"Yazarın hayatı, kelimelerin kölesi olmaktır; en azından, bir sonraki cümleyi bulana dek." – Ursula K. Le Guin"

?

???

July 2026 tarihinde katıldı

Son forum iletileri

?
İlk Roman
Yaratıcı Yazarlık
orhan pamuk'un söyleşisini izledim. çocuk olsam beni ikna derdi ama ben çocuk değilim. neymiş, otuz bin şehit öldürülmüşse, karşıdan otuz bin kişi ölmüş. teröristler de mi şehit yani? bu ne saçma bir insan. orhan pamuk düşüşte. onu okuyacak adam bulamayacak bir süre sonra bu ülkede. zaten kendi de diyor, kitaplarım 33 dile çevrildi. demek istiyor ki, bu ülkede kimse okumasa da olur beni. dünyayı fethettim. idealist saçma bir insan orhan pamuk. oysa o daha ünlü olmadan onun bir kitabını almıştım, hayran olmuştum kitaba. şimdi sıfır gözümle, bir yazar nasıl saçma sapan konuşabiliyor? acaba o ağızla kaç kişiyi ikna eder burda? geçelim bunu.... roman konusunda birkaç şey diyecektim...nerdeyse bütün ülke şiir yazıyor...öykü yazıyor...ikisi de kısalıktan alıyor gücünü çünkü... peki roman? kaç kişi roman yazıyor? uzun olduğu için ve büyük işçilik gerektirdiği için, bu işle ilgilenenlerin sayısı çok az, çok çok az. maddi olarak böyle bir yere gelmek de ömür alacağı için, insanlar başka işler yapıyorlar, bu işle gönülden ilgilenenler, işleriyle roman sevdalarını birlikte götürüyorlar. bu işle geçinenler ise, tanınmış olanlar, sağda solda köşeleri var, düşünün ki, ülkede dizi bolluğu var, senarist bolluğu, bir diğer alanda da bu açlık var elbette, bunca yayınevi ne basacak? tabiki iyi yazarlara ihtiyaçları var, kendini yetiştirmiş yazarlara. ilerki yıllarda, işte bu büyüme, yeni yazarlar gerektirecek. ben derim ki, bu bir meslek, bu işten para da kazanılıyor, çokları diyor kitap okunmuyor vs.... onlar yalan elbette.... birçok yayınevi kuruluyor, bunlar bu işe para yatırıyor.... işte en zoru, bu alanda kendini yetiştirmiş yazar bulmak, işte buna ömür harcayanlar, gayret edenler, kesinlikle yükselecek, bir büyük yayınevine girmek zor değildir, sıkı çalışanlar elbbette, para da kazanırlar, çünkü kitaplar satılıyor, yenileri basılıyor, o ünlü yazarlar bile, birden bir yere gelmiyorlar, işin içinde büyük bir emek var, elbette çevreden yardım da alıyorlar, ama emeksiz olmuyor, çilesini çekiyorlar, çekilir, benim bu yazma serüveninden çıkardığım en büyük ders: asla iyi olduğunu savunma, asla başardığını düşünme, yeni şeyler öğren... bu düşünce bana inanılmaz yol aldırdı. bunu tavsiye ederim. yazarlık, uzun vadeli bir iş, on sene yatırım yaparsınız, on beş sene sonra meyve toplarsınız, sabır, en büyük güçtür. İlk kitabım: KARMA, öykü şiir kitabıdır... benden alabilirsiniz....ya da gündüz yayınevinden.. beş ytl. 110 sayfa....
?
Esin Perisi
Yaratıcı Yazarlık
yazarların ilham kaynağının çoğu zaman bir başka yazar olduğunu düşünürüm. hem böylece tüm maddesel kaygılardan uzak geniş bir pencere açılır ilham perisine. genellikle okuduğumuz yazarın kişisel özellikleri ilgilendirmez bizi pek. yani önemli olan sanat ürünüdür öncelikle. ( elbette bu söylediklerim bilinçli okurlar için geçerli.) nihayetinde bitmiş bir roman, henüz yazılmamış bir romanın ( belki de hiç yazılmayacak ) başlangıcıdır... ilham perisi sayfaların arasını mesken tutar çok zaman...
?
Bir Yazar
Edebiyat Tartışmaları
Sevdanın adı Elif , hüznün adı , hasretin adı Elif...Kekik kokulu sevdaları vardı , ayın şavkın da tutuklu gülmeleri , bir de o güzel " emmi" demeseydi... Güzel Ne Güzel Olmuşsun Güzel ne güzel olmuşsun Görülmeyi görülmeyi Siyah zülfün halkalanmış Örülmeyi örülmeyi Mendilim yudum arıttım Gülün dalında kuruttum Adın ne idi unuttum Sorulmayı sorulmayı Seğirttim ardından yettim Eğildim yüzünden öptüm Adın bilirdim unuttum Çağırmayı çağırmayı Benim yarim bana küsmüş Zülfünü gerdana dökmüş Muhabbeti benden kesmiş Sevilmeyi sevilmeyi Çağır Karac'oğlan çağır Taş düştüğü yerde ağır Yiğit sevdiğinden soğur Sarılmayı sarılmayı _______________________________________________________________ Elif İncecikten bir kar yağar, Tozar Elif, Elif deyi... Deli gönül abdal olmuş, Gezer Elif, Elif deyi... Elif’in uğru nakışlı, Yavrı balaban bakışlı, Yayla çiçeği kokuşlu, Kokar Elif, Elif deyi... Elif kaşlarını çatar, Gamzesi sineme batar. Ak elleri kalem tutar, Yazar Elif, Elif deyi... Evlerinin önü çardak, Elif'in elinde bardak, Sanki yeşil başlı ördek Yüzer Elif, Elif deyi... Karac'oğlan eğmelerin, Gönül sevmez değmelerin, İliklemiş düğmelerin, Çözer Elif, Elif deyi... _______________________________________________________________ Bir Kız Bana Emmi Dedi Değirmenden gelirim beygirim yüklü Şu kızı görenin del olur aklı On beş yaşında kırk beş belikli Bir kız bana emmi dedi neyleyim Bizim ilde üzüm olur alc olur Sızılaşır bozkurtları aç olur Bir yiğide emmi demek güç olur Bir kız bana emmi dedi neyleyim Birem birem toplayayım odunu Bilem dedim bilemedim adını Elbistan yanaklı Kürdler kadını Bir kız bana emmi dedi neyleyim Karacoğlan der ki noldum nolayım Akar sularınan bende geleyim Sakal seni makkabınan yolayım Bir kız bana emmi dedi neyleyim _______________________________________________________________ ELÂ GÖZLÜM BEN BU İLDEN GİDERSEM Elâ gözlüm ben bu ilden gidersem Zülfü perişanım kal melûl melûl Kerem et aklından çıkarma beni Ağla göz yaşını sil melûl melûl Yiğit, ey sevdiğim sen seni gözet Karayı bağla da beyazı çöz at Doldur ver bâdeyi, bir dahi uzat Ayrılık şerbetin ver melûl melûl Elvan çiçeklerden sokma başına Kudret kalemini çekme kaşına Beni unutursan doyma yaşına Gez benim aşkımla yâr melûl melûl Karac'oğlan der ki, ölüp ölünce Ben de güzel sevdim kendi halimce Varıp gurbet ile vâsıl olunca Dostlardan haberim al melûl melûl Karacaoğlan
?
Türk Yazarları
Edebiyat Tartışmaları
"PAKİSTAN DEPREMİ] İkbal’in torunları yardım bekliyor! İslam dünyasının çilekeş coğrafyası Pakistan yine taze bir acıyla gündeme geldi. Öyle bir acı ki ne yürekler taşıyabilir ne de kelimeler ifade edebilir. Bu acıyı ancak biz hissedebiliriz. Sözün bittiği yerdeyiz şimdi. Rahmet ve mağfiret ayında vefa sırası bizde. Nice milyonlar, viraneler arasında bir ses bekliyor. Nice yetimler, başlarını okşayacak bir şefkat eli. Şimdi hep birlikte her nefeste Pakistan’a “yalnız değilsiniz” demenin ve nice yıllar içinde birikmiş bir borcun ödenmesinin vaktidir. O Pakistan ki nice yüzyıllardır tarihi paylaştığımız, ecdadımızın dilini “Urduca” konuşan bir ülkedir. Ve halkı en sıkıntılı günlerimizde hep bizimle olmuş, gün gelmiş yürekleri kendi dertlerini unutup bizim için çarpmış, gün gelmiş kendilerini Türkiye’nin bir vilayeti olarak takdim edecek kadar bizimle olmuş, hatta belki de yeryüzünde eğer varsa bizi bizden çok sevebilmiş, dostluğun, kardeşliğin, kadirşinaslığın, vefanın, fedakarlığın dünya durdukça parlayacak en mümtaz misallerini sergilemiş çilekeş bir halktır. En zor zamanlarında Osmanlı’nın imdadına yetiştiler... Bir zamanlar (Hindistan ve Bangladeş ile beraber 1206’dan 1858’e kadar) değişik Türk hanedanlarına ev sahipliği yapmış olan bu ülke, sömürgecilik çağının vahşi piyasasında İngiliz hakimiyetine girince kendi çaresizliklerine karşı bir varlık ümidi olarak, insanlık onurlarını ve İslamlık şereflerini Türklerin ve Osmanlı Devleti’nin varlığına rabt ederek yaşaya gelmişlerdir. Henüz haberleşme vasıtalarının hiç yaygın bulunmadığı 1854 Kırım Savaşı’ndan itibaren dualarını ve varlıklarını bizim için paylaşmayı bir hayat tarzı olarak benimsemiş olan Güney Asyalılar gün gelmiş yalınayak nice yalçın kayalıklar, yüksek dağlar aşarak ulaştıkları Anadolu ve Balkanlarda bizimle aynı safta savaşa gönüllü olmuşlar, gün gelmiş oluşturdukları Kızılay ve tıp heyetleriyle yaralarımızı sarıp gözyaşlarımızı silmişler, dünyada savunmasız ve sahipsiz kaldığımızı düşündüğümüz zamanlarda her zaman yanı başımızda oluvermişlerdir. Tarihin hafızasında kayıtlı, sayısız misaller bulunmaktadır. Mesela 93 Harbi (1877-78)’nin en karanlık safhalarında “Türkler için yapabileceğimiz her şeyi yapmak bizim için farzdır; zira yeryüzünde Müslümanların taşıdıkları haysiyet Türkler yüzündendir.” (Urdu Ahbar, 17 Agustos 1876, Enverul-Ahbar, 1 Ağustos 1877) diyerek başlattıkları yardım kampanyaları ile o tarihler için muazzam sayılabilecek bir meblağı (125.000 Osmanlı Lirası) İstanbul’a ulaştırmışlardır (Osmanlı Arşivi, Defter-i İane-i Hindiyye, s. 108-109). Bu rakamın ve fedakarlığın önemi, eğer aynı tarihlerde o ülkenin yaşadığı ve birkaç milyon insanını kaybettiği kuraklık ve açlık felaketi dikkate alınırsa daha net anlaşılacaktır. 1897 Osmanlı-Yunan savaşında Karaçi halkının İstanbul’a çektiği bir telgraf metninde yer alan şu ifadeler de kayıtlardadır: “Bütün servetimiz, evlerimiz, mülklerimiz, bedenimiz ve ruhumuz büyük İslam hükümetinin yoluna feda olsun.” (Malumat, 5 Haziran 1897). İşte 1911 Trablusgarb Savaşı sırasında zamanı donduran bir hemhal olma keyfiyeti. Osmanlı Devleti’ne haksız yere savaş açan İtalyan hükümetini ve mallarını boykot mitingi: “Bir kuruş bile düşman cebine gitmemelidir.” Sebilürreşad bu boykotun maliyetinin İtalyanlara yıllık en az 5 milyon sterlin olduğunu not etmiştir (19 Receb 1330). Balkan savaşlarında oluk oluk Osmanlı kanı aktığı zamanlarda şimdi belki de yıkıntılar arasında kalmış bir meydanda, binlerce km uzaklıktaki kardeşlerinin acısını yüreklerinde hisseden çaresiz halk bir telaş içindedir. Osmanlı için yardım sandıkları açılmış, herkes ellerinde ne varsa buraya yetiştirmektedir. Genç kızlar çeyizliklerini, öğrenciler harçlıklarını velhasıl herkes ne imkanları varsa ‘tek Osmanlı yaşasın diyerek’ buraya taşımaktadır. O topraklar o zamanlar İngiliz hakimiyetindedir. Gelişmeleri takip eden bir İngiliz görevlinin kaleminden rapor edilen şu ifadeler kelimelerin anlam sınırlarını zorladığı bir vakayı da kaydetmiştir: “Herkes elindeki her şeyi Osmanlı’ya yardım için getirip bırakıyordu. Bir ara kalabalık telaşlandı, bir hareketlilik görüldü. Kucağında bebek bulunan fakir bir kadın can havliyle sağa sola koşuşturuyor, ‘Yok mudur bir hayırsever, Allah rızası için bu çocuğumu satın alsın, bedelini Osmanlı’ya göndereyim.’ diyordu. Herkes şaşkın, herkes perişandı. Yürekler parçalanmıştı sanki. Hemderd olmanın bu derecesi mümkün müydü? Neyse ki bir hayır sahibi kadın adına istediği meblağı yardım sandığına, çocuğu da annesine bıraktı.” (Hindistan Arşivi, H. Pol, Ekim 1913) Birinci Dünya Savaşı yılları tam bir kader imtihanı idi o insanlar için. Bir tarafta ülkenin hakimi İngilizler bir taraftan gönüllerin hakimi Osmanlılar vardı. Binlercesi hapsedildi, bütün aydınları sürgün. Gazeteleri kapatıldı. Yine de yürekleri Osmanlı için çarpmaya devam etmişti. Mevlana Muhammed Ali’nin Comrade gazetesinde yer alan “Türklerden bizim için de dua etmelerini bekliyoruz, zira sadece onlar bizim ızdırabımızı ve çilemizi tahayyül edebilirler.” ifadeleri belki de başka söze hacet bırakmayan netliktedir. Ve savaşın akabinde yaşanan sonu belirsiz bir fedakarlık imtihanı “hilafet ve hicret hareketleri”. İngiliz hükümetinin resmi tarihçisi Theodore Morison’un gözlemleri şöyle: “Peşaver’den Argot’a bütün Müslümanlar Türkiye üzerine yoğunlaşmışlar. Evlerine kapanmış kadınlar bunun için gözyaşı döküyorlar... Artık başka hiçbir şey konuşulmuyor ve düşünülmüyor.” Vefa sırası Osmanlı’nın torunlarında! Siz hiç Sevr’e karşı başka bir ülkede milyonlarca insanın bütün varlıklarını feda edip, evlerini, yurtlarını terk ederek, yalınayak yollara düşerek karşı çıktığını işitmiş miydiniz? Pakistan da onlardan biriydi. Milli Mücadele’mizde kendi çaresizliklerine rağmen yemeyip içmeyip gönderebildikleri ianelerle bizi hiç yalnız bırakmadıkları da hafızalarımızdadır. O günlerin halet-i ruhiyesini destansı bir şekilde bize aktaran bir başka kayıt sahibi de şair Muhammed İkbal’dir. Lahor’da binlerce kişinin katıldığı bir Osmanlı gündemli toplantıda dudaklarından şu sözler dökülür: “Bu dünyadan göçmüştüm. Melekler beni rahmet ayetinin sahibi Hz. Peygamber’in huzuruna çıkardılar. Hz. Peygamber buyurdu: ‘Ey Hicaz bahçesinin bülbülü, senin her goncan senin terennümünün ateşi ile ısındı, senin gönlün aşk şarabıyla coşkundur. Senin coşkunluğun Allah’a secde ve niyazda bulunmaktır. Dünyanın alçaklığından göklere doğru uçtuğun zaman melekler sana yüksekliğin sırrını öğrettiler. Cihan bahçesinden çıkıp bana bir koku gibi yaklaştın, söyle bana ne gibi bir hediye getirdin.’ dedi. ‘Ya Muhammed (sas) varlık aleminde binlerce gül, lale var; ama ne renk ne de koku hepsi vefasızdır. Yalnız bir şey getirdim; bir şişe kan ki eşi yoktur cennette bile. Bu senin ümmetinin namusu, vicdanıdır. Bu, şehid Mehmetçiğin kanıdır.’ dedim.” O İkbal’in, o ‘fakir kadın’ın halkı şimdi bizden bekliyor aynı duyguyu. Tıpkı Mevlana Muhammed Ali’nin yazdığı gibi, bu acıyı en iyi biz hissederiz. Bu rahmet ve mağfiret ayında dualarımızda, iftar sofralarımızda onlarla beraber olmak vaktidir. Şimdi bizim de tarihe onlar gibi bir kardeşlik ve vefa sahifesi daha kaydetme zamanıdır. Şimdi Ramazan gibi Ramazan zamanıdır. "
?
Türk Yazarları
Edebiyat Tartışmaları
....Attila İlhan'ı sadece şiirleriyle anmak vatana ve ona ihanettir. ....Attila İlhan'nın antiemperyalist yanını görmemek ajanlıktır, işbirlikçiliktir. ....Attilla İlhan'a sansür uygulayan TRT ve AKP'nin timsah gözyaşlarına kanmak hainliktir. ....Atilla İlhan ve antiemperyalist mücadele hakkında Mynet'e haber yorumu gönderdim yayınlanmadı. İşbirlikçiler her yerde. Umarım İzedebiyat'ta yokturlar-eminim-. ....Parola aynı: Vatan. İşaret aynı: Namus. Yöneten Attila İlhan'lar. ....Emin olun ki böyle giderse çocuklarımız yeni bir devlet kurmak zorunda kalacaklar. ....ŞİİR VATANDIR, NAMUSDUR, ATTİLA İLHAN'DIR, ÖLÜMDÜR, BAĞIMSIZLIKITIR....
?
Yazma Teknikleri
Yaratıcı Yazarlık
Merhaba arkadaşlar yazılarıma hepinize sevgilerimi yollayarak başlıyorum. İstesekte istemesekte öleceğiz. madem öleceğiz sizlerden dileğim odur ki arkanızda kalıcı ve faydalı eser bırakmanızdır.
?
Bir Yazar
Edebiyat Tartışmaları
Türküler doğdu birden içime , türkü türkü filizlendi şuramda bir çığlık.Bir çift göz gördüm / aydınlık.Yürek gördüm , gören bir yürek... Vurmuş saza mızrabını , vurmuş yüreğime mızrabını... Gözü olupta göremeyenler utansın... BENİ HOR GÖRME KARDEŞİM Beni hor görme kardeşim Sen altındın ben tunç muyum Aynı vardan var olmuşuz Sen gümüşsün ben saç mıyım Ne varise sende bende Aynı varlık her bedende Yarın mezara girende Sen toksun da be aç mıyım Kimi molla kimi derviş Allah bize neler vermiş Kimi arı çiçek dermiş Sen balsın da ben cec miyim Topraktandır cümle beden Nefsini öldür ölmeden Böyle emretmiş yaradan Sen kalemsin ben uç muyum Tabiata Veysel aşık Topraktan olduk kardaşık Aynı yolcuyuz yoldaşık Sen yolcusun ben bac mıyım _______________________________________________________________ KARA TOPRAK Dost dost diye nicesine sarıldım Benim sadık yarim kara topraktır. beyhude dolandım, boşa yoruldum Benim sadık yarim kara topraktır. Nice güzellere bağlandım kaldım Ne bir vefa gördüm ne fayda buldum Her türlü istediğim topraktan aldım Benim sadık yarim kara topraktır Koyun verdi, kuzu verdi, süt verdi Yemek verdi, ekmek verdi, et verdi Kazma ile dövmeyince kıt verdi Benim sadık yarim kara topraktır Adem'den bu deme neslim getirdi Bana türlü türlü meyve bitirdi Her gün beni tepesinde götürdü Benim sadık yarim kara topraktır. Karnın yardım kazmayınan, belinen Yüzün yırttım tırnağınan, elinen Yine beni karşıladı gülünen Benim sadık yarim kara topraktır İşkence yaptıkça bana gülerdi bunda yalan yoktur herkes de gördü Bir çekirdek verdim, dört bostan verdi Benim sadık yarim kara topraktır. Havaya bakarsam hava alırım Toprağa bakarsam dua alırım Topraktan ayrılsam nerde kalırım Benim sadık yarim kara topraktır. Bir dileğin varsa iste Allah'tan Almak için uzak gitme topraktan Cömertlik toprağa verilmiş Hak'tan Benim sadık yarim kara topraktır. Hakikat istersen açık bir nokta Allah kula yakın, kul da Allah'a Hakkın gizli hazinesi toprakta Benim sadık yarim kara topraktır. Bütün kusurumu toprak gizliyor Melhem çalıp yaralarım düzlüyor Kolun açmış yollarımı gözlüyor Benim sadık yarim kara topraktır. Her kim ki olursa bu sırra mazhar Dünyaya bırakır ölmez bir eser Gün gelir Veysel'i bağrına basar Benim sadık yarim kara topraktır _______________________________________________________________ TÜRKÜZ TÜRKÜ ÇAĞIRIRIZ (2205 Hit) Dünya dolsa şarkıyılan Türküz türkü çağırırız Yola gitmek korkuyulan Türküz türkü çağırırız Türküz Türkler yoldaşımız Hesaba gelmez yaşımız Nerde olsa savaşırız Türküz türkü çağırırız Türklerdir bizim atamız Halis Türküz kanı temiz Şarkı gazeldir hatamız Türküz türkü çağırırız Bayramlarda düğünlerde Toplantıda yığınlarda Sıkılınca dar günlerde Türküz türkü çağırırız Yaylalarda yataklarda Odalarda otaklarda Koyun gibi koytaklarda Türküz türkü çağırırız Su başında sulaklarda Türkün sesi kulaklarda Beşiklerde beleklerde Türküz türkü çağırırız Hep beraber gelin kızlar Bile coşar o yıldızlar Koşulunca çifte sazlar Türküz türkü çağırırız İnler Veysel arı gibi Bülbüllerin zarı gibi Turnalar katarı gibi Türküz türkü çağırırız _______________________________________________________________ DOSTLAR BENİ HATIRLASIN (16008 Hit) Ben giderim adım kalır, Dostlar beni hatırlasın. Düğün olur, bayram gelir, Dostlar beni hatırlasın. Can bedenden ayrılacak, Tütmez baca, yanmaz ocak, Selam olsun kucak kucak, Dostlar beni hatırlasın. Açar solar türlü çiçek Kimler gülmüş, kim gülecek Murat yalan, ölüm gerçek, Dostlar beni hatırlasın. Gün ikindi akşam olur, Gör ki başa neler gelir, Veysel gider, adı kalır Dostlar beni hatırlasın Aşık Veysel
?
Şiirhane
Edebiyat Tartışmaları
İbibik kuşu nasıl olur Hiç bilmem ben Kaf dağının ardına da hiç geçmedim Zümrüdü Anka kuşunu Uçarken de görmedim Ama seni gördüm gözlerindeki hüznü Saçının kumralını endamını işveni gördüm masal gibiydi hiç bitmesini istemediğim Şimdi seni gazetelerde gördüm masal çok önceden bitmişti gerçi büyümüştüm,çocuk değildim artık bilmiyorum hangimiz için üzüldüm
?
Bir Yazar
Edebiyat Tartışmaları
mavi ada sakinleri, kahraman tazeoğlunun az ama öz olan şiirlerini okuduğunuzda bi ömürlük hisler taşıycaksınız..seni içimden terk ediyorum, bunlardan bitanesi..
?
İlk Roman
Yaratıcı Yazarlık
Merhaba Düşge, sizin sorunuzu anladığımı varsayarak, fakat kendimi yine de "bu yolda uğraşan" biri olarak görmeden, kısaca şu (yine tuhaf) izlenimimi dile getirmek istiyorum: Okuduğum romanların kahramanları, bana kimi zaman, roman dışında, yani "bizim görsel dünyamızdaki" kahramanlar kadar inatçı, bencil ve "kendine buyruk" gelir. Hatta, dışarıdaki kimlikler nasıl ki bölünmez birer bütün (in-dividuum = birey) ise, içeridekiler de büsbütün, tek, parçalanamaz, koku, ten, en dibi görülmezdir nasıl oluyorsa, -biz bunları konuşurken, acaba Don Kişot -yani şu an- ne gibi garabet içinde nerede neyi düşlüyor gibi bir içten soru sorasım var sanki...bu durumda: yazar ne yapsın ki zavallı, kahramanın peşi sıra tıpkı Sancho Pansa yolun nereye gittiğinden habersiz sürüklenir durur eşeğin üzerinde...garip, sahiden garip bir durum, ama kanımca, bunda bir yasallık var, bizim "kolaylaştırıcı ve düzleştirici" aklımızın pek alamadığı... şimdilik bu telaşlı ve gelişi güzel izlenimle selamlıyorum sizi suyel
?
Türk Yazarları
Edebiyat Tartışmaları
Şair - yazar Attila İlhan Hayatı 15 Haziran 1925'te Menemen'de doğdu. İlk ve orta eğitiminin büyük bir bölümünü İzmir ve babasının işi dolayısıyla gittikleri farklı bölgelerde tamamladı. İzmir Atatürk Lisesi birinci sınıfındayken mektuplaştığı bir kıza yazdığı Nazım Hikmet şiirleriyle yakalanmasıyla 1941 Şubat'ında, 16 yaşındayken tutuklandı ve okuldan uzaklaştırıldı. Üç hafta gözetim altında kaldı. İki ay hapiste yattı. Türkiye'nin hiçbir yerinde okuyamayacağına dair bir belge verilince, eğitim hayatına ara vermek zorunda kaldı. Danıştay kararıyla, 1944 yılında okuma hakkını tekrar kazandı ve İstanbul Işık Lisesi'ne yazıldı. Lise son sınıftayken amcasının kendisinden habersiz katıldığı CHP Şiir Armağanı'nda Cebbaroğlu Mehemmed şiiriyle ikincilik ödülünü pek çok ünlü şairi geride bırakarak aldı. 1946'ta mezun oldu. İstanbul Hukuk Fakültesi'ne kaydoldu. Üniversite hayatının başarılı geçen yıllarında Yığın ve Gün gibi dergilerde ilk şiirleri yayınlanmaya başladı. 1948'de ilk şiir kitabı Duvar'ı kendi imkanlarıyla yayınladı. Paris Yılları 1949 yılında, üniversite ikinci sınıftayken Nazım Hikmet'i kurtarma hareketine katılmak üzere ilk kez Paris'e gitti. Bu harekette aktif rol oynadı. Fransız toplumu ve orada bulunduğu çevreye ilişkin gözlemleri daha sonraki eserlerinde yer alan bir çok karakter ve olaya temel oluşturmuştur. Türkiye'ye geri dönüşünde sıklıkla başı polisle derde girdi. Sansaryan Han'daki sorgulamalar ölüm, tehlike, gerilim temalarının işlendiği eserlerinde önemli rol oynamıştır. Bir kaç kez gözaltına alındı. İstanbul - Paris - İzmir Üçgeni 1951 yılında Gerçek gazetesinde bir yazısından dolayı kovuşturmaya uğrayınca Paris'e tekrar gitti. Fransa'daki bu dönem Attilâ İlhan'ın Fransızca'yı ve Marksizmi öğrendiği yıllardır. 1950'li yılları İstanbul - İzmir - Paris üçgeni içerisinde geçiren Attilâ İlhan, bu dönemde ismini yavaş yavaş Türkiye çapında duyurmaya başladı. Yurda döndükten sonra, Hukuk Fakültesi'ne devam etti. Ancak son sınıfta gazeteciliğe başlamasıyla beraber öğrenimini yarıda bıraktı. Sinemayla olan ilişkisi, yine bu dönemde, 1953'te Vatan gazetesinde sinema eleştirileri yazmasıyla başlar. Sanatta Çok Yönlülük 1957'de gittiği Erzincan'da askerliğini yaptıktan sonra, tekrar İstanbul'a dönüş yapan Attilâ İlhan sinema çalışmalarına ağırlık verdi. Onbeşe yakın senaryoya Ali Kaptanoğlu adıyla imza attı. Sinemada aradığını bulamayınca, 1960'ta Paris'e geri döndü. Sosyalizmin geldiği aşamaları ve televizyonculuğu incelediği bu dönem, babasının ölmesiyle birlikte yazarın İzmir dönemini başlattı. Sekiz yıl İzmir'de kaldığı dönemde, Demokrat İzmir gazetesinin başyazarlığını ve genel yayın yönetmenliğini yürüttü. Aynı yıllarda, şiir kitabı olarak Yasak Sevişmek ve Aynanın İçindekiler serisinden Bıçağın Ucu yayınlandı. 1968'te evlendi, 15 yıl evli kaldı. İstanbul'a Dönüş 1973'te Bilgi Yayınevi'nin danışmanlığını üstlenerek Ankara'ya taşındı. Sırtlan Payı ve Yaraya Tuz Basmak 'ı Ankara'da yazdı. 81'e kadar Ankara'da kalan yazar Fena Halde Leman adlı romanını tamamladıktan sonra İstanbul'a yerleşti. İstanbul'da gazetecilik serüveni Milliyet ve Gelişim Yayınları ile devam etti. Bir süre Güneş gazetesinde yazan Attilâ İlhan, 1993-1996 yılları arasında Meydan gazetesinde yazmaya devam etti. 1996 yılından beri köşe yazılarını Cumhuriyet gazetesi'nde sürdürmektedir. 1970'lerde Türkiye'de televizyon yayınlarının başlaması ve geniş kitlelere ulaşmasıyla beraber Attilâ İlhan da senaryo yazmaya geri dönüş yaptı. Sekiz Sütuna Manşet, Kartallar Yüksek Uçar ve Yarın Artık Bugündür halk tarafından beğeniyle izlenilen diziler oldu. Ali Kaptanoğlu adını kullandı Senaryolarında Ali Kaptanoğlu adını kullandı. Belli başli filmleri: Yalnızlar Rıhtımı (Lütfi Akad), Ateşten Damlalar (Memduh Ün), Rıfat Diye Biri (Ertem Gönenç), Şoför Nebahat (Metin Erksan), Devlerin Öfkesi (Nevzat Pesen), Ver Elini Istanbul (Aydın Arakon). Şiir kitapları: Duvar(1948). Sisler Bulvar(1954). Yağmur Kaçağı(1955). Ben Sana Mecburum(1960). Bela Çiçeği(1961). Yasak Sevişmek(1968). Tutuklunun Günlüğü(1973). Böyle Bir Sevmek(1977). Elde Var Hüzün(1982). Korkunun Krallığı(1987). Ayrılık Sevdaya Dahil(1993). Kimi Sevsem Sensin (2002). Romanları: Sokaktaki Adam (1953). Zenciler Birbirine Benzemez (1957). Kurtlar Sofrası (1963). Bıçağın Ucu (1973). Sırtlan Payı (1974)Yunus Nadi Roman Armağanı. Yaraya Tuz Basmak (1978). ersaadet'te Sabah Ezanları (1981). 'O Karanlıkta Biz' (1988). Fena Halde Leman (1980). Haco Hanim Vay (1984).
?
Türk Yazarları
Edebiyat Tartışmaları
Ben Sana Mecburum Ben sana mecburum bilemezsin Adını mıh gibi aklımda tutuyorum Büyüdükçe büyüyor gözlerin Ben sana mecburum bilemezsin İçimi seninle ısıtıyorum Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor Bu şehir o eski İstanbul mudur? Karanlıkta bulutlar parçalanıyor Sokak lambaları birden yanıyor Kaldırımlarda yağmur kokusu Ben sana mecburum sen yoksun Sevmek kimi zaman rezilce korkudur İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur Tutsak ustura ağzında yaşamaktan Kimi zaman ellerini kırar tutkusu Birkaç hayat çıkarır yaşamasından Hangi kapıyı çalsa kimi zaman Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu Fatihte yoksul bir gramafon çalıyor Eski zamanlardan bir Cuma çalıyor Durup köşe başında deliksiz dinlesem Sana kullanılmamış bir gök getirsem Haftalar ellerimde ufalanıyor Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem Ben sana mecburum sen yoksun Belki Haziranda mavi benekli çocuksun Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun Bütün ıslanmışşın tüylerin ürperiyor Belki körsün kırılmışsın telâş içindesin Kötü rüzgâr saçlarını götürüyor Ne vakit bir yaşamak düşünsem Bu kurtlar sofrasında belki zor Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden Ne vakit bir yaşamak düşünsem Sus deyip adınla başlıyorum İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin Hayır başka türlü olmayacak Ben sana mecburum bilemezsin.. . Attila İlhan
?
Türk Yazarları
Edebiyat Tartışmaları
Söyleşir Evvelce biz bu tenhalarda Ziyade gülüşürdük Pır pır yaldızlanırdı kanatları kahkaha Kuşlarının Ne meseller söylerdi mercan köz nargileler Zamanlar değişti Ayrılık girdi araya Hicrana düştük bugün Ah nerde gençliğimiz Sahilde savruluşları başıboş dalgaların Yeri göğü çınlatan tumturaklı gazeller Elde var hüzün O şehrâyin fakat çıkar mı akıldan Çarkıfeleklerin renk renk geceye dağılması Sırılsıklam âşık incesaz Kadehlerin mehtaba kaldırılması Adeta düğün Hayat zamanda iz bırakmaz Bir boşluğa düşersin bir boşluktan Birikip yeniden sıçramak için Elde var hüzün Attila İLHAN
?
Türk Yazarları
Edebiyat Tartışmaları
aysel git başımdan ben sana göre değilim olümüm birden olacak seziyorum hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim aysel git başımdan istemiyorum benim yağmurumda gezinemezsin üşürsün dağıtır gecelerim sarışınlığını uykularımı uyusan nasıl korkarsın hiçbir dakikamı yaşayamazsın aysel git başımdan ben sana göre değilim benim için kirletme aydınlığını hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim ıslığımı denesen hemen düşürürsün gözlerim hızlandırır tenhalığını yanlış şehirlere götürür trenlerim ya ölmek ustalığını kazanırsın ya korku biriktirmek yetisini acılarım iyice bol gelir sana sevincim bir türlü tutmaz sevincini aysel git başımdan ben sana göre değilim ümitsizliğimi olsun anlasana hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim sevindiğim anda sen üzülürsün sonbahar uğultusu duymamışsın ki içinden bir gemi kalkıp gitmemiş uzak yalnızlık limanlarına aykırı bir yolcuyum dünya geniş büyük bir kulak çınlıyor içimdeki çetrefil yolculuğum kesinleşmiş sakın başka bir şey getirme aklına aysel git başımdan ben sana göre değilim ölümüm birden olacak seziyorum hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim aysel git başımdan seni seviyorum
?
Devran-i Şairane
Yaratıcı Yazarlık
neden bu kadar gereksiz vakit harcanır ki..
Başa Dön