Enflasyon Teknik Değil, Kurumsal Bir Sorundur
Modern iktisat yazınında enflasyon uzun süre parasal bir fenomen olarak ele alındı. Milton Friedman'ın ünlü sözü—"Enflasyon her zaman ve her yerde parasal bir fenomendir"—yarım yüzyıl boyunca politika yapıcıların pusulası oldu. Ancak 21. yüzyılın ilk çeyreğinde biriken deneyimler, bu görüşün eksik olduğunu gösterdi. Enflasyon, para arzından çok beklentiler rejimidir; faiz oranlarından çok kurumsal güvendir; teknik müdahalelerden çok siyasi iradenin sürekliliğidir. Türkiye'nin son yirmi yıllık enflasyon serüveni, bu gerçeğin en çarpıcı laboratuvar örneğidir. Merkez bankası faiz artırır, enflasyon düşmez. Bütçe dengesi hedeflenir, fiyatlar yükselmeye devam eder. Kur kontrolü uygulanır, döviz talebi yapısal hale gelir. Sorun araçların yetersizliği değil, araçların içine yerleştiği kurumsal çerçevenin çökmüş olmasıdır.
I. Enflasyonun Sıfırlanması İçin Altı Temel Koşul
- Güvenilir ve Bağımsız Parasal Otorite
Merkez bankası bağımsızlığı, enflasyonla mücadelenin ön koşuludur. Ancak bu bağımsızlık yalnızca yasal metinlerde yazılı olmamalı, fiilen uygulanmalıdır.
Bağımsızlığın unsurları:
- Başkan ve yönetim kurulu atamalarında siyasi müdahalenin olmaması
- Görev süresinin güvence altında olması
- Para politikası kararlarının hükümet onayına tabi olmaması
- Mali finansman yasağının mutlak olması
Türkiye'de sorun, TCMB Kanunu'nda bağımsızlık maddesi olmaması değil, bu bağımsızlığın pratikte işlememesidir. 2018 sonrası dönemde görülen sık başkan değişiklikleri, politika öngörülebilirliğini tamamen yok etmiştir. Piyasa artık TCMB'nin ne yapacağını değil, ne yapamayacağını fiyatlamaktadır.
Karşılaştırma: Almanya Bundesbank'ı, 1950-1990 arası dönemde hiçbir hükümet baskısına boyun eğmemiştir. 1970'lerde Helmut Schmidt'in faiz indirim talepleri açıkça reddedilmiştir. Sonuç: Almanya, petrol krizlerini diğer Avrupa ülkelerine göre çok daha düşük enflasyonla atlatmıştır.
- Bağımsız Mali Disiplin
Para politikası ne kadar sıkı olursa olsun, maliye politikası gevşekse enflasyon düşmez. Bu durum literatürde "fiscal dominance" (mali baskınlık) olarak adlandırılır.
Mali disiplinsizliğin belirtileri:
- Sürekli ve yüksek bütçe açıkları
- Popülist harcama artışları
- Kamu borcunun parasallaştırılması
- Örtük mali yükümlülükler (garanti ödemeleri, KİT zararları)
Türkiye'de resmî bütçe açığı makul görünse de, gerçek mali durum çok daha kırılgandır:
- Kur korumalı mevduat sisteminin maliyeti
- Kamu bankalarının örtük zararları
- Enerji ithalatına verilen sübvansiyonlar
- Sosyal yardım harcamalarındaki hızlı artış
Bu unsurlar, maliye politikasını arka kapıdan gevşek hale getirmektedir. TCMB faiz artırırken, Hazine ve kamu bankaları likidite pompalamaktadır. Bu çelişki, tüm sıkılaşma çabalarını boşa çıkarmaktadır.
Tarihsel ders: 1980'lerde Latin Amerika ülkelerinin tamamı enflasyonla boğuşmuştur. Şili, mali disiplini sağlayarak enflasyonu düşürmüştür. Arjantin, bunu yapamayarak hiperenflasyona sürüklenmiştir. Aradaki fark, merkez bankası politikası değil, maliye politikasıdır.
- Sabit veya Çıpalı Para Rejimi
Güvenilir bir nominal çıpa, enflasyon beklentilerini kırmak için kritiktir. Çıpa türleri:
a) Sabit Kur Rejimi
- Ulusal para, sert bir dövize sabitlenir
- Avantaj: Beklentileri hızla kırar, ithal enflasyon düşer
- Dezavantaj: Para politikası esnekliği kaybolur, rezerv ihtiyacı yüksektir
Örnekler: Arjantin (1991 Currency Board), Hong Kong (1983'ten beri)
b) Döviz/Altın Çıpası
- Ulusal paranın değeri bir emtiaya bağlanır
- Tarihsel olarak altın standardı
- Modern dönemde nadiren kullanılır
c) Enflasyon Hedeflemesi (Esnek Çıpa)
- Merkez bankası açık bir enflasyon hedefi koyar
- Para politikası bu hedefe ulaşmak için kullanılır
- Esnek ama güvenilir olmalı
Türkiye 2006'da enflasyon hedeflemesine geçmiştir. Ancak bu rejim, güvenilirliğini yitirdiği anda çökmüştür. 2018 sonrası dönemde hedefler sürekli tutturulamamış, açıklama yapma zorunluluğu formaliteye dönüşmüştür.
Temel sorun: Türkiye ne sabit kur, ne serbest kur, ne de güvenilir hedefleme rejimine sahiptir. Bu belirsizlik, en kırılgan durumlardan biridir.
- Üretim Kapasitesinin Korunması
Enflasyonla mücadele yalnızca talep kısıcı politikalarla yürütülemez. Arz tarafı ihmal edilirse, fiyat istikrarı sağlanamaz.
Arz yönlü enflasyonun nedenleri:
- Sanayi üretiminin daralması
- Tarımda verim düşüklüğü
- Enerji ithalatına bağımlılık
- Lojistik maliyetlerinin yüksekliği
- Teknoloji ve ara malı ithalatının artması
Türkiye'de imalat sanayinin GSYH içindeki payı, 2000'lerde %23 civarındayken, bugün %20'nin altına düşmüştür. Bu daralma, döviz cinsinden ithalat bağımlılığını artırmış, her kur şokunda enflasyonun fırlamasına yol açmıştır.
Çözüm: Enflasyonla mücadele, sanayileşme politikasıyla eşzamanlı yürütülmelidir. Talep kısılırken üretim desteklenmelidir. Aksi takdirde, fiyatlar düşmez, yalnızca ekonomi küçülür.
- Hukuki Öngörülebilirlik
Bu belki de en az konuşulan ama en kritik unsurdur. Hukuk güvenliği olmadan, ekonomik istikrar sağlanamaz.
Hukuki öngörülebilirliğin unsurları:
- Mülkiyet hakkının güvence altında olması
- Sözleşme güvenliği
- Geriye dönük düzenleme riskinin olmaması
- Keyfi el koyma veya müdahale riskinin ortadan kalkması
Hukuk zayıf olduğunda:
- Yatırımcı gelmez
- Sermaye kaçar
- Üretim yapılmaz
- Döviz talebi kalıcılaşır
- Kur baskısı artar
- Enflasyon kronikleşir
Türkiye'de yatırımcı için soru artık şu değildir: "Doğru yatırımı mı yaptım?" Soru şudur: "Yarın kural değişir mi? Paramı alabilir miyim?"
Bu belirsizlik, tüm teknik politikaları etkisiz hale getirmektedir.
- Siyasi İradenin Sürekliliği
Enflasyonla mücadele acı verir. Faiz artar, büyüme yavaşlar, işsizlik geçici olarak tırmanır. Halk memnun olmaz. Seçmen tepki gösterir.
Bu noktada siyasi iktidarın iki seçeneği vardır:
- Acıya katlanır, mücadeleyi sürdürür
- Vazgeçer, tekrar gevşemeye döner
Eğer ikincisi seçilirse:
- Piyasa, sıkılaşmanın geçici olduğunu öğrenir
- Beklentiler bozulur
- Bir sonraki sıkılaşmada inanılmaz
- Enflasyon kalıcılaşır
Türkiye'de sorun budur. Piyasa, "gerektiğinde acı reçete uygulanır" beklentisine sahip değildir. Tam tersine, "eninde sonunda gevşeme gelir" inancı hâkimdir.
II. Enflasyon Neden Beklentiler Rejimidir?
Enflasyonun bugünkü para miktarıyla değil, gelecekteki para politikasına dair inançlarla belirlendiğini gösteren sayısız deneysel çalışma vardır.
Rasyonel Beklentiler Teorisi (Sargent-Wallace):
Eğer merkez bankası gelecekte gevşeyeceğine inanılıyorsa, bugünkü sıkılaşma etkisizdir. Çünkü fiyatlayıcılar bugünden, gelecekteki genişlemeyi fiyata yansıtır.
Türkiye'de beklenti oluşumu:
- TCMB faiz artırır → "Yine düşürülür" düşünülür
- Mali disiplin vaat edilir → "Seçim öncesi unutulur" beklentisi oluşur
- Rezerv artışı hedeflenir → "Tekrar erir" endişesi yerleşir
Bu beklentiler, fiyatlara önceden yansır. Dolayısıyla enflasyon düşmez.
Çözüm: Beklentileri kırmak için politika inandırıcılığı şarttır. Bunun için:
- Tutarlı ve uzun soluklu uygulama
- Söz-eylem uyumu
- Kurumsal güven inşası
- Şeffaflık
III. Politika Çelişkisi: En Sık Görülen Başarısızlık Nedeni
Türkiye'de aynı tablo tekrar tekrar görülür:
- Merkez bankası faiz artırır
- Hazine harcamayı artırır
- Kamu bankaları kredi dağıtır
- Kur baskılanır
- Rezervler erir
- Kriz patlak verir
Bu, "policy inconsistency" (politika tutarsızlığı) örneğidir.
Sonuç: Piyasa şunu öğrenir: "Sıkılaşma geçici, gevşeme kalıcıdır."
Bu öğrenme gerçekleştikten sonra, enflasyonu düşürmek neredeyse imkânsız hale gelir. Çünkü artık araçlar değil, güvenilirlik sorunu vardır.
IV. Türkiye'de Enflasyonun Düşmemesinin Temel Nedeni
Türkiye'de enflasyonun düşmemesinin nedeni, tek bir faktöre indirgenemez. Ancak birincil kırılma noktası nettir:
→ Güvenilir ve özerk parasal-mali çerçevenin kaybı
Bu kayıp, dört katmanda kendini gösterir:
-
Merkez Bankası Sorunu
- Sık başkan değişimi (2019-2023 arası 4 başkan)
- Politika setinin kişiselleşmesi
- Faizin ideolojik tartışmaya dönüşmesi
- TCMB'nin gelecekte ne yapacağının değil, ne yapamayacağının fiyatlanması -
Mali Disiplinin Görünmez Aşınması
- KİT zararları
- Kur korumalı mekanizmaların maliyeti
- Kamu bankaları üzerinden örtük transferler
- Garanti ödemeleri
Bu unsurlar, resmî bütçe dengesini aldatıcı hale getirmektedir.
-
Kur Bulamacı
Türkiye ne sabit kur, ne serbest kur, ne de güvenilir bir ara rejime sahiptir. Bu belirsizlik, en kırılgan durumdur. İktisat tarihi gösterir ki, belirsiz kur rejimleri en kısa ömürlü rejimlerdir. Ya sabitlenmelidir (ve sonuna kadar savunulmalıdır), ya da tamamen serbest bırakılmalıdır. -
Hukuk ve Kurumlar
Yatırımcı için asıl soru: "Yarın kural değişir mi?"
Bu belirsizlik:
- Sermaye girişini kısar
- Yerli sermayeyi yurt dışına iter
- Döviz talebini yapısal hâle getirir
- Kur → enflasyon zincirini kalıcılaştırır
V. Sıfır Enflasyon mu, İstikrarlı Enflasyon mu?
Gelişmiş ekonomilerde merkez bankaları genellikle %2 enflasyon hedefler. Neden tam sıfır değil?
Nedenler:
- Deflasyon riskinden kaçınma: Enflasyon sıfırın altına düşerse, fiyatlar gerilemeye başlar. Bu, tüketimi erteler, ekonomiyi durdurur.
- Ücret esnekliği: Nominal ücretler aşağı doğru katıdır. %2 enflasyon, reel ücret ayarlamalarını kolaylaştırır.
- Reel faiz ayarlama alanı: Nominal faiz sıfırın altına düşemez. %2 enflasyon, para politikasına manevra alanı sağlar.
Ancak Türkiye gibi ülkelerde sorun %0 mı %2 mi değil, %5 mi %50 mi meselesidir.
Yüksek ve oynak enflasyon:
- Gelir dağılımını bozar
- Tasarrufu yok eder
- Uzun vadeli planlamayı imkânsız kılar
- Siyasi kutuplaşmayı artırır
- Toplumsal güveni aşındırır
VI. Sonuç: Güven Varsa Sıfır da Çalışır, Güven Yoksa On da Yıkıcıdır
Almanya, Japonya, İsviçre örnekleri gösterir ki:
- Kurumlar güçlüyse, %0 enflasyon bile sürdürülebilir
- Güven varsa, %2 enflasyon toplumsal refaha katkı sağlar
Türkiye, Arjantin, Venezuela örnekleri ise şunu gösterir:
- Kurumsallaşma yoksa, %10 bile yıkıcıdır
- Güven yoksa, hiçbir teknik araç işe yaramaz
Enflasyonla mücadelede kritik olan rakam değil, şudur:
- Enflasyon sürpriz mi, yoksa öngörülebilir mi?
- Kurallar net mi, yoksa keyfi mi?
- Sapma olduğunda bedel ödeniyor mu?
- Siyasi iktidar acıya katlanıyor mu?
Türkiye için net tespit:
Enflasyonun düşmemesinin temel nedeni, teknik araç eksikliği değil, kurumsal güven eksikliğidir.
TCMB'nin elinde tüm araçlar vardır: faiz, zorunlu karşılık, likidite yönetimi. Ancak bu araçlar, içine yerleştikleri kurumsal çerçeve çöktüğü için işlememektedir.
Çözüm, yeni bir araç icat etmek değil, mevcut kurumları yeniden inşa etmektir. Bu inşaat şu temeller üzerine yükselmelidir:
- Merkez bankasının fiili bağımsızlığı
- Mali disiplinin kalıcılaştırılması
- Hukuki öngörülebilirlik
- Siyasi iradenin sürekliliği
- Toplumsal uzlaşı
Bu beş temel sağlanmadan, enflasyon teknik müdahalelerle düşürülemez. Düşse bile, kalıcı olmaz. Çünkü enflasyon, sonuçta, toplumun kendi kurumlarına duyduğu güvenin bir yansımasıdır. Güven yoksa, rakamlar yalan söyler.
