"Bir eseri bitirmek, cenaze törenini düzenlemek gibidir; ne kadar ağlarsan ağla, geri gelmeyecek." - Dorothy Parker"

?

???

July 2026 tarihinde katıldı

Son forum iletileri

?
Şiir Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
HİÇ DE YOK hiç başlamamış varsay hiç kırılmamış yenilgi yok mağlup yok bir rüya.... sen yok, ben yok '' biz'' de ne! yok yok yok... hiçliğimde bir hiçsin hiçlik de yok...
?
İlk Roman
Yaratıcı Yazarlık
ben bir bahtı kara, sizde vurmayın artık bana, hayatı çekerek öğreniriz, ama ben ölerek öğrendim. bir gün gidiyodum yolda önümü kestiler şiir yazdım diye sonra dövdüler beni, ama ben pes etmedim gine yazdım şiirlerimi siz belki bilmessiniz bunları, sanki ben öldüm o zaman bu yüzden siz beni tanıyın msn nizi verin arkadaş oluruz. si,zde beni anlarsınız o zaman., bir kız sevdim ayyaş işte derdim budur kardaş
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
muradin anlariz o gamzenin izanimiz vardir belki soz bilmeziz amma irfanimiz vardir guzel sevmekte dahi muskulun var ise bizden sor bizim o fende dahi cok tahkikimiz itkanimiz vardir .... nefi insan eyleminin temel amacinin haz alma oldugunu daha onceki derslerimizde gormus icimizden hamurisi agirlikli beslenme kirsal koken obez derslerdense az geri arkadasimiz pani karatahtaya kaldirdigimizda mutlulugu bize kisaca iki kelime ile ozetlermisin diye soru sormus -sikintilardan irama seklinde yanit almistik hatirlarsaniz... simdi yaa gercektende baska bir ifade ile insan mutlulugunu hayattan zevk alma duyusu olarak tanimlarsak bu zevk alma duyusunun onune gecen ket vuran gunluk sikintilar maddi manevi sancilar tasa keder agri sizi yorgunluk uykusuzluk aclik duygusu susuzluk cekme ozleme ayakkabinin vurmasi corabin kacmasi havanin bozmasi gibi kaygilardir... bu kaygilardan iramanin en kestirme yolu hemen burun dibimizdeki idealar ulkesine anlik dalislar yapip az serin hava almaktan gecer.. gercektende.. hicbir ulkede fahride olsa elciligi konsoloslugu bulunmayan bu ulkenin vize sorunu olmadigi gibi pasaportda sokmemektedir... ulke sinir kapisinda istenen belge fazla hirpani olmayan bi kilik kiyafet iyi doymus karin dingin ruh hali temiz bir kalptir.. kalis suresini uzatma icin oturum alma esnasinda gorevli memura otuziki dis gosterilip dudaklar kulaklara dogru yayilip gobek hoplatilirken agizdan hah hah hah hih hih hih diye ses cikartilip gozler kisilarak goz cevresindeki deri kiristirilarak komik ve cirkin bir hal alinir... uyku hali ise gecici olarak transit vize ile seyahat hurriyeti saglar... bu disinda gunu birlik vize ile agir bir yemegin ardindan sikintiya donusmus tokluk hissinin mevcud kaslar uzerinde yaptigi dogal baski ve gerilimin bertaraf edilip bir sonraki gerilime kadar iplerin cozulup gevsetilmesi gobegin rahatlatilmasi olayidir mutluluk... insan adli hilkatin yaratilis sonrasi cennetteki yasak meyvayi yemesiyle baslayan surecde nefsi emmare dedigimiz icimizdeki seytan ... kendinin ayakta kalabilmesi icin en bas sartin iyi bir kamuflaj oldugunu bildigi icin gizlendigi yer olan midede onu iyice gizleyip ortecek muz et sut bal baklavayi her daim etrafinda gorme ister... bu icindirki cevremizde gormeye alisik oldugumuz kirkizlik arsizlik para icin adam vurmalar adam satmalar tek beden sermayesi et pazarlamalar gelene agam gidene pasam demeler yalan dolan dalavere... bu icindir kendi icindeki ruhu ozu gizleme surati maskeleme maymun gibi sekilden sekile girme kopruyu gecene kadar dilin kahverengi olusu buldugun etegi opme bu icindir... bu icindir katlandiginda kirilmayan cepte fazla yer kaplamayan cok agirligi olmayan yere dusse parcalanmayan yesil yesil kagitlarin icadi... laakin suda varki... ben bi insan goreyim ciksin o desin ciksin bu insan - omrum boyu calisiyim cabaliyim peynir zeytinden baska gozum bi sey gormesin ama sonucta zengin olayim desin samimi soyluyorum kazandigi para doktora ilaca inneye yetmez... gercektende bi insan para kazanma icin sagligi kaybetse parayi buldummu sagligi geri kazanma ugruna parayi kaybetse ... ohooo ne guzel neye varir bunun sonu... bi insaaan omrunuuuy neyeee vermeeeliiiy tukenip bitiyooor omur dediiiyiin... kaldiki biriktirdi biraz para damatlarina birakti kendi yiyemedikten sonra.. butun canlilar gibi insanda beslenme ile ayakta kalabilen canli turudur atalarimiz bu hadiseyi ac ayi oynamaz vecizesi ile dile getirmislerdir... topragi bol olsun buda efendi dogdugunda diyari hintde adet oldugu uzre bir kahin cagirip yildizina baktiriyorlar.. kahin bi kalayli bakir tasa az su koyyo icine az tuz atiyo falciligin sermayesi yalan soylemektir diye yuklen baba yukleniyo - aha bu yavrunun yuregi kabarmis ama hic sorun degil ilerde coh boyyuk adam olacak bu cocuk iyisimi siz bu biraz palazlaninca sarayin hizmetine verin orda yetissin diye baglama cekiyor... buda sekiz on yaslarina gelince ebeveyn denileni yapip sarayin hizmetine veriyorlar budayi... buda sarayda cok seviliyor hizmetkarliktan aliyorlar bunu el bebek gul bebek yetistiriyorlar yedigi onunde yemedigi ardinda guzel giyitler guzel binek atlari felan fistik.... gel zaman bu yirmi yasina felan gelyor bi gun sikintidan patlayip saraydan disari cikiyor cikis o cikis.. tebaanin arasina karisiyor karisis o karisis... genc bir adamin cenazesi yoksul ac sefil insanlar gozleri ama biri kollari bacagi olmayan sakatlar yetim yavrular... insan oldugunu hatirliyor.. - eyvah! ben sarayda varsillik icinde yuzerken bu millet... bu millet... sozunun sonunu getiremiyor hickiriklara boguluyor bogazi... yedi yil daglarda bayirlarda ac susuz sefil bir hayat suruyor ... buldugu bitki kokleri agac yapraklari felan allah ne verdiyse ... bir dost bir post yeterin avare versiyonu ... en nihayetinde hidayete erdigi incir agacinin dibine gelip agacin govdeye takatsiz bir deri bir kemik kalmis govdesini yasliyor .. az soluklanma icin.. artik bunun yaslanis esnasindaki sarsintidansada az bi ruzgar esip silkelediysede bi kac incir dusuyo bunun basina... bitkin kollari yardimiyla bitap agzina atiyor dusen incirlerden birini halsiz cenesi guclukle cigneyip yutkunarak umukten assagi indiriyor.. gunlerdir calismamaktan pasli mide ani gelen besinle beyin merkezine uyari sinyalleri gonderince kafa buyuk bir gicirtiyla calismaya basliyor.. - yillarca bolluk bereket icinde sefahat icinde yasadim insanliktan iradim yuregim tas bagladi kendimden utandim.. yedi yil daglarda pejmurde bir yasam tarzi benimsedim bana hayri su oldu beden yiprandi dimagim koreldi temelli ademiyetten ciktim .. demekki bunun bir orta yolunu bulmali ne cok sicak ne cok soguk ne cok az ne cok fazla .. ne asiri tok gezmeli nede cok aclik cekmeli .. kararinca olmali her sey... iste putperest tebaasinin onun heykeline tapmasi disinda yegane getirisi felsefi baglamda yolun ortasindan gitme ogretisidir... gercektende ac adam gereksiz adam bir giram et bin ayip orter.. bir genc kiz ne kadar cirkin ne kadar kaknem olursa olsun eve dunur geldiginde misafire bi yaprak sarmasi yedirilir ( tadi eksimence oldugu icin kurbanin tat alma duyusu felce ugrayip korelsin pirincin diriligini yagin fazlaligini tuzun azligini kavrayamasin diye) ardindan -bizim kiz laf aramizda bi karniyarik yapar ... dumenine yatilir... kurban can evinden vurulur... oglan ne kadar tipsiz olursa olsun hic onemli diiil ne kadar kus beyinli olursa olsun o kadar iyi ya nisanlilik suresince su pastane senin bu muhallebici benim iskender yermisin hayatim .. baglanmayacak asktan cildirmayacak genc kizimizi dogurmadi analar... gercektende erkegin mideye giden yol haritasi cikarimi bu icindir... bu icindir can bogazdan gelir deyimi bu icin kaz gelen yerden esirgenmez tavuk.. nefsin korelmesi icindir... ac insanin kamburu cikar nefesi kokar yuruyus tuhaflasir piskolocisi bozulur sapik supuk konusur.. urkek cekingen olur gozler fersiz beden isisi dusuk olur eller cepte basi yerde kaslar catik seytan gibi gezer carpacak adam arar asik suratlida demeyim resmen suratsiz olur ... tok insanin hali baska olur musfik sorumluluk sahibi anlayisli olur sen sakrak civil civil fikir fikir olur saclari parlak derisi gergin beden yagli yagli olur karin icine uzanip yatsin usumez - aha insan buldum diye tutacak olsan eline mutlak bi sey gecer bos cuval nasil ayakta duramaz dolusu durursa tok insanin yuruyusu bile onas olur... et giren yere dert girmez verem ayak basamaz besili insanda mikrop barinamaz .. kalp basta olmak uzere bir kac hastalik haric butun hastaliklar iyi beslenmemis dolayisiyla direnci yitirmis sagliksiz ac vucutda olur... eveli fenni usulleri bilmedigimiz devirlerde koy yerinde oldukca mutevazi beslenme bicimimiz olurdu.. bortdurme adi verilen islemle yesil mercimek sabah ocaktaki atesin uzerine konulur tasmasin diye tencerenin kapak az aralanir baska bir kabta kuru tahrana islanir tarlaya tapana gidilirdi...aksam eve donuste evde yokken bile odun atesi sonsede koz ustunde bile hayli zaman kaynayan yesil mercimegin su suzulur hambar adi verilen kalin birbirine gecmeli kalaslardan orulu kapisinin anahtari evin hanimagasinda bulunan gelin ve kiz haricinde kimseye verilmeyen anahtarla acilan hambardan hayvanatin ic yagi ve kuyruk yaginin eritilip tuzlanarak ici oyulmus su kabagi yada tahta agda kutusuna basilmasiyla olusturulan yaga don yagi adi verilir eger bir miktarda et filan varsa icinde gakirdak diye adlandirilir iste bu don yagi yada gagirdaktan bir kac kasik alinir sabahtan suya isli tahranaya katilir ici kalayli disi isten kapkara bakir tencereye bosaltilir o bortdurulmus mercimek ilave edilir tahta kasikla karistira karistira pisirilir kaynar kaynamaz ocaktan alinir.. yine kucuk bakir tavada tereyagi kizdirilip mevsim yazsa dalindan taze koparilmis korpe yesil biber bu tereyagi icre oldurulur.. yine dalindan taze koparilmis kipkirmizi olmus domatese bicagi degdigin anda sogan zari gibi ince dis kabugu patlar suyu fiskiriverirdi yagin icine ... corba sinide az sogur gibi olana degin koz ustunde bazlama ekmegi gevretilir corbaya dogranir.. tavadaki oldurulmus yesil biberli domatesin suyundan baska birseyi olmayan tadi kokusundan sarhos olunan domatesin sosuylan tereyagi ocaktan alinir alinmaz cozur cozur bu corbanin ustunde gezdirilir karistirilir besmele cekilir allah allah nidalariyla yumulunulurdu... o devirler elmalarimiz kurtlu ve lezzetliydi.. toprak hile hurda bilmez bakirdi.. suru suru kuslar gelir cam gibi temiz cayimizda suru suru balik olurdu.. yerli bugdaydan eksi mayadan ( ilk kim ne sekil yaptiysa mechul atalardan dedelerden gunumuze gelmis teknede hamur yogrulup ekmek yapildiktan sonra tekne kenar kosesinde kalan kirinti hamurlar iysiranla kazinir un dolu bir kaba konulur kendi kendine eksir mayalanir bir dahaki ekmek yapiminda maya olur sende olmassa komsudan alirsin onda yoksa sen verirsin fenni mayalar bira mayalari oncesi maya) yapilmis ekmeklerimiz coreklerimiz murul murul kokar yavan yesen tat lezzetini alirdin... tarlalara bilincsizce sacilan zehirli gubreler kimyevi ilaclar olmazdan once dogal hayvan gubresiyle yetisirdi hersey o gubre ot icinde bortu bocek kurt olur kuslar yemeye gelir kuslar yedikleri meyveleri sebzeleri gubreleriyle daga tasa tasir oralarda ilk yagmurla dagin yamacinda tek basina bir karpuz domates kavun nohut biter hayvanlarimiz onla beslenir cok leziz etleri olur dagda kendi basina yabani olarak buyuyen armuttan yaban elmasindan sel sularini tutup toprak asinimi onlesin diye bilincli dikilen haric demin bahsettigim sekilde tabiatta cogalan yetisen igdelerden yerler sutleride guzel olur bardaktan yarisi bosalmaz koyu sutu olurdu... sonra o naalet olasi fenni ilaclar canina okudu guzelim kuslarin sel sulari ilaclari akarsulara tasiyip baliklarin soyunu tuketmezden evvel gectikleri dere yataklari meralar boyunca guzelim cayir cimenin ucgul otlari dag yoncalari sayisiz yesil bitkinin kokunu kuruttu.. ayakta kalmayi basaran sert kosula dayanikli bi kac diken kazik gibi ot turu disinda bitki kalmadi nerdeyse.. etlerin sutlerin bu denli yavan olmasi bundandir.. kuspe kuru saman fenni yem ile beslenen hayvanin vicik vicik yag baglayip et araki bulasini hicir hicir sinir olusu bu icindir... topragin yalama olmasi her yil daha fazla gubre isteyip topragin toprak olmaktan cikip yerli irki bitirmesi sert iklime dayanikli rus bugdayi pirinclikten cikmis kaliforniya gulu adi alti misir pirinci adi alti satilan birak pilavi tavuk yemi olmaz pirinc bundandir... halbuki tahranadan sonra pilavi bas taci etmistir bizde millet... bi gun patateslisi beriki gun bortdurulmus fasulyelisi taze yada kurutulmus patlican dolmalik biber sakiz kabagi ici pirinc yerine gore az kavrulmus ciger yahut kurutulmus taze fasulye ile yaninda ayranla sofraya konur baska yemek olmaksizin karin doyurulurdu hemde ne istahla... simdi gercektende bakiyorumda uzun sureli yol depo pazar sartlarina dayansin diye gomgokken koparilip az yolda kizaran karpuz kabugu gibi kabuga sahip icinde bi giram su bulunmaz lezzetsiz hormonlu domates odun gibi baldircan kazik gibi yesil biber sofraya kondugunda firincilarin daha fazla nemli gozenek daha fazla kar anlayisiyla bol maya katilip sunger haline gelmis icinde kof bir hamursuluk tadi bol kepege bulanmis kabugunda adamin damagini yaraeden bir zimpara tasi havasi olan ekmekle vazife savma babinda yenen yemekte insan bitmez bi ozlemle lezzet arayisina giriyor.. gercektende enderde olsa ele gecirmeyi basardigimiz bi koy tavugunun yumurtasini cig cig icsende olur ciftlikte kuru saman besiye alinmisi degilde az kirda yayilmisi bir kuzu ele gecirdimmi agzi iki cap cap ettirip eti govdeye lok diye indirdikten sonra kemigin icindeki ilik agizla emile emile ice cekilip cikarilip yutulmali bence.. o disinda besinlerimizdeki yavanlik cigsilik almis basini giderken gunumuzde ahcilara cok gorev dusuyor bence.. hatta ilk ogretim caginda okullara ders olarak konmali bence yemek yapimi... gercektende ayni eti kusbasi dograsan ince ince yazsan kiyma haline getirip pisirsen farkli lezzet tonlari elde edersin.. ayni eti mangalda sacda suda guvecde pisirsen farkli nuanslar alirsin .. ayni eti ayni bicimde yeni alimunyum tavada birde kararmis yanmis is baglamis alimunyum tavada pisir fark tabak gibi belirginlesir kararmis yanmis alimunyum tavadaki daha guzel olur hele birde altta yanan odun atesiyse teflondu celikdi fasa fiso bence.. her seyi bir yana birak ete bicak vurulusu bile cok onemli .. gercektende hasladigimiz zaman iplik gibi ayrilan lifler bir yana dogru taranmis gibidir iste o lifleri boylamasina kesersek kizartma yaparken ustuste dizilmis boru gibi siralanir en alttaki boru atesi alip bir ustekine iletmez iletemez .. en altaki kizarir kararir yanar ceviririz bu yani bu yan kizarir yanar pisti sanariz orta cipcig cikar gelir hicir hicir kipkizil cikar gelir... oysa enine vursak bicagi dik dik dikilmis boru icindeki su buharlari altan aldigi hari en uste iletir... tavadaki yagi suya bogmamasi icin cok iyi kizarmis yaga attigimiz dilimleri cok harli ateste bir sure daglamaliyizki boru uclari buzussun boru agizlari kapansin.. sonra hari kesip orta ateste altust yapsak cok guzel piser.. kendilerini becerikli ahci diye tanitan cok sahtekar gordum.. iste sogani kavurur ardindan dogranmis eti icine atarim diye martaval okumaya basliyor.. efendiler ey kutsal otuken ormaninin halki.. sakin ola bu hataya dusmeyin sogan once kavrulur et sonra atilirsa diri kalir iyi pissin diye israr edersen sogan kavrulur siyah siyah olur yanar et yine pismez daha dogrusu istenen kivama gelmez.. once eti kavur kabarcik cikma islemi bitsin yaginda.. bu pisme alametidir.. sal icine sogani sabaha kadar pisir sogan yanmaya baslamadikca ete bir sey olmaz pambuk gibi yumusar guzellesir agiza yayilir... ginede bunun en guzel pisme bicimlerinden biride sato biriyantinidir kalin iki dilim et arasina yine kalin bir dilim et konup firina verildiginde distaki iki tanesi yanar kavrulur ama ortadaki tam kivaminda yimisacik sulu piser simdi yaa gercektende yuzunuzu gormesemde icinizdeki ofkeyi gozunuzden okuyom .. millet yemeye ekmek bulamiyo sen neden bahsediyon dediginizi duyar gibiyim .. ama sizde benim kisitli imkan gavur memleketinde adam gibi et yemeye hasret kaldigimi unutuyorsunuz.. gercektende islami usulunden vazgectim ilmihal kitaplari zaruret karsisinda cevaz veriyor.. ancak acep domuz yagimi etimi karistirdilar diye saurmacisina yemin billah ettirmedikce almiyom alincada tupgaz atesinde pismis anlamsiz nesneden zevk alamiyorum... gunlardir iyi pisirilmeyen patates bezelye lahana yemekten bi hal oldum et yemegi ciksada onuda rezil ediyorlar bezelye salca patatesle... evde ocak var tava tencere aldim omrumde boyle cins ev arkadasi gormedim aksam fare gibi kasar peynirine saldirip yiyorlar et tavuk balik sevmeyen bu adamlarin turklugunden suphe duyuyorum desem inanin bana.. ayni evde kaldigimiz halde gunlerdir konusmuyorum.. bu koku ne demesinler diye bana bulasmasinlar diye hic bir seyde kizartmiyorum.. aklima et geldi et sart degil tabiiki kizartmanin her turu amenna yogurtlayip samirsaklayip yiycen can bogazdan gelir... yada en basitinden sehriyeler birbirinden ayrilsin diye limon sikilanindan soyle tavuk suyuna bi sehriye corbasi olsa ne guzel olur... yine yeter.. buraya uc otuz para icin geliyoz bura halki ne yemeyi biliyor ne icmeyi kafkaslarda guneste kurutulmus takir takir baliklar.. fume denen islenmisi tuzlanmis takir takir dondurulmus vakumlanmis konserve baliklar.. kolbasa sosiski dedikleri salam sosisleri yiyorlar sabah aksam bide patatesle lahanalari var.. ne ispanak bilirler ne ispanakli boregi gormuslukleri duymusluklarida yok maalesef.. pekmez burda inanmayacaksiniz eczanede 350 giramlik sisede ilac olarak satiliyor.. peklik cekenlere doktor ilac olarak yazmazsa bilende yok.. santiyede samimi oldugum bi kac kisi sen ana dilin gibi rusca biliyon bi sor sunlara burda pekmez varmiymis deyince bizim ermeni genaya daha once rusca karsiligini ogrenip o an unuttugum pekmezi tarifle soruyum dedim daha uzumun suyu der demz bu zipladi sarbat sira diye sarbat yahut sira degil dedim sarp sirke felan dedi yok yok dedim uzum suyu ancak kaynatiyorsun kahverengi oluyor kendi sekeri olur tatli ekmekle hlopatlar yersin filan diye tarif ediyom felan derken bu anladi nihayet.. ya ponyul a poruskiy cego gavaryut neznaayu a pa armanskiy begmaaz skajim deyince- bpekmez la pekmez bizde pekmez diyoz dedim bunlan ortak bi kelimemiz cikisina sevindi bu.. ben aksam mamushkaya sorar ruscasin ogrenir nerde satilir ogrenirim sorarim dedi bi pesine dustuk pekmezin eczanede bulundugunu ogrendik hayatta aci biber tursusu bilmeyen hayatta tuzlu tursusu olmayan butun tursulari sekerli olan bu milletten zaaten hic beklentim yok .. bi gun buralarda acliktan olursem cesedimi memlekete ativersinler yurdum kargasi kusu yesin... kac asci geldi gitti ukraynali yardimci kadroyu degistirmedikce bura yemegi duzelmez .. patatesi suya sokmayi bilmiyorlar komur gibi karartiyorlar curutuyorlar kavurmadan kaynar suya atiyorlar. az haslayip icine bi kac paket margarin bi tenike kizartilmamis salca salliyorlar yersen .. yaglar tiril tiril ustunde kizartilmamis salca igrenc.. bide bezelye olmassa olmazi buranin konserve olarak salliyorlar pilavin patatesin icine corbanin salatanin icine yersen.. pisirmeden koyuyorlar onune elma gibi kutur kutur patates yersen.. yasamak icinse yemem lazim.. yemek icin yasama taraftarida deyilim .. uc ogun fazla bence bir ogun yemeli tek kap yemeli adam gibi yemeli ... adam gibi yeme icinde cok calisma cok kazanma lazim o icin okumaniz bittiyse herkes isi basina hadi bakiim.. yazi karin doyuirmaz.. nasi karnimiz acikinca yemegi ariyorsak is guc kosusturmacamizida aramak lazim olmeyecek kadar yeme icme parasi kazanma yoluna bakmaliyiz bence .. ac insanin pisikolojiside bozuk olu saglikli dusunemez saglikli fikir yurutemez... gercektende adanali arkadaslardan ogrendim karpuzu koparmadan bi gun once ilaci varmis fisfisla puskurtuyormussun deneklerin uzerine bir gunde kipkirmizi oluyormus karpuz.. kaya gibiyken sokulen keleklerin dibine cekicle vurulup yumusatilip olgun kavun goruntusu veriliyormus.. ginede hile hurda yurdum bostanlarini ozledim burdaki dandik sebze meyveyi gordukce .. ey milletim birazda elde varsa az cukka cokca yemeli bence yaarin yat pazari.. temincek 12ye on kala icim kiyildi acliktan bi acik yer bulabilirmiyim dedim ara ara bulamadim ayagim beni bu net kafeye surukledi ac karna gurultuyla vakit gecsin diye bunlari yaziyom saat uc bucuk olmus uykuda tutmaz su sat sonrasi soyle saat 7 sekiz olsada patatesli garyaciy piroshki ciburek felan alsam tekrar selam cokca...
?
Esin Perisi
Yaratıcı Yazarlık
bazen bir ses duyarım gecenin bir vakti..beni yatağımdan doğrultan..karanlık odada..bu şiirperisinin o tatlı sesidir..gel..gidelim der..şiirin o papatya bahçesine gideceğiz seninle..mısralaran en tatlı şırıltısına kulak vereceğiz birlikte der..bende kalkar giderim peşisıra..bence yazmak o tatlı düşperisinin paşinden fütursuzca yürümektir..kimbili..uykusuz bir sabaha çıkar belki yolunuz..kimbilri..masmavi bir imge denizinin kıyısına..kimbilir..
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
Doğada renkler birbirleriyle uyumlu kardeş kardeş yaşarlar ama biz kimi renkleri dışlamaya çalışırız. Fenerbahçeli sarı kırmızı renkleri görünce kızar, Galatasaraylı da sarı laciverde sinir olur. Geçenlerde Beşiktaş trübününde şöyle bir yazı gördüm:"Erkek adam Renki takım tutmaz"...Siyah beyaz renk değil mi yani? Hayatımız hep siyah beyaz mı olsun yani? Kim istemez gökkuşağının renklerine bürünmeyi, renkli bir ömür geçirmeyi? Renklerin Dansı adlı şiirimde görüşlerimi dile getirdim. Şimdi bu şiirimi size sunuyorum. Bu konuda sözü olan varsa okumaktan mutlu olurum.Erhan Tığlı -Renklerin hepsi başka güzellik ama kuramıyorlar birlik çünkü insanlar vermiyor dirlik_ Renkler dansediyor gözümüm önünde beni sev beni sev diyorlar siyahı pek sevemiyorum karartıyor ruhumu ne kadar güzel dansederse etsin yas tutanların siyah giymesinden belki de... Süt beyaz, gelin ak, kar beyaz yağıyor ruhumu okşuyor beyaz zambak. Yeşili ağaçta seviyorum, türbede değil! Kırmızıyı nar çiçeğinde, kanda değil! Maviyi gökte, denizde... Pembe hayallerimin rengi mor düş kırıklığımın... Sarıyı ay çiçeğinde seviyorum yapraklarda, yüzlerde değil! *** Renkler kimbilir nelersöyler bir konuşabilseler... Her şey daha güzel olur el ele verip bir araya gelseler. erhantigli.sitemynet.com/erhantigli
?
İzEdebiyat Teknik
Açık Büfe
Buğday renkli insanlardı, pulluğu hoyratça sallayanlar. Biri hala zihninde okeye dönüyor, diğeri son rakamını çizerken kızının gülmesini, güneş tavan yapıyor. Rüyasında Arda gelmişti ama ambulansın ters yazı karakterinden olsa gerek Adra burun farkıyla yarışı bitirmişti. Her gece kova dolusu balık tuttuğum doğrudur… Juventus da tarih olduysa, ne önemi var iddianın… Sabaha karşı yavru vatanın, yavru ilk ışıkları ile karşıladı yavrular bizi. “Vatanım ya!” İki gün geçmiştik temmuzu, gerçi sedef adasından farkı şezlongların ücretsiz olması ve garsonların bikinili hatunlar olmasıydı… Hazır piknik tüpüm yanımda, komili zeytinyağı “aramalardan güneş yağı diye geçirdim” 0,8 bedene, 0,8 uzun köstekli çapari. Tavan yapar bu kıraçalar Olmadı! İki izmarit kırması balık takıldı oltamıza, biz kıyamadık saldık çayıra… Dergi işi tutmadı be gözüm. Hafif avukatlığa soyundum. Bak biraz kızgınım, kırarım duvarları ama hafiften pamuğa çalar yüreğim. Oysa ben, aslında meleğim. Garnitürcü Rıza, bırak çalımı. Yerine konuştuklarının dili mi harcandı? Bak güneş tutuluyor, çal tenekeleri… Kov ayı! Bak bu yazdığım alet klavye… Keremcan niye alındıysa, yazılanlar banaydı… Benim de yazdığım tüm iletileri sergileyin. Şeytandan başka avukat istemem, asla…
?
Sinema ve Edebiyat
Edebiyat Tartışmaları
NURİ ALÇO'nun tüm filmleri izlenmeli arkadaşlar ondan sonra gelin karşıma....
?
İzEdebiyat Teknik
Açık Büfe
Bu yakınlarda bir istifa olacak sanıyorum, umarım çoğunluğun istifade edebileceği bir istifa olur...
?
Şiir Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
[[B]]Merhaba, Ben Suna aranıza yeni katıldım. Forum hakkında çok fazla bilgim yok. Gezindiğim kadarıyla diğer forumlara nazaran daha geliştirici ve katılımcı bir yapıya sahip olması dikkatimi çekti. Bu güzel paylaşım ortamında ben de Şiirlerimi sizlerle paylaşmak istedim. Sevgiler.[[/B]] GÜLÜŞÜM OKYANUSLARA BATTI Kaçıyorum nefesim bitmek üzere Arkamda azılı bir katil gibi zaman Çıkmaz sokaklar, karanlık yollar Yağmur sularına karışmış tüm anılar Ve kaldırımlardan kayıp gidiyor okyanuslar Geçmiş, gelecek ve şimdiki geçmiş zaman Kanalizasyonlara sızıyor tüm gülüşler Seri katil niteliğinde tüm aşklarım Vur kaç ve arkana bakma Şiirler dökülüyor yorgun bir şair sesinden Düşünüyorum düşümden gayrı Üşüyorum bedenimden ayrı Kızıla boyalı bir gökyüzü şimdi aşk Sonbahar tadında tüm öpüşlerim Ve Gönlüm sonlara inat ilk arayışında Saçlarım da kar beyazı, elimde gece Gülüşlerim kaldırımlardan sızıp Okyanuslara battı... Suna GENÇ
?
İzEdebiyat Teknik
Açık Büfe
Hepimiz hemen hergün onlarca yüzlerce şeyler yaparız... Bunların içinde, doğru da vardır yanlış da... Bir de bunların içinde yapıdığında "yanlış" yargısına vardığımız ama sonradan "doğru" olduğuna karar verdiklerimiz vardır... Bu sitedeki "Olgun" insanlardan birisi, şöyle yazmış" [[B]]Tüm yazı ve şiirlerimi geri çektim. Ve lâkin forumlarda yazdıklarım duruyor. Defaten bunların silinmesini talep ettiysem de kesinlikle bir çözüm getirilmedi benim isteklerime… Ha bu da artık önemli değil… Zira ara ara önceki yazdıklarımdan faydalandığım da olmuyor değil… [[/B]] Benim acilen şapkacı aramam lazım ki, şapka alıp onu çıkarabileyim bu sözler karşısında... Özellikle de son satırı için... Kim bilir belki de vardır ama ben teknoloji özürlü olduğum için yok varsayımıyla önerilerimi aktarayım.... Şimdi site yöneticileri şöyle bir şey yapsa... foruma yazı yükleyen kişi kendi isim ve şifresiyle girdiğinde, karşısına bir seçenek çıksa, üstünde [[B]]"yaptığım tüm yorumlar"[[/B]] yazan... Ve; canı isteyen kişi o seçeneği tıkladığında daha önce yazdıklarının tamamı karşısına, ekrana beliriverse... ne olur? Ama bu seçenek herkese açık olmalı... olmalı ki, uluorta ahkam kesen, adına methiyeler düzülen kişiler de ne menen birisi olduklarını geçmişte yazdıklarından bizzat kendisi okuyarak anlama şansına sahip olabilsin... olabilsin ki, terbiyesizliğin, saygısızlığın ve dahası; ahlaksızlığın adının "açık sözlülük", "dürüstlük" olmadığını bizzat kendisi görsün... görsün ki "bukalemun istifa etsin"...
?
İzEdebiyat Teknik
Açık Büfe
Cümlenin kullanılıp kullanılmadığı mı önemli olan yoksa yeri mi ? Taş yerinde mi ağırdır yoksa heryerde mi ?
?
Şiir Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
Ayrılık diye bir şey yok Bu sadece bizim kendimizi avutmamız Veya sevgilinin yokluğuna alışmaktır Özlemektir,umuttur,heyecandır ama Asıl olan bir ömür boyu göğsünün sol tarafında bir yerlerde saklamaktır aşkı, Ve sevgilinin suretini Mesafe tanımamalı aşk Sınırı sınırlayıcısı olmamalı Sevdiğimiz zaman sonuna kadar sevmeliyiz ve Gözlerine baktığımda sevgilinin aynı heyecanı görmeliyim Bir bankta belki de bir yağmurun altında yahut Baharın en anlamlı olduğu bir zamanda sevgiliye verdiğimiz sözler unutulmamalı Ellerin elimdeyken tenim titremeli Her öptüğümde seni yüzüm kızarmalı ve O bütün mağrurluğuyla titrek bedenim tenine deydiği zaman yeniden doğmalıyım ki geçmişimde sen geleceğimde de sen olmalıydın kısacası sevgilim ger nefes alışımda sana daha bi bağlanmalıyım ve alışılmalıyım artık seninle sonsuz bir hayata
?
Şiir Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
Gitmek Yarım kalan bir şiir gibi Bir şairin eline bakan bir kağıt bir kalem Gitmek… Bir o kadar da anıları götürmekti aslında Sadece istediğinde koynunda ki resme bakıp iki damla göz yaşı dökmek Gitmek… İmlasız bir yazı Hani sadece seni anlatabilmek için ve Bir türlü öğrenemediğim ‘seviyorum’ kelimesinin anlamını yitirmesi yeni fark ediyorum sonbahara teslim olan ağaçların hüznünü ve bakıyorum ki ardıma kaç yaprak düşmüş saçlarıma da ben umursamazca yani kendini kaybetmişçesine gitmek….diyorum kendime ağlamaklı bir şarkının koynuna düşmesi olsa gerek yalızlığında
?
Şiir Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
YAŞAM-AK Yaşamak sevgilim Kuşaktan kuşağa söylenen bir türkü gibi Dostların ağzında yaşamak Nereye gittiği belli olmayan bir nehir gibi Atlamak bir uçurumdan En güzel yerinde hayatın bir masal gibi akıllarda kalmak Yaşamak Kurtların arasında masum benekli bir kuzu Yaşamamak. Oysa öpmek isterdim al dudaklarından Ama gel gör ki Kimliksiz ve kimsesiz bendeki yaşam arzusu ve Vur derim beni en derin yerimden hayat değmez çünkü nefesinin sıcaklığı nefesime kolaysa bu kadar terk etmek benliğimi vur derim hayat en derin yerimden iki satır bir selam da yazamazsa yarin eli vur derim hayat en derin yerimden beni nereye gider bu hikayenin sonu bilemem ama yaşamakla, yaşamamak arasında ince bir çizgi, hatırlanmak ayrılık tarafından yaşamamak senle veya sensiz benle veya bensiz yaşamak son nefesimize kadar haykırırcasına yalnızlığımıza gözlerim gözlerine, yüreğim ellerine emanet terk ediyorum şehrini sevgilim biliyorum bir gün arkama bakıp bir kere bile hesap soramayacağım tüm ayrılıklardan çünkü yaşamak zannettiğimiz kadar da kolay olmayacaktı mesela paylaşamadım hayatımı bir başkasıyla belki de sevemedim kimseyi de yalnızlığımı paylaştılar sadece oysa her şeyimi herkesle paylaşmak isterdim
?
İzEdebiyat Teknik
Açık Büfe
Paylaşım! 2002, 2006… Hafızam beni yanıltmıyorsa, şiirin ne olmadığı veya neye benzetilemeyeceği ikileminde kopan bir fırtınaydı. Nasıl ve neden bu forum illetinin bağımlısı olduğum, hala kendimle tartışılır. Aslında Rüzgâr haklı. Belki daha yeniydi, forum köşesi izedebiyattan kaldırılalı. Israrlı tavırları beni, onu okumaya sevk etmişti. Ve okunan Kenan… Kendisi sevmez ama “ağır abi” tavrı, çok şeyler kazandırdı bu siteye “bir tembel olmayıp, iletileri zamanında tuşlasaydı…” Rüzgâr esintin gitti, cıbıl kaldım… Kanıma eroin gibi işledi bu forum illeti. Senden sonra çok cengâverler oldu da, yarısı şortluydu. Bu satırları yazarken aklıma Fahriye Abla geldi, ne hikmetse… Seninle şenlik, şendi. Tespitlerinde haklısın. Suphi de haklı. 2/24 forum, %100 yazı olmalı. Ama eskiden formatı daha güzeldi izin, son eklenenler branşlarının altında ve daha çok okunuyordu yazılanlar. Hani maden bulmuşum gibi 24’dü geçe yüklenenler daha Kalıcı veya okunanları fazla oluyormuş gibi, kendilerince olumlu ama genele yansıyan bir olumsuzluk ile bilmeden de olsa okunmalara sekte vurdular. Deneme tuşuna bastığım zaman ilk yirmiyi, şiir butonuna bastığımda ilk yirmiyi, inceleme düğmesine bastığım zaman ilk yirmiyi görmek yerine, son eklenenleri görmek isterim. Editörün sunduklarını değil, yazılanların alemimi… Kaç kişi biliyor yeni eklenen yapıtlara ulaşmayı… Sevgili rüzgar; seni okumak bana çoklu parti yönetimine geçme arzusu anını yaşattı. Eleştirilerin ve övgülerin yerli ama ben eleştirilerini baş tacı yaptım, teşekkürler sana, bana zaman yolculuğu yaşattığın için.
Başa Dön