Sabah ezanı Medine semalarına yayılırken, Fatma yüzünü soğuk suya gömdü. Ellerini havuzun kenarına yasladı, uzun süre kalktı. Aynaya bakmadı. Bugün duruşma günüydü. Kadı Halid, sicilini önüne koyduğunda elleri titredi. Otuz yıldır bu makamda oturmuştu. Binlerce dava görmüştü. Ama bu sabah, ilk kez bir şeylerin yanlış gittiğini hissetti. Sanık, genç bir kadındı. Adı Leyla. Yirmi dört yaşında, iki çocuk annesi, kocası ticaret için Şam'a gitmişti. İhbarcı, komşuydu. Dört şahit mi? Hayır. Yalnızca biri gerçekten görmüştü, diğerleri "duymuştu." Biri de ihbarcının kayın biraderi çıkmıştı. Kadı Halid, önündeki sayfaya baktı. Nur Suresi, 24:2. Yüz değnek. Açık, net, tartışmasız. Sonra asistanının önüne koyduğu başka bir sayfaya baktı: recm rivayetleri. "Dört şahit var mı?" diye sordu sessizce. Asistanı başını eğdi. "Şartları tartışmalı, efendim." Kadı Halid kalktı. Pencereye yürüdü. Şehrin öte yakasında, genç bir talebe, hocasının odasına girdi. Adı Yusuf'tu. Medrese'nin en zeki öğrencisiydi ama bu sabah zekâsı ona ağır geliyordu. "Hocam," dedi, "bir sorum var." Yaşlı adam gözlerini kitaptan kaldırmadı. "Sor." "Nur Suresi ikinci ayet, yüz değnek diyor. Açık. Sonra hadis kaynaklarında recm rivayeti geliyor. Kur'an'da olmayan bir ceza. Hicr Suresi'nde Allah, vahyini koruyacağını söylüyor. Peki nasıl..." Yaşlı adam kitabını kapattı. İlk kez baktı çocuğa. "Otur." Yusuf oturdu. "Bu soruyu sormak cesaret ister," dedi hoca. "Ama cevabı daha çok cesaret ister." Uzun bir sessizlik oldu. Hoca sonunda, "Halife Ömer'e atfedilen rivayeti biliyorsun halkın 'Kur'an'a ilave yapıyor' demesinden korktuğu için yazmadığını söylüyor." dedi. "Evet." "Düşün. Ömer mi daha cesurdu, yoksa Kur'an mı daha güçlüydü? Ömer, kılıç önünde eğilmeyen bir insandı. Ama bir dedikodu onu Allah'ın ayetini yazmaktan alıkoydu mu? Bu rivayetin Ömer'e yapılmış bir iftira olduğunu düşünmüyor musun?" Yusuf başını kaldırdı. "Ve o keçi rivayeti," dedi hoca, sesi alçaldı. "Allah'ın vahyi, Ayşe'nin odasındaki bir kâğıt parçasına mı emanet edilmişti? Yüzlerce hafız, onlarca yazılı nüsha yok muydu? Allah'ın koruduğu bir kitap, bir hayvanın midesinde mi yok oldu?" Oda sessizdi. "Hocam," dedi Yusuf yavaşça, "o zaman bu rivayetler..." "Beşerin ürünüdür," dedi yaşlı adam. "Hepsi Nebimiz Muhammed'in vefatından sonra uydurulmuş bu yetmezmiş gibi aktarım zincirinden geçmiştir. Hafıza yanılmıştır, siyasi baskılar olmuştur, isnatlar kopmuştur. Kur'an ise Allah'ın güvencesi altındadır. İkisi çatışınca hangisine uyulur?" Yusuf cevap vermedi çünkü cevap belliydi. Kadı Halid, öğleden sonra mahkeme salonuna döndü. Leyla köşede oturuyordu, gözleri yerde. İki çocuğunu komşuya bırakmıştı. Nasıl bıraktığını bilmiyordu. Kadı, kâtibine döndü. "Dört şahit şartını incele. Her birini ayrı ayrı dinle." Kâtip şaşırdı. "Efendim, bu..." "Nur Suresi, 24:4," dedi kadı. "İffetli kadınlara zina isnat edip de sonra dört tanık getirmeyenlere seksen değnek vurun ve artık onların tanıklığını hiçbir zaman kabul etmeyin. İşte onlar fasık kimselerdir". Bu şart, şaka değil. Hukuk." Sorgulama saatlerce sürdü. Birinci şahit doğrudan görmediğini itiraf etti. İkincisinin ifadesi üçüncüyle çelişti. Dördüncü, ihbarcının akrabasıydı ve motivasyonu belirsizdi. Akşama doğru kadı ayağa kalktı. "Bu dava, Kur'an'ın öngördüğü ispat standardını karşılamamaktadır," dedi. "Şahitler yetersizdir. Suçlama ispatsız kalmıştır." Leyla yerinden kalktı. Yüzüne baktı. Kadı Halid döndü ve asistanına sessizce şunu söyledi: "Bir insan hayatı, uydurma bir rivayetten daha mı değersizdir. Kadına düşkün olanların bu hadisi uydurduğunu düşünemiyor musunuz? İranlı Soraya Manutchehri olayı gibi bir olayı haşa Allah akıl edemedi mi? O gece Yusuf, odasında oturdu ve Kur'an'ı açtı. Zümer Suresi, 39:53. "De ki: Ey kendilerine karşı aşırı giden kullarım! Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları bağışlar." Bütün günahları. Taşla değil, rahmetle. Kalemini eline aldı ve yazmaya başladı. Uzun, titizlikle hazırlanmış bir risale. Nur Suresi'nden başlayarak, Hicr'den geçerek, Maide'ye, Nahl'e kadar. Kur'an'ın kendi içinde kurduğu tutarlı, merhametli, adaletli sistem. Sabaha kadar yazdı. Dışarıda, şehir uyuyordu. Taşlar yerli yerinde duruyordu. Leyla çocuklarının yanına dönmüştü. Ve Kur'an, değişmeden, korunmuş olarak, aynı sayfasında duruyordu: "Yüz değnek." Ne eksik, ne fazla. Allah'ın söylediği kadar. "O evveldir. Ve ahirdir. Ve zahirdir. Ve batındır. Ve O her şeyi bilendir." (Hadid Suresi, 57:3)
KİTAP İZLERİ
Gözyaşı Konağı
Şebnem İşigüzel
Osmanlı Sürgününde Modern Bir Kadının Sesi Şebnem İşigüzel, Gözyaşı Konağı’nda, 19. yüzyıl Osmanlısının boğucu atmosferini, ataerkil bir ailenin baskısıyla Büyükada'ya sürgün edilen genç bir kadının
İncelemeyi Oku