ablam :))seni görmek çok güzel... sitede olduğunu bilmek apayrı bir huzur benim için sevgiyle kal...noktalarımdan arınmaya çalışıyorum bu arada :))
?
???
July 2026 tarihinde katıldıSon forum iletileri
biz, bu vatanı herkesten daha çok seviyoruz, en ufak çakıl taşını bile menfaatlerimiz için kullanmadık , kullandırtmayız... bu vatanı üzerinde yaşayan tüm insanları ile sevdik ve bu insanları bir arada tutan bayrağıda sevdik... ve ne yazıkki Ahmed ARİF'in dediği gibi " bağışlanmaz suçumuz oldu bu halkı sevmek"
ortaya endişelerimi, kaygılarımı koydum taraf olup olmamak ayrı şey polemik yaratmak ayrı şey ve benim kaygılarım bu yurdun genel kaygısı ve ortak olmanızı beklerdim polemik yaratmanızı değil...
Hoşgeldiniz Sevgili Mine Gönülalan;
Yazı - şiirlerinizi bekleyeceğim...Sevgiler.......Kâmuran ESEN
Hafızamı en geriye götürdüm Kurtuluş savaşı geldi aklıma...
Çanakale düğümlendi boğazıma truva sevdalılarına inat ben çanakkaleyi şehitlerden tanırım...
Benim takıldığım nokta şu bir adama katil diye yüklenirken diğer katillere prim yaptırma telaşındasınız...
Konu bayrak ise kişiler tanzih edilerek yaklaşılmalı...
Konu bayrak ise birlik kurulmalı...
Konu bayrak ise ve taraflar bu konuda bielşmişse takıntılardan arınmalı...
Zikredilen iki ismin yaptığı eylemler aşikar bu vatanın bayrağını korumak için bu vatanın askerine kurşun atmak ne kadar saçmaca bir hareket ve bunu yaptılar o kişiler.Demek ki mücadele ettikleri bayrak AY - YILDIZ değil...
Lafla peynir gemisi yürümüyor...
İştir kişinin aynası lafa bakılmaz...
Ne bir kişi ne de bir kurum vatan - bayrak noktasında kendini tek varsaymamalı...
Mersin de bayrak hadisesi denilen şerefsizlik yaşandığı zaman evlerine bayrak asanları da " bayrağı basite indirgemekle" suçlamıştı malum zümre...
Bu bayrak dalgalanması gereken her yerde dalgalanmalı...
Dağ , ova , ev , okul , sokak , cadde , köprü , kule vs. vs. Tam bağımsızlık dalgalanmalı her köşesinde ülkemin...
Ama bu yapılırken birilerinin sırtına yüklenmemeli tüm anlam...
Bize lazım olan anlam...
Kan kırmızı üzerine Hilal - yıldız da var zaten...
..."asyadan avrupa'ya bir kısrak başı gibi uzanan bu vatan bizim" demiş tüm dünyanın sevdiği ama yurdumuzda bir kesimin sevmediği bir büyük usta...
...orak-çekiç ismini kasdetsem yazardım hiç çekinmeden... ve o dediğiniz kişiler bu bayrak (bayrağımız) bağımsız dalgalansın diye mücadele ettiler ve iyice okumuş,anlamış,tanımış olsaydınız onların hiç bir askere tek bir kurşun sıkmadığını bilmiş olurdunuz... çünki bu askerde bizim...
...benim vurgulamak istediğim bayrak bu kadar basite indirilmemeli son zamanlarda 30 bin insan bu bayrak uğruna can verdi diyerek kutsuyoruz bayrağımızı... sorarım size...bu kadar basitmi bu bayrak... kaldıki ben maçlarda dahi bayrağımızı sallayanlara midem bulanarak bakıyorum kimse ona hakaret ettirmemeli... zaman ve mekan ne olur olsun...
...biz tüm türkiye halkı olarak bu bayrağı dik tutmak için ne zorluklar çektik bilirmisiniz?? hafızanızı geriye doğru döndürürseniz kurtuluş savaşını hatırlayın lütfen...
...yazılarınızı (konularınızı yer yer tasvip etmesemde) zevkle okuyorum bunu bilesiniz...ve bu bayrak konusunda her yurtseverin benimle taraf olacağını zannetmiştim ( safça olmuş galiba bu zannım ki birilerine dokunmuş)
( Bu bölümde siyasi konulara girmek hoşuma gitmese de yazmak zorundaydım.Kusurum oldu ise affola... )
Mehmet Ali Ağca bir katil , bu devlen mahkemesinin verdiği bir karar bunu verilmiş karar olarak kabul edip o şahsı bir katil sıfatına koyabiliriz.
Tahliyesinde bayrak açılması acı verici bir durum...
Şahıs üzerinden bazı değerleri sahiplenir görünmek sahiplenilen değerlere zarar verir.Özellikle bu kişi iki büyük suikastten ceza almışsa o kişiye bazı değerlerin anlamlarını yüklemek büyük hata...
Madalyonun hep tek tarafını görmeye niyetli bir toplumuz ya.Sizde tek yönden bakmışsınız.
M.Ali Ağca bir katil mahkeme kararlarına göre , tamam...
İsmini andığın ve karşıt görüş olarak sunduğun o iki isim ne ?
Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan ne ? Masum halk evladı mı ?
Yaptıkları eylemlerden , bombalamalardan , askere sıktıkları kurşundan haberiniz yok mu ?
Madem BAYRAK sahipliğinden bahsediyorsunuz tabii bu bahsettiğiniz AY-YILDIZ lı bayrak ise neden bu iki ismi öne sürüyorsunuz ?
Bu iki ismin Orak - Çekiçli sovyet bayrağı için ter döktükleri aşikar...
Kandırmaca oynamayın...
Bir kişi üzerinden bir kısım insanı suçlayıp mal bulmuş mağribi gibi sarılmayın...
Evet dediğiniz gibi Bayrak o kadar hassas ve değerli bir konu ki...
Olayı aydınlatır gibi tavırlar koymanız ve terörist eylemler yapmış kişilerle bağlamanız ya bilinçsizlik ya da prim yapma çabasıdır...
Dün bir katil daha tahliye edildi!!! karanfillerle karşıladık onu... ki karanfilin kavgada ve sevdada apayrı anlamları var, o karanfilleri yiğitler mazgal çatlaklarında hasretle büyüttüler ,yazık oldu karanfillere... onuda geçelim bayrak salladık ve bayrak bu kadar basite indirildi... uğrunda kanımızı döktüğümüz bayrak... bu kadar kolaymı? bu kadar sıradanmı? bu devlet (ler) kurulalı beri her savaşımız bayrağımızı yüceltmek için değilmiydi???
En son uyuşturucu kullanma sonucu ölen birinin tabutuna sarılmıştı ve biz hepimiz sus-pus olmuştuk!!!
Neredesiniz bayrak sevdalıları?? yoksa sevdanız yalanmı?? yoksa bayrağı ihanetinize sipermi etmişsiniz?? dün o bayrakları sallayan eller sizindi...
Bayrağımızdan o kirli , o kanlı ellerinizi çekin!! biz o bayraklar bağımsız dalgalansın diye DENİZ' lerimizle kutsadık ve en MAHİR yiğitlerimizi toprağa kurban kıldık...
El çekin bayraktan...
Bir gazetede gördüğüm adresinize, edebiyata olan ilgim dolayısı ile ulaşmak istedim; ulaşmakla kalmayıp,üye dahi oldum ve şimdi, böyle bir boş alan bulduğumda da ilk yazımı yazdığıma inanamıyorum.
Özellikle de güzel Türkçe'mizi doğru ve estetik olarak kullanarak, şiir,roman,hikaye gibi yaratacağımız denemelerle, ruhsal tatmine ulaşmanın yanı sıra, okurlarla da paylaşacağımızı düşünmek, bana,okula yeni başlamış bir çocuk heyecanı yaratıyor! :))
Beyin ve yüreğimde çağlayan, yaşamın her bir karesine ait coşku,heyecan,
kırgınlık,mutluluk, velhasıl ne varsa bilgi ve duygu adına, paylaşmanın zevkini yaşayacağıma inanıyorum.
Teşekkür ve minnetlerimle, sevgiler...
Mine...
Bir gazetede gördüğüm adresinize, edebiyata olan ilgim dolayısı ile ulaşmak istedim; ulaşmakla kalmayıp,üye dahi oldum ve şimdi, böyle bir boş alan bulduğumda da ilk yazımı yazdığıma inanamıyorum.
Özellikle de güzel Türkçe'mizi doğru ve estetik olarak kullanarak, şiir,roman,hikaye gibi yaratacağımız denemelerle, ruhsal tatmine ulaşmanın yanı sıra, okurlarla da paylaşacağımızı düşünmek, bana,okula yeni başlamış bir çocuk heyecanı yaratıyor! :))
Beyin ve yüreğimde çağlayan, yaşamın her bir karesine ait coşku,heyecan,
kırgınlık,mutluluk, velhasıl ne varsa bilgi ve duygu adına, paylaşmanın zevkini yaşayacağıma inanıyorum.
Teşekkür ve minnetlerimle, sevgiler...
Mine...
Yetkililer ya özellikle değinmiyor veya… Adı taşıdığı hastalıkta saklı, uçan her kuş bu hastalığı taşıyan 1. tekil kişidir. Bu hastalığı bünyelerinde saklamak bir yana martı ve kargalar leş yiyicidir. Bu hastalık durup dururken hortlamadı. Hep hayalimizde uzaylıların gökten bizlere ölüm saçacağı tahayyülleriyle çok filmler izledik. Bunları bir kenara bırakarak, cam pervazlarına, balkon demirlerine pisleyen kuşların dışkılarını bulunduğu yerlerden temizlerken hijyene önem verelim. Ülke çapına yayılan bu hastalık tavuk, ördek vb. değil, aksine uçan kuşlardan yayılmıştır. Bu vesile ile çocuklarımızı parklardan ve kuş sürülerinin çoğunlukta olduğu meydanlardan sakınalım. Çocuklar oyun oynarken kural tanımaz. Biz uyuduğumuzda veya sabahın ilk saatlerinde parkların ve meydanların ilk sahipleri kuşlardır. Bütün hastalığa yakalanmış kişilerde görülen tek ortak özellik bu hasta kümes hayvanları ile yakın temasta bulunmaktır. Kümesinde yemlenen bu kanatlılar hastalığı gidip Çin den kapmadılar. Kuş dışkılarından kaptılar.
Hasıla, tavuklardan, ördeklerden çok uçan kuşlardan korunun.
İnsan vücudunun yaradılışında vardır ergonomi. Kemik yapısının bulunduğu ortama adaptasyonu. İsa arkadaş sizin grupta ne var… Tanıt şu grubunu, kemikler rahatlayacak mı?
BİRÇOK YAZAR/ŞAİR ARKADAŞIM ORDA OLACAK,
KİMİ KONULARDA BİLGİ ALMAK, SORU SORMAK İSTEYEBİLİRSİNİZ,
ÖYLE BİR YER ORASI,
http://gruplar.antoloji.com/grup.asp?grup=4247&t=10.01.2006%2021:42:47
bir grup kurdum, gelmek isteyenler gelsin,
http://gruplar.antoloji.com/grup.asp? grup=4247&t=10.01.2006%2021:25:55
Duygu ve Sanatsal işlem
Türk toplumunda sanat oluşumu ve bu oluşum içersinde taşıyıcı/belirleyici/yönlendirici bir rol üstlenen “sanatçı” bağlamında ciddi ve köklü bir riyakarlık söz konusudur. En basit ve popüler/kitlesel boyutunda bu, “şarkıcı – sanatçı” (kavramın kendisi aslında riyakarlığın daniskasıdır) kimliğinde belirginleşmektedir. İbrahim Tatlıses için, söylediği şarkılarının içeriği ile özdeş davranması beklenilmektedir; İbrahim Tatlıses (ve benzerleri) de bu beklentiyi boşa çıkaracak değildir elbette, kendi ekmeği ile oynayacak değildir; bu o denli ileri gidebilmektedir ki, bir ünlü şarkıcının –istese de istemese de- yapmak zorunda olduğu mecburi hizmeti sırasında, yani film “artistliği sırasında” da, kahraman olarak genelde “İbrahim” adında birini canlandırır. Filmde İbrahim Tatlıses, İbrahim Tatlıses’i canlandırır; hayatta da bu “canlandırma” devam eder. O kadar bir ve bütündür Türkiye’de sanatçı. Aynı denklem, yazınsal eserler için de geçerli kılındığına tanık oluyoruz. Şairler kendi sahici duygu ve düşüncelerine yer verir sanatında. Şiirin ana ve sanki tek sermayesi duygudur. Okur mu böyle bir beklenti içindedir, şairlerin narsist tutumları mı buna nedendir çoğu zaman kestirmek zor görünmektedir.
Bir keresinde –sanırım Picasso’nun başına gelen bir hadise bu- bir sanat sever, ressamın tablosunu görür ve orada bulunan ressama şöyle bir soru sorar? Neyi ifade ediyor bu? Ressam da –hiçbir alay hissi vermeyen bir ciddiyetle- “bu bir resmi ifade ediyor” der.
Başka bir zaman –bu sefer Degas olduğunu biliyorum- çok hayran bir sanat sever çok fazlasıyla tabloya yakınlaşınca, Degas “Dikkat, yağlı boyadır” der. İki keresinde de, sanatçılar riyakarlıktan uzak bir tutumla sanatları hakkında bir beyanda bulunmuştur kanımca.
Tartışmaya değer sorular var bu bağlamda; ancak ben burada olası bir tartışmayı derinleştirmesi bakımında bunları birer sav düzlemine ve mümkün mertbe “kışkırtıcı” bir hadde taşımak istiyorum:
-Sanat eseri (yazınsal metin örneğinde) içindeki duyum ile sanatçı benliği veya kimliği arasında ne denli mesafe olursa, sanat eseri o denli ikna edici olmaktadır.
-Sanatçı, duygu ile beslense de, sanatsal ürünü oluşturma sırasında buna müsaade edip kendini duygusuna “kaptırıyorsa” Liseli aşıklardan ileri gidemez. (bu arada Liseli Aşıklar Derneği varsa, peşinen kendilerini kastetmediğimi ilan etmek isterim; bu meslek grubuna karşı bir tavrım yoktur).
-Türk okuru, kendi perişan (düşünsel ve duygusal düzlemdeki) tembelliğini en rahat karşılayıp gideren “sanatçılara” alkış tutar. Başka bir söyleyişle: kendine (duygusal/düşüsel/görsel gerçekliğine) yönelmesi koşulu ile sanat eserine sanat, o eseri oluşturana da sanatçı diyebilmektedir ancak.
-Türk sanatçısı bunun farkında olduğu için, sanat eserinde bu yönde odaklanmayı, sanat oluşturma ile karıştırmaktadır; sorun şu: farkında mıdır bunun (o zaman riyakarlık oyununda bir çıkar tarafını oluşturuyor), yoksa farkında değil midir (o zaman da sanatçı değil, başka bir kimliktir).
-Bu nedenlerden ötürü, sadece çeşitleme yönünde bir “gelişme” söz konusudur Türk edebiaytında, buna karşın biçimsel ve biçemsel bir gelişim beklentisi her zaman boşa çıkacaktır.
-Forumdaki etkinliklerin genel prospektüsü: duygularına güvenlenler bunun bir metin oluşturmak için yeterli olduğuna inanmaktadırlar. Bu arada, “fikirsel” görüş ayrılıkları, hiçbir durumda biçimsel ve sanat oluşumsal düzlemde değil, sadece duygusal farklılıklar bağlamında belirginleşmektdir. Bu son derece boğucu ve gelişmeyi kısıtlayıcı bir ortamdır sahiden sanatçı kimliğine sahip gençler için.
Goethe’nin bir sözü var, flüt çalmaya çalışan birine diyor ki: üflemek yetmez, parmaklarını da deliklerde gezdirmelisin.
Suyel
Ramazan Bayramında yazılmış dizelerdi bunlar...
Ve malesef ki bu bayramda güncelliğini koruyor...
Bombasız bayramlarda buluşmak üzere...
Bayram Bombalanıyor / Bugün Beni Mazur Görün...
Bir de
Şu kan düşmeseydi yeryüzüne bu bayramda...
Bir de
Ağlamasaydı çocukları savaşın ne güzel olurdu...
Bir de
Şehit evi sızılar dillenmeseydi ana yüreklerinde...
Öyle ya bayram bugün
Sevinç takınmalıydık duruşumuza...
İyi bayramlar demeliydik
Gülüşler mıhlayıp dudaklarımıza...
Yangın yeri acılardan sıyrılıp neşelenmeliydik, bayramdı bu...
Gene
Kahpe pusular kurulu bayramın geçtiği tenhada...
Gene
Mayın konmuş bayram yüklü bir araca...
Gene
Baskın yemiş bayram karakolu...
Gene
Tecevüze uğramış komşu bayram kızı...
Hala yurdu işgal altında bayram ülkesinin...
Ve o bayram ülkesine
Terörist bir devlet kurmuş adiler...
Bayram ülkesinin bayrağını indirip
Kendi paçavralarını asmışlar sokaklarına...
Ve başka bir bayram diyarı tankların paleti altında...
Bayram şeridinde bombalar atılıyor hala...
Bayram mülteci kampı baskın yiyor...
Terörist ilan edilmiş
Bayram ülkesinin eli sapanlı çocukları...
Suçları umut etmek
Suçları taş salmak gökyüzünün çirkin tarafına...
Suçları taş salmak zalimin tankına - tüfeğine...
Oysa bayram bugün
İyi bayramlar diyecektik gülmeler mıhlayıp dudaklarımıza...
Bayram sevdası yarına saklı...
Hele bir gülümseyen bayram dolansın yüreğime o zaman diyeceğim suretime tebessüm takınıp...
Haykıracağım ' İyi bayramlar ' diye...
Bugün beni mazur görün...
03/11/2005 - Kartal
İmdat ÖZCAN