..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Dengeli bir rejimde yemeğin yeri çok önemli. -Fran Lebowitz
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
İzEdebiyat - Polisiye
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri

Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  

Cesur Yalnızlıklar
Fatma Erdogan
Şiir > Bireysel

Bu aralar Kuleden denize düşen Bir boşluk doluyor içime Ne ağlayınca Ne de sarılınca geçen Süzülüyorum yaprak yaprak Gözlerimi kapatsam Donarak ölecek gibi üşüyorum Belki bir gün diyorum içimden Çıkacak bir ışık Bir şiir Bir hikaye Ya da cesurca yaşanmış bir yalnızlık...

[DEVAMI]

 

 


 

 




Arama Motoru


• İzEdebiyat > Roman > Polisiye
 Evet Sende Haklısın Jale / Bölüm 8  (erdal divriklioğlu)

“Aynen komiserim, aynen ben de öyle diyorum zaten aynen yani…” Adı Belgindi. Emniyet Müdürlüğünde göreve iş başladığı zamanlar, Belgin Doruk olarak fiskos edilse de. Türk Sineması’nın küçük hanımefendisi diye meşhur olan o güzel kadına benzerlik olarak yanından bile geçmiyordu. Kız kurusu sarışın huysuz bir kadındı Belgin. Ve herkes ona “Aynen Belgin..” lakabını takmıştı. “Yani iğrenç bir dosya komiserim, aynen, aynen anası ile konuşmaya geldik, neydi kadının ismi Kerime ha kerime aynen komiserim ben şimdi kapayım sizi daha sonra arayım. Saygılar Komiserim.”
 Hapishanedeki Kadın 2  (Dilek KIZIL)

Bir kadının kardeşi için intikam alırken yaptığı ilginç planlar ve yaşadığı olaylar anlatan bir yazıdır.
 Hapishanedeki Kadın  (Dilek KIZIL)

Bir kadının kardeşi için aldığı intikam,yaşadığı olaylar ve içine kapanık olması nedeni ile karmaşık duygularının bulunduğu sürükleyici, kimi zaman duygu veren kimi zaman meraka düşüren bir yazıdır.
 Agora^nın Çocukları - 2. Bölüm  (Bülent Efe)

Adamın adım sesleri kulaklarında yankılanırken içi ürpermişti. “Neden” diye geçirdi aklından, “Sadece küçük bir günah işledim Allahım. Bu dünyada sen böyle bir ceza verir miydin?”
 Evet Sende Haklısın Jale / Bölüm 7  (erdal divriklioğlu)

Ağzından bir anda çıktı o cümle. “Zigo, ben lezbiyen olmak istiyorum!...” Önce boş gözlerle baktı Zigo. Sonrasında ağzında olan bütün birayı üzerine boşalttı. Kahkaha ile karışık cümle kurmaya çalıştı Zigo. “Kızımm sen iyi misin? Git birkaç bardak su iç ya da yüzünü yıka gel,lezbiyen olmak istiyormuş, Allah’ım ya deli bu kadın, hadi hadi git yıka yüzünü.” Çok ciddi bir bakışı vardı. Zigo, Jale’nin gözlerindeki bulutlanmanın geçmesini bekledi. Kararlı bakışı devam ediyordu. “Lezbiyen olmak istiyorum, Zigo…!”
 Yarım Kalmış Romanlar - Bereli/7  (MUSTAFA ESER)

KOMPLO TEORİSİDİR.
 Yarım Kalmış Romanlar - Bereli/3  (MUSTAFA ESER)

KOMPLO TEORİSİDİR
 Yarım Kalmış Romanlar - Bereli/4  (MUSTAFA ESER)

komplo teorisidir.gerçek değildir.
 Evet Sende Haklısın Jale Bölüm 5  (erdal divriklioğlu)

20 bin lira gibi bir rakkam talep etmişti yeşil döbyesli kız'dan.Ve o gün bugündür. ödemediği çalıştığı taksitler,krizlerlerle gelen yapılandırmalar derken,yeşil döbyesli kızın maliyeti tam olarak 35 milyara fırlarken,selçuk hayatından firar etmiş,elinde kala kalan sadece belkide yaşama tutunmasını sağlayan borcunu ödeme azmi ve namuslu bir insan olarak ölme isteği kalmıştı.
10 
 Sherlock ve Watson  (ömer kırat)

Birkaç yıl önce yazdığım bir dedektiflik öyküsü.
11 
 Yarım Kalmış Romanlar - Bereli/6  (MUSTAFA ESER)

KOMPLO TEORİSİDİR
12 
 Yarım Kalmış Romanlar - Bereli/5  (MUSTAFA ESER)

KOMPLO TEORİSİDİR.
13 
 Evet Sende Haklısın Jale. / Bölüm 6  (erdal divriklioğlu)

“Tornistan kim?...” Olağan bir anlatımla ailesinin annesinden sonraki ikinci ferdiydi tornistan. Ve annesinin Ali’den sonra sevdiği en çok şey. “Tornistan bizim tekir kedimiz jale..” Önce bir duraksadı. Ardından küçük bir gülümseme ve freni boşalmış bir kamyon gibi gelen bir kahkaha çınlattı otoparkı. Gülmekten merak duyduğu soruyu zar zor soru verdi. “Tornistan mı? Bu sizin kedinizin ismi mi?...” Ali sinirlendi. Aile yadigarı olan ferdi ile dalga geçilmesine hem sinirlenmiş hem de açıkçası içlenmişti. “Evet jale, adı tornistan ama komik olan nedir anlamadım?” “Yani … yani… bir kedi için tuhaf bir isim…” Gülmekten kendini alamıyordu.
14 
 Karanlığın Sesi  (Özgür Tanrıverdi)

Odanın sessizliği ürpertiyordu. Fazla büyük olmayan, bir pencereyle caddenin günlük akıntısına açılan sıradan bir oda idi burası...
15 
 Agora^nın Çocukları - 3. Bölüm  (Bülent Efe)

Adamın adım sesleri kulaklarında yankılanırken içi ürpermişti. “Neden” diye geçirdi aklından, “Sadece küçük bir günah işledim Allahım. Bu dünyada sen böyle bir ceza verir miydin?”
16 
 Yüz Kitabı  (erdal divriklioğlu)

Sigarası bitmişti. Yanan izmariti küllük içerisinde yavaşça söndürdü.Yanında duran pet su şişesinden bardağına su koydu.Kalınca sayılabilecek dudaklarınla içine çektiği dumanın ardından,suyunu yudumladı.
17 
 Bir Ses Böler Geceyi  (Tuğçe Özkara)

sizinde okumumanızı ve bu ğüzel romanımı sizinle paylaşmak istedim
18 
 Kusursuz...  (İlayda EKER)

Sizce kusursuz cinayet var mıdır yoksa biz mi öyle görmek isteriz? unutmamak gerekir ki katil de bizden biri. yoksa değil mi...
19 
 Küçük Dedektifler Tavşan Adası'nda  (Aydın akdeniz)

Şule duvardaki saate baktı. 13.30’u gösteriyordu. Usulca annesinin yanına gelerek; —Anneciğim benden istediğin bir şey var mı? Biliyorsun bugün günlerden cuma ve az sonra arkadaşlarla evin bahçesindeki çardakta buluşacağız.” Dedi. O sırada mutfakta olan Nermin Hanım, öğle yemeği için gerekli hazırlıkları yapmakla meşguldü. Kızının nerede ise fısıltı ile söylenen sözlerini duymadı bile. Salata için yıkadığı marulları doğramakta olan annesinin dalgınlığını fark eden Şule, bu kez daha yüksek bir sesle; - “ Anne birazdan arkadaşlarım çardakta olacak ben çıkıyorum” dedi. Bunun üzerine kadın; - “ Peki, ama sakın geç kalma! Baban az sonra burada olur. Bir saate kadar evde olmalısın.” Diye karşılık verdi. Şule; - “ Kalmam, görüşürüz anneciğim” dedi ve oradan ayrıldı. Arkadaşlarıyla çardakta buluşacak olması minicik yüreğini sevinçle doldurmuştu. Kapı girişindeki taş basamakları ikişer üçer atlayarak soluğu bahçede aldı. Hızlı adımlarla yirmi metre kadar ötedeki bahçe kapısına ulaştı. Bir çırpıda burayı aşarak çardağa uzanan patika yola koyuldu. Yol, güzergâh boyunca bir incelip bir genişliyor, kıvrımlar oluşturarak çardağın bulunduğu tepede gözden kayboluyordu. Dağ yamaçlarından deniz tarafına doğru esen meltem rüzgârları, henüz yeterince ısınmamış olan havanın daha da serin hissedilmesine neden oluyordu. Şule paltosuna sıkı, sıkı sarıldı. Üşümemek için adımlarını hızlandırdı. Yol boyunca, baharı müjdelercesine öbek öbek açmış kır çiçekleri arasından geçerek çardağın bulunduğu tepeye doğru tırmanmaya başladı. Bir gün önce okul çıkışında Şule ve Kübra, kendilerini kasabadan köye taşıyan okul servisine binecekleri sırada sınıf arkadaşları Ahmet yanlarına gelmiş ve - “ Arkadaşlar, yarın çardakta buluşuyoruz öyle değil mi? size anlatacağım şeyler var! Demişti. Şule ve Kübra, ikisi de bir ağızdan yanıtlayarak; - “ Elbette Ahmet, her zaman ki gibi” dediler. Sonra aynı anda birlikte verdikleri bu cevap için birbirlerine bakarak gülüştüler. Ahmet konuşmasını sürdürerek; - “ Fakat bir şey daha var. Bu kez küçük kardeşim Neslihan’da gelmek istiyor benimle…” Şule; - “ Bizce sakıncası yok. Neden olmasın” dedi. Ahmet kısa bir duraksamadan sonra; - “ Şeyy, çocuklar, sanırım tavşan adasındaki madene gitmemiz gerekecek! ” Kızlar, duyduklarına inanamamışçasına; - “ Nee! Tavşan adasına mı gideceğiz yani? ” diyerek şaşkınlıklarını belirttiler. Ahmet; - “ Ne o, korktunuz mu yoksa? Sizin gibi kızlar…” Ahmet daha sözlerini tamamlayamadan servis şoförü Harun’un tiz ve ince sesi duyuldu arabada; - “ Haydi, çocuklar, kesin artık şu şamatayı! Yola çıkıyoruz.” Ortalığı saran gürültülü motor sesi ve egzoz dumanı çocukların konuşmasını yarıda bırakmıştı. Kapı kapanırken Şule aracın arka kısmına geçerek Kübra’nın yanındaki yerini almıştı bile. İşte çardak şimdi tam karşısındaydı. Şule etrafına bakındı, her zamanki gibi buluşma noktasına en erken gelen kendisi olmuştu. Kendi kendine söylenerek; — “Ahmet’in derdi neydi acaba? ” Birden az öteden gelen Kübra’nın tanıdık sesiyle irkildi. Başını kaldırıp arkadaşına baktı ve - “ sen miydin kız beni çok korkuttun” dedi. Kübra, - “ Neyin var senin böyle! Çok dalgınsın. Hanidir el sallıyorum sana, beni fark etmedin bile.” Şule; - “ Bir şeyim yok. Fakat Ahmet’in söyledikleri takıldı kafama. Tavşan adası biliyorsun ki tehlikeli bir yer. Geçen sene orada olanları unutmuş olamazsın! Buna rağmen Ahmet, acaba niçin gitmek istedi oraya? ” Kübra merakla; - “ Eeee, sahi ben Ahmet’i bugün okulda hiç görmedim. Sakın başına bir şey gelmiş olmasın!” Şule; - “ Sanmıyorum. Çünkü oraya birlikte gitmekten bahsetmişti bize. Yalnız başına hareket etmiş olamaz.” Kübra, başını öne doğru sallayarak onayladı arkadaşını ve ardından ekledi; - “ Galiba haklısın, dediğin gibi olmalı. Fakat biraz bekleyelim, eğer gecikecek olursa telefon eder ararız kendisini.” Aralarında bir süre daha konuşan çocuklar soğuğun da etkisiyle bir an önce çardağa çıkıp ısınmaya karar verdiler. Kübra merdivenlere tırmanırken Şule maşingayı yakmak için daha önce ağaç kovuğuna istiflediği kışlık odunlardan bir kucak dolusu aldı yanına. Ağırlığın etkisiyle rutubetli, ıslak basamaklardan kayıp düşmemek için boşta kalan eliyle sıkı sıkıya tutuyordu basamakları. Yaklaşık on beş metre karelik bir kullanım alanı bulunan çardak, çocukların burada hoşça vakit geçirmeleri için yetip artıyordu bile. Maşinga, denize bakan pencere kenarındaki köşeye yakın bir yere kurulmuştu. İki metre yükseklikteki tavana kadar uzanan borular, ağaçtan yapılmış çardağın duvarındaki delikten olabildiğince öteye, dışarı doğru iyice uzatılmıştı. Maşinga boruları, dıştan bakıldığında hoş bir görüntü vermese de çıkan dumandan ağacın zarar görmemesi için bu şekilde yapılmıştı. Çocuklar, maşingayı yaktıkları zaman söndüğünden emin olmadıkça oradan ayrılmayacaklarına dair söz vermişlerdi ailelerine. Okulda gördükleri derslerden ağaç ve ormanların çevre için ne kadar önemli olduğunu öğrenmişlerdi. Orman yangınlarının ülke ekonomilerine, çevreye ne büyük zararlar verdiğini, ekolojik dengenin bu durumdan nasıl etkilendiğini çok iyi biliyorlardı. Hatta bir ara okulda yapılan “ Ormanlar ve çevremiz ” konulu etkinlikte, hazırladıkları duvar gazetesinden dolayı ödül dahi kazanmışlardı. İşte bu nedenle ateşi yakarken etrafa kıvılcım sıçratmamaya son derece dikkat ediyorlardı.
20 
 Agora^nın Çocukları - 1. Bölüm  (Bülent Efe)

Adamın adım sesleri kulaklarında yankılanırken içi ürpermişti. “Neden” diye geçirdi aklından, “Sadece küçük bir günah işledim Allahım. Bu dünyada sen böyle bir ceza verir miydin?”




son eklenenler

 


 


Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2021 | © , 2021
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.