"Bu kadar erken uyanmak için ya bir devrimci olmalısın, ya da kahve makinen bozuk." — Douglas Adams"

Modern Akademinin Krizi: Skolastik Düşünceden Üretken Bilime Dönüş İhtiyacı

Bilim tarihinde bilişsellik ve dogmatizm arasındaki gerilimi anlatan bu metin, Ortaçağ'da kilisenin etkisindeki skolastik düşünceden, Rönesans ve Aydınlanma ile gelen deneysel bilime geçişi özetliyor. Metin, otoriteye dayalı bilgi üretiminin sınırlarını ve modern akademideki benzer kalıpların varlığını sorguluyor.

yazı resim

Bilim tarihi, bilginin üretildiği ve dönüştürüldüğü dönemler ile mevcut bilginin sadece muhafaza edilip tekrar edildiği dönemler arasında sürekli bir gerilim yaşamıştır. Ortaçağ Avrupası'nda bilim, kilisenin otoritesi altında gelişmiştir. Skolastik gelenek, Aristoteles felsefesini Hristiyan teolojisiyle uzlaştırma çabasında, belirli otoritelere dayanan, dogmatik ve sorgulamayı sınırlayan bir düşünce biçimi geliştirmiştir. Bu sistem, otorite argümanına dayalı bilgi üretimi, sınırlı deney ve gözlem, yerleşik görüşlere meydan okuma zorluğu gibi özellikleriyle karakterize edilir. Rönesans ve Aydınlanma dönemleriyle birlikte bu yapı kırılmaya başlamış, deneysel bilim yöntemi öne çıkmış, otorite yerine gözlem ve deney esas alınmıştır. Ancak bugün, kurumsal yapı değişmiş olsa da, benzer bir düşünce kalıbının farklı bir biçimde yeniden üretilmiştir.
Modern Akademinin Yapısal Sorunları
Unvan ve Yetkinlik Arasındaki Kopukluk
Modern akademik sistemde "profesör" unvanı, belirli bir prosedürün tamamlanmasıyla kazanılır. Bu prosedür genellikle doktora tezi, yayınlar, akademik hiyerarşide ilerleme gibi aşamaları içerir. Ancak bu sistemin bazı temel sorunları vardır:
Unvan, üretkenliği değil sisteme uyumu ezberi taklidi ölçer. Akademik ilerleme, radikal yeni fikirler üretmekten ziyade, mevcut paradigmalara uygun, kabul görmüş metodolojilerle çalışmalar yapmayı gerektirir. Hakem değerlendirme sistemi, yenilikçi ama riskli çalışmaları dışlama eğilimindedir. Sahaya inme ve pratik uygulama eksikliği akademik disiplinde belirgindir. Teorik bilgi birikimi ile pratik uygulama yeteneği arasında önemli farklar vardır. Bir profesör, teorik olarak bir konuyu ezberleyip taklit ediyor olabilir ama bu bilgiyi gerçek dünya problemlerine uygulamada yetersiz kalır.
Bilgi Üretimi mi, Bilgi Tüketimi mi?
Bugünkü akademide kilise yoktur; fakat onun işlevini gören hakem kurulları, fon mekanizmaları ve atıf ağları vardır. Skolastik zihniyet kurumsal biçim değiştirmiştir. Çağdaş akademinin en temel sorunlarından biri, gerçek anlamda yeni bilgi üretmek yerine mevcut bilgiyi yeniden paketleyip dağıtmaktır. Bu durum şu şekillerde kendini gösterir:
Makalelerin çoğu marjinal katkılar sunar. Akademik teşvik sistemi, nitelikten çok niceliği ödüllendirdiği için, araştırmacılar önemli ama az sayıda çalışma yerine, marjinal farklar içeren çok sayıda yayın üretme eğilimindedir.
Atıf zinciri, doğruluktan çok görünürlük oluşturur. Bir çalışmanın çok atıf alması, mutlaka doğru veya değerli olduğu anlamına gelmez. Bazen yanlış bir varsayım, eleştirel gözden geçirilmeden nesiller boyunca aktarılabilir. Atıf endeksleri, bilimsel kaliteden çok akademik ağlar ve görünürlükle ilişkilidir.
Paradigma sorgulaması risklidir. Thomas Kuhn'un işaret ettiği gibi, bilim belirli paradigmalar içinde ilerler. Ancak paradigma değişimleri, mevcut yapıya meydan okumayı gerektirir. Modern akademide bu tür radikal sorgulama, kariyer açısından riskli olarak algılanır.
Eğitim: Üretim mi, Taklit mi?
Üniversite eğitim sisteminin temel amacı, düşünmeyi öğretmek ve yeni bilgi üretebilecek bireyler yetiştirmek olmalıdır. Ancak pratikte sistem şu özellikleri gösterir:
Ezbere dayalı sınav sistemi hâlâ baskındır. Öğrencinin başarısı, bilgiyi anlaması, eleştirel düşünmes ve yeni bilgi üretmesinden çok, doğru cevapları ezberleyip, taklit edip papağan gibi tekrar etme kapasitesiyle ölçülür. Hazır kuramların verilmesi, öğrencinin bu kuramları sorgulamadan kabul etmesine yol açar. Eleştirel düşünce ve bilişsellik teşvik edilmez, mevcut bilginin taşıyıcısı olmak yeterli görülür. Diploma, sisteme uyumun, ezberin, taklidin belgesidir. Diploma, bir kişinin bir bilgiyi ezberleyip, taklit eden bir köle olduğunu gösterir, ancak bu bilgiyi özgün şekilde kullanma, sorgulama veya yeni bilgi üretme kapasitesini garanti etmez.
Kurumsal Engeller ve Bilim Yapma Özgürlüğü
Bilimsel araştırma özgürlüğü, gerçek anlamda bilgi üretimi için vazgeçilmezdir. Ancak çağdaş sistemde çeşitli engeller mevcuttur:
Akademik yükselme, üretken zekâyı değil uuyumlu kişiliği, paradigma sadakatini, yayın ritmini, ezberi, taklidi seçmektedir. Yetkinlik, şu an yayın sayısı, atıf sayısı, indeks puanı ile ölçülmekte problem çözme, kavramsal derinlik, yenilik kapasitesi ölçülmemektedir.
İzin ve onay mekanizmaları, özellikle belirli alanlarda araştırma yapmayı zorlaştırır. Etik kurullar, bürokratik süreçler ve kurumsal kısıtlamalar, bazen gereksiz şekilde araştırmayı engelleyip bilimin gelişmesine mani olabilir.
Unvan gerekliliği, akademik dünyanın dışından gelen fikirlerin ciddiye alınmamasına yol açar. Tarihte birçok önemli bilimsel ilerleme, kurumsal akademi dışından gelmiştir, ancak bugün bu giderek zorlaşmaktadır. Finansman ve kaynak dağılımı, belirli araştırma gündemlerini desteklerken diğerlerini dışlar. Fonlama kuruluşlarının öncelikleri, bilimsel meraktan çok politik veya ekonomik çıkarlarca belirlenmektedir.
Sonuçta unvan artar, literatür şişer, bilgi ilerlemez.
Uzmanlık ve Disiplinler Arası Sorunlar
Modern ihtisaslaşma, ezberi, taklidi sağlarken, bazı pratik sorunlar da oluşturmaktadır:
Hukuk ve teknoloji örneği oldukça çarpıcıdır. Geleneksel hukuk eğitimi alan avukatlar, siber suçlar, dijital deliller, veri güvenliği gibi konularda yetersizdir. Hukuk müfredatları, teknolojik gelişmelerin hızına ayak uydurmakta zorlanır. Bu yüzden siber suç durumunda mağduriyetlere yol açar.
Rehberlik ve psikolojik danışmanlık alanında benzer sorunlar yaşanmaktadır. Mezunlar, sistem içinde belirli yetkilerle donatılır ancak bu yetkilerin ne ölçüde gerçek yetkinliğe karşılık geldiği sorgulanabilir. Özellikle üniversite tercih danışmanlığı gibi alanlarda, danışmanlar birbirlerini taklit ederek benzer önerilerde bulunmakta, tercih listesi yazmayı bilmemekte, birbirilerini taklit etme yoluyla listeler yazmakta bu da öğrencilerin gerçek potansiyellerine ve ilgi alanlarına uygun yönlendirilememesine ve boşta kalmalarına yol açmaktadır.
Yapay Zeka Çağında Akademik Sistem
Yapay zeka teknolojilerinin gelişimi, akademik sistemin temel varsayımlarını sorgulamaktadır:
Bilgi derleme ve sentez yapma, artık yapay zeka araçlarıyla çok daha kolay yapılabilmektedir. Literatür taraması, kaynak derleme, hatta belirli formatlarda metin üretme gibi görevler, eskiden akademik yetkinlik göstergesi olarak kabul edilirken, artık otomasyona açıktır. Yapay zekaya sınırlamalar getirilmesi, sistemi koruma refleksinin bir göstergesidir. Akademik ve profesyonel kurumlar, yapay zeka araçlarının kullanımını kısıtlayarak mevcut yetki yapılarını korumaya çalışmaktadır. Gerçek yetkinlik, yapay zeka çağında yeniden tanımlanmalıdır. Artık önemli olan, bilgiyi depolayıp ezberleyip, taklit etmek değil, onu bilişsel şekilde kullanmak, eleştirel değerlendirmek, yeni bağlamlara uyarlamak ve özgün çözümler üretmektir.
Gerçek yetkinlik artık bilgiyi ezberleyip, taklit etmek değil model kurmak, problem formüle etmek, bağlam değiştirebilmek, sezgisel muhakeme geliştirmek olmalıdır. Bilgi artık üniversite tekelinde değildir. Bu durum, modern akademinin otorite zeminini tarihsel olarak ilk kez bu kadar ciddi biçimde sarsmaktadır. Kur’an’da ilim kelimesinin fiil kökenli oluşu, süreç vurgusu
ahlaki sorumluluk içermesi bilginin statü değil sorumluluk olduğunu gösterir.
Kur'an perspektifinden bilgi, sadece enformasyon birikimi değildir. Zümer suresi 9. ayette geçen "Hiç bilenlerle bilmeyenler eşit midir?" sorusu, bilginin niteliğine işaret eder. Burada vurgulanan bilgi, anlama, sorgulama, içselleştirme, elde edilen hayata dönüştürülen bilgidir. İslam medeniyeti tarihinde, bilimsel merak ve araştırma teşvik edilmiştir. Cebir, astronomi, tıp, kimya gibi alanlarda öncü çalışmalar, dogmatik yaklaşımdan çok gözlem ve deneysel yöntemlere dayanmıştır. İslam bilginleri, Yunan kaynaklarını körü körüne kabul etmemiş, eleştirel gözle değerlendirmiş ve geliştirmişlerdir. Gerçek bilim, sürekli sorgulama, gözlem, deney, eleştirel düşünce ve üretkenlik gerektirir. Bu, sadece akademik kurumların değil, tüm toplumun sorumluluğudur. İster dini, ister seküler olsun, her bireyin bilgiyi anlama, sorgulama ve üretme kapasitesini geliştirmesi teşvik edilmelidir. Kur'an'ın bilenlerle bilmeyenlerin eşit olmadığı vurgusu, sadece enformasyon sahibi olmayı değil, gerçek anlamda anlayan, düşünen ve bu bilgiyle değer üreten insanları işaret eder. Modern eğitim ve bilim sistemleri, bu hedefe ne kadar hizmet ediyor sorusu, sürekli olarak sorulmalı ve sistem bu doğrultuda iyileştirilmelidir. Yapay zeka çağında, bilgiye erişim demokratikleşiyor, bilgi üretme araçları yaygınlaşıyor. Bu fırsat, kurumsal yapıların tekelini kırabilir ve daha kapsayıcı, dinamik bir bilgi üretim ekosistemine imkan verebilir. Ancak bu potansiyel, ancak mevcut yapıların esnekleşmesi, dogmatizmden uzaklaşılması ve gerçek yetkinliğe odaklanılmasıyla hayata geçirilebilir. Sonuç olarak, ne Ortaçağ skolastiği ne de modern akademik dogmatizm, bilimin özünü temsil eder. Bilim, sürekli öğrenme, sorgulama ve yeniden keşfetme sürecidir. Bu sürecin önündeki tüm engeller, kurumsal mı, ideolojik mi, yapısal mı olduğuna bakılmaksızın, tanınmalı ve aşılmalıdır.

KİTAP İZLERİ

Çıplak ve Yalnız

Hamdi Koç

Hamdi Koç’un Hafıza Labirentinde Unutulmaz Bir Yolculuk: "Çıplak ve Yalnız" Hamdi Koç’un "Çıplak ve Yalnız" romanı, okuru daha ilk cümlesiyle yakalayan o nadir eserlerden: "Amcam
İncelemeyi Oku

Yorumlar

Başa Dön