"Yazmak, aslında hayatın kendisiyle alay etmenin en ciddi yoludur." ― Virginia Woolf"

?

???

July 2026 tarihinde katıldı

Son forum iletileri

?
İlk Roman
Yaratıcı Yazarlık
Merhaba dostlar. Henüz yayımlatmayı denemediğim yazılarımı korumanın yolunu arıyordum. Neredeyse altı aydır internette dolaştım, sonuçsuz uğraşlar verdim. Sonunda başardım. Noter tastiği denen o büyük sıkıntım artık çözüldü. Yalnızca bunu paylaşmak için buradayım. Birilerine yararı olur muduyla... Tescil hakkı olarak www.google.com u ya da www.kulturturizm.gov.tr 'yi deneyin. Herkese yazı hayatında başarılar dilerim.
?
Yayınevleri
Kitap Dünyası
Zafer bey isa burada, isa olarak yok ki... Neyse, ben kakterlerimi geveze olmalarına rağmen konuşturmayı, susturmayı beceremiyorum. Yazmaya kalktığımda tıkanıyorum. Aslında konu hazır, kaarakterlerin hepsi masada, hatta nine okeye dönüyor. Ama tıkanıyorum. Ciddi şekilde yardımcı olacaklar yazsın, zira en çok kafayı ben buluyorum. Kafa hızması olmasın. Rica! "Hiçliğe giden otobüs kaçıncı peronda? Nane şekeri satan o çocuk gelecek değil mi? Sigara kokusu, yol tutuyor beni. Muavin bey oğlum, dolapta su var mı? Yok şimdi istemiyorum, bardaklarınız bu mu? Sığmaz dişlerim ona… Ozon kokusunu andıran bir buğulu kokusu vardır, şehirlerarası otobüslerin. Kim ne zaman, nasıl havalandırırsa havalandırsın, bir yerimize siner o koku. Karmaşık, ayrılık mı daha çok kokuyor yoksa kavuşma telaşı mı daha ağır basıyor… Her Türk gencinin hayalinde yatan, yanında sarışın bir manita ve uyuduğunda başı omzumuza düşen bir afet… Hani oturan olmasın diye ceketimi iki koltukluk serdiğim düzmece, değil. Neticede katladık ceketi. Uykulu gözleri takarak yüzüme, mecburi bir oturuşum var ki, ön koltuk yanıyor. Ta Haremde yanına arkadaşı oturunca, ulema kılığımı, tepe ışığını kapatıp, yanımda oturan morunun benimle konuşmasını ötelemek için uykuyu daldım, güya. Oğlum nereye yolculuk? Teyze, bu otobüs nereye gidiyor? Konu; aynı yöne yolculuk eden, bir otobüsün içinde oturan değişik kişiler. 1. kişi yaşlı teyze. 2. kişi askerden dönen, şapın etkisini yeni atlatmaya çalışan bir şair. 3. kişi muavin. 4. kişi kızın manitası. 5. kişi ha bire sigara içen bi dallama. 6. kişi kolonya içen iyi insan. 7. kişi ikinci kaptan. 8. kişi kızın ta kendisi 9. kişi hep ağlayan bir bebek 10., 11., Otobüs dolu…"
?
Yayınevleri
Kitap Dünyası
Sayın İsa Kantarcı Bu sayfada Telos Yayıncılık ve şahsımla ilgili yazmış olduğunuz yazınızı okuduğumda, akıl ve kişilik sağlığından kuşku duyduğum sizin gibi bir zatın saçmalıklarına yanıt vermenin gerekli olup olmadığını uzun süre düşündüm. Yazınızı yayınlayan sitenin iddialı ismini dikkate alınca, kısa bir yanıt verme gereği duydum. Telos Yayıncılık her şeyden önce yüzlerce edebi eser yayınlamış ciddi bir yayınevidir. Kimsenin üç kuruş parasında gözü olmadığı gibi, binbir türlü güçlüklerle ve emek-yoğun bir çalışmayla yayın yaşamını sürdürmektedir. Ciddi ve sağlıklı bir insan bir konuyla ilgili bir iddiada bulunurken, her şeyden önce ve kendisine saygısı gereği ilgili konuya ilişkin bilgi edinmeye çalışır. Sorumsuzluk ve gayrı ciddilikle saçmalama tutumunda olamaz. Sizin tutumunuz tam da budur. Edebiyat Dünyası; Telos Yayıncılığın ve Zafer Yılmaz'ın yayıncılık anlayışını ve edebiyat karşısındaki duruşunu iyi bilir. Ancak, sizin gibi kendini bilmezler bu tür saçmalıklarda ve densizliklerde bulunabilirler. Ne denilebilinir ki? "İnsanın fikri ne ise zikri de o olur" derler. Dolandırıcı ve vampir bir yanınız olmalı ki, bu tür iftiraları başkaları için de sıradan bir nitelik olarak algılıyorsunuz.
?
Şiirhane
Edebiyat Tartışmaları
KORKMASA Vicdanlar konuşmasa feryatları duymasa herkes birbirini yerdi cehennemden korkmasa! *** YENİLİR Mİ? İpe un serilir mi ağlayana gülünür mü İçinde gözyaşı varsa o yemek yenilir mi? *** YÜREK İSTER Mide açsa yemek ister mutlu olmak emek ister gerçekleri gören çoktur söylemeye yürek ister. ***[[IMG SRC="
?
İzEdebiyat Teknik
Açık Büfe
Yakup, İş hayatında şu vardır.insanları teşvik,çunki hiç bir yerden bir ahreket bir tepki olmazsa konumu gereği bazı şeyleri yapması gerekenler yapacaklarını ertelerler diğerlerinin halinden memnun rahat olduğunu düşünürler buda ertelemelere yol açar.insanoğluda doyumsuzdur biliyorsun daha fazlası ve daha iyisi seninde beni eleştirmende haklılık payın var bende üzerime düşen dersi aldım burada , sitede çalışan arkadaşların çalışmalarını gerçekten onaylıyorum taktir ediyorum,farkındaysan her foruma yazışımda yazımın sonuna kolay gelsin derim,buda çalışmaları gördüğüm anlamına gelir.dolaylı olarakta tebrik etmek demektir. özrüne gelince erdemdir saygı duyuyorum sana, ve teşekkur ediyorum bana o yazıyı gonderdiğin için, belki biraz sitemkar cevap yazdım ama eksiğimi bana hatırlattın ve iyi birşeye sebeb oldun... izedebiyat kolay gelsin
?
İzEdebiyat Teknik
Açık Büfe
Recep, Beni anlayışla karşılamanızı ve bağışlamanızı diliyorum. Kolaylık dileğinizin güncellemeler ve teknik konularla ilgili olduğunu biliyordum, ama o an bu konularda zamanlarını ve yüreklerini ortaya koyan arkadaşları düşündüm daha çok, onların emeği -hele bugünlerde- takdir ve katkı dolu desteğe ihtiaycı varken, sizin yazınıza patladım. Kendim de bunu doğru bulmuyorum, orada da belirtmiştim. Takılmayı kastediyorum. Hem de hiç doğru bulmuyorum. Hırs yapmak konusunda maalesef ben o kadar başarılı değilim. Elimden gelenler hırsla ilgili olmuyor hiç, ama sizin imla konusundaki hırsınızı olumlu buluyorum. Tekrar özür dilerim İyi çalışmalar Suyel
?
İzEdebiyat Teknik
Açık Büfe
merhaba cevap hakkı için Talihsiz bir yazı olarak görüyorum sevgili yakup yazını ben ilk okul mezunu biriyim,yani bu haklı olduğum anlamına gelmez ama beni bu yönde eleştirmenede gerekçe değildir.ben daha iyiyi bulmak için çabalıyorum görüyorumki bu konuda yalnız değilim belki dilim biraz fazla sivri laflar hedefliyor. fakat bu kelimeler hiç bir zaman incitici yönde değildir. Bahsi geçen konu yazarların yazılarının güncellenmesi burada verdiğin cevap kadar hızlı olmalı güncellemeler ve uygulamalar.siz benim imla hatalarıma takılıyorsunuz.öğrenmenin yaşı yoktur belkide sayende hırs edip imlayı öğreneceğim peki ya siz hırs edip bu siteyi daha hızlı işler hale getirecekmisiniz? saygılarımla kolay gelsin...
?
Edebiyat ve Felsefe
Edebiyat Tartışmaları
sormadın aşkı bana ağladın geceleri sonra bilemedin aşkımın kıymetini gine sen kaybettin ne yazıkki
?
Şiir Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
Diren kardeş; düz yazıları üstlendiğinizi söylediniz, amenna. Şiir güncellemeleri de bundan nasip alır, diye düşünürken… Sizin zaman düşkünlüğünüz sollandı. Benim tespitim doğru, kimse şiir, öykü, deneme ne varsa işte, oralara yazmasın. Forum köşeleri daha güncel. Hatta siz karışmayın. Ben evlatlık alırım siteyi. Eylül parkın yolunu öğrendi, Emre de onlara ağabeylik yapar. Salınırlar, kumdan kale yaparlar, oynarlar işte… Siz de gelirseniz kum kovalarınızı, küreğinizi ve özellikle bir pet şişe (litrelik) suyunuzu alın da gelin. Zira kumlar kaya gibi sert. Unutmadan bir radyo kanalı çeşitli branşlarda yarışma düzenlemiş, bizi ilgilendiren sanırım, şiir ve öykü dalında olanı. Demo istiyorlar. Sesime uygun diş gıcırdatan varsa, beklerim. Hani bu hayalimdi benim aslında ama kum gibi param olmadığı için, ama haftaya yine sayısal loto ve her ayın dokuzlarında milli piyango var. Şu tv kanallarında arıyorlar ya popçu, türkücü falan… Neden şiir star olmasın veya öykülü uydu. Diren Bey siz de yapımcısınız, bi bu konuya el atsanız. Dans yerine şiir okunsa… Onlara karşı olduğumdan,
?
Şiir Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
BİR GARİP GECE Salt şiir ve alkol olsaydı, ruhumu böylesine çoşturan, o içten haykırışla, yeşile ve sarıya söylenen şarkılarda, Ayılınca unuturdum dünde kalan kokunu, çıkarırdım kurt postumu. Eğer bağlanmasaydım tutkulu, yeşil gözlerinin uçurumlarına. Uzak deniz hasretleri, ve okyanus fırtınaları sırtlamasaydım yorgun yüreğime bıçak sancıları o umudu tükenmiş başak sarısı saçlarında, hasat etmeseydim sahipsiz sevdaları. Bıcak sırtı yalnızlığında tımar etmeseydin de yaralarımı, koysaydın kaldırımlara sahipsiz şehirlerinde Kaldırımların cam kırıkları, aralarında can kırıkları can'lar sahipsiz kaldırım kenarlarında kaldırımlar masum, mahsun boynu bükük, her taşında yetim gülüşler, fotoğrafların silik, bakışların yabancı,seni bulamayışım kendimi kaybedişimdendir. Bedelse ödenen, yaşanan her an ve alınan nefesler adına tutulan tutanaklar isterim, kaderin kendisinden. Ben'ki hayatın cefakâr katanası, yüküm atmam üstümden aç köpek gururu ile taşırım ve diktir benim kuyruğum, yüreğim yılkı atı özgür ve üzengisiz, bir sahip tanımadım sevgi ile aşk ile yanan ve yakan yürekten gayrı, Tekmil kısım kifayetsiz aşk'tan gayrı hayatımda ne varsa Ben bir gece vakitsiz şafaklarda tutuldum gözlerine saçların alevin adresi ve sen yılgın yaşamların yitik yeniçerisi gelişin bayramların arifesi kadar kutsal benim özüme ve, sen'ki kutsal anası insanlığın, içinde sevgilerin pınarı başlattığın ve bitirdiğin o gecede var ettin içimde sevgileri Sevgiler benden bağımsız, benden aykırı, umarsız bir şifa aklım izanım kızıl kıyamet cehennem ateşlerinde bedenime hükmüm geçmiyor, kontrol dışı kalmışım senin o yada bu dediklerinin dışında, garip geceler vardır kelimeler kifayetsiz, yalnızca yaşanılan ben tutkunu olmuşum senin, ışıksız gecelere güneş olan gözlerinde 09 Nisan 2006 / İst Alkadraz_Kuşcusu
?
Şiir Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
mrb Can'lar tesadüf bu ya sizlerden bir Dost'un kardeşi söyledi sitenizi şiir gibi yaşayan ve şiir kadar duru olan Can Dost'ları yüreğinden öpmek için hoş geldik umarım hoşluk bulurum. ayağınıza takılan ve düştüğünüzde üstünüze bulaşan Sevgi ve şiir olsun
?
İzEdebiyat Teknik
Açık Büfe
Sahiden, hiç doğru bulmadığım bir şey, insanlara takılmaktır, ama gelin görün ki, ben takılmıyorum bu durumda, sevgili Recep takılıyor bana, -şöyle takılıyor: Kolaylık istiyor Recep; o kadar çok "kolaylık" odaklı bir bakışa sahip olmalı ki, yazdığı iletilerde ne virgül, ne noktalama, ne bir imla anlayışı, vb. var, insan ister istemez diyor ki: epey kolay bir şeymiş bu dil dedikleri; bu kolaylığı her şeye yayalım en iyisi... Buna karşın bir gerçeklik daha var: Hiçbir kolaylık anlayışı maalesef kolaylık getirmiyor, sadece türlü çorba yapmaya yarıyor. Suyel
?
Devran-i Şairane
Yaratıcı Yazarlık
Değerli Musa, Öncelikle sizden bir ricam var, bana bey demenize gerek yok, nezaketiniz beni elbette ki memnun kılıyor, fakat bu forum ortamında hepimiz aynı denklem ve düzlemde yürümeye gayret ediyoruz. Güzel bir eşitlik ortamı diye bakmak gerekir. Tabii yine siz bilirsiniz, ben sadece belirtmiş olayım. Yazdığınız yanıtlar beni son derece memnun etti, daha doğrusu umutlandırdı; buna bağlı olarak da işimizin zorlaştığını ve boyutlanmaya başladığını görünce biraz da korktum doğrusu; düşüncelerin netleşmesi ve ortak kabullere doğru seyretmesi elbette ki sorumluluk payını da arttırıyor. Korkumu yenip sizin sorularınıza dair yanıtlar vermeye çalışayım. Söz sanatları konusunda anlaştığımıza göre, hangi kavramın kullanılacağı da artık önemli değil, yeter ki biz neyin kastedildiğini bilelim. Söz sanatları içinde şiirin durumunu irdelemekteyiz anladığım kadarıyla. “Durumu” derken acaba aynı açıdan mı bakıyoruz emin değilim; aynı açıdan derken yine şu eklemeyi yapmam gerekiyor galiba: Şiirin durumu bağlamında siz konuşurken galiba bir “nitelik” tanımlaması yapmaya çalışırken, ben daha ziyade “olgusal” olarak şiire bir tanım getirmeye çalışıyorum. Anlaşamadığımız nokta burada; “sanat sanat için” veya “sanat toplum için” gibi “nitel” (ve dolayısıyla göreceli) tanımlamaların karşısında olduğumu söylerken şiiri (öncelikle) bir fenomen olarak görmenin yararlarından bahsetmeye çalıştım. Yoksa size “sanat sanat için” anlayışına dönük getirdiğiniz eleştirinizde çok büyük bir oranda katılıyorum (gerekçelerinizi kabul etmeye pek gönlüm razı değilse de, ama bu başka bir konu, şimdilik ayrışan noktaları değil, buluşabileceğimiz noktaları aramak gerekir kanaatimce.); ama bunun karşıt anlayışına dönük sav ve yönelimlere de karşıyım, yani: şiiri (herhangi bir gerçeklik çerçevesi içinde) koşullandırmanın özsel bir anlamı olmadığını düşünüyorum (edebiyat tarihi de beni destekliyor galiba: şiirlerin yazıldıkları dönemdeki “etkin” güncelliğinin üzerine o kadar toz binmiş ki, artık bizler o şiirlerin oluşumsal gerçekliklerini bilmesek de dokuları konusunda güvenilir bir beğeniye sahibiz genellikle; müzik konusunda bir örnek vermek gerekirse: Bach kendi dönemi içinde “devrimci” olarak nitelenen bir asi müzisyen olarak algılanıyordu; bizim için “gelenek” olmuş durumda; bu inanılmaz bir şey, ama öyle! Kendi döneminin mesafesizliğinden ötürü Bach’ın müziğine dair bir “değerlendirme”yi Bach’ın döneme özgü güncel etkisi geri plana itmiş oluyordu kısacası; benzer durumlar söz sanatları içindeki kalıcılaşmış yapıtlar için de geçerlidir). Şiire fenomen (olgusallık) boyutuyla yaklaşıldığında yapılabilecek tanımların başında onun (tıpkı başka “nesne”ler gibi) bir (dilsel) “yapı” olduğu; bu yapının da yasallıkları yazarın keyfinde değil, yapının kendisi içinde bulunduğunu; dahası, şiirin bu yasallıkların sağlanması ve biçimlendirme yöntemleriyle somutlaştırılması sonucunda sadece kendi yapısallığını dışavurduğunu; yani kısacası: birincil derecede kendi kendini ifade ettiğini görmek çok uzak ve anlaşılmaz durum olmasa gerek. Tabii, “dil” denilen yapı unsurunun etkisiyle biz şiiri (dili biz her gün kullanıyoruz ya!) kendimize yontmayı da alışkanlık edinmekte zorlanmıyoruz. Düşünün: bir anne var, oğlunu yitirmiş; oğlunun mezarındaki “toprağı” öpüyor. Bildiğiniz toprak. Ama onun, yani anne için, o toprak oğlunun yerini almış oluyor. Şiirin oluşumsal yasaları arasında bu denklemin aynısı etkindir kanımca: şiir söyleminde mutlak surette “dil işareti” (örneğin gemi) ile işaret edilen ayrışmış olmalıdır, aksi takdirde bir “bire-bir mesajlaşma”ya indirgenmiş olur. Asıl sorun da zaten burada, özellikle şiir metinlerini üreten kimseler de şiirde söyledikleri ile bir şeyleri gerçekten söylediklerine inanmalarıdır; oysa bizim şiir yoluyla söylemek istediklerimiz ile şiirin kendi yasallıkları yoluyla söyledikleri arasında inanılmaz bir uçurum söz konusudur her seferinde (yani ne zamanki şairler duygusal ve düşünsel anlamda şiire bir koşullandırma koyuyorsa). Bu bakımdan Adorno şu önemli sözü söylemiştir: şiir, şairin istediğinden fazla/ başka şeyler söyler. Yani kendi kendini ifade eder birincil derecede. Bu düşünceyle birlikte çok basit bir gerçekliği de görüyoruz, ama maalesef işimize çoğunlukla gelmediğinden olsa gerek hep göz ardı ediyoruz; şöyle ki: Şiir duyuglar/düşünceler/anlamlar ile yazılmaz, “sözcüklerle oluşturulur”. Şiirin sözcük materyali vardır öncelikle; bu sözcükler –şiirin içindeki haliyle diyorum- bizim tasarrufumuz veya kasıtlarımızın dolaysız “nesne”leştirilmiş araçları değildir. Elbette ki, insanlar aşık oluyor, efkarlanıyor, dertleniyor, içerliyor, vb. ve bu durumda bir şiir yazıyor; güzel, ama şiir yazmayıp da futbol stadyumuna giderek bağıran kimselerin (aşağılamadan uzak belirtmek isterim ki) yaptığından pek farklı bir şey yapmadığını bilmek gerekir. Zaten bu “esin perileri” ortadan kayboldu mu, veya liseli aşık liseden mezun oldu mu, şiir yazmayı da bırakıyor. Demek o süre içinde şiir kılıfındaki şeyi sadece belli bir amaç doğrultusunda araçsallaştırmış; amaç ortadan kalkınca da şiirin kendisi de etkinlikten uzaklaşmış oluyor. Ben size şimdi hiç duymadığınız, kendi kendinize hiç yaşamadığınız bir duygudan bahsetsem, hem de şiir yoluyla, ama şiirin temel yasalarını çiğneyerek yapsam, sadce duygulanım içinde bulunduğuma dayanarak yol almaya çalışsam, siz o şiiri beğenir misin, dahası “şiir” olgusu yerine alır mısınız? Demek ki, dil içeriksel aktarılan şeyin kendisi, şiiri şiir kılan şey değildir. Aynı şekilde size en bilindik duygusal deneyimden bahsedeyim, ama bunu şiirin yasallıkları içinde kalarak yapayım, hatta, sizin kendinize göre siyasal görüşünüze tam karşıt içerikli bir ideolojiye sahip şeyler söyleyeyim, ama bunu şiir yasallıkları doğrultusunda yapayım, siz buna “bu şiir değildir” der misiniz? Sanırım bu sorularda çok fazla bir ayrışma olmayacaktır aramızda, varsa hala, lütfen söyleyin de anlaşamadığımızı en azından kabul ederek devam edelim. Gelelim o “nazik” konuya. İşte şimdi biraz korkum var diyebilirim. Öncelikle düşüncemi veya bildiklerimi (bildiğime inandıklarımı) söyleyeyim: şiir ilkel dans dürtüsünden doğmuştur. Milattan aşağı yukarı 1000 – 1200 yıl önce, bizim Anadolu topraklarına çok yakın bir coğrafyada (Attika ve Delphos’ta) “Tragoi” diye adlandırılan insanlar kentlerin sokaklarında yürürmüş. Bu yürüyüş sırasında belli bir müziğin ritmine uyarak ilerlenirmiş. Önceleri büsbütün doğada ve düzensiz bir tekillik (aile kavramı olmadığından, gelişi güzel bir araya gelen gruplar, varlıklar, kümelenişler doğrultusunda) içinde yapılan bu “ritmik” etkinlik (buna “dans” demek belki henüz erken olduğu için, biçimsizliği ve gelişi güzelliğinden ötürü bir bilinç olmadığından) sonraları –dediğim gibi- törenlere dönüşmüş kentlerde; bu törenlere “Dionysos Şenlikleri” deniliyordu. Tragoi’lar ise “Koç başlık”lar taşıyan insanlar (tragoi koç başı demek Yunancada). Aşağı yukarı 300 yıl boyunca bu şenlikler sırasında sadece düzenleme bakımından bir gelişme görülmüştür, biçimsel olarak her hangi bir gelişim görülmemiştir. 300 yıl sonra müziğe o dönemi ilgilendiren konuların eklenmesi doğrultusunda ve akılda daha kolay kalsın diye müziğe ve onun ritmine denk (onu “taklit” eden) “sözler” eklenmiş; bunlara “Dithyrambos” adını veriyorlardı (bugün de Dithyrambos” bir vezin ölçüsüdür hala). Edebiyat tarihinde benim bilebildiğim kadarıyla ilk “biçimselleşmiş sözler” bunlardır. Tragoi’ların şenliklerinden –aşağı yukarı 250 yıllık bir gelişmenin ardından- mısralı ve manzumeli “Tragoedia”lar doğmuştur (bizim “trajedi” dediğimiz” tür, yani dram türü). Şimdi birçok ayrıntı var bu bağlamda ama, bizi ilgilendiren boyutuyla söylemek gerekirse: Önce müzik / yeryüzü müziği vardı. Bunun yetersizleşmesi sonucunda “söz” eklenerek “söz sanatları” doğdu; bu söz sanatların doğuşu “şiir” ile gerçekleşti; Homeros adında bir kör (efsanelere ve rivayetlere güven olursa tabii, ki bu pek meçhul ve tartışmalıdır) tragoi’ların dithyramboslarla sokaklarda yürüdükleri dönemde Yunan halkının tarihsel hafızasını canlı kılmak için “epos” (anlatım) denilen (şiirden farklı) türde başka bir söz sanatı kullanmıştır, ama bu “epos”larda yine “biçimselleşmiş sözler”di, sadece Tragoi’ların amaçlarından farklıydı bir amacı vardı (hatta, ilk dönemlerde Odysea ve İlyada’nın şarkı eşliğinde okunduğunu söyleyen araştırmacılar bile var). O halde şöyle bir oluşumsal gerçeklik karşımıza çıkıyor: müzik sanatından şiir (ve genel anlamda söz sanatı; aşağı yukarı 1000 Milattan önce) doğuyor, bundan sonra nesir denilen tür biçimleşiyor (Homeros ile; aşağı yukarı m.ö. 800), en sonda da dram türü (aşağı yukarı m.ö. 600/500) belirginleşiyor (dram türünün targoiların şenliklerinden nasıl oluşageldiği konusu çok çok ilginçtir aslında! Ama konumuzun dışında olduğu için belirtmekten uzak duruyorum). Şimdi diyebilirsiniz ki: Yunan şiirinden bana ne. Haklısınız. Bize ne! Yeni Zelanda veya Amazon Ormanlarında yaşayan ve henüz hiçbir modern algının kapsam alanına girmemiş kabilere bakalım; dilleri bile henüz en ilkel seviyede bulunan kabilelere; törenleri vardır bunların; bu törenlerde yine çeşitli maskeler takarak bedensel ve ritmik hareketlerle “öcüleri” kovalamaya çalışırlar bunlar; bunları hepimiz biliyoruz. Ama öngörmediğimiz bir şey var bu işte, o da bizim –yani en modern dil ve bilinç algılarımızla bizim- günümüz şiirini yazmaya çalışırken o ilkel insanların ritmik bedenleriyle yaptıklarının özsel anlamda aynısını yapmaya çalıştığımız yönündeki gerçekliktir. Pindar, tarihte kayda alınmış ilk şairdir, hatta Şairlerin Tanrısı olarak bilinen Orpheus’un “lir”ini (saz- yanı “lirik” olanın çalgısı) çaldığı söyleniyor, rivayet öyle. Orpheus sadece lir çalardı. Pindar uyaksız sözler ekledi onun müziğine. Peki, Anadolu topraklarında ilk sazı havaya kaldırıp da salt müzik seslerine söz ekleyen kimdi? Türkçemiz diğer dillere göre daha bir tatlı zenginliğe sahip bu konuda: diyoruz “Ozan”; yani şarkı söyleyen demek, ama yeterli değil, zira ozan şairin eşanlamlısı olmuş bir sözcüktür artık. O halde sevgili Musa, “şiir nesirden doğmakla birlikte” şeklindeki ifadenizde de (baskı hatası bir yana) içeriksel anlamda da –en azından benim anlayışım ve bildiklerime göre- bir hata olmalıdır. Zaten (tarihsel gerçeklik bir yana) “biçimselleşme yasaları” bakımından da şiirin nesirden doğmuş olması da büsbütün olanaksızdır. Söz sanatların ilk ve birincil varlık nedeni, insanların hafızasına (uygarlaşma sürecinde etkinleşen bir organ) bir destek sunmasıdır; hafızada kalabilmesi açısından söz sanatları içinde en kristalize ve çekirdek biçim de şiirdir; uyakların ve veznin işlevi de yine bununla yakından ve sadece bununla ilgilidir: hafızada kalsın diye, kolay ezberlensin diye ritmik tekrarlamalar (ses tekrarlamaları olarak) devreye girer; biçimselleşme yasasının özü de: tekrarlama ile değiştirme tekniklerinin orantılı ilişkisi şeklinde özetlenebilir belki (kanımca bu son derece önemli bir nokta: tekrarlama ile değiştirme tekniği sayesinde yazınsal metinler oluşturulur, hele hele şiir türündeki metinler). Umarım, bugünlük size –biraz hızlıca oldu ama- beni anlamanız (onaylamanız değil!) yönünde daha belirgin veriler sunmuşumdur; ben önümüzdeki hafta sonuna sizin yazınızdaki diğer sorularımı hazırlayacağım; ama ondan önce vaktiniz olursa, bu yazımdaki itiraz noktalarınızı bana bildirmeniz yönünde bir ricam olacaktı. Siz hiç kabul etmediğiniz yerleri lütfen tekrar işaretleyin. İyi çalışmalar Suyel
?
İzEdebiyat Teknik
Açık Büfe
merhaba taktir ediyorum ki bir şeyler yapılmaya çalışılıyor çunki, fakat! ne yazkki yapılan bu çalışmalar bizlere kolaylık yerine vakit kaybına yol açıyor. örnek: Şiirinizin başlığını yazmayı unuttunuz. lütfen ilgili kutuya başlığı yazın.. Evet defalarca yazdım defalarca kontrol ettim fakat aynı hatayı veriyor hala ya ben çok yaşlandım ne dediğini anlamıyorum yadakörüm başlık diye başka bişeyi yazıyorum... Şu aklıma geliyor izedebiyat uğraşları çok fazla olduğu için bizi oylamak suretiyle kendilerine zaman kazandırıyor.boyle olunca onların yapması gereken görevleri daha geniş bir zamanda yapmalarını sağlamak, bizde sorunu kendimizde bilip kısır bir döngüde kendimizle cebelleşeceğiz, bu sayedede bizim eleştirilemizin yoğunluğundan bir zaman kurtulmuş olacaklar. B elkide hayal gücümü fazla kullanıp boyle bir senaryo yazdım, fakat eleştiri olmadanda mukemmel ortaya çıkmaz. Saygılarımla
?
Devran-i Şairane
Yaratıcı Yazarlık
Merhaba, Yazınızın giriş paragrafındaki temennilere aynen katılıyorum.Amaç iyi niyetli olarak bir yapıtı,bir insanı veya herhangi bir olayı anlamak olunca ,sonuna kadar paylaşmaya,tartışmaya hazırım.Elbette ki farklılıklarımız olacak.Zaten aynı düşündüğümüz zaman problem var demektir.Ancak belli bir seviyede konuşmak ve tartışmak için de bazı temel noktalarda buluşmamız gerektiğini düşünüyorum.Lafı fazla dolaştırmadan kısa kısa yönelttiğiniz sorulara değinmek istiyorum: 1-"söz sanatları" derken elbette ki içinde şiir,roman,öykü,tiyatro vs.bulunan "yazın"(sanat değeri taşıyan) kastedilmiştir. 2-Bu soruya karşılık verebilmem için, yaptığınız şiir tanımınızı biraz açmanız gerekecek.Açıkçası yaptığınız tanıma katılmıyorum.Tanım kendi içinde çelişkiler barındırıyor.Bu çelişkiyi geçtik diyelim,yaptığınız tanımın-siz peşinen bunu vurgulamadığınızı ifade etseniz de-"sanat sanat içindir" çıkmazının bir uzantısı olduğunu düşünüyorum.Bence şiiri asıl dar bir alana hapseden böylesi yaklaşımlardır.Şiiri nereye kadar yaratıcısından soyutlayabiliriz?Şiiri nasıl gerçek yaşamdan koparabiliriz? Yaptığınız şiir tanımına bakarak insanın aklına ister istemez şu sorular geliyor: *Şiir nasıl kendi kendisini ifade edecek? *Şiir bu amacı oluştururken yaratıcısının rolü ne? *Kendi dışındaki amaçlara koşullandırmaya elverişsiz olması ,neye göre? ................................................................ Sizin tabirinizle en sancılı noktaya gelelim.Bu konuda kısmen haklısınız."Şiir nesirle doğmakla birlikte..."Bu kısım yazının gerçek metninde "şiir nesirden doğmakla birlikte..." şeklindeydi.Yani dergiye gönderdiğim metinde bu şekildeydi.Bilirsiniz dergide yayımlanacak yazılarda yayın kurulunun müdahalesi kaçınılmmazdır.Tahminimce o kısım ya düzeltmeye uğradı ya da baskı hatası oldu.Şiirin nesirle aynı zamanda doğmadığını edebiyata,şiire az da olsa merak duyan herkesin rahatlıkla bilebileceğini tamnin ediyorum.Yalnız,bu anlamda bildiklerinizi anlattığınız takdirde benim yazdıklarımı inkar etmek zorunda kalacağımı ifade etmeniz ,ilginçti doğrusu.Bildiklerinizi lütfen anlatın,bundan zerre kadar gocunmam.Anlattıklarınız benim ufkumu açacak,bana yeni kapılar aralayacak,en azından zihnimde birtakım soru işaretlerinin oluşmasını sağlayacaksa ,neden dinlemeyim sizi. "Şiir Sanatı ve Türk Şiiri"nde adım adım ilerleyelim,ama öncelikle sizden ricam bende oluşan soru işaretlerini gidermenizdir. İyi çalışmalar...
Başa Dön