"Gelecek, şimdiki zamandan çok da farklı değildir; sadece daha pahalıdır." - George Orwell"

Yaratıcı Yazarlık

Yazma Teknikleri

4 görüntülenme · 74 ileti
??? #1
“Yazar başarısızlıklarını görür ve kahramanına giydirir.” Bu cümle üzerinde kafa yormak ve böyle bir başlangıç yapmak çok hoşuma gitti. Fazlasıyla doğru bir cümle. Ya da sadece doğru diyebiliriz. Doğru olduğunu sonuna kadar savunabileceğim bir cümle olsa da eklemek istediğim ya da çıkarmak istediğim bir iki nokta olabilir. “Yazar başarısızlıkları görür ve kahramanına giydirir” çevresindeki tüm başarısızlıkları... Bir yazar herşeyden önce göz olmalıdır. Sağlam bir göz, uzağı görüp, yakını seçemeyen cinsten bir göz değil. Sapasağlam bir göz. Çevresini izlerken, kendini görmelidir, başka yansımalarda. Tıpkı su üzerindeki yansıması gibi, bir ayna kadar net görüntü vermeyen ama kendisine benzeyen detayları yakalayabileceği bulanık bir yansıma. Bulanık bir suyun içinden almak istediklerini çekip çıkarmak ve bunları yazıya yansıtmak, ya da bulanıklığı yazıya olduğu gibi aktarmak bu yazara kalmış onun tercihi. Ama hep yazdıklarında kendi olmalı, ama dozu iyi ayarlamalı. Peki ama ben bunu çok mu iyi yapıyorum da böyle atıp tutuyorum. Hayır. Henüz istediğim kadar iyi değil; en iyisi olmak gibi de bir niyetim yok, doğru yapmak istiyorum. İnsanlar benim çıkaramadığım sonuçları çıkarsın, şu ana kadar belki de hiç hissedemediğim duyguları hissetsin istiyorum. Bulanıksan bulanıklığın,keskinsen keskinliğin, mükemmel olduğunu düşünüyorsan hataların bulunsun istiyorum. Hataların sonu yok. Ben hatalarıma devam etmek istiyorum, şikayet etmeden, yeni hatalar yapmak ve yaptığım hatalardan yeni kahramanlar çıkarmak istiyorum. Evet kahramanlarımın karakterlerinde bir oturmamışlık var. Tıpkı benim hayatımdaki oturmamışlık gibi, her an bir yerlere gitmek yeni bir şeyler yapmak için hazırım, o kadar çok şey var ki yapmak istediğim bazen kendim bile şaşırıyorum. Yavaş yavaş teker teker oturacaklar onlarda, yine de hep oynayan bir tarafı kalacak isteklerimin ve hayatımın. Yazının gelip hayatımın orta yerine oturması da bunun gibi. Evet yazı yazmak önemli hayatımda. Ben yazarım. Bunu söylemek hoşuma gidiyor. Ben yazarım. Ben bir yazarım. Artık nereye çekmek istersek.
??? #2
Doğmadan önce yaşadığımız hayatlardan getirdiklerimizdir aslında yetenek dediğimiz şeyler . Söz gelimi;niçin bir çocuk diğerinden daha iyi keman çalsın. Hayata aynı zamanda başladıklarını düşünelim. Niçin biri diğerinden daha güzel ses çıkarsın ki daha ilk tutuşunda o tahta parçasından işte bunun bir sebebi olmalı. Beyin daha öncesini hatırlıyor da sakın ağzından kaçırıyor olmasın sakın - " sen bu işi daha önce yapmıştın hatırlamıyor musun?" diye. Ne demek istiyorum. Yazarlığın,görmek ile alakası olmadığını düşünüyorum. Bazı insanlar yaşamın çekirdeğinde dönen oyunu fark etmiş olarak doğarlar. Nazım Hikmet'in gözünü bağlasalar yazamayacak mıydı? Hemingway'in,Cortazar'ın,Dostoyevsky'nin,Jhon Fowler'ın... İşte az önce bahsettiğim o bir takım insanlardır kalemlerinin ucunu hayata banıp ,sayfalarda kanat çırpan. Onun dışında pek çok yazar var elbet,bu işe gönül vermiş,hayatlarını okuyarak,yılmadan çiziktirerek kalemini eğitebilmiş yazarlar... ama onlar da maalesef entellektüelitenin ardında boş sokaklara bakan pencereler taşıdıklarından habersiz yazıp duruyorlar. Ya yalancı gebelik yaşıyorlar ya da doğurdukları eserler ölü olarak geliyorlar hayata. Son olarak şunu diyorum;hayalgücü olmayan yada bu hayata yazmak için gönderildiğine inanmayanlar yazmasın demiycem,umuda kapılmasınlar...
??? #3
[[B]][[I]]"Doğmadan önce yaşadığımız hayatlardan getirdiklerimizdir aslında yetenek dediğimiz şeyler" [[/I]][[/B]] Sevgili, Kaan Özdemir'in yazarlıkla ilgili bu sözlerine aslında tam da bu tip duygu ve düşüncelerin içimde bir kaos oluşturdukları bir dönemde rastladım. Yaşadığım bana göre esrarengiz belki de başkaları için sadece rastlantı sayılabilecek sıradan olayların ardı ardına gelmesi bana öyle hissettirdi. Evet bu cümle üzerinde düşünüldüğünde hiç de mantıksız gelmiyor insana ya köklerimizden kalan kalıntılar ya da olduğunu varsayabileceğimiz bundan önceki yaşantımız, ya da şua na paylaştığımız yaşamımıza soktuğumuz insanlar hepsi ama hepsi belki de farkında olmadan yazımızı, yazarlığımızı etkiliyor. Son zamanlarda düşündüğüm belki de beni çıkmaza sokan da bu o yüzden bu konuda soru işaretlerine boğulmuş durumdayım. Yaşam mı yazmak mı? Yaşam derken sadece nefes almak değil elbet... Tüm paylaşımlar, işler, sorumluluklar, sorunlar, trafik,stres,sevgi,paylaşım, ikili ilişkiler, tüm sorunları ve güzellikleri ile dolu dolu farkında olamadan akıp giden bir yaşam mı? Yoksa şehrin keşmkeşinden uzak yalnız belki de bir sahil kasabasında sadece kitaplarla dolu kağıt ve kaleme daha çok zaman verebileceğiniz belki de zaman zaman aç bile kalabileceğiniz bir yaşam mı? Hangisi geçmişten gelen yazarlığınıza, ya da sanatçı yanınıza daha çok katkı sağlar? Nasıl yazıda verimlii olup kendinizi tam anlamı ile yazıya adayabilirsiniz? İşte tüm merak ettiğim bu; Yazmak mı yaşamak mı?
??? #4
Yazarlık benim çocukluk düşüm. Hatta ilk ve son romanımı ortaokul ikinci sınıfta yazdığımda kendimi geleceğin büyük yazarları arasında görüyordum. Ancak maalesef o romanımın Türkçe öğretmenimin elinde kaybolmasından sonra sanki tüm yeteneğimi kaybetmişim gibi büyük bir küskünlükle yazmayı da,"çok okuyarak birgün çok kaliteli şeyleri yazma ümidiyle" bıraktım. Sonraki yıllarda hep ilham perimi ve onun parmaklarıma dokundurucuğı sihirli değneğini bekledim. Ve şimdi otuz iki yaşında olmama rağmen hâlâ o peri beni ziyaret edemedi... Peki ben yazarlığa ne zaman ve nasıl başlayabileceğim, yazar olabilmek için neler yapmalıyım? Önerileriniz ?
??? #5
pek fazla yazar tanımam...nasıl yazdıkları ellerini taşın altına ne biçimde soktukları hakkında da çok fazla bilgim yok...gencim...sıçrıyorum...düşmeden... veeeeeee kendim ve ustam adına şunu söyleyebilirim ki yazmak bir dürtüdür... kimi zaman yazamazsın...saçını başını yolarsın...boşalman gerekir...yoook olmuyordur... kimi zamanda öyle bir yazarsın ki o an beyninin çalışmadığını hissedersin sanki sadece ellerin yazıyordur... gelip size de soran olmuştur "nasıl yazıyorsun ya bunları?" diye...işte o an anlarsınız zaten bunun bir yetenek olduğunu...ve her yetenek gibi geiştirilmesi için çok çalışılması ve öncelikle keşfedilmesi gerektiğini... bence bu budur... böyle hissetmeyen varsa ve ben yazarım diyen varsa kusura bakmasın... o bir ağır işçidir bence...
??? #6
Bence yapmanız gereken tek şey, kalemi elinize alıp yazmak; yazmaya çalışmak, karalamak, anlamsızlıklardan büyük anlamlar doğabileceğini düşünmekteyim. Biraz cesaret, biraz bunalma, biraz zorlanma. Gerekenler bunlar diye düşünüyorum... Sevgiyle...
??? #8
Bunalmadan edebiyat eseri yazılamayacağına inanmaktayım. Biz bunalıp yazacağız ki, okuyucu bu bunalımı anlasın, kahkahalarla gülsün...
??? #9
Beni bağışla, ne demek istediğini tam olarak anlayamadım. [[B]]" Biz bunalıp yazacağız ki, okuyucu bu bunalımı anlasın, kahkahalarla gülsün... "[[/B]] Okur sadece bunalımdan mı anlar? Sadece bunalan okur mu kahkahayla güler? Sadece mizah edebiyatından bahsediyorsak söylediğin bir ölçüde (ama sadece bir ölçüde) doğru olabilir. "Amaan, boşverin..." gibi bir ruh halinden yola çıkıp toplumu tiye almak elbette birçok kişiyi güldürecektir. Hayatta 'saçma' olanı fazla ciddiye almamak birçok kişi tarafından kabul görecektir. Yazarın da özgürlük alanını bir miktar genişletecektir belki. Bu ruh haline sahip birinin en derinlerde ufak bir depresyonu gizlediği de tahmin edilebilir. Ama bunalım er geç insanı sıkar. Bunalımdan yola çıkarak yazan biri en başta güldürse de, er geç okurunun da içini karartacaktır. O noktadan sonra da tahminim o ki, kimse "Çok bunalımlı bir yazar! Bayılıyorum ona!" demeyecektir. Edebiyatta hiddetle ve büyük bir kararlılıkla "bunalım takılan" bir Varoluşçular var bildiğim kadarıyla. Onların dışında da bunalım geri kalan tüm ruh hallerinden biri sadece. Goethe'nin ya da Yaşar Kemal'in, Steinbeck'in ya da Çehov'un 'bunalım'larından yola çıkarak yazmadıklarına eminim. Dahası bugün kitapçı raflarını süsleyen (okurların eline aldığı yazarlar yani) hiçbir yazarın "ben ancak bunalınca yazabiliyorum, sadece bunalımı yazıyorum" demediğine eminim. Bütün bir edebiyatı, bütün bir yaratıcılığı bunalım gibi garip bir başlığın altına sığdırmaya çalışmak, herşeyden önce insan aklını, özgürlüğünü ve duygularını küçük görmek gibi geldi bana. Yazarın da hayal gücüne haksızlık etmiş olursun... Saygılar, Diren Yardımlı
??? #10
Sizi bağışlayabilirdim; ne demek istediğimi tam olarak anlayıp, yorum yapsaydınız. (Şaka) Espri bir tarafa bütün samimiyetimle demek istemiştim ki yazmak, (en azından benim için) bütünüyle şahsi bir mesele, kendi problemlerimin peşindeyim. Sanırım şahsiyet sahibi (dil, uslup ve anlatım anlamında) her yazar da bu şekilde yazmakta. İşte ben de yazmanın bir yazarın kişisel sorunu olduğunu, yazacaksa önce kendi içinden başlaması, o sese kulak vermesi gerektiğini, direnmesi ve inat etmesini gerektiği anlatmaya çalışmıştım. Elbette bir yazar ‘Çok bunaldım, dur şunu yazayım,’ diye oturmaz masasının başına. Ama en azından gerekçelerden biri olabilir. Edebiyat tarihine şöyle bir bakarsak ne kadar çok ruhsal bunalım geçirmiş yazar olduğunu görürüz. Hepimiz düşünmüşüzdür, bir insan neden yazar, neden böyle bir şey ister diye. Sebep bellidir yoksunluk, dışarıda kalmışlık, uzaklık. Acaba bunlar bunalım sebepleri değil midir? İnsan hayatında ruhsal bunalım yok mudur?Vardır. Hem biri biter diğeri başlar, bitmez yani. Tabii yukarıda yazanlara bakarak yazdıklarımızın insanları bunaltacak şeyler olması gerektiği anlaşılmamalıdır. Zaten konumuz romanda neyin (nasıl)anlatılması gerektiği değil, yazma kıvamına gelmiş bir yazarın nereden başlayacağıyla ilgilidir. Akıl vermek anlamında değil, cesaretlendirmek anlamındadır. Sanırım bunlar yanlış anlaşılmayı biraz açıklıyor. Açıklamadığı biraz ise, edebiyatımızın son otuz yılına bakılırsa belli olur. Kaba bir genellemeyle, hiçbir psikolojisi ve felsefesi olmayan, köylü ve fakir hayatı anlatan ve polarize bir gelenekle karşı karşıya olduğumuz rahatlıkla görülebilir. İnsan psikolojisinin ve çağrışımlarının ne kadar eksik -hatta yok- olduğu anlaşılabilir. Her neyse. Lafı daha fazla uzatıp gereksiz ve sonu ve neticesi olmayacak bir tartışma yaratmak istemiyorum. Edebiyat özel bir zevk; ben böyle anlarım ve yazarım, diğeri başka türlü anlar ve anlatır. Ayrıca kimsenin hayal gücünü, aklını küçük gördüğümü de sanmıyorum, hele bütün bir edebiyat tarihini bir yerin altına sığdırmaya çalıştığımı hiç sanmıyorum. Neticede havadaki tozu yazan da var; insan sezgisine bırakan da. Çukurova’yı -hâlâ- anlatan da var; Ulysses de. Saygılarımla, Avni Kantan Not: Sanırım ‘Millet bana ayılıp bayılsın diye yazıyorum,’ diye çalışan yazar yoktur;yazarsın, ama karşılığında bir şey beklemezsin ve böyle olursa da belki birilerinin işine yarar yazdıkların...
??? #11
"Gereksiz" tartışmayı uzatmaya karar verdim... Çünkü, 1) Gereksiz bir tartışma başlığının altında üç paragraflık bir açıklama görünce başlık inandırıcılığını büyük ölçüde yitiriyor. 2) Yazıda anlaşılmak da düşünmek, kurgulamak kadar önemlidir. "Anlaşılmıyorum" savı, sizin karşınızdakine değil, kendinize doğru tutacağınız bir ayna olmalı. 3) "Bunalmadan edebiyat eseri yazılamayacağına inanmaktayım. " demekle "[Bunalım] en azından gerekçelerden biri olabilir," demek arasında önemli bir bakış açısı farkı var. Kısacası, anlaşılıp anlaşılmamak değil mesele.. konu gereksiz diyorsanız, emin olun hiç değil, çünkü 'bunalım' edebiyatı sizin de örneğini verdiğiniz ve eleştirdiğiniz türün ortaya çıkmasındaki en büyük etkenlerden biri. "Bunalım sendromu"nun müziğimizi, edebiyatımızı, hatta olduğu ölçüde resim sanatımızı ne hale getirdiği sanırım ortada. Mesajlarınızda katıldığım birçok nokta da var. Ama bir forumda, tartışmanın doğası gereği, herkesin anlaştığı değil, ortada farklı bakış açılarının olduğu konular tartışılır. Saygılarımla, Diren Yardımlı
??? #12
acı ve acını sürüklediği ruh hali - ki bunun bunalım olduğu yönünde bir kanaat hasıl sanırım diğer katılımcılarda - yazmak için en uygun durum... ama acının sürükleyebileceği tek yer de bunalım değil.. öncelikle hiç bir yere sürüklememiş, yani salt acı hali en iyisi bana kalırsa.. ama illa ki acının peşine takılıp sürükleneceğim diyorsanız sarhoşluktan hırsa, intikamdan acıyı başkasından çıkarmaya, hatta cinsel sapkınlıktan seri katilliğie kadar uzun bir seçenekler kümesi var işin sonunda. istediğinizi seçin ...
??? #13
Yazarlık hususundaki tavsiyeleriniz için teşekkür ederim. Yazma denemeleri haricinde birden bire gelen bir ilhamla eserler verilemeyeceğini çoktan beridir öğrenmiş durumdayım. Elbette çalışmak, bıkmadan daima yazmak basamakları çıkmada gerekli en önemli unsurlardan biri. Bence diğer en önemli unsurda dikkat ederek bolca okumak!
??? #14
Herkesin yazar, herkesin şair olduğu bir memlekette... Uzun zamandır izedebeyata da eser göndermiyorum, gönderemiyorum.Nedenlerini benim bildiğim, paylaştığımda karalanacağımı, birilerinin birşeylerin savunması içinde bulacaklarını kendilerini de ... Yazamıyorum değil, yazıyorum...Ama artık herkes yazıyor.Herkes herşeyi yazıyor. Sayın Rabia Zorlu'ya katılıyorum. Yazarlık benim de çocukluk düşümdü ve hala da öyle. Zaten bu düş değil mi bizi yaşama bağlayan. Nice şeyden vazgeçtikte bugüne değin yazmaktan vazgeçmedik. En kötülerinden iki satırını bile atmaya kıyamadık yazdığımız ufak kağıtların. Belki bir gün bunların bütününden güzel bir "ben" çıkar diye. Daha önce de dediğim gibi. Belki de bizim gibi çocukluk düşü yazarlık olan insanların kendilerini bu alemde tam olarak ifade edebilmeleri için, önce herkesin birşeyler yazması, yazacak konularının kalmaması gerekiyor. Şarkıcılar yazsın kitaplarını, mankenler yazsın kitaplarını, artistler de, pop starlarda , Türk starlarda...Bu çirkeflik bir gün son bulur diye bekleyen, biz çocukluk düşü yazarlık olan nice yazıya sevdalı kanayan, acıyan, bunalan yüreğin seside duyulur birgün. Ama gün bugün değil bilirim. En azından benim düşüm için. Bugüne kadar bekledim ya biraz daha beklerim. Bekleyelim... "Beklenen gün gelecekse çekilen çile kutsaldır."
??? #15
Eski yazarların hayatlarına şöyle bir baktığımızda, oradaki temel problemin yazıların basılma safhasında çıktığını örmekteyiz. İkinci problem olarak para gözükebilir. Belki bunların yanına bir-iki sorun daha ilave edebiliriz. Aynı zamanda yine bakarsak saydığımız, bize problem gibi gözüken bu konuların onlar için hiç de önemli olmadığını görürüz; onlar için tek birşey önemlidir. Yazmak. Öte yandan o zamanlar bizim bu gün patlama diye tabir ettiğimiz, insanlara maddi güç ve ün getiren hadisenin yaşanmadığını da biliyoruz.. Kitap, para kazanma ve meşhur olma yöntemi değil, o yolun yolcusu olan insanların yalnızca bu hadiseye aşkla bağlanmalarını ifade etmekteymiş. Para kazanılmazmış demek istemiyorum, ama para için araç yapılmazmış kitaplar. Şimdi durum çok farklı. Duyarlılıklar, bakış açıları ve piyasa çok değişti. Daha doğrusu bir piyasa oluştu. Değişen değerlerle birlikte, yayınevleri piyasa içinde var olmak, varlıklarını koruyabilmek için , artık çok para kazandıran kitap sektöründe bana çok garip gelen şeyler yapmaya başladılar. Çıkış noktaları edebiyat olduğu halde, edebilik ölçüsü taşıyıp taşımadığı bile belli olmayan, birbirinin kopyası şeyleri ardı ardına basmaya başladılar. Sn. Nadumyas’ın da ifade ettiği gibi, zamanın popüler olan bütün insanlarına yazma teklifi görürdüler,hatta bazılarına baskı yaptılar. Diğer taraftan insan,(belki doğası gereği) yazmak ister. Ve bildiğim kadarıyla hiç kimse için yazma yasağı da yoktur. O halde dileyen dilediğini yazar. Zaman içinde para, güç, iktidar, şöhret gibi insanın hoşuna gidecek tüm değerleri bünyesinde barındırmaya başlayan yazın, bir çok kişiye de sırf bu özelliklerinden dolayı cazip gelmeye başladı. Bu gün neredeyse akşam bir kitap yazıp, ertesi gün meşhur olmak ve para kazanmak çok mümkün. Bana kalırsa kim yazar kim yazamaz tartışması yerine yada herkes yazıyor, ben bu sebeple yazsam da yayınlamıyorum demek yerine , herkesin yazdığı edebiyat olur mu sorusunu tartışmak daha yerinde olacaktır. Çünkü biliyoruz ki, her isteyen yazabilir ama herkesin yazdığı edebiyat olur mu? Sanırım asıl sorun bu.
??? #16
Sevgili yazar arkadaşlarım, Romanlarınızda bölüm kavramı ile ilgili bir soru sormak istiyorum, ben yazdığım romanlarda bir bölüm içinde başlattığım bir olayın devamını daha sonraki bir bölümde bitirmekten hoşlanıyorum, böylece okuyucunun bunu bir sonraki bölümü okumak için bir neden olarak göreceğini düşünüyorum, bu konuda sizin de fikrinizi almak istedim. Sizce bir bölüm içinde başlatılan bir olay bir olgu o bölüm içerisinde sonuçlanmadan başka bir bölüme geçilmeli mi?
??? #17
Roman tabiki istenildiği gibi yazılabilir. Fakat bölümlerin sınırlara sahip olması kopmalara yol açabilir bence. Sanki hikaye bütünlüğüne dönüşebilir gibi geliyor bana. Baştaki bir bilinmeyen olgu, sonunda bağlanabilmeli, bir bölümde okuyucunun anlamadığı bir olay, daha sonra açıklanabilmeli. Böyle daha eğlenceli ve sürükleyici olacağını sanıyorum.. Saygılar.. Tabi herkes istediği gibi yazabilir. Fikir sadece...
??? #18
Eğer hayatınızdan bir hikaye ya da bir olayı paylaşmak istiyorsanız, okuyucu yokmuş gibi davranın. Çünkü onlar gerçekten de yoktular. “Orada olmalıydınız” demek bir fıkrayı asla komikleştirmez. Okuyucular sizin hikayeleriniz ve başınıza gelenleri bilmek isterler. Gerçekten de isterler. Bu yüzden onlara her detayı anlatın Zamanınızı verdiğiniz, detaylar belirginleştirip bağlayarak basit bir olaylar listesi sunmak yerine gerçekten bir hikaye anlattığınız sürece herşeyden iyi bir konu çıkarılabilir. Okuyucular gerçekten ne kadar zavallı olduğunuzu görmek isterler mi? Yazdıklarınızdan hem şiddet dolu, güldürücü veya acı veren bir anlam çıkarılabilir ya da üçü de anlaşılabilir
??? #19
benim yazdıklarım bir çeşit sayıklama. sanırım sırf bu yüzden yazar olamayacagım ne kötü. insan istediğinde sayıklayamıyor! yastığa başını koyunca uyuyan insanlar vardır. kalemi eline alınca yazabilenler. ikisine de kıskanarak ve imrenerek bakıyorum.
??? #20
Senin hevesini kıranların çınarları gençleşsin. İlhamiyi kaçıranlar, yüzgeçsiz ve solungaçsız dönsün toprağa.
Başa Dön