"Yazmak, bir hayaletle güreşmek gibidir; kazansan bile, elinde kalan sadece soğuk bir boşluktur." Franz Kafka"

?

???

July 2026 tarihinde katıldı

Son forum iletileri

?
İzEdebiyat
Açık Büfe
Şu an süregelen tutumlardan, tartışmalardan etkilenmedim değil. Artık kişisel olmaktan öte genel olarak insanların hırçınlaşması sınırları aşan ego tetmini doğal olarak bir iki insanın bir araya geldiği her ortamda olduğu gibi ortaya çıktı. Tartışmalar, sataşmalar, laf atmalar birbirini kovaladı. X kişi bir fikir attı ortaya Y'buna katılmadı X'i yerin dibine soktu. X incindi kırıldı. Haykırarak cevap verdi. Ve bu X'ler böyle devam etti sonra bir başkası bu tartışmalardan rahatsız oldu. Siteden çıkma kararı aldı ben gidiyorumlar, aman dur gitmeler... Terbiyesizler, saygı sınırını aştınlar... Kime göre doğru, kime göre yanlış kimin sınırı kiminkini aştı. Kimin lafı bir diğerine dokundu. Yalancı dedi biri bir değerine diğeri anlamını araştırdı. Birbirlerinin yüzlerini bir kere dahi görmemiş insanlar yüzümüze bakamayacak hale geldiler İzedebiyat'a üye olurken forumlarda ben yeni üyeyim yazılarımı okuyun, şöyleyim böyleyim demiyorsak giderken de neden sessizce gidemiyoruz. Bu çember dönüp dolaşıp bizi boğmaz mı? Başkalarını ve kendimizi daraltmaya bir son versek, artık birbirimizi üzmesek. Zaten o kadar üzüyor ki yaşam bizi... Sessizce gelin ve sessizce gidin... Yazılarınız iz bıraksın belleklerimizde yüreklerimizde... Sevgiyle, Ömür
?
İzEdebiyat
Açık Büfe
Şimdi size kocaman gülüyorum, ama bu boş lafların üzerine yüce kişiliğinizden tek bir söz bile duymak istemiyorum bu konuda. Bundan fazlasına hoş görü göstermek erdemlerimden biri değil sanırım...
?
İzEdebiyat
Açık Büfe
Benimkisi kuşbakışı bir yorumdu ve konu ile fena halde ilgisizdi... Dolayısı ile cevap gerektirmiyordu. Okunsun ve gülünsün diye yazılmıştı. Maalesef yazı dilinin, tonlama kabiliyeti olmadığı için konuşurken gayet sevimli bir biçimde de söyleyebileceğiniz "terbiyesiz" gibi bir kelime, yazılı bir cümlede asıl anlamına yapışıyor. Bu durumda, böyle demek istemesi mümkün olmadığına göre gönderme yapıyor gibi bir sonuç çıkarmak da yazan ile okuyanın mesaisidir. Kendimi tekrar yazma durumuna düşürdüğüm için çok kızgınım ama engel olmazsan bu konu yeni bir edebiyat-dışı krize döner endişesi içindeyim. Misil sevmez bir şahıs, üstelik de bir hemcinsiniz olarak, su götürmez bir ciddiyetle yaklaştığınız mesajda herhangi bir cins-i yergi olmadan, anlatım biçimlerinizle ilgili bir gözlemimi paylaştığımı ve bunu da belirttiğimi sanmıştım. Tekrar etmek isterim. Umarım ciddiye alıp da yeniden yazmazsınız. Değmez:) Saygılar...
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
Çarkına da hayatın, çarkçıbaşına da. (Gemileri kömürlü). Senin “vakti gelmiş” iletilerini ben arılara havale ettim, çiçeğin iyisini onlar bilir. Camide safların sıklaştırılmasını da en iyi, müezzinler bilir. Küçük çocuklara has olduğunu, sanırdım. Yanılmışım! Büyüklerin de hayali arkadaşları olur, muş. Kalemini yatırma güneş odalarına (Ya samimi söylüyorum, bu Word yazımlı harika) , karadıkça tenin, kimliğin değişmez. “ Solaryum yazdım ama güneş odası daha iyi” Zarı düşün (Hani tavla vb. oyun sihirbazı) küpten bir varlık. Her karesinde ayrı bir maske. Birden başlar, altıda biter. Bir de ikizi olursa yanında ve ikisinin sırtı da kara olunca, düşeş olur. Biz her gece boyalı ekranın karşısında, bir dizi uğruna yüzlerce dakika reklâmı dürüm yapıp, afiyetle indiriyoruz beynimize. (Adam çivi satarken, biz deterjan alıyoruz). Bırak kendini, huzura er. Açıkla kimliğini… Emeğini kendinle sun. Ecnebi dilli karakterli gizemin, üç ileti sonrası sitede ahkâm kesecek kadar net bir Türkçe ile karşıma gelirsen, ya sahtekâr olursun zatımda ya da süper atak, öğrenme katsayısı ışık hızına eş bir varlık… Tabi Cebrail, değilsen. (Gittiğinde bu teorimi anlat, faksın mucidi Cebrail). Türk usulü üzümlerin hali bu, birbirine bakarak kararır. Senin derdin üzüm yemek mi, bağcı dövmek mi? Bana öğle ağzının eğri köşesiyle “sayın” deme. “Erinmiyor” Ben erindiğimde koldan çevirmeli icadı ilk otomobillere benzerim, egzozumdan değil kimse ozon tabakası nasibini alır. (Önden kurmalı). Cin olmadan, adam çarpmaya kalkmayın. Burası pek sıratı anımsatmasa da, bilirsin tek kişi geçer karşıya. “VAKTİ GELMİŞ BİR İLETİ (HERKESİN OKUMASI RİCASI İLE)” Ne umuyorsun, beni mi yerin dibine batıracaksın? Ben dibim, batağım, çamurum, işe yaramam. Ben bunu her gece kendime söylüyorum, senin söylemenin ifadesi sadece bir gecelik bunları senin, benim yerime söylemenden öteye geçemez. Ben pisliğim! Sen kimsin? Çöpçü müsün? Benim akvaryumda iki tane var. İki de Japon, son iki kalan lepistes. Saraydan soytarıyı kaçırmışlar, el pençe tüm ahkâm. Tamam; balıkları ben zehirledim, attığım tüm paralar paslandı. Ve Kamuran Hocam oldu. Sarı ve sarı kafalı dolaşırım ardında. Civciv oldum! Kimine nazar boncuğu, kimine de inci takmayacağım. Sen, takmana bak.
?
İzEdebiyat
Açık Büfe
Kadın ve erkek beyni diye adlandırdığınız nokta tam olarak şu, Kenan bey'in yanlış yazım tarzından kaynaklanan istenmeyen ama yine belirten kişinin dile getirişi yüzünden oluşan algı. Doğru noktalar var, yanlışlarda... Orta da gülünç bir durum da yok, kişi kendi yerinden bakınca anlatmak istediğini bildiğinden yazıyı normal karşılıyor, ancak karşı tarafın yazıdan ne anlayacağını hesap etmiyor, yani etki-tepki. tepki kişiden kişiye göre değişkendir, algıya bağlı yönlenir. Benim anlatmak istediğim de tam bu nokta da kendini gösteriyor, anlatmak istediğiniz şeyi yanlış anlatıyorsunuz diyorum bende. kadın ve erkek beyni diye işi cinsiyet ayrımına vurabileceğimiz bir konu değil, çünkü algının cinsiyeti yoktur. duygusal zeka ile değil, iki anlatımda da mantıksal yaklaşımdan bahsediyoruz. Gülünçlük, terbiyesiz insanlar...vb ifadeler her ne olursa olsun uygun olmayan bir yaklaşımdır. haklı durumda iken haksız duruma düşüren yaklaşımlara örnekleyebiliriz bu tür iletileri. Zira forumlarda sürekli saçmalayan, hangi insan dilinden olduğunu bilmediğimiz ifadeler görüyoruz, bütün bunların topu yanlış. Konunun yanlış yerinden girsem de her ne olursa olsun kişilere saygıyla hitap etmek, kontrolü elden bırakmamak gerekir demiştim. benim konuyla değil, üslupla ilgim var. Ve bunu anlayamayan, hâlâ konunun üzerinde duran bir iletiden sonra ben de erkekle kadının algı gücü ayrımını görmüş oldum. Sanırım kadınlar biraz daha ince görüyorlar bazı şeyleri, erkeğe bir kez daha anlatmak gerekiyor. Konular beni ilgilendirmez, herkesin netice de sabrı zorlanmıştır değişik nedenlerden ama olayı abartıp hakarete ve rencide edici ifadelere çarptırmamak lazım. Forumlarda herkes bunu yapıyor, o zaman o haklılığın ne anlamı kalır ki! Ayrıca dokundurulan lafların da uygunsuzluğunu vurgulamak istiyorum. Fark edilmediği sanılsa da.... ama dediğim gibi ben polemik ve bu tür gereksiz eylemler peşinde değilim, cevap vermem. Üslup üzerine eğilmek isterken, anlaşılmadığımı gördüm ama dediğim gibi sabit noktaya bakanlar uzağı pek göremezler.... Saygılar.
?
İzEdebiyat
Açık Büfe
Ve aradaki temel farklar üzerine güzel dialoglar...Pardon, konuyu kaçırmadım umarım.
?
İzEdebiyat
Açık Büfe
Övgülere teşekkür, yorumlara teşekkür, al gülüm ver gülüm politikasından söz ediyoruz sanırım, aslında ben biraz geliştirdim işin içine yorumları da katarak, aslında sizden farklı düşünmüyorum. Saygıyı sizin dediklerinizde ki şahıslardan da bulabilmek gerekir. Yani aslında insanlar bu ortamlarda kendilerini yüceltmek için yığınla şey yapıyorlar ancak burasının sanal bir dünya olduğunu da göremiyorlar. Bu konular da bende çok doluyum ama çoğunluğu gördükçe susmayı yeğliyorum aylardır. Birisini överseniz size teşekkürle gelirler, eleştirirseniz hakaretle, ama ikisinin aslında birbirinden hiç farkı yoktur. En azından sizi de anlamama vesile olduğunuz için sağ olun. Ama anlatımlarınızda genellemeye gitmek yerine direk hedef kitlenizi yererseniz, samimiyetle birşeyler yapan insanlar da sizi yanlış algılamaz. Hiçbir kaygı gütmeksizin yazılarını liste başından insin diye silenler de var... bu arada Saygın diye adlandırdığınız kişiliğimin bu özellikleri de mevcut, sizi anladığımı sanıyorum, umarım siz de buradan bakınca beni anlamışsınızdır. Saygılar.
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
Öncelikle değerli, değerini insanlara değer verdiği ölçüde kazanan dostlardan, özür dileyerek başlamak zorundayım. Uzun bir süredir takip ettiğim genellikle izleyerek, bütün iletileri okuyarak geçirdiğim izedebiyat forumlarına sanırım artık vakti gelmiş bir iletiyi yazmak zorunda olduğumu hissediyorum. Tartışmaların hepsi aslında doğruyu bulmak, eğer olabilirse uzlaşma sağlanması için yapılır. Konuların saptırılması, amiyane tabirlerin kullanılması, kullanan insanın değerini düşürür aslında, kelimelerindeki acizliği, düşüncesindeki yozlaşmanın ifadesidir. Aslında bütün eleştiriler, yadırgamalar hatta kızgınlıklar öyle bir dil ile anlatılabilir ki biz buna yazma, eleştirme sanatı diyebiliriz. İnsanların üzerine çıkmak, onlardan çıkar elde etmek ise basit insanların yapabilecekleri düzeysiz bir davranıştır. Reklam yapmak, kendini acındırmak, pof poflanmak istemek ile gerçekten ince düşünmek, gerçekten değer vererek bir işe sahip çıkmak arasında çok ince bir çizgi vardır. İşte burada yapılacak eleştirilerin üslubu iyi ayarlanmaz ise, öncelikle yapılan goy goyculukla kamuoyu oluşturup karşıdaki kişiyi olaylardan soğutabilirsiniz. Bunun size dönebilecek herhangi bir kötü yanı olmaz. Sadece gerçekten değerli insanlar nazarında değersizliğinizi göstermiş olursunuz. Bu durumu da ancak başınıza gelince anlarsınız. Forumda geçen bazı konu ve tartışmalara kendi yorumumu yapmak istiyorum. Sizi tanımak isteyen insanlara dışlanmış bir tavırla yaklaşırsanız bu sizin üzerinizde ciddi bir ön yargı oluşturur. Sayın Nida, bence siz “sayın” sınız ama sanırım sizin ön yargılarınızla birileri değil. Bilmenizi isterim ki o bazıları size cevap vermekten bile eriniyor. Bahsi geçen kişi Sayın Enis Swan Heacock tur. Siz iletinizde; “Bazı yarım yamalak Türk işi, çoğu zaman Rum işi. Sen bir muammasın, derinliğin kayıp. Samimeyetin domateslerin solaryum işi kadar sahte kırmızı. Oynama. Bizim parkın ışıkları sabaha kadar açık. Ben döndüm. Dönme mi oldum. Yok bem dönmem.” Demişsiniz. Kendisinin burada yazısı olmaması ve tanınmayan birisi olması asabiyetiyle reklam olmayacağını düşünerek onu size anlatayım. Sizin Türkçe çevirilerle anlamaya çalıştığınız dünya edebiyatının değerli örneklerini orijinal metinlerinden okuyarak tahlil edebilmiş, aynı zamanda Türk Edebiyatı tarihini zannımca kendimi de katarak çoğumuzdan iyi bilen ve yine aynı zamanda Avrupa da çıkan Türkçe bir edebiyat dergisinin de araştırma yazılarının düzenlendiği departmanın başındaki bir insandır. Öncelikle derginin ismini REKLAM olur diye sonra da kendisinin istemeyeceğini düşünerek vermiyorum. Çünkü Sayın Nida nın iletisinden sonra hiçbir şekilde cevap vermeyeceğini e-posta aracılığı ile öğrendim. Ayrıca kendisi Türk Edebiyatının dünya üzerinde tanınması adına büyük çabaları var. Evet kendisi aslen Türk değil. Türkçe bir isme sahip olmak gerekli Türklüğü hissetmek için değil mi? (!) Sayın İmdat Özcan Bey; düşüncelerinizi yazdıklarınızdan anladığım kadarıyla takdir ediyorum. “Ayıp Ettik” başlıklı iletinize bir parça katılmıyorum. Doğrular yanlışlardan daha cesur olmadığı sürece yanlış doğru gibi davranırmış. İçinizde kopan fırtınaların az çok farkına varıyorum. Lütfen sizi okuyabilecek bir kişi olsa dahi o insanın sizden yararlanmasını engellemeyin. Yapılanlara hız verilmeli daha çok çalışılmalıdır ki yanlış yapanlar doğruların farkına varsınlar ve varsa bizim yaptığımız bir yanlış farkına varmalıyız. Sayın İsa Kantarcı; sanırım karakteriniz itibariyle ezilenin yanında olmak onu koruyup kollamak gibi bir niteliğiniz var ve bu gerçekten de takdir edilebilecek bir tutumdur. Ancak olaylar üzerinde yaptığınız yorumlar karşısında; insanın kabullenmesi güç, direkt kişiliğe yapılması asabiyetiyle kırıcı bir tavır takınmaktadır. Edebi bir niteliğiniz olduğu düşüncesindeyim ancak yanlış yerlerde kullanılan yeteneklerde yanlış sayılır. Uzlaşmadan çok olayları körükleme yaparsak bunun hiç kimseye bir faydasının olmayacağı kanaatindeyim. Sayın Naile Hanımla Zeynep Hanım arasındaki doğruyu bulma tartışmasında farklı kişiler herhangi bir kişiyi bastırmak için hiçbir yorum yapmamışlar aksine uzlaşmanın sağlanması adına kelimelerin daha dikkatli seçilmesi yönünde fikir bildirmişlerdir. Sayın Kâmuran Esen Hanımın tutumu da bu şekildedir. Sayın M.Doğan ı tebrik etmek istiyorum. Düşüncelerini açıklamaktaki inceliği ile. Tartışmanın nasıl olduğunu öncelikle kendimi katarak bize öğrettiği için. Umarım bunları okurken karşıcı bir ön yargıyla değil uzlaşma adına okursunuz. Bilmenizi isterim ki yapıtlarınızı beğenerek okuyorum ve edebi kişiliğinize saygım var. Bütün bu yazıların okunmasından sonra gelebilecek tepkileri tahmin ederek son birkaç söz etmek istiyorum. İsmimi açıklamamamın nedeni aslında önyargılardan sıyrılmaktı. İzedebiyat ailesine katıldığımda benim karalama olarak değerlendirdiğim yapıtlarımı insanların önüne salt bir şekilde ön yargıdan uzak olması düşüncesiyle, ismimle değil bizzat yazılarla değerlendirmelerini istedim. Bu fikrimde de haklı olduğumu gördüm. Dostoyevski gibi. Kendisi yapıtlarını bir arkadaşınınmış gibi etrafındakilere okutur böylelikle daha objektif bilgilere ulaştığını düşünürmüş. Bence de haklı. İsmimi vererek ismimin ön plana çıkacağını düşündüğüm için vermedim. Sanırım buna da hakkım var. Öncelikle bu iletiyi yazmak bana gerçekten zor geldi diyebilirim. Ama yazmam gerektiğinin de farkına vardım. Bu iletiyle yapıtlarımın okunma oranında artışı gördüğüm anda yazılarımı çekeceğimi de burada bildiriyorum. Doğruluğunu, eğer bahsettiğim olursa görebilirsiniz. İşte bu maksatla reklam gibi bir niyetimin olmadığını bir kez daha duyurmak istiyorum. Kendimi anlatmak isterdim ama kendimi anlatmak gibi bence biraz bencillik kokan bir davranışta bulunmak istemedim. Bilmeden kırdığım arkadaşım varsa kendisinden herkesin huzurunda özür dilerim. Yazdıklarım hepsi daha iyi bir Türk Edebiyatı içindir. Saygılarımla… Gizu Salima
?
İzEdebiyat
Açık Büfe
Konuyu ilgisiz bir yöne çekmenizden etkilenip başkaları da kendini gülünç duruma düşürmesin diye şu açıklamayı zorunlu görüyorum: Okuduğunuz ileti bir tartışma konusu açmaktan çok süregelen bir konuyla ilintilidir. Yüce dikkatinizin yoğunlaştığını gördüğüm kimi sıfatların önü sıra anılan kişilikler övülmek istenmiştir. Yazı silme eylemlerini gerçekleştirdiğini duyurmayarak pek değersiz saygımı hak eden bu insanlardan kimileri önemsiz övgülerime teşekkürlerini dönmeye başlamışlardır. Yazmış olduğum iletinin pekâlâ bulanık olduğunu kabul etmekle birlikte konunun ilgililerince anlaşıldığından emin olmam somut kanıtlara dayalıdır. Bizleri hiç anlamadığınızı belirterek saygın kişiliğinizin hiçbir özelliğini saklamamak dürüstlüğünü gösterdiğiniz için teşekkür etmek zorundayım. Yoğun sözcüklerle üzerinde durduğunuz "saygı" kavramının ortadan yitmemesi dileklerimle, Saygılar...
?
İzEdebiyat
Açık Büfe
Yazı silerken yazar başkasına danışacak değil sanırım, ya da bunu duyurma mecburiyeti yok, üslubunuza dikkat edin. Herkes her lafı kendinde hak görüyor ancak kişilere saygısızca laf etmek olmamalı. Artık bu forumdaki saçmalıkları belirtmekten yorulmaya başladım, ama hiçkimse yorulmuyor saçmalamaktan. Yazar istediği nedenle siler, bize bunun haberini verme zorunluluğu da yoktur, saygının anlamını mı unuttu insanlar yoksa bu kavramı mı? Sizleri hiç anlamıyorum. Kişisel haklara terbiyesizlik dendiğini de ilk burada görüyorum, sizi kutlamak lazım.
?
İzEdebiyat
Açık Büfe
İzedebiyat'tan bu güne dek kaç yazı çekildi, bu yazılardan kaçı listelerde üst sıralardayken sessiz sedasız silindi, hiçbir düşüncesi olan var mı? Ayrı kümelerden iki yazısı aynı anda ana sayfada çıktığı için telaşlanıp kaç kişi başkalarının yazılarının okuma sayısı arttırmaya girişti tahmin bile edemezsiniz... Neden? Çünkü bunu yapanların sayısını bilmek için adlarını da bilmek gerekiyor? Oysaki bu düşüncesiz, terbiyesiz insanlar! Bu doyum peşindeki zavallılar hiçbir şekilde bu eylemlerini duyurmadılar... Yalnızca siteyi birazcık takıntılı takip eden bendeniz gibi kuşkucu birkaç kişi farkına vardı bu durumun. Ama neden sildiniz yahu, diyemeden susturulduk! Çünkü yazılarını silip bunu forumdan duyurmayan ve duyarlılıklarını bizlerle paylaşma gereksinimi bile duymayan bu insanlar, siz de görüyorsunuz işte, biraz tuhaflar… Sağda solda “Okunmuyorsak yazmanın âlemi ne?” gibi laflar etmiyorlar, sonra “Aman canım çok okundu, o yüzden siliyorum da,” demiyorlar… Ne ayıp! Ne ayıp! Biraz kendime güvenim olsa hepsini bir bir açıklayacağım burada, ama anlayış gösterin efendim azıcık, karanlık tipler bunlar… Ama şu kadarını da söylemek lazım artık! Siz! Siz! Yeni yazıların önünü açmak için kendi yazılarından feragat etme yüce gönüllüğünü gösteren sizler! Size sesleniyorum! Şimdi hepiniz ortaya çıkıp bu işi yaptıktan sonra, bir de duyurma gereksinimine kapılanlar gibi imzanızı atın foruma! Biz de yaptık deyin! Bakın henüz konu sıcak, çok geç kalmış sayılmazsınız… Hem belli mi olur, bir iki yazısınız daha çıkar listelerde yukarı, onları da silersiniz, sonuçta hep yapıyorsunuz bunu... Saklamaya ne hacet efendim! Saygısızlık!
?
Devran-i Şairane
Yaratıcı Yazarlık
Merha Şair, Öyle çok şiir üretiliyor ki... Çok iyi, ama ön plana çıkarılan şiirlere bir dikkat edin. Yaşadığımız dünyanın yüzde doksanından uzak şiirler. Çok özel, çok yabanıl, çok yapay şiirler... Acayip sözcük cambazlıkları, anlamsızlıklar, yalnızlıklar... Hal böyle olunca kaportacı şiir okumuyor. Memur, işçi, dişçi... Hiçbiri kitapçıya gidip bir şiir kitabı almıyor. Şairler bile şairleri okumuyor bu ülkede. Ya siz kime şiir yazıyorsunuz? Rıfat Ilgaz, Aziz Nesin, Enver Gökçe, Hasan Hüseyin, Nazım Hikmet... Çok iyi... Bereketli topraklarımız. Ya günümüz için kimi gösterebiliriz. Bu bakış açısından bir özeleştiri yapalım. Artvin'den, bir köşeden köşesiz sevgilerimle...
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
allahın varsa naile hanım, yahu, de bağlacını yanlış kullandığını kabul et. battı mattı nedir ya. bu çirkin. daha neyin savunmasını yapıyorsun. bir de insancık diyorsun zeynep kardeşe. YA DUR. BİR KENDİNE GEL. doktor nerde devlet nerde........ NOT: HEM GİDERİM HEM GİTMEM. DELİRDİM BEN. BURDA KALCAM. ÇATIR ÇATIR ÇATLASIN DÜŞMANLAR. not: bu sataşmaları edebiyat düzlemine çekelim. yararlı olur. SONSUZ SEVGİLER KARDEŞLER.
?
Şiirhane
Edebiyat Tartışmaları
Sn. Enis Swan Heacock ve Guzi Salima, Burada yazmış olduklarınızdan hareketle, sizlerle ilgili az çok fikir sahibi oldum. Edebiyat adına ne yapıyorsanız ya da yapmaya çalışıyorsanız size başarılar diliyorum. Bu konuda bizlerden katkı bekleniyorsa eğer konu biraz daha tarafınızca daraltılırsa sanırım daha faydalı olabiliriz.Benim şu ana kadar anladığım (atladığım yazılar olabilir) edebiyat tartışması ama genel anlamda...Türk ve dünya edebiyatının genel olarak karşılaştırılması sanıyorum. Yanlış anlıyor isem düzeltin. Sizlerinde bildiği gibi yazınsal alanda pek çok sorun var. Herkesin bildiği, dile getirdiği sorunlar...Bırakın yazı yada şiir yazmayı, eleştirinin dahi sorunlaştığı bir ülkede yaşıyoruz. Bunun yanısıra forumdaki tartışmaya o noktaya nasıl geldiğini, kim tarafından getirildiğini tekrar gözden geçirerek yaklaşırsak, sanırım bu defa bir şeyler anlaşılmış olacak...Ne poh poh sevdalısıyım, okunma meraklısı...Ki bunu kırkbin defa söyledim...Sizin anladığını düşünüyorum. Ama birilerine bir lafı burada anlatabilmek için malesef savaşmak gerekiyor. Kaldı ki siz de diyorsunuz, okunma oranlarımdaki artışı göreyim, yapıtlarımı çekeceğim diyorsunuz...Ben farklı bir şey mi yaptım sizce...Gördüm, mutlu oldum, yorumları okudum, yazı ve şiirlerim sıfırladı kendini. Ayrıca burası izforum, burada yazar/şair adayı kimliğimle değil okur kimliğimle bulunuyorum? Yoksa bulunmak suç mu? Böyle bir kaide var mı yazılı, yoksa bu kapalı toplum olmanın getirdiği bir dışlama, karalama, "sen artık bizden değilsin çık dışarı"nın kibar ifadesi mi hala anlayamadım. Neyse önemli de değil zaten... Bu arada Enis beyle ilgili olarak sadece şunu söyleyebilirim; "Aynı topraktan geldik, biz bize benzeriz..." hoşgörü herşeyi halleder... Sanatın ne cinsiyeti, ne ırkı, ne dili ne de dini olmamalı... Toparlamam gerekirse benim belki hepinizin düşündüğü şeylerdir ancak paylaşmak istediğim ve kafama takılan bazı konular ; (Enis Bey'de daha önce sormuşlardı) *Türkiye'de her şiir yazan şair midir? *Yayınlanmış şiir kitabı olanların her birine gerçekten şair diyebilir miyiz? *Türkiye'de şair olmanın kıstası kitap yayınlatmak mıdır? *Şairi şair yapan unsurlardan biri de halkın kendi kabul edişliği olabilir mi? *Türk edebiyatında neden poetika ve manifestolar bulunmamaktadır? *Şiirde her birimiz aslında nabigalığa mı soyunuyoruz? (nabiga:soyunda şair olmadığı halde şiir yazıp söyleyen kişi) *Şairlik meslek olarak icra edildiğine göre Türkiye'de neden şiir/şair okulları açmıyoruz? *Türkiye'de eleştirmenlerin sayısı neden az ve genç insanların önüne tıkamak sevdasından (her alanda, her sektörde olduğu gibi) sanat alanında da ne zaman vazgeçilir? *Not: Her yazdığımdan sonra Zeynep hn. düşünür oldum iyi mi! Resmen sesini duyuyorum:)) "Çok dahiyane sorular Naile hn, bravo, alkışlıyorum sizi, harikasınız Naile hn, bunları çok düşündünüz mü?, iyi geceler Naile hn. , -de ayrı yazılır Naile hn, unutmayın..." Gülüyorum yaa valla iyi eğlendim... Okuduğum bir kitabı da size önermek isterim. Belki de okumuşsunuzdur Enis Bey... [[B]]Berna Moran, Edebiyat Kuramları ve Eleştiri, İletişim Yayınları.[[/B]] İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Kürsüsü'nddeki "Eleştiri" derslerinin bir kitapta toplanmış hali. Hem dünya hem de Türk edebiyatı açısından, edebiyat kuramları ve eleştirisel yaklaşım inceleniyor. Okumadı iseniz diyerek söylüyorum, bu kitaptan da çok güzel ipuçları yakalayabilirsiniz. Dediğim gibi tam olarak ne gerekiyorsa size biraz daha daraltarak yada ana başlıklar halinde bizlerle paylaşırsanız daha verimli şeyler üretebiliriz sizin de işinize yaracak...Bilmiyorum diğer arkadaşlar ne düşünür... Sevgiyle kalın... Naile Duman Yaşar [[B]]Poetika / Özdemir Asaf[[/B]] Yaşadım da yoruldum, bir ağır-işçi gibi Uyudum da uyandım, binlece kişi gibi Bana düşünmek vardı, payıma onu aldım İşledim de işledim bir hüner-işi gibi Horlandı, beğenildi; inandım, alınmadım Yolun geleceğini çizdim, geçmişi gibi Zor dönemler olmadı-değil, olsundu, oldu, Ne koştum ne de durdum, kaçak gidişi gibi Bu konuyu burada bırakıyorsam birden, Olmasın diyedir bir şeyin bitişi gibi.
Başa Dön