis Malatyalılarda da şehrin kitabına sahip çıktılar. (Bu arada kitabın çıktığından haberi olmayanlar; (beyanyayinlari@gmail.com) adresinden bu şehrin destansı kitabına ulaşabilirler.) Kitaba ilk imzayı ilk gün, ilk ziyarette Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan için atmıştım, fuarda son imzayı da fuarın 6. gününde bizleri ziyaret eden Malatya Ak Parti İl Başkanım Sayın Hakan Kahtalı için attım…

  Malatya Mitinginden: Taşerona Kadro Sözü… (Şevket Başıbüyük) 29 Mayıs 2015 Günlük Olaylar 

Malatya’dan bir müjde de taşerona…Yani taşerona kadro sözü Malatya mitinginden verildi!… Başbakan Davutoğlu; “Taşeron işçilerimizin sorunlarını kesinlikle çözeceğiz” diyerek taşerona kadro vereceğini bir kez daha teyit etti… Bilirsiniz Başbakan Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu ‘söz verdi mi, arş titrer!...’ HAMİŞ: Malatyalılar, Davutoğlu’dan, Davutoğlu da Malatyalılardan memnun ayrıldı…

  Kınıfır Bed Renk Olursa… (Şevket Başıbüyük) 12 Haziran 2015 Sanat 

Selahattin Alpay’ın son çalışması olan “Kınıfır Bed Renk Olur” adlı albüm Malatya Büyükşehir Belediyesi tarafından desteklenmesi sanat ve sanatçı adına çok sevindirici… “İsterem başıya gele, ah bi gele vah bi gel…”

  Akabe (Şevket Başıbüyük) 25 Haziran 2015 Anılar 

“Akabe” nedir bilir misiniz? Ben de bilmiyordum ama öğrettiler… “Arapça kökenli bir erkek ismidir” demeyeceğim, açacağım bu kavramın bende çağrıştırdıklarını ve “Akabe” ye bir de bu pencereden bakacağım. Şimdi ben, Akabe’nin bize yaptıklarının hangisine yanayım? Manevi bir atmosfer teneffüs etsinler diye alıp götürdüğüm çocuklarıma yaşatılan hayal kırıklığına mı, yoksa “İslam Nedir Yarışması” düzenleyip İslam’dan, nasibini alamamış Akabe çalışanlarına mı?

  Yoldaki Mühendis (Şevket Başıbüyük) 22 Temmuz 2015 Yazarlar ve Şairler 

Kod adı “Yoldaki Mühendis” ya da “Gölgeler Prensi” denilen Abdullah Bergusi... Abdullah Bergusi ki, Filistin tarihinde en çok ceza alan kişi… “Yoldaki Mühendis” adlı kitap başta İngilizce ve Türkçe olmak üzere birçok dünya diline çevrilmiş… Her ceht ve mücadelecinin okuması gerektiğini düşündüğüm bir kitaptır Yoldaki Mühendis… Kitabın en önemli özelliklerinden bir tanesi de, bedeni tutsak olsa da zindanda kalemiyle kelimeleriyle direnmeye devam eden bir yazarın otobiyografisi olması…

  Susuz Olmuyor Ey Maski… (Şevket Başıbüyük) 23 Temmuz 2015 Günlük Olaylar 

Mahallelinin huzuru kalmadı. Bahse konu 30 hanelik evlerde her gün kavga var. Dışarıdan Mahalleye gelen misafirler, ‘su akmıyor’ diye misafirliği bırakıp gittiler… Aileler birbirlerine düştü. Bu senin marifetin ey MASKİ…

  Karakaş Konağı (Şevket Başıbüyük) 23 Temmuz 2015 Yapıtlar 

110 yıllık tarihi konağa reva görülene bak… Yoksa Malatyalılar Karakaş Konağı’nın yıkılıp yok olmasını mı bekliyorlar? Oysa bu konak, istenirse yeniden ziyarete açılabilir. Hem bir dönem “Malatya Evi” ya da “Etnoğrafya Müzesi” olarak kullanılması için düşünülmüştü… 2005 yılında da Sanatçı Şükriye Tutkun’un “Uyan Sunam Uyan” adlı Malatya türküsünün klip çekimine ev sahipliği yapmıştı bu konak… İşte o konak (Karakaş Konağı) bu konak; şimdi ortada kalakalmış… Konağı bu halde görünce; “yazık”, demişim mırıldanarak kendi kendime… “Yazık, hem çok yazık”

  Otobüsle Seyahat mi Dediniz… (Şevket Başıbüyük) 10 Ağustos 2015 Günlük Olaylar 

Adam o kadar yaşlı da değildi ama kiloluydu, epey kiloluydu. Öyle ki sarkıyordu göbeği… Rahatsızlık duyduğum şey ise kokuyor olması idi…. Evet evet yanlış duymadınız adam basbayağı kokuyordu… Hayır, içkili falan da değildi. İnsanlarda olmaması gerekken bir koku ile kokmuyordu adam. Leş, leş… Bildiğiniz leş…

  Erdoğan"ın Başına Talih Kuşu Kondu… (Şevket Başıbüyük) 17 Ağustos 2015 Günlük Olaylar 

Benim için her masalda bir mesaj ve çıkartılacak ders vardı lakin bir tanesini daha çok seviyordum… “Talih Kuşu…” Literatürde buna; “başına devlet kuşu kondu” derlerdi. Peki, bu deyim nereden gelmiştir? El cevap; “Hüma Kuşu’ndan gelmiştir.” Hüma Kuşu aynı zamanda doğumu ve bereketi simgelerken çocukları korumasıyla da bilinmektedir. İnanışa göre; Hüma Kuşu, “Cennet Kuşu” olarak da bilinmekte olup görünmeyecek kadar yükseklerde hiç dinlenmeden uçmaktadır… Daha ilginci; başına konduğu kimseye mutluluk getirdiğine inanılması sebebiyle “Talih Kuşu” veya “Devlet Kuşu” da denmektedir.

  Bu Pazar Seçim Olsa… (Şevket Başıbüyük) 11 Ağustos 2015 Günlük Olaylar 

Siyasi yazıları yazmayacaktım ama olmadı. Memleketin durumu değişti… Dağdaki terörist ‘hevallerini’ meclise göndermekle iyi olacağını düşünenler yanıldılar. Her gün bir “şehit” haberi ile sarsılıyoruz. Her gün bir annenin feryadı ile güne başlıyoruz. Memleket ciddi bir imtihandan geçiyor.

  Bu Memleket Bizim… (Şevket Başıbüyük) 11 Eylül 2015 Günlük Olaylar 

Hainler besbelli… Bir de gafiller var olup bitenleri fehmetmeyen… Hainler hinlikleriyle, gafiller saf torikleriyle zarar veriyor bu memlekete. Adeta bir bağy başkaldırısı başlatılmış… Ben burada bağy’in fıkhi anlamaları üzerinden durmayacağım anacak siyasî fikir hürriyeti açısından ele alındığında, her ne kadar siyasî fikir hürriyeti kavramı kanaatlerin ifade edilmesinin yanında, gereğine göre davranılabilmesini de içermesine rağmen, bağy’in bu ortamda siyasî fikir hürriyetine konu edilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Zira siyasî fikir hürriyetinin sınırlarından da hatırlanacağı üzere devlete isyan hürriyet konusu olamamaktadır.

  Kürt - Türk Savaşı Değil… (Şevket Başıbüyük) 9 Eylül 2015 Günlük Olaylar 

Zira akl- selim insanlar olup bitenlerden ders çıkartmalıdırlar... Elbette ki yangınla körükle gidilmemeli lakin yangına da sessiz de kalınmamalıdır. Bir yangın var ortada, herkesçe malum; gücümüz nispetince söndürmeye çalışmalıyız. Kardeş kardeşe kırdırılmaya çalışılıyor; silkinip bu gafletten uyanmalıyız. İç ve dış karanlık mihraklara karşı en azında tepkilerimizi göstererek safımızı belirlemeli ve karşı durmalıyız… En azında doğuda bazı aşiretlerin (Hakkâri Şemdinli ilçesinin Derecik beldesinde Gerdi aşiretinin) yaptığı gibi şer güçlere karşı birleşme kararı almalıyız… Ehlinin malumudur; olup bitenlerden halk ve ülke zarar görüyor. Ölen ve öldürülen bu vatanın evlatları… Ülkemizin huzur ve istikrarı için her zaman her yerde devletimizin yanında, şer güçlerinin karşısında yer almalıyız…

  Elhamdülillah (Şevket Başıbüyük) 2 Kasım 2015 Günlük Olaylar 

Ve bugün; 2 Kasım… Bugün güneş tahmin ettiğimden daha iki mızrak yüksekte doğdu. Ülkem bugün bir başka aydınlık bir günle uyandı… Evet; kıskançlık duyduğunda kıskancın şerrinden, İslam’ın aydınlık mesajını kıskanan, onun ışığını söndürmek isteyen her tür güruhun şerrinden, hassaten bu süreçte kin besleyen, haset eden, yalan, iftira ve spekülasyon üretmekle ülkemizi karanlıklara boğmak isteyenlerin şerrinden emin olduğumuz bir günle uyandık… Allah, bu aziz ülkenin aziz insanlarına ikram etti, zafer nasip etti. Vakurluyuz… Başımız dik. Alnımız ak… Hamdımız senalarımız bizlere bu günleri sağlayan Rabbimizedir. O rab ki ‘Alemlerin Rabbı’dır… Şükrümüz, teşekkürümüz Alemlerin Rabı olan Allah’a’dır. Şimdi daha çok mesuliyet bilinciyle hareket etmemiz gerekir. Makam ve mevki sarhoşluğunu yaşamadan hakkı Hakk’a teslim ederek adaleti elden bırakmamamız gerekir… “2 Kasımda aydınlık ve barış dolu bir günle uyanmanız dilek ve temennilerimle…” demiştim ve o gün geldi… O gün bugündür… Allah bu milletin ağız tadını bozmasın inşallah…

  "Para Veren Altın Bulsun" (Şevket Başıbüyük) 11 Kasım 2015 Günlük Olaylar 

“Para veren altın bulsun” atasözünü hatırlayanınız var mı? Peki, “Para veren altın bulsun” atasözü ya da deyimi niçin kullanılır? Siz de bilirisiniz ki, alış-veriş sonralarında veya borç ödemelerinden sonra para verdiğiniz kişi veya kişilerce en çok zikredilir bu söz… Daha açık bir ifadeyle; bu atasözü bizlere borç ya da (sadaka şeklinde) içimizdeki ihtiyaç sahiplerine para vermeye teşvik etmek için kullanılır. Bu söz aynı zamanda bizlere; “para verdikçe para kazanın, para verin daha kıymetli şeyler kazanın” öğütleri içermektedir… İnanamayacaksınız ama “Para veren altın bulsun” atasözü bugün gerçekleşti bile…

  Ey Dünya Devleri! (Şevket Başıbüyük) 16 Kasım 2015 Yüzleşme 

Ve ey Dünya Devleri!.. “Biraz az kazanın!... Kazandıklarınızı dar gelirli insanlarla paylaşın… Fakiri tahrik etmeyelim!.. Ve paylaşımcı anlayışı hayatımıza egemen kılalım. Hepimiz ölüp gidiyoruz… Paraları beraber götürüyor muyuz? Paralar bizimle beraber gelmiyor. Gelin bunu işçilerinizle bir kısmını paylaşın… Ondan sonra da gök kubbede hoş bir seda bırakın. Öldükten sonra arkanızda; “Sorma, bizim öyle bir patronumuz vardı ki gerçekten işçisinin hakkını çok ciddi manada gözetir, maaşını da iyi bir konumda verirdi” desinler/diyebilen işçileriniz çıksın… Asıl olan burası… Bunu başarmamız lazım.” Ve ey Dünya Devleri!.. “Dünya yirmiden büyüktür” Bunu anlamalısınız…

  Özal"dan Sonra İlk Kez Bir Bakan… (Şevket Başıbüyük) 25 Kasım 2015 Günlük Olaylar 

Sanırım Özal’dan sonra Malatya nadasa bırakıldı… Öyle görülüyor ki bu uzun ‘nadasa’ sonrası beklenilen verim elden edilecektir. Özetle işi ehline vermişler… En kara günlerimde, 28 Şubat’ın en kara günlerinde biz mağdurların yardımına hukukçu kimliğiyle bir Hızır gibi yetişen Av. Bülent Tüfenkçi’yi tebrik ediyorum… Bir Malatyalı olarak Malatya adına Sayın Bakanımızı/Gümrük ve Ticaret Bakanı Av. Bülent Tüfenkçi’yi kutluyor yeni görevinde başarılar diliyoruz.

  Her Şey Beni Alakadar Ediyor… (Şevket Başıbüyük) 24 Aralık 2015 Günlük Olaylar 

Kafama bir sürü kavram ve kelimecikler üşüşüyor… At izi it izine karışmış, gidiyor… Ne görsel ne de yazınsal haberler… Hiç biri, hiç biri sarmıyor beni. Mümkün olsa da izlemesem televizyonları, okumasam gazeteleri… Müslüman kimliğim ve serde gazetecilik/yazarlık merak saikıyla söz geçiremiyorum kendi kendime. Kenara çekilip olup bitenlere alakasız kalamıyorum. Siz buna merak diyebilirsiniz ama yalnız merak da değil. Kupkuru bir duygusallık hiç değil. Sorumluluk bilinci olsa gerek…

  Dilini Isırmak… (Şevket Başıbüyük) 23 Aralık 2015 Gülmece (Mizah) 

Size biraz absürt gelse de sormadan da edemeyeceğim… Kişinin dilini ısırması ne demek? Sordum; kimi; “ihtiyarlıktan”, kimi; “stres”, kimi; “aceleden”, kimi de “bu bir tıbbi uzmanlık sorusu…” şeklinde cevaplar verdi. Elbette ki siz değerli okuyucularımın da kendince makul cevapları olacaktır. Cevabını benimle paylaşmak isteyenler “sbasibuyuk@hotmail.com” elektronik pota adresimden bana ulaşabilirler… Kişinin dilini ısırması ne demek, bilir misiniz? Ben dün akşam yemekte ısırdım da…

  Bizi Helâk Etme Allah"ım… (Şevket Başıbüyük) 17 Aralık 2015 Yüzleşme 

Şu meymenetsiz herifin ettiği sözlere bakın hele!.. “Putin’den mümin kokusu geliyor” diyor… Veyl olsun sana!... Olmayan aklına, bozulup tahrif olan ilmine güvenerek kibir ve gururla, müminlerle alay ederek, müstekbirlik taslayıp konuştuklarına ve yazdıklarına veyl olsun!.. Müslümanların konum ve itibarlarına dil uzatarak, istihza ve alaylarla Müminleri çekiştirip ; “Putin’in tırnağı olacak bir tane adam İslam dünyasında yok” şeklinde sarf ettiğin talihsiz sözlere veyl olsun!... Geldiğin durumu görmeden, dünyada ebedi kalacağını zannedip dünya üzerine planlar geliştiren, âhireti öteleyen Putin gibi birine; “mümin kokusu geliyor” şeklinde yaptığın boşboğazlıklara veyl olsun!... Her bir Hümeze ve Lümeze’ye veyl olsun! Her bir Hemmaz ve Lemmaz, cehennemin Veyl’ine gitsin… Bay alim müsveddesi; sen de bilirsin ki; Allah’u Teala bu Sûrede, basit ruhlu, aşağılık bir kişi canlandırılarak böyle insanların hâl ve tavırlarını tasvir ederek ne kadar zavallı olduklarını anlatmaktadır… İşte o zavallılardan biri de sensin, sen!…

  "Yaşamın Biyokimyasal Sırları" (Şevket Başıbüyük) 17 Aralık 2015 Yazarlar ve Şairler 

Yaşamın Biyokimyasal Sırları, bugüne kadar okuduğum en zor kitaplardan biri idi ama iyi ki okudum, iyi ki okumuşum… Normalde iyi bir okuyucu önce kitapla sonra yazarı ile tanışır ama ben kitaptan önce yazarı ile tanıştım… İyi ki “Yaşamın Biyokimyasal Sırları” kitabın yazarı Prof. Dr. Aysun Bay Karabulut ile tanıştım. Çünkü Prof. Dr. Aysun Bay Karabulut ile tanışmakla Malatya’mızın bir değeri ile tanışmış oldum. Prof. Karabulut Malatya’ya gönül vermiş, dahası emek vermiş, çalışma yapmış, ter dökmüş, göz nuru ve zihin emeği ile Malatya’mızın ismiyle müsemma kayısı ve kayısı çekirdeği üzerinden yaptığı deney ve araştırmalarla tıp dünyasına yeni mucitlikler kazandırmış.

  Hasan Abi"nin Ayna"sı… (Şevket Başıbüyük) 31 Aralık 2015 Yazarlar ve Şairler 

Şimdi o gitti ya… “Ayna”lar söyleyin bana, kim beni teselli edecek? Bilirsiniz, “AYNA” Hasan Abi’nin Akit Gazetesi’ndaki köşesinin ismi… Hasan Abi, tam 20 yıl bu AYNA’da, içinde bulunduğumuz ahval ve şeraiti gösterdi… Güne Hasan Abi’nin AYNA’sı ile baktık, Hasan Abi’nin AYNA’sı ile haberdar olduk hep… Şimdi soruyorum; Hasan Abi’nin ardından hangi ayna bizi, biz gibi yansıtabilir? Aynalar söyleyin bana, nerede Hasan Abimiz?

  Haydi Ordan Be! (Şevket Başıbüyük) 6 Ocak 2016 Yazarlar ve Şairler 

Anlaşılan Nasreddin Hoca’yı hiç dinlememiş bizimkisi… Nasreddin Hoca’ya sormuşlar; “kıyamet ne zaman kopar?” diye… Hoca; “Hangi kıyamet?” demiş. “Kıyamet kaç tanedir?” demişler. Hoca; “Aslında kıyamet iki tanedir. Kişinin kendi ölümü küçük kıyamet, dünyanın parçalanması ise büyük kıyamettir” demiş ve eklemiş; “Bizim ev için sorarsan karım ölürse küçük kıyamet. Ben ölürsem büyük kıyamet!” diye karşılık vermiş… Şimdi bu zata sorsam; “senin karın da yok ve ölmemiş ki küçük kıyametten bahsediyorsun… Küçük kıyametten anlamayan büyük kıyametten ne haber verebilir ki… Hala “Mehdi gelecek İsa inecek” diyor…

  Reis, Ya da "Bizi Sen Vatansız Bırakma Allah"ım!" (Şevket Başıbüyük) 21 Ocak 2016 Yaşam 

O gün, kaldığı yerden okuyarak ezanı devam ettiren küçük çocuğun Reis/Erdoğan olduğunu filmde de çok açık belirtiyor. Zira sahnenin tam orasında davudi bir ses: “...minareleri, sen, ezansız bırakma Allah’ım!” O ses; Reis’in sesi… Meğer Reis, taa o günden beri susturulmak istenilen ezanı kaldığı yerden başlayarak; “...minareleri, sen, ezansız bırakma Allah’ım!” demiş… Ve aynı duayı ben de yapıyorum: “...minareleri, sen, ezansız bırakma Allah’ım!” “Bizi sen sevgisiz, susuz, havasız Ve vatansız bırakma Allah’ım!” “Amin, dediğinizi duyar gibi oluyor ve ekliyorum; “Dahili ve harici bedbahtların, işbirliğiyle susturmaya çalıştıkları Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ı başımızdan eksik etme Allah’ım!..”

  "Bombalı Odun" (Şevket Başıbüyük) 3 Şubat 2016 Günlük Olaylar 

Hossuko’nun bahsettiği haber mi acaba? “İçerisi yarılarak bomba yerleştirilen odunlar evdeki sobada patladı. 2’si ağır 7 kişi yaralanırken evde büyük hasar meydana geldi. Jandarma, odunlukta da bomba ile tuzaklanmış başka odunlar ile bir matkap buldu. Soruşturma derinleştirilerek sürdürülüyor.” Vay be Hossuko dalga geçmemiş demek…

  Kalem… (Şevket Başıbüyük) 9 Şubat 2016 İtiraflar 

Ey nazlı kalemim, kim ne derse desin; seni seviyorum… Evet, doğru, bana iş, aş getirmedin. Ama aç da bırakmadın… Dilin keskin, sözlerin ağır olduğu için çok sayıda hasım sahibi ettin beni ama yine de beni terk etmedin…

  8 Mart "Sokak Kadınları" (Şevket Başıbüyük) 8 Mart 2016 Sevgi ve Aşk 

Biz, kadını “dağ gibi evlerinde” bilirdik. “Limanlar gemileri nasıl beklerse, öyle beklediklerini” bilirdik. Ve bizim bildiğimiz kadınlar öyle kadınlardı. Bize göre kadın, şairin de ifade buyurduğu gibi; “bir kadını ortadan ikiye böl… yarısı annedir, yarısı çocuk, yarısı sevgili yarısı aşk...”

  Tasalanma Ey Reis!.. (Şevket Başıbüyük) 18 Temmuz 2016 Günlük Olaylar 

Erdoğan’ın izini süren hain pilotlar da iz süremediler!.. Tasalanma Sayın Cumhurbaşkanım/tasalanma ey reis, Allah bizimledir, Allah seninledir!… İzini sürmek için peşine düşenler Süraka gibi bile olamayacaklardır. Süraka ki, eman diledi, sonra uyandı, yaptıklarından dolayı tövbe etti, bu hain pilotlar tarih boyunca hep lanetle anılacaklardır.

  Ey Dünyanın Buzdağları!.. (Şevket Başıbüyük) 8 Ağustos 2016 Günlük Olaylar 

Tüm bu olup biten yorumlardan sonra içimde dünyaya şöyle haykırasım geliyor: Ey Dünya ve ey dünyevileşmiş dünyanın buzdağları!... Sizler her ne kadar güneşi balçıkla sıvamaya kalkışsanız da gerçeklerin üstünü örtemezsiniz ve hakikat karşısında eriyip yok olmaya mahkûmsunuz. Kâinatta baki olan ancak Allah’tır…

  Milli Mücadele Nöbetleri Devam Ediyor… (Şevket Başıbüyük) 29 Temmuz 2016 Günlük Olaylar 

Bu aziz millet dersine çok iyi çalışmış. Bu millet Tunus’u görmüş… Mısır’ı görmüş. Libya’yı görmüş. Bu millet Suriye’yi, Bahreyn’i görmüş… Bu millet Ürdün’ü, Yemen’i ve diğer Arap ülkelerin akıbetini görmüş ve alınması gereken dersi almış.

  Fetö Evleniyormuş!.. (Şevket Başıbüyük) 12 Ekim 2016 Gülmece (Mizah) 

FETÖ bu kez evleniyormuş… Düğünü de “40 gün, 40 gece” sürecekmiş. Neden 40 gün, çünkü masallardaki standart düğün-dernek süresi 40 gündür de ondan… Hal böyle olunca bize de “41 kere maşallah” demek düşer, değil mi? Şaka gibi gelebilir size ama iddianın sahibi, Türkiye gazetesi yazarı Fuat Uğur. 15 Temmuz darbe girişimi sonrası Türkiye tarafından iadesi istenen Fethullah Gülen’in ABD’de evlilik kararı aldığından bahsediyor. Şaşırdınız değil mi?

  Goji Berry (Şevket Başıbüyük) 3 Ekim 2016 Günlük Olaylar 

Garipseyeceksiniz ama be bu meyvenin (meyve mi) adını Malatya Büyükşehir Belediyesi ile Orman ve Su İşleri Bakanlığı arasında gerçekleştirilen ortak proje ile öğrendim. Meğer kilo vermek, zayıflamak isteyenlerin bolca konuşup dillendirdikleri son zamanların en popüler meyvesi imiş Goji Berry. Peki Goji Berry nedir? Goji Berry’nin faydaları nelerdir? Yenilir mi, içilir mi, nasıl bir meyve Goji Berry.

  "Auto Show" (Şevket Başıbüyük) 12 Ekim 2016 Günlük Olaylar 

Önce “Auto”nun ne olduğuna bakalım. Türkçede fiil olarak kullanıldığında; “otomobille gezmek, araba ile gezmek” manalarına gelir. İsim olarak kullanıldığında; “otomobil, oto, araba” gibi manaları çağrıştırır. “Auto”, ön kelime olarak kullanıldığında ise; “kendi kendine, kendi, oto” anlamına gelmektedir. Yani anlayacağınız “ecnebi” bir kelimedir “Auto” ama neylersin ki dilimize de sokmuşlar…

  Beydağı"na Kar Düştü (Şevket Başıbüyük) 12 Aralık 2016 Anılar 

‘Şehr-i Malatya’yı çevreleyen, sıra dağlardan oluşan ve zirvesi beyaza bürünen Beydağı’nın beyaza bürünmesi seninle ne alakası var’, diyebilirsiniz ki; ben de öyle düşünüyorum ama Beydağı ile aynı kaderi yaşıyorum sanki. “Var ya” diyorum, “gelirse böyle geliyormuş” diyorum, ‘ansızın düşüyormuş beyazlar anlatabiliyor muyum’; saçlarımdaki gibi, Beydağı’nın yüksek tepeleri gibi... Beyaz da bir renk, belki de renklerin en güzeli. Lakin beyaz… Hem sahi beyaz neden bana yaşlılığı çağrıştırıyor ki? Beydağı’na kar düşmüş/kar düşmüş yüreğime… Beydağı’nda karalar beyaza bürünmüş; kara saçlarıma beyazlar düşmüş… Her şeyin bir vakti, zamanı var/ zamanı geldi mi ki? Çocukluk, gençlik ve yaşlılık… Ülkem insanının yaş sınırı ne ki? Kaç yaş, yaşlılık yaşıdır bu coğrafyada? Hem ülkemin yaşlılık kategorisi kaç?! Ama Beydağı’na kar düşmüş, Beydağı beyazlara bürünmüş ve saçlarıma beyazlar… İçimdeki buzları eritebilecek hatta eritecek bir sevgi, bir şefkat, bir dostluk, bir kardeşlik, bir samimiyet, bir adanmışlık ruhunu bir kez daha eskisi kadar, kendimde görebilecek miyim, bilmiyorum ama bu yıl sanırım içimdeki zemheri erken başladı…

  Yalnız Değilsin Reis! (Şevket Başıbüyük) 12 Aralık 2016 Günlük Olaylar 

“Dövizlerinizi bozdurun” çağrınız üzerine yastık altındaki dolar ve eurolarını çıkaran bu asil millet, döviz bürolarına koşarak yalnız olmadığını tüm dünyaya gösterdiler… Sen yürü Reis… Sen dost doğru yol üzeri yürüdükçe göreceksin bütün bir millet arkanda yürüyecek…

 

 



Değerli dostlar,
Sizleri bilmiyorum ama ben her zaman sormuşumdur kendime:
Ne yapıyorum?
Ne için yazıyorum?
Niye yazmaya devam ediyorum?
Amacım ne?

Cevabım, zaman zaman farklı olmuşsa da genelde “bilmiyorum” olmuştur…

“Bilmiyorum” olmuştur anlatabiliyor muyum?

Peki aynı soruyu sizlere soracak olsam…

Siz, siz ey edip, şair ve eli kalem tutan/yazı yazanlar…

Sahi sizler niçin yazıyorsunuz?

Okuyup, seyrettiğiniz ya da düşünüp bulduğunuz, üzerinde fikir yürüttüğünüz konuları niye yazıya aktarıp duruyorsunuz?

Yazarken, insanlara “onu öyle yapma, böyle yap. Doğrusu böyle olmalı.” demek mi istiyorsunuz? Kendinizce, kendinizi bir şey sanıp insanlara fikir vermeye mi çalışıyorsunuz?

Hangi uzmanlık alanında hangi bilgiye sahipsiniz? İnsanlara hangi önerilerde bulunuyorsunuz?

Yazarken, ‘kimseye hiçbir faydası olmasa da yazarak biraz içimi döktüm...’ niyetiyle yazıyorsanız diyeceğim hiçbir şey yok. Çünkü, "yazmasaydım deli olurdum" demiş Sait Faik Abasıyanık….

Değerli dostlar,
Sahi siz neden yazıyorsunuz?!

Yazmak…

Ah yazmak!...

Tamamıyla içgüdüsel bir refleks…

Yani YAZMAK!

Evet, “Yazmasaydım delirirdim.’’ diyor Abasıyanık…

Ya siz?!

Siz yazan dostlar, siz de yazmasaydınız delirir miydiniz?

Sizi bilmiyorum ama ben delirmeseydim yazmazdım…

Olması gerekeni üretmeye/yaratmaya çalışanlara ‘deli’ denilen bu dünyada deli olduğumu bildiğim için yazmalıyım ve üretmeliyim, diye düşünüyorum.

Bir hareket, bir gülüş, bir yaşama sebebi, bir his, bir çığlık ve bir yokluk var ederek var olmalıyım, diye düşünüyorum.

Virgüllü konuşmaları sonsuza değin uzatabilirim ve eğer ki ‘sonsuz’a bir son koyabildiğimi biliyorsam ve ‘bir’ sıfatını ‘bin’ yapabiliyorsam yazı aracılığıyla , ‘yazmak’ denilen bu muazzam orgazma bütün hayatımı veririm!..



 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2020 | © Şevket Başıbüyük, 2020
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.

 

Bu dosyanın son güncelleme tarihi: 10.04.2020 01:43:34