Boğuluyordum.
Ama kimse suyu görmüyordu.
Herkes kenardaydı.
Kuru.
Güvende.
Ağzı laf yapan cinsinden.
“Şöyle düşün.”
“Güçlü ol.”
“Geçecek.”
Geçmedi.
Zaten geçen bir şey değildi bu.
İçime doluyordu.
Nefes almıyordum,
ama ölüyormuş gibi de değildim.
Daha kötüsüydü.
Yaşıyordum.
Sesler vardı.
Çok ses.
Hepsi doğruydu belki.
Ama boğulan birinin kulağı doğruyu ayırt etmez.
Sadece gürültü duyar.
El uzatan olmadı.
Yüzmeyi anlattılar.
Kollarımı nasıl hareket ettireceğimi.
Suyun mantığını.
Oysa benim bilmediğim yüzmek değildi.
Ben batıyordum.
İçimde bir ağırlık vardı.
Adı yoktu.
Tarifi yoktu.
Ama dibe çekiyordu.
Bir an geldi…
Sesler kesildi.
Tavsiyeler sustu.
Herkes uzaklaştı.
Kaldım.
Su.
Ben.
Ve anladım:
Boğulurken kurtarılmıyorsun.
Sadece izleniyorsun.
Sonra…
Bir şey oldu.
Çıkmadım.
Kurtulmadım.
Sadece alıştım.
Artık yüzmüyorum.
Batmıyorum da.
Soğuğun içindeyim.
Hareketsiz.
Sessiz.
Ve en korkuncu şu:
Kimse fark etmiyor.