Picasso’nun dediği gibi…
“Hayatın anlamı hediyeni bulmaktır.
Hayatın amacı ise onu vermektir.”
Ama kimse şunu söylemiyor:
O hediye bazen geç bulunur.
Bazen kırılarak,
bazen kaybederek,
bazen “ben neyim ki” dediğin yerden çıkar.
Herkes hediyeyi parlak bir şey sanıyor.
Yetenek, başarı, alkış…
Oysa bazı hediyeler sessizdir.
Birini dinleyebilmek mesela.
Bir acıyı anlayabilmek.
Yıkılmış birinin yanında kaçmadan durabilmek.
İnsan hediyesini çoğu zaman başkasına bakarken fark etmez.
En çok canının yandığı yerde bulur.
Ve asıl zor olan bulmak da değildir zaten.
Vermek zordur.
Çünkü verdiğin anda eksileceğini sanırsın.
Oysa garip bir şey olur…
Paylaştıkça çoğalır.
Belki de hayat,
“Ne oldun?” sorusu değildir.
“Ne verdin?” sorusudur.
Ve belki de bazıları geç açar.
Çünkü vereceği şey ağırdır.
Derindir.
Erken verilirse ziyan olur.
O yüzden acele yok.
Hediye hazır olduğunda,
el zaten kendiliğinden açılır.
