Son bir haftadır yazamıyorum.
Ama öyle çok işim olduğundan falan değil.
Hayat da yerli yerinde sayılır.
Sorun bende mi bilmiyorum,
ama sanki esinle ilham benden uzak duruyor.
Hani “gelmiyor” derler ya…
Benimkisi gelmemek değil,
başka yerlere gitmiş gibiler.
Neredeler bilmiyorum.
Muhtemelen her gün kusursuz yazılar yazan,
cümleleri pırıl pırıl insanlarla beraberdirler.
Belki de artık beni sevmiyorlar.
Bir yerde hata mı yaptım acaba?
Bilmeden kırdım mı?
Oysa bir ara iyi anlaşıyorduk.
Gerçi hep ters zamanlarda gelirlerdi.
Gecenin sabaha bağlandığı saatlerde,
03:00, 04:00 gibi…
Ya da işin en yoğun anında.
Şöyle sakin, adam gibi bir saatte
hiç denk gelemedik.
En çok sabah erken saatleri severdim.
06:00 – 06:30 arası.
O saatlerde yazdıklarım bana daha doğru gelirdi.
Belki daha iyi değildi
ama bana daha yakındı.
Başkalarının ne düşündüğü önemli tabii.
Bu yazı mesela…
Beğenilmeyeceğini biliyorum.
Ama yine de yazmak istedim.
Zorlayarak da olsa.
Çünkü yazmak iyi geliyor.
İnsanı hafifletiyor.
Kafanın içi biraz boşalıyor.
Daha katlanılır oluyor hayat.
Belki de bu yazı,
onlara özlediğimi anlatır diye düşündüm.
Kime mi?
Esin Hanım’a.
İlham Bey’e.
Bir de derler ya, yazmak kolay diye.
Hiç kolay değil.
Bence çok zor iş.
Hele her gün yazanları düşündükçe
daha da zor geliyor.
Ben yazarken düzeltmeyi sevmem.
Çoğu yazım doğaçlama.
Sanki klavyeyle değil de
karşımdaki biriyle konuşur gibi yazarım.
Dert anlatır gibi.
Belki de bu yüzden rahatlıyorum.
Eee…
Neredesiniz hâlâ?
Hadi gelin artık.
Bu kadar övdük,
özlediğimizi de yazdık.
Gelip biraz dağıtın ortalığı.
Ne olur.

