Ad:İSA KANTARCI | E-Posta:romanci55@hotmail.com | Yer:Samsun/Angola | Tarih:21.03.2005 16:24:38
Başlık:İÇ DÖKME
Yorum: İÇ DÖKMEDİR BU. EDEBİYAT VE ŞİİR DEĞİL.... YÜZLERCE İNSAN SİZİN GİBİ YAZABİLİR. BU MUDUR ŞAİRLİK, BU MUDUR YARATICILIK, BİR NUMARADA BOŞUNA DURUYORSUNUZ. SEVGİLİ KAMURAN. ÜZGÜNÜM. GERÇEKLER BÖYLE. DİLERİM FARKEDERSİNİZ KENDİNİZİ... İSA KANTARCI
Susuyorum..........................Herkese sevgiler.........
Genel Tartışma
32 görüntülenme · 670 ileti
İKİ ÖRNEK. BAKINIZ. HANGİSİ ŞİİR??????????????????????????????????
ŞAİR : KAMURAN ESEN/ E POSTA:
esenbel@superonline.com
HER YAĞMURDA
Yağan her yağmurda
Soyunurum geçmişimi ,
Takınıp özlemini her damlada,
İçime dolan toprak kokusunu
Nefesindir diye solurum.
Yeniden çimlenir
İçimde bir tohum.
Yırtılır kabuğu,
Başka bir bahçede
Adını bilmediğim çiçek olurum.
Yağmurda yıkanan sokaklar gibi
Temizlenir içim
Her damlada.
Çöker tortusu acıların,
Yokluğunu unuturum.
İnce bir keman teli
Titrer içimde
Her yağmurda
Ve sevginle.
Nağmesinde,
Son durağım gözlerini,
Tenimde çiçekler açtıran
Ellerini bulurum.
Her yağmurda
Aşık olurum yeni baştan
Yine sana.
Senden sana gider gelir,
Yalnız sende dururum.
Mecburiyetim olursun
Yağan her yağmurda,
İstese de
Başka yüzler göstermez
Yelkovanım,
Pili biter saatimin,
Durur zamanlar,
Baştan ayağa “ sen ” olurum.
Hızlanır
İçimdeki değirmenlerin çarkı,
Başım döner,
Silkelenir bedenim,
Adını bilmediğim rüzgârlarda savrulurum.
Dinmesin herşeye rağmen
Karanlık akşamları yıkayan yağmur!
Çünkü ben
Her yağmurda ,
Sıcak vücuduna
Islak ellerimle dokunurum.
ŞAİR: NİDA KARAÇİZMELİ
IRAK NİNNİSİ
Kerpiç duvarlı evin küçük çiçeği
Bir avuç toprak yeter sana
Oyuncaksız günlerin harfsiz geleceği
Bir avuç umut yeter sana
Sessiz çığlıkların yankı duvarı
Camsız pencerenin titrek perdesi
Baba kokusu, anne sinesi
Bir tutam sevgi yeter sana
Ne ormanlar ne de göller
Gönlünde yeşillikler
Yedi renkli düşler
Bir gıdım hayal yeter sana
Eeee bebeğim eee
Gülen gelincikler eee
Faytonlar ve bayram yerleri
İki palyaço yeter sana
Kapat gözlerini
Kendince mutlu kal
Ninniler söyle gözlerine
Uyur gibi yap iki yemin ekle yüreğine
Eeee bebeğim eee
1;
2; ...
Neden bazısı başaramaz?
Tam da fitneci lafı geçmişken... sanki o söz söylenince bu şahsiyetin aklına birden bu konuda üzerine düşeni yapmadığı geldi. Sitenin en iyi şairlerinden ikisini birbirine düşürmeyi başarırsam, beni unutur bunlar diye düşündü. Ya da kim bilir daha başka ne komplo teorileri geçti aklından!
İsa bey, vaktiniz doldu. Bizimki de doldu.
Saygıyla,
M. Doğan
Sevgili dostlar son birkaç günde gördük ki şizofrenik bir insan kaç akıllı kişiye emek sarf ettiriyor.Ben merkezli , akli yoksunluğunun doruğunda bir zat kaç kişiyi oyalıyor…
Daha önce ki yaptığım çağrıyı tekrarlıyorum ve o kişi hakkında yazı yazmamaya davet ediyorum.
Hatta bu emeği daha faydalı bir şekilde kullanma önerisini sunuyorum.
Geri kalan muameleyi Sayın DİREN YARDIMLI yapacaktır artık.Site yazarları ve okuyucularının ruh hali için…
Bayrağımızdan bahsetmek istiyorum.
O Ay Yıldız ’lı nazlı gelinimizden , atalarımızın kanından renk almış geleceğimizden , onurumuzdan , gururumuzdan…
Yaşanan olaylar kanımı dondurdu Türkiye Cumhuriyeti ’ nde TÜRK BAYRAĞI ‘ nı yere atma cüreti gösterilir oldu.Olay iki küçük çocuğa mal edildi.Tabii ki çocukları kullanacaklar haysiyetsiz , basiretsiz , şerefsiz varlıklar.Onların zihniyeti değil mi çocukları dilendirmek , kapkaç yaptırmak , suç üstlendirmek.
Milli öfkemizi ve heyecanımızı bu konuda yoğunlaştırmak istiyorum.
Hala BAYRAĞIMIZI ’ zı evine , işyerine , arabasına vs. asmayan varsa hemen asmaya davet ediyorum…
Sevgi , saygı ve dostlukla….
Sanırım bugünlerde menü domates soslu makarna üzerine çeşitlemeler oldu. Makarna bu, sevilmez mi? En yoksulundan en zenginine her sofrada kendine yer bulur. Ama biraz da çeşit gerekmez mi arada sırada. Yani daha besleyici, değişik tatlara sıra gelmiş gibi görünüyor artık. Hele de zaman zaman biberi biraz fazla kaçan şu domates sosu artık yerini güzel bir bahar salatasına bıraksa bence hiç fena olmayacak.
Çok zavallılar, çok kavallılar ve çok sanatkâr dostlar…
Üflemeli, vurmalı, telli ve yaylı hatta yandan klavyeli ulemalar…
Herkes içini döktü. Birdi aradığımız keçi, Allaha şükür ki bonkör davrandı zaman.
Saat dört gibi, Harbiye’den Kasımpaşa’ya doğru iniyorum, “bu ne!” dört bir yanda uğruna anlarımızı verdiğimiz, BAYRAK! Hemen telefona sarıldım, unuttuğum bir bayram mı vardı… “Aferin, dedim” Kendimizi sevdim. Kedim beyazdı ama gözleri ela. Ben giderken ayağını tırmalamış ananemin “bu kedi hisli” demiş. Altı adet acemi vatan haini, ilan edilen bu yaşları onaltının altında çocukların yaktığı bu meşale neden bugüne kadar yakılmadı…(???) 30 bin şehit verdik daha dün Ümraniye şehitler derneğinin meskeni yağmalanıyor, pes. Her olumsuzluk, birilerinin ırzına geçip olumluluğu doğurmuştur. Son samuray; Kemal Derviş…
Ne kadar kurtarmış ise ekonomiyi, daha becereli olduğu konu tüm sol görüşlü partilere abayı yakıp, gittiğiyle kalması oldu. Lakin Amerika ona yeni görev verdi, gidiyor. Zülfü eşliğinde birleşme de leylimi ley. (Salına salına). Bırakın İsa’yı ve Musa’yı; adamın gözü İstanbul’da. Rafa kaldırılan tozlu planlar acemi bir politika sonucu kucağımıza atılıyor. Öküz gütmeye benzemez bu. İki çam ağacını yerinden söküp, öbür bahçeye dikmek marifet, değil. Hüner; yetiştirmektir bir fidanı.
Çalsın sazlar, oynasın kunduzlar ekibi… Her rüzgârda boyunlarınızı kırmayın. Benim favori çiçeğim, gelinciktir salınır, kırılmaz ve hiç boynunu düşürmez. Arkadaştır rüzgârla bir o sobeler, bir rüzgâr kızar.
Anladığım kadarıyla kendini üstün gören bazı tayfalar var. Taife, demedim…Bir öğretmenler kulisi. Ne hikmetse daha önceleri beğenmedikleri bu ortama kılık değiştirerek giren peruklu şahsiyetler var. Eserlerinin üstündeki resmin çizerinin adını gizleyecek kadar gönül huşusuna dalan b alıklar var. Ve aynı klavyeden yazan çok farklı aynı insanlar. Kod adı biber, domates, kıvırcık ve şaşaa. Ortaçağ Avrupa’sında cadıları yakan zihin… Bırakın takkeyi ve külahı, kendi kamburunuzu yatırın masaya. Elaleme lacivert neşter, ama sen pencereden beni öpmedin, sadakatsiz koca. Yok, böyle bir yastıkta kırk yıl… Olanları da numunelik, sergiliyorlar.
Afarozçular geldi hanım… Şişelere mandal! Harbiden bu şişe toplayanlar boşuna ananeme mandal vermiyormuş. Sahte rakıların en kolay ve en ucuz materyal temini.
Kasmayın! Orkestra… Çek bir tek, pilav üstü az kuru olsun. Aynı yazarın daha az ismi olsun… Hepiniz misafirimsiniz, iyi Türk kahvesi yapar ve iyi fala bakarım. Hani siz, biz buluşacaktık? Kahvenin sırrı, kısık ateşte. Fazla har, yakar insanı. Biz insanları yakmaya değil kazanmaya geldik. Kazanmak zor, yakmak kolay. Dök üstüne benzin, çakmağa gerek yok, üfür yeter.
Saygılar; İz dostları.
selamlar
uzaklardan cok uzaklardan geliyorum ve hic birinizi tanimiyorum
isa katrancinin bir kac kritigini okumustum baska yerlerde
sert ama dogruyu soyledigi halde onu anlamamislardi...
burdada mi ayni sey soz konusu acaba
sunu soyleyeyim her seyden once
ne kadar kritigi ciddiye alirsak o kadar cok buyuruz
bunun yaninda kritik istemiyorsak kritiklerinizi kendinize saklayin demeliyiz.
cok site gordum Birbirlerini pohpohlayan cok insanda Yani onlar onu yaparken aslinda iyi yapmadiklarini gordum Bir gun beni birisi elestirdi Dusundum
Hakliydi cunku ben isin kolayina kacmistim...
kisacasi
elestiri tarzi Insandan insana farkeder Burda onemli olan verilen messaji olabilmek...
Linc etmeyin isayi...
siz onu anlamakta zorluk cekiyorsaniz O ayri bir sorun...
saygilarimla
isa bey
bu siirimi elestirirseniz sevinirim Yeni cikti postumdan
Galaksi tozları
suya yazdım gözlerini
her gece yarısı dolu bir mehtap gibi
çıkıp geldiler
baygın baygın bakıp gözlerimin içine
önce/ galaksi tozları gibi
üstüme çöküverdiler
sonra/ bir büyücü ateşi gibi
içimi yakıverdiler
her defasında
kandım bir gülüşüne
bütün duvarlarımı yıkıp
beni benden alıp gittiler
Yaşar Doğan / Lolan /23/03/05
Biz ayıp ettik.
"KOCALARINIZA SAHİP ÇIKIN HANIMLAR.
YOKSA BELA OLURLAR BAŞINIZA KOCA.
YA DA BEN................................
KISKANÇ KOCAYI SAVUNAN APTAL KADINLARIN CANLARI CEHENNEME.
SEFİL VE KÜÇÜK İNSANLAR,
BENİ EZEMEDİ HAYAT.
GEREKİRSEN BAŞINIZI EZECEĞİM.
DAĞITACAĞIM SİZİ.
YAZAR GEÇİNEN BEYİNSİZLER."
Anlayamadık kendisini, çok ayıp ettik.
Doğrudur, salata dediğin limonsuz olmaz. Boşver Nida. Aynı kalem farklı ad da olsa aynı kalemdir. Hem tanıdığımız bir çok yazar zaman zaman takma adların arkasına sığınmış bildiğim kadarıyla. Kimi zaman insan kendi kişiliğinden bıkıp başka bir kişiliğe bürünmek istemez mi? Yazı yazarken de bunu yapmıyor muyuz zaten? Becerebilen için hodri meydan bence. Ama kendine karşı kendiyle dayanışma içinde satranç maçı yapmak da bir noktadan sonra bıktırır insanı.
Bir zamanlar, ben küçükken bana kol kanat geren yaşlı bir hanımefendinin bir ünlemiydi başlıkta andığım söz, "bayraklı"; o kadar çeşitli yerde kullanırdı ki hep kafam karışırdı... Onun kibar Türkçesinde övgüye dönüştüğünü de, ağır sövgü biçimleri aldığını da gördüm... Foruma bakıyorum da... Aramızda bir bayraklı var gibi geliyor bana... Neyse... Bayrak konusunda, şu güncel, hani meşhur olan bayrak konusunda sonra konuşurum; şimdi İsa Kantarcı hakkında birkaç bir şey söylemek istiyorum...
İsa, aşk olsun size. Sizin neden olduğunuz tuhaflığa bakın bendeki! Aklıma şu an içinde gelen pek çok konuda aynı fikirde olamayacağım insanlarla aynı düşünce çizgisine ittiniz beni… Siz buralarda çok eski değilsiniz, yanılmıyorsam… Burada öyle insanlar var ki… Örneğin bir tanesi bir yazıyı yönetime ispiyonlayıp siteden kaldırılmasını istemişti, hiç unutmam ki belirtmek şart şu an, o yazı gerçekten yayın ilkelerine uymuyordu, neyse, yazıdan yakınan sevgili yazarımız bu işi ispiyonladığı kişilerin gözü önünde reddetti. Düşünün bir! Bu çok büyük İzedebiyat yazarı artık unutkanlık gibi insana özgü bir kusurun arkasına mı saklandı bilmiyorum, ama reddetti bunu… Hem de açık ve kaba bir şekilde, suskun kalarak da değil! Neyse sizin yönteminizi kaba, yanlış ve aşırı türünde sıfatlarla tanımlamayacağım! O kadar hızlısınız ki ortalığı karıştırmakta gerçekten tüm her şeyi kavramak en azından benim için güç! Söyleyebileceğim geçimsiz, uyumsuz olduğunuz ve öyle sanıyorum ki siz bunları övgü olarak alacaksınız! Öyle yapmayın İsa, rica ederim…
Şunun altını kalın çizgiyle çizmek istiyorum. Ben sessiz sedasız veya başka bir şekilde siteden çekilmenizi isteyenlerden değilim. Nedense pek çok kişinin karşınızda yer alması sizin söylediğiniz her şeyde haksız olduğunuz anlamına gelmez gibi geliyor bana. Bana sorarsanız gitmeyin, düşünceleriniz arasından savunulacak gibi olanları belirleyin ki bu artık zor değil, hep birlikte edebiyat konuşalım…
İnsanları birbirine karıştırıyorsunuz, aynı şeye kızan insanlar aynı karaktere sahip olmak zorunda değildir İsa. Kimi vardır günde en az yirmi beş şiirin gönderildiği sitede (biliyorsunuz ana sayfada yirmi beş şiir gösterilemiyor şu anki sistemde) ana sayfada görünmediği için bunu foruma taşır, herkesin bu konuda tartışmasını ister… Saçma değil mi sizce? Bunu kendisine defalarca anlatıldığına tanık olmak daha saçma! Yazısını siler siler, bir daha yükler. Ta ki ana sayfada görünsün… Üf… Neden isim vermiyorum biliyor musun İsa? Söz ettiğim kişi bir imge benim için… İzedebiyat’taki birilerinin üçüncü tekil kişide sözü edilebilecek durumu, hâli…
Saygın kişilikleri var bu sitenin, saygın ne demek biliyorsunuz değil mi? Emektar, nitelikli insanlarla nasıl konuşacağınızı bilmiyor musunuz? Bir şey öğretmek mi istiyorsunuz? En nitelikli insanın bile sizin gibi birinden öğrenecekleri olabilir, ama yöntem? Yöntemden ne haber? Kabasınız en yalınından… Yapmayın… Kaba söze başlamayın, kabalığa kabalıkla yanıt vermeyin! İstirhamım bu… Karşınızda yer alan arkadaşlara bakın İsa. Bir Ayşegül Engin, bir Esra Baykal… Bunlar siteyi bugünlere taşıyan insanlar… Hem arkadaşım, Diren Yardımlı’ya konuşurken postane memuruyla mı konuştuğunuzu sanıyorsunuz? Tümüyle gönül çizgisinde yükselen bir site bu! Kimsenin cebine para girmiyor buradan, kariyerine altın yaldız eklenmiyor!
Siz çok yüksek sesle konuştunuz İsa, gerek yoktu. Buyurun onarın! Size ben güvence veriyorum ve bu işe adımı koyuyorum. Yanlışlarınızı görün, duru bir özür dileyin… Nedensiz yere kırdığınız herkes, ama herkes bağışlayıcı yüzünü gösterecektir. Çıktığınız yükseklerden inin derhal! Eğer özür dilediğiniz ve bu yanlışları yinelemediğiniz takdirde salt sizin varlığınızdan ve gitmemenizden rahatsız olacaklar çıkarsa ortaya, bu kez ben de sizin yanınızda olacağım. Bayraklısınız İsa, bayraklı!
Konuşmayacağım İşte Senin Külahınla
Konuşmayı sevmediğim ve daha doğrusu beceremediğim tek şey “külah”tır. Gerçekten beceremem. Ama nedense bazen insanlar, “sen git de onu külahıma anlat” diyerek beni 'onunla' konuşmaya zorlarlar. Ben külahça bilmem ki, nasıl konuşurum, anlaşırım onunla!.. Dahası da, külahın sahibi beni anlamamışsa, külah nasıl anlayacak!..
Zaten bu külahlarla konuşmaya ilişkin öneriyi yapan kişiden de gıcık kapıyorum. Adam, beni yalancılıkla itham ediyor utanmadan. Herkesi aynada gördüğün kişi zannetme. Asıl yalancı sensin be külahsız olamamış insan!..
---------------------------------------------------
Duvar
"Ağlama Duvarı", "Berlin Duvarı", "The Wall", "Hapishane Duvarı"... saymaya siz devam edin... peki hangisi konuşmayı biliyor? hangisi dile gelir, sizin konuşma isteğiniz karşısında?
Benim külahlarla konuşmayı sevmemem oranında, insanlar da, duvarla konuşmayı sevmezler. Neden, basit? Çünkü, yanıt alamazlar? bir daha denerler, yine yanıt alamazlar. Bir daha...Bir daha denerler... Ama sonunda, vazgeçerler duvarla konuşmaktan... Çünkü, duvar onlarla konuşmamıştır.
Var mısınız duvar olmaya?????
Bir insanı anlamak onun önce kendisini tam ifade etmesiyle başlar, eğer siz mantığa ters düşer ve bunu yererken karşınızdaki şahsı birinci planda tutar ve şahsın kalesini yıkmaya çalışırsa bu beyine değil, kişiliğe saldırıdır. O yüzden bir kişi yanlış algılandıysa bu şu demektir, anlaşılmak istenen kişi yanlış bir yol izlemiştir. Bir de insanlarda şu var maalesef, internet ortamında olamadığı ancak olmak istediği güçlü ve ezici profili sergilemek zaafı, dürtüsü de denebilir. Kullanılan dil önemlidir, amaç önemlidir. Bir insanın yazılarını okurken ne halt yemeye çalıştığını anlamanız çok basit ve kolay bir iştir, eğer siz bunu anlayamıyorsanız ha o zaman onu düşünceleri size yatkındır. Desteklersiniz, ne güzel... Ama şu da var, başkalarının anlaşılmazlıkları bir başkasını bağlamaz, ne zamandır forumları okumuyorum, gırtlağımı sıksalar yine yazmazdım. Ama duvar görüyorum, bir duvar ki pasları üzerinden akıyor, bir duvar ki ağızlarını pasa açmış varlıklar, soluk almakta zorlanıyor. O zaman ben sancıyorum, neden olabilir bu? İnsanların ne kadar sığ kaldıklarını ve nelere prim verdiklerini görmenin hezimeti. Başkaları yeniliyor ama siz üzülüyorsunuz, insan tanımı herşeyden evvel kendi varlığıyla beraber hayatı özümser ve insanların seçimlerini, tercihlerini de gözlemler. Tüm bunlar aslında sosyolojinin içerisinde yer almaktır, tanımında değil. Şimdi ben çeşit çeşit insan gözlemlerken, gözlerimi aralamaya korkuyorum, çünkü olması gereken insan ilişkileri bu değil, klavyeyi hırs savaşı olarak kullanan insanlara dili anlatmak, edebiyatı anlatmak ve düşünceye yapılması gereken antitezin burada kişiliklere yapıldığını görmek çok üzücü. Şimdi diyorum ki, ben bu oyunun içerisinde yer almamak için suskuma sığınıyorum ama yeter artık demeden de edemiyorum. Bırakalım insanları yağlamayı, bırakalım sanal gücün yanında yer almak kaygısını... Herkes yazısına bakmalı, herkes bireyselliğine, ve herkes bağımsız olmalı, bağımsız bir güç görmek her zaman için size düşman bile olsa değerlidir. Şimdi ben bu gücün arkasına sığınmış gölgelerin safsatasıyla gözlerimi doldurmak istemiyorum. Nedir bu insan mı klonluyoruz! Madem anlaşılmak kaygısında eriyor insanlar, o zaman anlaşılmaya "kendinizden" başlayın, bir başkasının güneş vurmuş silueti olmaktan değil. Kim kimin yerine konuşabilir ki, yani bu bir statü gereği sırt dayamak mıdır bir başka insana, nedir kaygı, bunu anlamıyorum. Muhtemelen iki hafta daha girmeyeceğim buraya, o zaman yine geldiğimde kaldığınız yerden devam ediyor bulacağım sizleri, ne değişmiş ki, söylemekle, ben ışığa bakarken, arkamdan geçen bir tren alayını güneşe ters giderken görmek çok hoş bir duygu değil. Ama şu da var ki, bu da beni ilgilendirmez, ilgilendirmemeli. Her koyun kendi bacağından asılır, aslında demek istediğimde bu galiba..." her koyun kendi bacağından asılsın!"
aylar önce siteden ayrılma kararı ile yazılarımı silmiş ve değer verdiğim bazı yazarların pozitif motivasyonları ile yeniden izedebiyatta yazmaya başlamıştım. görüyorum ki herşey iyice kötüye gidiyor; isim verilmeden göndermeler, genç kalemleri dışlamalar, yanlış anlamalar, kendisini yanlış ifade etmeler vs. sanatı ve edebiyatı seviyorum fakat sanata ve edebiyata kota koymaya çalışan insanların ne kadar duygusuz olduklarını da görüyorum. Sn Antmen ve Sn Dilaver sizlerin genç kalemlere karşı yaptığınız uslupsuz eleştirilerinizi ve ardından takındığınız sözde sessizlik ile polemik yaratıp, yazan insanların heveslerini kaçırmanızdan dolayı hiç unutmayacağım. Kitap çıkarmak isteyenlere yargısız infaz ile sataşmalar, paylaşım yapmak isteyenleri dışlamalar yapan başta bu iki isim olmak üzere bir çok sözde yazar, aslında herhangi bir arama motorunda sayfalarca rastlayabileceğiniz üzere tüm edebiyat, sanat sitelerinde eselerini yayınlıyorlar ve bunu yapanları ve belki de sanal ortamdan daha az tanınabilecekleri bir kitap çıkarma heveslerini de yargılıyorlar. ne yazık... evet, Sn Yardımlı'dan önceki ayrılışımda ismimi silmesini rica etmiştim ne de olsa kök kesilmeden çiçek verme isteminiz bitmiyor... son olarak da yeniden mail ile bildirdim çünkü forumları izleyen okurlar! ve yazanlar isim verilmeden yapılan göndermelerde, kışkırtılan insanların yazdıklarını hatırlayarak onlara mal ediyorlar bu göndermeleri, ne tuhaf!... yazmayı bana sevdiren tüm okurlara ve Sn Kamuran ESEN, Sn Nida KARAÇİZMELİ, Sn Gökçehan DAÇE, Sn Gökçen YAVUZCAN, Sn Attila GÜLER, Sn Levent Ümit TEMİZ, Sn Diren YARDIMLI .. başta olmak üzere tüm "yazarlara" sonsuz teşekkürler...
Sayın Tanrıverdi Varlık dergisinde Enver Ercan'ın şiiriniz hakkında yaptığı eleştiri sanırım şöyleydi ' Daha çok kitap okumanız lazım, bunlar şiir değil. Duyguların kağıda dökümü'
Tabi siz yine de İzedebiyat'tan gitmeyin çünkü son günlerde diğer yazar adayı arkadaşlardan gördüğüm kadarıyla en azından belli bir tartışma seviyeniz var.
Ben genç yazar nedir anlamam. Benim için yazar vardır sadece. 'Mi' soru ekini defalarca uyarmama rağmen ayrı yazmayana yazar diyemem ben. -Ben yazarım demiyorum-
Evet suskunum son zamanlarda çünkü İzedebiyat yine hasta ve benim de bu hastalığa ayıracak fazla zamanım yok...
Hata yapmak önemli değil. Yanlışları görerek düzeltme yoluna gidilmeli. Biraz da bu yüzden sessizim. Site yanlışlarla dolu şu ara... Umarım düzelir...
Son olarak Sayın Tanrıverdi yine de gitmeyin ve vazgeçmeyin... Kendinizle yarışın ve biriktirin.- Bunu küstahlık olarak algılamayım lütfen, görüşüm bu-
Herkese kolay gelsin...
Sn Dilaver konuyu daha fazla uzatmaya niyetim yok, benim kendimi geliştirip geliştirmemem beni ilgilendiyor artık ve ben yazmaya başlşadığım andan şu zamana kadar belirli bir aşama kaydettiğimi düşünüyorum ve bu şekilde de yorumlar da alıyorum. Varlık Dergisi'nin yorumu hakkında hiç bir bilgim yok, ulaşmadı ve yayınlandıysa da okumadım. Yazdıklarım tabi ki duyguların kağıda dökümü olacak ve bunu da tartışmayacağım, bu dergi saygı duyduğum bir derginin yorumu da olsa, okumak ve kendini geliştirmekle yazılmaz, dikte edilir, bunu da tartışmayacağım... Tarz tartışılmaz; okuyan okur, istemeyen okumaz. Ben de aynı şeyi yapıyorum, tarzından ve akıcılığından hoşlanmadığım hiç bir yazıyı, şiir veya düz yazı, konusu ne olursa olsun okumuyorum. Fakat, bu eleştirisel yaklaşımım sizin gibi değil, yargısız da infaz etmiyorum. Dilerim yargılarınızla, değişik eleştirisel tarzınızla yolunuz açık olur, her ne istiyorsanız; kendiniz, edebiyat ya da her ne ise... saygılarımla
Sevgili Özgür Tanrıverdi;
Siz de mi gidiyorsunuz? Yapmayın rica ederim.Birkaç kişiye kızıp ayrılmak, bence hiç doğru değil.Bir atasözü der ki:"Bir arap için koca Arabistan yakılmaz."
Bazen incitici, aşağılayıcı, onur kırıcı eleştiriler bana da yapıldı.Hatta birisi, kendi şiirlerimi kendim tıklayarak listeye girmesini sağladığımı bile söyledi.Şiirin onlarca kişi tarafından kütüphaneye alındığını, onlarca yorum aldığını görmezden, bilmezden geldi...Genç yazarları teşvik etmek için kendilerine sık sık yorum yazmam bile yanlış anlaşıldı bazıları tarafından.Olabilir!Ben bir eğitimciyim.Öğretmen kimliğimin yönlendirmesiyle hareket ediyorum.Genç yazarları yazmaya teşvik ediyorum.Yaptığımın da doğru olduğuna inanıyorum.Bazıları beni yanlış anladı diye, siteden ayrılayım mı hemen?İnsanlar, birilerini eleştirirken, gerçek kimliklerini de ortaya koyuyorlar.Böylece, o kişileri daha iyi tanımış oluyorsunuz.Bu bile bir kazanç.......Üzgünüm gidenler için......Lütfen sağduyulu davranalım arkadaşlar!....Herkese sevgiler...
Adımın neden ısrarla anıldığını anlayabilmiş değilim, kendisiyle ilgili hiçbir hukukum bulunmayan ve kendisine nötr olduğum bir bey beni yermeye devam ediyor. Benim gençlere negatif gitmem mümkün değil, çünkü ben gençlerle dergi çıkarıyorum, etkileşim içindeyim, destekliyorum. Bunları yaparken kime tavır alabilirim ki, özellikle benim kültürümdeki bir "insan" bunu nasıl yapabilir. Ben sessiz kalıyorum çünkü ne desek malzeme olarak kullanılıyor, polemik çıkarmak kimlerin işidir burada öğrendim ve üstü kalsın deyip çekildim kenara, şimdi bu neyin çabası, giderken öfke kusmak, yanlış tanımlar koymak. Bir tek bu sitede yazıyorum, benim işim reelde, burada sadece sevdiklerim beni okuyor diye varım, bu yüzden gitmiyorum. Buradan ayrılsam bile bunu sessizce yaparım! ne demek veda yazıları, bir modadır ki gidiyor. Ama bu yapılırken bana tekrar sataşılması çok çirkin. Benim gündüz ki yazım sadece iki üç kişiye yazılmıştır ve bunlardan biri bile siz değilsiniz. İnanın amacınızı anlamıyorum ama lütfen artık çok rica ediyorum LÜTFEN insanlığımıza yaraşır şekilde ve kimseyi rencide etmeden yaklaşalım, burası sanal diye olmadığınız gibi davranmak zorunda değilsiniz. Kimse kimseyi burada sataşarak haklayamaz. Eğer bana birşey söylemek isterseniz lütfen gelin yüzüme söyleyin. Kimsenin yazarlığına, insanlığına, tavrına sözüm yok artık. Herkes kendine oynar hayatta. Başarılar..
konuya çapraz bir giriş olacak; olmadık yerinden.
mi'leri ve de'leri ayıramayıp şiir yazanları bende görüyorum hayret ve ibretle.
ama benim asıl sorunum bu "genç şair" muhabbetiyle. nedir bu genç şair muhabbeti? şair, şairdir veya değildir. genç şair olmak da neyin nesi? güzellik yarışması mı bu? ayrıca internet gibi bütün bilgilerin güvenilirliğinin sorgulanması gereken bir ortamda "yaş" tespitini kim, nasıl yapacak?
saygıyla...