"Saat 7 mi? Edebiyatın en verimli saatidir, tabii henüz rüyalarınızda bir bestseller yazmıyorsanız." - Neil Gaiman"

Avram 23

Bu metin, "El" olarak adlandırılan bir gücün tarihsel rolünü eleştirel bir bakış açısıyla inceliyor. Kolektif emeğin ürünlerini sahiplenen, ilahi bir kılıfa bürünerek meşrulaştırılan ve insanları inandırma yoluyla köleleştiren bir yapıyı sorguluyor. Metinde, kutsal kavramların nasıl manipülasyon aracına dönüştürüldüğü ve günümüzde bile benzer aldatma mekanizmalarının işlediği vurgulanıyor.

yazı resim

Kolektif alan oluşurken ortada El yoktu. Bu nedenle kolektif alan elektro statik gibi doğal birleşme kuralına göre oluşuyordu. Kişi temel düzlem durumlardan, bileşen ayrılan durumlarla üst durum biçimlere dönüşmüştü.

Kişi fizik, kimya ile atom, molekül, biyo molekül, sosyal oluş, toplum gibi durumlar ile psişik bir ruhsal oluşa ve sosyo toplumsal zekaya kavuşmuştu. Sosyo toplumsal zeka, atom değildi.

Ama sosyo toplumsal zeka; atom ve biyo moleküllerden ayrallığı olmayan (istisnası olmayan) bir durumla birlikte süreçlerle ortaya konan, bambaşka bir bağ durumdu.

Üst olan alt olana indirgenemezdi. Ama üst olan da temel durumlarda oluşan girişim benzerleri seçme ayıklama durumları içinde olmaktan kurtulamazdı. Kişinin bencil oluş ve toplumun özgecil oluş bilinç, seçme ayıklaması; elektro statik olmayan bir elektro statik durum gibi çalışıyordu. Burada kolektif yarar ve kolektif zeka seçiciydi.

Kişinin bencil oluş bilinci, sosyal yapı içinde sosyalleşmekle ruh sallaşmıştı. Toplum içinde bencil oluş bilinci, toplumsal üreten ilişkiyle bambaşka bir kulvarın devinme düzlemi olan toplumsal zekaya kavuşmuştu.

Nesnel bileşim eğimi türümüzde izole bir kolektif alan ile kolektif alan eğimi ile ve kolektif bilinç eğimi ile bu bileşim kişilerde kolektif zekaya dönüşmüştü.

Kolektif bileşme, kişinin özne nesnel oluşum bilinci olan bencillik ile dış dünyanın girişme yapan direnç çelişmelerinde yaşanan deneyim tekrarlarında kaynaklanıyordu.

Kişi eksiğini tamamlama bencilliği ile (kişi yönelimi ile), dış dünya içine doğru enerji sağlama, güvende olma, barınma gibi girişmeler yapar. Bu girişme içinde kişi daima en az dış dünya ilişkisi içinde olmak ve en az enerji harcaması içinde olmak istiyordu.

Kişiye göre en az dirençle karşılaşmanın yollarından birisi de kişinin doğal akış eğimi içinde, birleşip ayrılan durum girişmeli güç birliği yardımlaşması içinde olmasıydı.

Dıştan girişmelerin sıklaşan tekrarı alışma yaklaşımı denen yol (çekim) eğimleri ile kolektif bağ (çekim) ilişkisine dönüşüyordu. İzole alan bu tarz girişen kolektif bağ (çekim) ilişkilerine göre inşa oluyordu.

Kolektif alan çekim (bağ) ilişkileri insanın yarın güvencesini her kişi için garanti ediyordu. Kolektif alan insanlara işsizlik değil, zorunlu olarak rutin iş güvencesi bağ (çekim) ilişkisi ile vardı.

Kolektif mirasın çekim bağ ilişkisiyle vardı. Kolektif bağ ilişkisi kolektif yararı, kişisel yararda görüyordu. Kişisi yararı da, kolektif yararda görüyordu. Kolektif alanın muktedir oluşunu herkese sunan bir bir bağ çekim yapısı vardı.

Kolektif alan, kolektif emeklerle, kolektif üretim ilişkisiyle, kolektif üretim gücüyle, kolektif bilinçle, kolektif muktedirlikle, kolektif yarınla; herkesle herkesin olan bir bağsal çekim ilişkisi bağlanılarıydı. Kolektif alan tüketirken özelleşen paydaşlı bir ortaklaşma bağ ilişkisi çekim alanıydı.. b Dahası kolektif yapı gelecekte çok çok daha az insan emeği ile kolektif bilincin ürünü olan robotların üreteceği dünyada; yine kolektif paydaşlığı ve kolektif ortaklığı ön gören bir geleceğin zorunlu tasarımcısıydı.

Kolektif alan her yeni koşulda her yeni geleceğin, başlangıç ilkelerine göre inşa olma çekim ve bağlanım gücüyle düzenlenimdi.

Tüketilenden fazlasını üreten kolektif alan içindeki kimi kurnaz kişiler fazlası olan ürüne göre düşünen El fikrini oluştu. Böylece kamusal olan genel yararın ve özel yararın tümü; tamahkar, aç gözlülüğü ve kurnaz insan olan El 'in uhdesine geçecekti.

El kolektif oluşa göre zıt durum anlatımıyla oluşacaktı. Genel yarar yerine, mülk sahibinin yarar ve egemenliğiydi. Mülki sahiplere karşı yoksunluk fikriydi. Mülk yoksununun yarın yeniden çalışacak kadar enerji sağlayıcı düzenleme içinde olmasıydı El fikri.

Bu nedenle kolektif alan kişilere yarın güvencesi verdi ise, El de kişilerin yarın endişesini temine “El kerimdi”. İşin önü sonu El ’e ait bir tevekkül lüktü.

El uhdesi içinde zengin-fakir; efendi-köle sınıf ayrılığı, dilencilik, lütuf, sadaka, iyilik kötülük, yalvarma, zülüm, savaş-barış gibi tüm kötülükler belirdi. Toplumsal güvence ve toplumsal koruyuculuktan yoksun olmanın yarın endişesi belirdi. Yarın endişesi taşımanın tedirginliğinde doğan ruh hastalıkları ortada kol gezmeye başladı

Aslında Avram ticaret için yola çıkarsa da durum hiç de öyle olmaz. El kavramının takdirli vücut bulma izanı ile Avram Mısırda bir çok eşek, sıpa, koyun, keçi, deve, sığır gibi sürü sahibi zengin olarak yola çıktıktan sonra rab yolda ona görünür. Bap 17

Rab der ki;"seni bir çok milletin babası yapacağım. Artık senin adın Avram değil (Abram deği) Abraham (milletlerin babası) olacak. Yani adın İbraham olacak.

Soyunda krallar çıkacak. KENAN DİYARINI EBEDİ SANA VERECEĞİM. Buna karşılık sen de zürriyetine beni Rabb El yani Allah olarak tanıtacaksın.

Beni Rabb El olarak tanıyacak erkekler bundan böyle sünnet olacaklar. Sünnet benimle sizin aranızda yaptığım bu ahdin alameti olacaktır".

Uygarlığı başlatan dönemin gerçek İlahı, yer ve gök gruplarını bir araya getirmekle onlara isim veren, grup kişilerinden oluşan, düzenleyici güç olmanın ilahlarıydılar.

İlahlar kolektif güç temsilcisi yapabilirlikler di. İlahlar bu aktif güçleri ile, köleci sistem içinde ve kurnaz kişiler izanında mülk sahibi soyut El tasımına dönüştüler.

Artık her isim El söylemiyle oluşuyordu. El tasımı ilk başlarda “El ilah” adı ile anılır oldu. İlahı adını bir çırpıda silip atamıyordu. El in mülk sahibi olma ismi ilahtan önce söylenmeye başlandı. El Malik El İlah diye hitap edildi.

Yani ittifak eden grup ilahları yerin ve göğün totem mesleğini icra eden o grupları bir araya getirmişlerdi. Gruplara isim vermekle ilahlar yeri ve göğü zaten yaratmıştılar!

Unutmayın ki köleci dönem öncesi aktarımlarda “yaratma işi” yani yoktan var etme işi hiç yoktu. İlahlar var olanlara isim veriyordu. İlahlar ittifakı süreci de kategorize ediyorlardı. Yerin, göğün yaratılması demek ittifak ahdinin sözlü “isim müzekkere” siydi.

KİTAP İZLERİ

Dert Dinleme Uzmanı

Adalet Ağaoğlu

Adalet Ağaoğlu’nun ‘Dert Dinleme Uzmanı’: Toplumsal Bir Stetoskop Türk edebiyatının büyük ustalarından Adalet Ağaoğlu, uzun bir aradan sonra, yankıları bugün dahi süren "Dar Zamanlar" serisine
İncelemeyi Oku

Yorumlar

Başa Dön