"Her roman, yazarın kendi cehenneminden bir dilimdir, okur ise o dilimi keyifle yiyen bir iblis." - Stephen King"

Din, Akıl ve Samimiyet: Taassup ve Şirk Tuzağından Kurtuluş Yolu

Bu metin, insanın anlam arayışında dinin rolünü ve bu süreçteki iki temel sapmayı ele alıyor. Din, insana rehberlik eden evrensel bir kılavuz olarak tanımlanırken, taassup (körü körüne bağlılık) ve müşriklik kavramları dini özünden uzaklaştıran tehlikeler olarak vurgulanıyor. Yazı, özellikle taassubun aklı terk etme ve sorgulamadan taklit etme anlamına geldiğini açıklayarak dini anlayışta eleştirel düşüncenin önemini işaret ediyor.

yazı resim

İnsan, anlam arayışında olan bir varlıktır. Bu arayış, onu yaratıcısına yönelten en temel içgüdülerinden biridir. Din, bu arayışın karşılığı olarak insanın hayatına anlam katan, onu ahlaki ve manevi açıdan yönlendiren evrensel bir rehberdir. Ancak dinin özünden sapılması, onun yanlış anlaşılması veya batıl inançlarla bulanıklaştırılması, insanı hedeflediği huzur ve kemale ulaştırmak yerine, derin bir manevi bunalıma sürükleyebilir. Bu sapmaların en belirgin tezahürleri, taassup ve müşriklik kavramlarında somutlaşır.
Taassup: Aklın Terk Edilişi ve Taklidin Zinciri
Taassup, kelime anlamıyla bir şeye körü körüne bağlanmak, sorgusuz sualsiz tabi olmak demektir. Dini bağlamda ise taassup, insanın akıl ve mantık süzgecinden geçirmeden, sorgulamadan, dinin gerçek kaynaklarına dayanmayan uydurma yasak ve kurallara göre yaşaması anlamına gelir. Taassuplu bir tutum, dinin özünü kavramaktan ziyade, dış görünüşe, şekilselliğe ve toplumsal kabul görmeye odaklanır. Tarih boyunca pek çok toplumda, din adına konulan ancak dinin aslında öngörmediği kurallar, insanları gerçek dini anlayıştan uzaklaştırmıştır. Halk arasında "dindar" olarak anılan, namaz kılan, oruç tutan, ancak bu ibadetlerin arkasındaki derin manayı kavramayan, bunları bir prestij aracı veya toplumsal statü kazanma yolu olarak gören insanlar, işte bu taassuplu anlayışın kurbanlarıdır. Bu kişiler için din, bir yaşam felsefesi ve Allah'a yakınlaşma yolu olmaktan çıkmış, ritüellere indirgenmiş boş bir kabuk haline gelmiştir. Taassup, insanın en değerli nimetlerinden biri olan aklını devre dışı bırakır. Allah, Kur'an'da defalarca "akletmez misiniz?", "düşünmez misiniz?", "ibret almaz mısınız?" diye sorar. Bu sorular, dinin akıl ve tefekkürle birlikte yürümesi gerektiğini açıkça gösterir. Ancak taassuplu kişi, bu ilahi çağrıyı görmezden gelerek, atalarından veya toplumdan gördüğü her şeyi sorgulamadan kabul eder. Bu durum, Kur'an'da şöyle eleştirilir: "Onlara Allah'ın indirdiğine ve elçiye gelin dendiği zaman, bize atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey yeter dediler. Babaları doğru yolu bulamayan ve hiçbir şey bilmeyen olsa da mı?" (Maide Suresi, 104). Bu ayet, kör taklitçiliğin tehlikesini ve aklın önemini vurgular. İnsan, geçmişten gelen her geleneği kutsal kabul etmek yerine, bunları Allah'ın indirdiği vahiy ışığında değerlendirmelidir. Taassup aynı zamanda gösteriş ve riya kapısını aralar. Dini ritüellerin içsel anlamını kavramamış bir insan, bunları toplum içinde saygınlık kazanmak, övülmek veya eleştirilmekten kurtulmak için yerine getirir. Oysa İslam, kalbin temizliğini ve samimiyeti her şeyin üstünde tutar.
Müşriklik: Allah'a Ortak Koşmanın Boyutları
Müşriklik, İslam'da en büyük günah olarak tanımlanır. Şirk, basit bir ifadeyle Allah'a ortak koşmak, O'nun benzersizliğini ve yüceliğini inkâr etmek demektir. Ancak şirkin pek çok boyutu vardır ve bunların bazıları o kadar incedir ki, insan farkında olmadan bu tuzağa düşebilir. En açık şirk biçimi, Allah'tan başka tanrılar edinmek, put veya heykellere tapmaktır. Ancak şirk bunlarla sınırlı değildir. Allah'ın yetkilerini başka varlıklara atfetmek, O'nun sıfatlarını başkalarına yakıştırmak, rızık veren, şifa veren, zarar ve fayda veren güç olarak Allah dışındaki varlıkları görmek de şirktir. Kimi zaman türbelere, mezarlara veya "kutsal" kabul edilen kişilere yönelerek onlardan medet ummak, onların Allah katında özel bir konumu olduğunu ve kendilerine aracılık edeceklerini düşünmek de bu kapsamdadır. Kur'an'da Allah şöyle buyurur: "Şüphesiz Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bundan başkasını dilediği kimseden bağışlar ve Allah'a ortak koşan gerçekten büyük bir iftira etmiştir" (Nisa Suresi, 48). Bu ayet, şirkin affedilmez bir günah olduğunu ve bunun Allah'a karşı en büyük haksızlık ve iftira olduğunu açıkça belirtir. Müşrik insanların temel problemi, Allah'ı tam anlamıyla tanımamalarıdır. O'nun gücüne, rahmetine ve yardımına tam olarak güvenmedikleri için başka varlıklara yönelirler. Bu, esasında bir güven krizinin sonucudur. İnsan, yaratıcısına olan güvenini kaybettiğinde, kendi zayıflığını ve acizliğini hissettiğinde, bu boşluğu doldurmak için çeşitli araçlara, kişilere veya nesnelere sığınır. Oysa gerçek güç ve izzet yalnızca Allah'a aittir. Şirkin bir başka boyutu da gizli şirktir ki, bu riya ve gösteriştir. İnsan, ibadetlerini Allah rızası için değil de başkalarına göstermek, onların takdirini kazanmak veya onlardan bir menfaat elde etmek için yaparsa, bu da bir tür şirktir.
Taassup ve Şirkin Ortak Kökeni: Cehalet ve Samimiyetsizlik
Taassup ve müşriklik, aslında aynı kökten beslenir: cehalet ve samimiyetsizlik. Cehalet, bilgisizlik demektir ve İslam'da en büyük düşmanlardan biri olarak görülür. Kur'an'da müşrikler için "bilmeyen bir kavim" ifadesi kullanılır: "Ve eğer ortak koşanlardan birisi sana sığınırsa sığındır ki Allah'ın sözünü işitsin sonra onu güvenli bir yere ulaştır. Çünkü işte onlar bilmeyen bir halktır" (Tevbe Suresi, 6). Bu ayet, müşriklerin temel probleminin bilgisizlik olduğunu gösterir. Allah'ın birliğini, yüceliğini ve sıfatlarını doğru bir şekilde bilmeyen insan, kolaylıkla şirke düşer. Benzer şekilde, dinin gerçek kaynaklarını öğrenmemiş, Kur'an ve sünneti doğru anlamayan kişi de taassupla hareket eder. Bilgi, doğru yolu bulmanın ilk şartıdır. Ancak bilgi tek başına yeterli değildir. Bilginin kalbe işlemesi, samimiyetle içselleştirilmesi gerekir. Kur'an'da bu gerçek çarpıcı bir benzetmeyle anlatılır: "Üzerlerine Tevrat yükletilip sonra da onu taşımayanların durumu kitaplar taşıyan eşeğin durumu gibidir" (Cuma Suresi, 5). Bu ayet, bilginin yalnızca hafızada tutulmasının yeterli olmadığını, o bilgiyle amel edilmesi, yaşanması gerektiğini vurgular. Samimiyetsizlik, insanın bildiği halde inanmaması veya inandığı halde yaşamaması durumudur. Bu, bir tür ikiyüzlülük ve riya halidir. İnsan nefsinin heva ve heveslerine teslim olduğunda, bildiği doğruları görmezden gelip kendi çıkarlarına göre hareket edebilir. İşte bu noktada samimiyet devreye girer. Samimi bir mümin, öğrendiği bilgiyi kendine uygular, Allah'ın emirlerini yalnızca O'nun rızası için yerine getirir.
Toplumsal Boyut: Taassup ve Şirkin Yıkıcı Etkileri
Taassup ve müşriklik yalnızca bireysel sorunlar değildir; toplumsal düzeyde de derin yaralar açarlar. Taassuplu bir toplumda dogmatizm, katılık ve hoşgörüsüzlük hâkim olur. İnsanlar farklı görüşlere kapalı hale gelir, din adına yapılan eleştiriler hemen "dinsizlik" olarak damgalanır. Bu da, sağlıklı bir din anlayışının gelişmesini engeller ve toplumu donuklaştırır. Müşriklik ise toplumda batıl inançların yayılmasına, hurafenin din olarak algılanmasına yol açar. Allah'tan başka güçlere inanıldığında, insanlar türlü saçmalıklara kapı aralar: muska yazmak, fal bakmak, üfürükçülük, astroloji, büyü gibi şeyler toplumda normalleşir. Bunlar insanları Allah'tan uzaklaştırırken, toplumsal enerjinin de boşa harcanmasına neden olur. Hem taassup hem de müşriklik, toplumda ahlaki yozlaşmayı tetikler. Çünkü din, yalnızca ritüeller ve inançlardan ibaret değil, aynı zamanda bir ahlak sistemidir. Dinin özünden sapıldığında, bu ahlaki sistem de çöker. İnsanlar namaz kılıp oruç tutarken yalan söyleyebilir, hile yapabilir, başkalarının haklarını çiğneyebilir. Çünkü onlar için din, içsel bir dönüşüm değil, dışsal bir gösteriştir.
Kurtuluş Yolu: Tevhid, İlim ve Samimiyet
Taassup ve şirkten kurtulmanın yolu, tevhid inancını doğru kavramaktan geçer. Tevhid, Allah'ın birliğine, eşsizliğine ve benzersizliğine inanmaktır. Bu inanç, yalnızca zihinsel bir kabul değil, kalbin tam teslimiyet halidir. Tevhid, insanın tüm davranışlarına, düşüncelerine, niyetlerine yansımalıdır. İlim, bu yolda en önemli rehberdir. Ama burada kastedilen ilim, salt teorik bilgi değil, akılla harmanlanan, hayata dokunan bir bilgidir. Samimiyet ise bu yolculuğun kalbidir. İnsan, Allah'a olan yönelişinde hiçbir gösteriş, hiçbir riya barındırmamalıdır. Niyetini saf tutmalı, yalnızca Allah rızasını amaçlamalıdır. Dinin özü ihlâs (samimiyetle yalnızca Allah'a yönelmek), ibadet ve salih ameldir. Dinin şekli değil, özü önemlidir. İnsan bu üç temeli hayatına yerleştirdiğinde, hem taassuptan hem de şirkten korunmuş olur.
Tevbe: Yeniden Başlamanın Kapısı
İnsan yanılabilir, hata yapabilir, günaha düşebilir. Ancak İslam'ın en güzel yönlerinden biri, tevbe kapısının her zaman açık olmasıdır. Allah, kullarına şöyle seslenir: "De ki: Nefislerine karşı aşırı giden kullarım, Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları bağışlar. Çünkü O çok bağışlayandır, çok esirgeyendir" (Zümer Suresi, 53). Tevbe, yalnızca pişmanlık değildir. Tevbe, geçmişi terk etmek, günaha dönmemeye azmetmek ve hayatı yeniden Allah'ın yolunda inşa etmektir. Şirk işlemiş, taassupla hareket etmiş bir insan bile samimi bir tevbe ile Allah'ın rahmetine kavuşabilir. Önemli olan, o yanlışı fark etmek ve doğruya yönelmektir.
Akıl, Kalp ve Ruh Birliği
Din, insanın bütün yönleriyle Allah'a yönelmesidir. Akıl, kalp ve ruh birlikte hareket etmelidir. Akıl, doğru bilgiyi kavramalı; kalp, bu bilgiyi sevgiyle ve samimiyetle benimsemeli; ruh ise bu bilgiyle yücelmelidir. Taassup aklı öldürür, şirk kalbi kirletir, her ikisi de ruhu esir alır. İnsanın gerçek kurtuluşu, aklını kullanarak dinin özüne ulaşmasında, kalbini samimiyetle Allah'a bağlamasında ve ruhunu O'nun nuruyla aydınlatmasındadır. Bu, kolay bir yol değildir çünkü nefis, gelenek, toplumsal baskı ve cahiliye kalıntıları insanı sürekli yanlış yöne çekmeye çalışır. Ancak Allah'a sığınan, O'ndan yardım dileyen, ilim ve irfanla donanmış bir insan, bu zorluklardan mutlaka galip çıkar. Cihad, öncelikle insanın kendi nefsiyle, kendi cehaleti ve tutkularıyla mücadelesidir. Bu mücadeleyi veren, Allah'ın yollarına ulaşır; hem dünyada huzur bulur, hem de ahirette kurtuluşa erer. Sonuç olarak, taassup ve müşriklik tuzaklarından korunmanın yolu, akıl, ilim, samimiyet ve tevhid üzerine kurulu bir iman inşa etmektir. Allah bize doğru yolu göstersin, bizi sapıklıktan korusun ve dinin özünü kavramayı nasip etsin.

KİTAP İZLERİ

Puslu Kıtalar Atlası

İhsan Oktay Anar

Bir Düşün Atlasında Gezinmek: İhsan Oktay Anar'ın Başyapıtı İhsan Oktay Anar’ın 1995 yılında yayımlanan ve yayımlandığı andan itibaren modern Türk edebiyatının kült eserlerinden biri haline
İncelemeyi Oku

Yorumlar

Başa Dön