Elif, sabahın erken saatlerinde gözlerini açtığında tavanı uzun süre inceledi. Üç haftadır her sabah aynı ritüeli tekrarlıyordu: Gözlerini aç, tavana bak, kalkamadığını fark et. Başı ağrıyordu. Mide bulantısı. Elleri hafifçe titriyordu. Annesi telefonda net konuşmuştu: "Sana büyü yapılmış kızım. Komşunun Hatice'ye git, o bilir ne yapılacağını." Elif tıp fakültesinin üçüncü yılındaydı. Büyüye inanmıyordu. En azından inanmadığını sanıyordu. Her şey iki ay önce başlamıştı. Erkek arkadaşı Murat ayrılmıştı, terfi beklediği pozisyon bir başkasına gitmişti ve ardından o garip yorgunluk üzerine çökmüştü. Doktorlar bir şey bulamıyordu. Kan değerleri normaldi, tiroid normaldi, her şey normaldi. Ama Elif normale hiç benzemeyen bir hayat yaşıyordu. Annesi önce üfürükçü önerdi. Sonra medyum Hatice'yi. Elif direndi. Haftalarca direndi. Sonra bir sabah yataktan kalkamadı ve direnmekten yoruldu. Hatice'nin evi mahallenin sonundaydı, sarı boyalı, küçük bir bahçeli evdi. Kadın altmışlarında, gözlüklü, sıradan görünümlüydü; Elif doğrusu bir büyücüyü daha dramatik hayal etmişti. "Otur kızım," dedi Hatice, önüne çay koydu. "Anlat." Elif anlattı. Yorgunluğu, baş ağrılarını, Murat'ı, işi. Kadın başını sallayarak dinledi, hiç söz kesmedi. Sonra uzun süre sessiz kaldı. "Sana sonunda Elif kendi sesindeki alaycılıktan utanarak büyü yapılmış mı?" dedi. Hatice ona baktı. "Yapılmış," dedi. Elif'in kalbinde garip bir şey oldu. Mantığı "saçmalık" dedi ama bedeni... bedeni inanmak istedi. "Kim yaptı?" "Bunu bilmek önemli değil. Önemli olan senin ne yaptığın." Hatice ona bir kâğıt uzattı. Üzerinde bir telefon numarası yazıyordu. "Bu bir psikolog," dedi kadın. "Adı Dr. Serkan Aydın. Benim eski öğrencim. Git ona." Elif kâğıda baktı, kadına baktı. "Siz..." "Ben 35 yıldır bu mahalledeki insanları dinliyorum kızım. Çoğunun derdi büyüden değil, kendi zihninden geliyor. Ama bana gelene kadar kimse onları dinlememişti ki." Kadın hafifçe güldü. "Ben de büyü bozuyorum tabii. Ama asıl büyü bozma işini kafalarında yapıyorlar. Gerçekte büyünün etkisi yoktur. Büyünün etkisi psikolojiktir. Medyumlar da bunu bildikleri hâlde insanların saflığından, cahilliğinden istifade ediyorlar." Dr. Serkan Aydın'ın muayenehanesi şehrin merkezindeydi, modern, sessiz. Elif ilk seans için tam on beş dakika kapının önünde bekledi. Sonra içeri girdi. "Hatice Teyze sizi gönderdi," dedi. Doktor güldü. "Kaçıncı kişiyi gönderdiğini saysam tahmin edemezsiniz." İlk seansta Elif çok az konuştu, çok şey dinledi. Dr. Aydın ona plasebo etkisinden bahsetti, nosebodan bahsetti, zihnin bedeni nasıl şekillendirebildiğinden. Elif bunların bir kısmını tıp eğitiminde öğrenmişti ama kendi bedenine uygulamayı hiç düşünmemişti. "Büyüye inanıyor musunuz?" diye sordu Elif. "Doğaüstü güçlere mi? Hayır. Ama zihnin oluşturduğu gerçekliğe mi?" Durdu. "Kesinlikle." Haftalar geçti. Elif her Salı saat üçte Dr. Aydın'ın muayenehanesine gidiyordu. Bilişsel Davranışçı Terapi'nin ilk aşaması zor geldi. Kendi düşüncelerini yazmak, onları incelemek, nereden geldiklerini sorgulamak. Elif bir gün defterine şunu yazdı: "Başarısız olacağıma inanıyorum çünkü annem hep 'sen çok hassassın' dedi. Murat ayrıldığında bunu ona hak ettirdiğim için ayrıldı sandım. İşi kaybettiğimde bunu da hak ettiğimi düşündüm. Bu düşünceler nereden geliyor?" Dr. Aydın defteri okudu ve hiç yorum yapmadı. Sadece şunu sordu: "Bu düşünceler sizin mi, yoksa başkalarının size yıllarca tekrarladıkları mı?" Elif o gece çok ağladı. Dördüncü haftanın sonunda Dr. Aydın ona bir şey söyledi: "Sizinle bir deneyin sonucunu paylaşmak istiyorum. 1950'lerde yapılan bir araştırmada, sağlıklı insanlara 'bu ilacı içerseniz mide ağrısı yaşayabilirsiniz' denmiş ve içi boş kapsül verilmiş. Katılımcıların yüzde otuz sekizi gerçekten mide ağrısı yaşamış." Elif bunu duyunca midesi sıkıştı. "Yüzde otuz sekiz," tekrarladı. "Sadece bir cümle yetti. Bir cümlelik telkin, gerçek bir fiziksel semptom." O gece Elif yatağa yatarken kendi kendine bir soru sordu: Kaç cümlelik telkin üzerinde taşıyorum? Beşinci haftada Dr. Aydın ona sosyal medyasına analitik gözle bakmasını önerdi. Elif baktı. Takip ettiği hesapların büyük çoğunluğu ya mükemmel bedenler gösteriyordu ya mükemmel ilişkiler ya da mükemmel kariyerler. Algoritma ona sürekli "eksik olduğu şeyi" gönderiyordu ve o bunu fark etmemişti. Her sabah uyandığında ilk yaptığı şey telefona bakmak, her gece uyumadan önceki son şey de telefondu. Günde ortalama dört saat. "Modern dünyanın büyücüleri," demişti Dr. Aydın. "Tütsü ve tılsım kullanmıyorlar. Algoritma kullanıyorlar." Elif o hafta sosyal medyasını telefonun ikinci sayfasına taşıdı. Küçük bir jest, ama bir başlangıç. Sekizinci haftada hipnoterapi seansı yaptılar. Elif başta direndiydi. Kontrolü kaybetmekten korkuyordu. Dr. Aydın güldü: "Tam tersine. Hipnoz, kontrolü geri almanın yollarından biri." Seans boyunca Elif rahat bir koltukta oturdu, gözlerini kapattı ve doktorun sesini dinledi. Bilinçli olduğunu hissedebiliyordu ama aynı zamanda derin bir gevşemeye bırakmıştı kendini. Dr. Aydın onu büyü korkusunun köklerine götürdü: Küçük Elif, sekiz yaşında, anneannesi büyüyle tehdit eden komşudan söz ediyordu ve küçük Elif korkuyordu. Annesi "Merak etme, biz onlardan güçlüyüz" demişti. Ama "Büyü diye bir şey yok" dememişti hiç. Elif o inanç tohumunun tam olarak nereye düştüğünü ilk kez gördü. Üçüncü ayın sonunda Elif artık her sabah yataktan kalkabiliyordu. Baş ağrıları azalmıştı. Tamamen bitmemişti ama artık günlük değildi. Mide bulantısı neredeyse yoktu. Bir salı günü Dr. Aydın sordu: "Büyü yapıldığına hâlâ inanıyor musunuz?" Elif uzun süre düşündü. "Belki yapıldı," dedi sonunda. "Ama büyücü dışarıda değildi. İçerdeydi. Kendi sesleriydi. Annemin sesleri, Murat'ın sözleri, algoritmanın bana her gün gösterdiği 'olmadığım şey.' Hepsi birleşti ve beni büyüledi." Dr. Aydın başını eğdi hafifçe. "Ve büyü nasıl bozulur?" "Fark ederek." Elif o hafta Hatice Hanım'ı ziyaret etti. Kadın kapıyı açtığında gülümsedi, sanki bekliyordu. "Nasılsın kızım?" "İyiyim," dedi Elif. Ve bu kez yalan değildi. Bahçede çay içtiler. Elif merak ettiğini sordu: "Siz gerçekten büyüye inanıyor musunuz?" Hatice Hanım uzun süre çayına baktı. "İnsanların birbirlerine yapabileceklerine inanıyorum. Sözün gücüne, bakışın gücüne, niyetin gücüne. Bunların hepsini büyü diye adlandıranlar var, bilim diye adlandıranlar var." Omuz silkti. "Adı ne olursa olsun, etki gerçek." "Peki neden Serkan Bey'e yönlendirdiniz beni?" "Çünkü senin büyüne tütsü değil, söz lazımdı. Doğru söz, doğru zamanda, güvendiğin birinden." Durdu. "Hatice'nin büyüsü buydu zaten." Elif o akşam eve dönerken yürümeyi tercih etti. Telefona bakmadı. Kulaklık takmadı. Sadece yürüdü. Sokaktaki çocukların sesini duydu, bir fırından ekmek kokusu geldi, gökyüzü portakal rengi bir akşamüstüydü. Bunların hiçbirini aylardır fark etmemişti. Belki de en güçlü büyü buydu: İnsanı kendi hayatından koparıp içinde olmadığı bir yere taşımak. Geçmişin pişmanlıklarına ya da geleceğin korkularına. Bir algoritmanın tasarladığı sahte bir şimdiye. Ve belki de en güçlü büyü bozma da buydu: Şu an, tam burada, gerçekten var olmak. Tıp fakültesinin dördüncü yılına başladığında Elif bir seçmeli ders aldı: Psikosomatik Tıp ve Plasebo Etkisi. İlk derste hoca sordu: "Zihin bedeni iyileştirebilir mi?" Elif el kaldırdı. "İyileştirebilir," dedi. "Ve hasta edebilir de. Fark, zihnin kimin elinde olduğunda." Hoca gülümsedi. "Bunu nereden öğrendiniz?" Elif bir an durdu. "Bir büyücüden," dedi. Ve bu kez kimse güldüğünde şaşırmadı, çünkü en çok gülen Elif'in kendisiydi.
KİTAP İZLERİ
İnce Memed 1
Yaşar Kemal
Toroslar'dan Yükselen Bir İsyan Ağıtı: İnce Memed Yaşar Kemal'in edebi evreninin temel taşı ve şüphesiz en bilinen eseri olan "İnce Memed", ilk kez 1955'te okuyucuyla
İncelemeyi Oku