Buraya sana cevap vermek adına son kez yazıyorum. Bana hiç bir şey yokken zıplayan sensin diyorsun fakat en başa dönersek benim ortaya yazdığım bir paragrafı acımasızca eleştiren sendin. Benim sana diyecek başka bir sözüm yok bu ortamda. Eğer bana diyecek sözlerin varsa simyaver@hotmail.com'a e-mail atabilirsin. Artık bu ortamda bu konular konuşulmasın.
?
???
July 2026 tarihinde katıldıSon forum iletileri
uzun zamandır forumlarda artık fikirler pek tartışılmıyor,
sıradan sitelerde sıkça gördüğümüz : aklına esileni söylemelerden doğan alsana-verbana şeklinde sohbet odaları geyiklerine dönüşmeye başlayan bu durumlar kimseyi sıkmıyor mu?
bunları daha önce de söylemiştim , keşke haklı olduğum bu şekilde ispatlanmasaydı,
beyler birbirinize saygınız olmayabilir, bize saygınız olmayabilir ( ki bu saçmalıkları kimsenin duymak istemediğine eminim ) ama kendinize saygınız olsa bu mevzuyu bu kadar uzatmazdınız, çünkü hanginizin en dipte olduğunu biz buradan göremiyoruz, o kadar battınız yani,
adım imdat özcan...
kim olduğum aşikar...
önce yazdıklarını oku , hiç birşey yokken ortalığa sıçrayan sensin (şovu kimin yaptığı belli )
hiç kimse ile işi olmayan ve her tarafa laf atmışlığının tezatı da...
edeb-i ol...
madem derdin edebiyat , önce edepten veyizlen...
Benim seninle bir derdim yok ama sen şov yapmak adına benimle uğraşıyorsun. Kurtulun kardeşim şu POP kültüründen. Yeter artık. BBG deki , gelin kaynanada ki tartışma ruhundan kurtulun kardeşim. Karşınızdakini prim yapmak adına aşağılamaya çalışmayın. Ben senden, saçmaladıysam eğer, güzel bir şekilde uyarıp, yanlışlarımı güzel bir şekilde izah etmenin beklerdim. Maalesef ki pop kültürü böyle senin gibi edebiyatla haşır neşir güzide insanların bile ruhuna işlemiş. Çok yazık!
Gerçekten çok basitleşmeye başladı bu muhabbet. Arkadaşım hala oluşturduğum bir paragraftan bir cümle alıyor ve basitçe eleştiriyor. Ve hala "Benim okuyanla, okumayanla, yazanla, yazmayanla ve eline hiç kalem almamışla bir derdim yok." cümlesinin kendi yazdığı "Yazanın da - yazmayanın da - okuyanın da - okumayanın da - okunanın da - okunmayanın da utanacağı bir durum yok..." yazıya karşılık yazıldığını anlamak istemiyor ve basitçe eleştiriyor. Burası seviyeli bir site. Lütfen eleştiri yapacaksan eleştirin, ilgi çekmeye çalışmaktan uzak olsun. Sana göre saçmaladıysam saçmaladım.
Ve o cümlenin arkadaki anlamını(yani onlarla önyargılı bir şekilde uğraşmıyorum) anlamaktan acizsin. Tutturmuşsun bir tezatlık. Daha önceki yazdıklarıma yaptığın eleştiriye bakıyorum ve son yazdıklarıma yaptığına bakıyorum. Arada hiç bir alaka yok, tutarlılık yok. Sadece anı kurtarmak adına(birşey söylemiş olmak için birşey söylüyorsun.) konuşuyorsun.
Abartılı aktarımlara karşıyım. Ki Okan bile en yakın mesai arkadaşını yapım ilkeleri için kırıyor ve düzeltmemek uğruna batıyorsa…
Ali Kırca ve Brant! Kendi yönetimlerinde, abartılı haberciliğe göz yumuyor sa…
Abanacağım.
Konu başlığıma uygun bir başlığı forum köşelerine eklemek istiyorum.
"Benim okuyanla, okumayanla, yazanla, yazmayanla ve eline hiç kalem almamışla bir derdim yok."
Bak bu üstte kopyaladığım paragraf sana ait...
Sonra kendince açıklama yapmışsın ama bu da ayrı bir tezat...
Yukarda ki açılımın ile senin hiç kimse ile işin olmadığı anlaşılıyor...
Öyle bir paragraf oluşturmuşsun ki dünyada ki tüm insanları içine alıyor...
Tartışmaya bile gerek kalmamıştır...
eyvallah...
Lütfen eleştirilerimizi acımasızca yapmayalım. Biraz düşünelim, ondan sonra yapalım. Ben İmdat arkadaşımın yazısını görünce gerçekten çok sinirlendim. Böyle güzel bir forumda ne kadar insanlar saçmalasalarda, saçma sapan kelimesinin kullanılmamamısı gerektiğini düşünüyorum. Yazılan yazıları eleştirirken kolaya kaçmayalım, ne denmek istendiğini anlamaya çalışalım. Yazar yazdığı yazıyla, görünen anlamı dışında, başka düşünceleri anlatabilir. Eğer böyle olmasaydı felsefeye dair yazılar gerçekten saçma sapan olurdu.
Benim okuyanla, okumayanla, yazanla, yazmayanla ve eline hiç kalem almamışla bir derdim yok. Benim kavgam, kendi yapmadığı bir işi(örneğin hiç yazı yazmamış bir kişinin bir yazıyı eleştirmesi) eleştirme cüretinde bulunan kişilerledir...
Arkadaşım görüşüne saygı duyuyorum. Yazdığım yazı sana saçma gelmiş olabilir. Ama sen o yazıyı anlamak istediğin gibi anladın ve yargıladın. Ama o yazıda saklı kalmış başka anlamlar, anlatılmak istenen başka düşünceler olduğunu düşünmeden yanlış bir eleştiri yaptığını düşünüyorum. Sana kısaca izah edeyim. Ben "Varsın kalitesiz yazın, hiç eline kağıt kalem almamışlar utansın" derken, hiç eline kağıt kalem almamış insanların, kendi çabalarıyla güzel birşeyler ortaya çıkarmaya çalışan insanları olumsuz yönde eleştimesine bir gönderme yaptım. "Siz yeter ki kaliteli yazın, keşfedemeyenler utansın derken" , keşfedilmek için yazmayın, keşfedilmek gibi bir amactan uzak olsun yazılarınız demek istedim.
uzun zamandır forumlarda artık fikirler pek tartışılmıyor,
sıradan sitelerde sıkça gördüğümüz : aklına esileni söylemelerden doğan alsana-verbana şeklinde sohbet odaları geyiklerine dönüşmeye başlayan bu durumlar kimseyi sıkmıyor mu?
yapmış olduğunuz açıklamada benlik tarafı olanı aldım.
İsim kullanmama yada diğerleride üzerine eklenebilir tabiyki.
Sitenin işleyişiyle ilgili çok fazla bilgi sahibi olmadığım için yönettim aynı soruyu iki kez .
Bundan daha ayrıntılı bir açıklama olamazdı bir çok konuya açıklık getiriyor.
Açıklama yeterince doyurucu tşk ler.
...
Yeni yapılanma ve yeni tatbiki düşünülen söylediklerinizde gayet mantıklı ve düzen sağlayıcı şeyler...
İyi yayınlar diliyorum size daima ve getirilecek düzende işleyiş açısından ve sunumlarda dediğiniz standart çubuğunda kalmanızı.
Saygılar syın D.Yardımlı
Merhabalar,
Örncelikle bir konuya açıklık getirelim. İzEdebiyat'ın bazı eski yazarlarını artık çok iyi tanıdığımızdan, onları 'denetlemeyi' ya da 'onaylamayı' haddimizi aşan bir uygulama olarak görüyoruz. Bu yüzden söz konusu yazarların gönderdiği tüm yazılar siteye anında aktarılıyor. İzEdebiyat'ın bugünlere gelmesinde paha biçilmez bir katkıları olduğunu düşündüğümüz ve bu topluluğun en temel unsurları olarak gördüğümüz bu kişiler için de böyle bir uygulamanın daha rahat olacağına inanıyoruz.
Beklemeyi gerektiren yazarlar eksik kişisel bilgi veren, gerçek adını kullanmayan, siteye yeni katılan ya da henüz yeterince tanımadığımızı düşündüğümüz yazarlar için geçerliliğini koruyor. [[B]]Sadece nitelik burada bir kriter değildir.[[/B]] Dolayısıyla doğrudan yazı gönderebilenlerin arasında olmaları gerektiğini düşünen ama henüz olmayan yazarlardan sabır diliyoruz. Taramalarımız sürüyor ve liste henüz eksiksiz olmaktan uzak.
Ancak nitelik konusunda da uzun zamandır bazı düşüncelerimiz var ve onları sizlerle paylaşmak ve yavaş yavaş görüşlerinizi almak istiyoruz. Çünkü İzEdebiyat'ı temelli olarak değiştirmeyi gerektirecek bazı yeni yaklaşımlar üzerinde duruyoruz.
Bir site açısından internette popülerlik elde etmek kolay, nitelik elde etmek ise, hayatın her yerinde olduğu gibi daha zor. Biz de bu yüzden, bu noktadan sonra İzEdebiyat'ta nicelikten çok niteliğin daha önemli olduğunu düşündüğümüzden, yakın bir gelecekte yeni yazar kabulünde bazı zorunlu kriterler getirmeyi düşünüyoruz. Bu birinci adım.
İzEdebiyat'ın kapıları herkese açık tutmaya devam edeceğiz çünkü herkesin nitelikli olabileceğine inanıyoruz. Bu inancımızdan ötürü, katılımcılardan, herkesin yerine getirebileceğine inandığımız bazı nitelikleri zorunlu hale getirmek istiyoruz. Örneğin artık çok geride kalması gereken ama bir türlü bitmeyen bir "imla" tartışması ve şikayeti, bazı köklü çözümleri gerektiriyor. Fazla imla hatası yapmanın kabul edilebilir bir gerekçesi olamaz. İmla kuralları herkes için eşit zorlukta ve eşit zorunluluktadır. Daha ilk başvurusunda imla konusunda dikkatsiz davrandığını düşündüğümüz adayları İzEdebiyat'a kabul etmeyeceğiz. Sitede bulunan ve imla hataları yüzünden okunmasında güçlük çekilen yazılar ya da yazarları da dikkatli olmaya teşvik etmek için gereken her şeyi yapacağız. Yine de uymayanları, Antoloji.Com'a yönlendireceğiz.
İkincisi, yazılarını paylaşan kişilerden, mümkün olduğunca kimliklerini saklamamalarını rica edeceğiz. (Gerçek addan zorunlu olarak sakınılıyorsa, bunun özel olarak bize bildirilmesini isteyeceğiz). Bizler, bu sitenin yürütücüleri olarak kimliğimizi gizlemiyoruz, aynı şekilde sorumlu bir yazarın da yazdığı tüm yazıların altına adını gönül rahatlığıyla koyabilmesi gerektiğine inanıyoruz. Yaşamı boyunca tek bir kitap okumamış birini bu sitede görmeyi açıkça istemiyoruz. Bunun araba kullanmayı bilmeden servis şoförlüğü yapmak kadar vahim bir suç olduğuna inanıyoruz. Yazdıklarınızı insanların beğenmesi gibi bir zorunluluk edebiyatta yok, bu ne bir kriter, ne de bir ölçü olabilir, ama her alanda, her meslekte ve her sanatta olduğu gibi bir unvan elde etmenin (yazarlık) bazı temel ilkeleri var. Edebiyatı seven ve sitemizin adına bu güzel sanatın adını veren insanlar olarak, edebiyat, bilim ya da sanatla hiçbir ilgisi bulunmayan kişilerin yazılarını bu sitede barındırmaktan rahatsızlık duyduğumuzu gizlemiyoruz.
Üçüncüsü, forumları ilgilendiriyor. İzEdebiyat Yaratıcı Yazarlık forumu, adı dışında her şeyi içeriyor (okuduğunuz ileti dahil). Bu durumu değiştirmek, forumları sadece edebiyat içerikli bir yer haline getirmek için çaba sarfedeceğiz. Bugüne kadarki forumlar temelli kapatılacak ve içlerinde bulunan tüm tartışmalar rafa kaldırılacak. Yerine edebi akımlar ve konulara ayrılmış odalar gelecek. Forumların diğer tüm alanlardan ve sanatlardan çok, edebiyat ve yazarlık için büyük bir nimet olduğu ortada. Yazarların paylaşımı, edebiyatın tartışılması için bundan daha güzel bir yapı olamaz. Ancak görüyoruz ki bir bilgisayar forumunda, bir müzik forumunda ya da bir futbol forumunda bile insanlar tartıştıkları konuları daha verimli tartışabiliyorlar.
Forumlara her isteyenin üye olamayacağı, gerçekten edebiyat için buraya gelenlerin karşı karşıya olabilecekleri bir yer haline getireceğiz. Bunun için de üyelik kriterlerini arttıracağız ve yine özel bir gerekçe belirtilmediği sürece, gerçek ad zorunluluğu getireceğiz. Foruma bir kez dahil edilen bir kişinin ise, uyarı alması ya da forumdan uzaklaştırılması söz konusu olmayacak.
Siteyle ilgili şikayet ve öneriler için forumların dışında ayrı bir bölüm açacağız.
Sonuç olarak, bazı çok temel değişiklikleri yapmanın vakti geldi diye düşünüyoruz. Bu konuda geciktiğimizi düşünenler varsa, onlara da gönülsüzce hak vermekten başka çaremiz yok.
İzEdebiyat, doğası gereği, amatör bir platform. Ancak edebiyatta amatörlüğün etkileyiciliğin ve içtenliğin önünde bir engel olmadığı açık. Bu iki özelliği barındıran yazıların bu özellikleri barındırmayan yazılarla aynı kefede durması, kendi başına can sıkıcı bir çelişki olmaya yetiyor. Amatör bir edebiyat sitesi, yine de bir edebiyat sitesi olmak zorundadır. Yapılacak bütün değişiklikler, herkesin uymayı rahatlıkla başarabileceği ve uzun erimde, İzEdebiyat'ın niteliğinin yükseltilmesini, dolayısıyla burada bulunan yazarların da konumlarını güçlenmesini sağlayacak türde değişiklikler olacaktır.
Bunca yılın ardından, belki de biraz gecikmeli olarak, yazı değil, yazar temelli bir site olmamız gerektiğini anladık. Kendilerini İzEdebiyat'ta bulunmaya layık gören insanları hakkeden bir İzEdebiyat olmalıyız. Gelen her yazıyı denetlemek, edebiyata inanan ve edebiyatla yaşayan insanlara "belki bu defa kötü yazmıştır, en iyisi bir bakalım" demek, onlara karşı onurlu bir yaklaşım değildir. Edebiyat polisi görünümündeki görevimizden başından beri rahatsızdık, ve bunu değiştirmek için siteye bir kez kabul edilen bir yazara tamamen özgür ve serbest bir alan yaratmak istiyoruz.
Henüz düşünce ve karar alma aşamasındayız. Fikirleri olanlar varsa, lütfen bizimle gecikmeden paylaşsın.
Saygılarımla,
Diren Yardımlı
İzEdebiyat
Ne garip bir anlam dizgesinde yol alıyoruz. Kaç gündür aklımı kurcalayor bu. İhanet,liyakat,sadakat... dostluklarımızı ve düşmanlıklarımızı belirleyen bu kavramların bizimle ilgisi ne kadar ve nereden diye.
İhanet. Yazın dünyasının en meşhur ve ilgi çekici konularından. Ahde vefasızlık edilince ortaya çıkan bir düşünce ve eylem biçimi. Yol ve yoldaşa ters düşen tutumlar benimsemek. Gizli filmler çevirmek. Aynı inanışta olduğunu söyleyenlerin,sözbirliği ederek yol alırlarken birden birisinin yoldan çıkıvermesi ve yolun aleyhine işler çevirmesi ihanet olarak algılanır. Oysa yol üstünde o kadar ince yollar vardır ki; kimse sorgulamaz. Genel erkekler dünyasına ait bir kavrammış gibi görünür bu bana. Davaya ihanet,eşine ihanet. Kadın erkek arasındaki ihanet kadına özgüdür genel itibariyle. Çünkü erkeğinki ihanet olarak söylenmez. Aldatma,kandırmaca gibi bir çerçevede ele alınır ve bir özre ihtiyaç duyar bağışlanması için. Ama kadınınki.. dünyayı özür olarak getirseniz de affı mümkün kılamaz. Kadınınki ihanettir. Cezayı gerektirir. Erkeği,aileyi ve toplumu yaralar. Kimse affetmez bu davranışı. Affedenin yeri de kadının yanındadır. Erkeği kadına çevirmek aşağılanmanın en aşağısıdır zaten. Vs.vs.
Liyakat. Olana,varolana eşit ve eşdeğer olmak.ödüllü bir ilişki biçimidir liyakat. Madalyaları bile yapılmıştır kimi zaman. Ama layık olanın kalıcı olarak bunu sürdürmesi mümkün müdür? Tartışılır. Liyakat madalyası verilenlerin sonraki yaşantıları incelenmelidir. Liyakat sadık olana özgüdür. Sadakatin arkadaşıdır diyebiliriz bir yerde.
Sadakat. Bütün iyiliklerin yanıbaşında yeralan ahde vefa içeren soylu bir davranış biçimidir. Sadık kullar,sadık yarlar söylenir. Herkes sadık arar kendine. Ama sadıklar arasından çıkar sadık olmayan. Ve ihanetin buram buram kokusunu taşır sadakat. Sadakat,ihanet ocağıdır aslında. İhanet bütün gücünü sadakatten ve sadakat beklentisinden alır. İhanet sadakatin güçsüz yanıdır. Sadakat bütün algıların kapanmasıdır. Kendini veriştir. Tam teslim oluştur. Ve bu olduğu ölçüde sadıklar ihanetlerinde masumdurlar. Ölçüsünü ve kendisi olmayı bırakmış kişinin hatasından günah oluşmaz. Sadakat uyanıklığın bütün silahlarını almıştır elinden. Sadakat sonsuz bir uyku halinde sonucu beklemektir. Sadakat tekdüze bir hayattan ne beklediğini bilmektir. Oysa yaşam tekdüzeliği kaldırmaz. Sıkıntı çıkagelir bir yerlerden ve her şeyi alt üst eder. Renkli ve cıvıl cıvıl bir hayat sadakatin düşmanıdır.
İhanet ,liyakat ve sadakat. Kendimize ait kavramlar değildirler aslında. Verilmiş olan kurallardır bunlar. Bize layık görülendirler. Bizi birileri hain,birileri layık ve birileri sadık görürler. Kimse kendine sadık,kendine layık,kendine hain görülmez. Ve ne acıdır ki tüm yaşantımız başkalarının değerlerine göre geçip gitmektedir. Sevmenin ve sevilmenin bile başkalarından ölçülenmesi bizim en büyük acımızdır. Karşılıksız sevmenin ve kendisi olmayı becermenin çok uzağındayız. Bir şeyi kendi halinde sevmeyi beceremediğimiz ölçüde başkalarının ölçülerinde ölçülmeğe devam edeceğiz ne yazık ki...
Dün seni düşündüm. Sonbahar yaprakları gibi rengarenk saçın gözlerimin önünde uçuşup durdu. Özlemin koyu bir kahve aroması gibi burnumun direğini sızlatıp geçiverdi. İçimde kırılan cam parçaları soğuğunu kalbime bıçak gibi saplarken, ususl usul kanadım kendimden geçene dek. Seni özlemenin buruk tadını aklımın her köşesine işledim gün boyu. Karlı bir Ankara akşamında senin karabasanların doluştu akşamıma. Dün seni düşünürken gece boyunca.
Dün seni düşündüm. Sevmenin karanlık ucundaydın. İhenetin ve kabusun pususunda
sevdikçe ortak olduğum bir yalandın. Her fırsatta yatağına sokulduğum çekici bir yalandın. Biz aldatmanın sıcak yorganına sarılarak sabahlara dek seviştik. Kendimizi kanatırcasına seviştik. Yaşamanın ve ölmenin kıyısında gidip geldikçe,uçurumlar kapandı,yollar kısaldı gece sabaha döndü.
Sen ayıplarını örtündün...
Ben çırılçıplaktım günahlarımla..
Kar soğuğunu içime bırakıp...çekip gitti.
Güneş resim defterleindeki bir figürdü sadece..sıcağını kaybetmişti çoktan.
Mevsim kıştı. Kıyamet henüz kopmamıştı. Herkes kendi kıyametini taşır dedim içimden. Kendi işlediğim günahların kefaretini öder gibi.. herkes kendi cehenneminde yaşar eğer cennet çıkmamışsa yoluna...
Dün seni düşündüm. Düşünmek ihanete davet değil midir dedi arkadaşım. Düşünmek ihanet değildir dedim cevaben. Eğer düşünmeye yasak koyarsan ihenet edersin dedim doğruya. Çünkü insan düşünmenin ürünüdür bir yerde. Eğer özgür bırakmazsan düşünü, tercihlerinde doğruyu nasıl bulacaksın. Yanlışa meyletmeden nesıl vazgeçersin dedim yanlıştan. Sustuk...
Dün seni düşündüm. bir salkım üzüm gibi çekti canım seni. Bir yudum şarap gibi.. kendimden korktum. Seni sevmenin ve özlemenin korkutucu olabilceğini hiç düşünmemiştim oysa. İnsan yüksekten,alçaktan,karanlıktan korkarda,sevmekten korkar mı? Korktum. Hem de içim titreyerek. Yalnızlığın gayya kuyusunda yolumu kaybetmek üzere kapattım kapıları.
Yitik sevda mezarlığında gezinirken,adını okudum mezar taşında. Dün bu yüzden seni çok düşündüm.