Korona zamanıydı.
Takvim yaprakları değil, insanlar dökülüyordu.
Her gün bir sayı açıklandı;
ölüm, istatistiğe çevrildi.
Evler doluydu ama hayat boştu.
Sesler kısıldı, yüzler silindi.
Herkes aynı korkuyu yaşadı
ama herkes aynı izi bırakmadı.
O günlerde şunu gördüm:
İnsan ölmeden de yok olabiliyormuş.
Kimseye değmeden,
kimsenin hayatına dokunmadan
sessizce.
Eser dedikleri şey,
ölünce arkadan konuşulan bir başarı değil.
Kriz anında ortaya çıkan gerçek halindir.
Korkarken ne yaptığın,
kaçarken kimi geride bıraktığın,
susarken neyi savunduğundur.
Bazıları sadece hayatta kalmayı seçti.
Kapısını kapattı,
gözünü kapattı,
vicdanını da.
Bazıları ise
fark edilmeden,
alkışlanmadan,
adını yazdırmadan
birinin yükünü hafifletti.
Bir cümleyle, bir duruşla, bir omuzla.
Yıllar sonra kimse
kaç gün karantinada kaldığını hatırlamayacak.
Ama birileri şunu hatırlayacak:
“En karanlık zamanda
beni yalnız bırakmamıştı.”
İşte eser budur.
Ve acı olan şu:
Herkes yaşadı o günleri,
ama çok azı
geride bir insan bıraktı.