KÖYLÜ İLE YOLCU
Yolcu köylüye sorar:
“Karşı köye kaç saatte giderim?”
Köylü cevap vermez.
Yolcu yürümeye başlayınca arkasından seslenir:
“İki saatte.”
“Neden önce söylemedin?” der yolcu.
“Yürüyüşünü görmem gerekiyordu,” diye cevaplar köylü.
Aslında mesele yol değil.
İnsan.
Herkes aynı sözü duyunca aynı tepkiyi vermez.
Bazısı uyarıyla durur,
bazısı yasakla,
bazısı ancak başına gelince.
Bizim memlekette “evde kal” demek yetmez.
Kime söylendiği,
nasıl söylendiği,
hangi şartta söylendiği önemlidir.
Çünkü herkesin yürüyüşü farklıdır.
Yasak diyorsan,
bedelini de düşünmek zorundasın.
Ev diyorsan,
o evin elektriği, suyu, sofrası var.
Bunları yok sayarak düzen kurulmaz.
“Başka ülkeler yaptı” demek kolay.
Ama başka ülkelerin nüfusu da, yükü de başka.
Bu gerçek değişmez.
Yine de şunu söylemekten kaçamayız:
Bu iş kolay değil.
Ve kolaymış gibi davranmak,
olanı daha da zorlaştırıyor.
Bu ülke çok karanlık günler gördü.
Bunu da atlatır.
Ama dua tek başına yetmez.
Akıl, adalet ve yükü paylaşma olmadan
hiçbir kriz kendiliğinden çözülmez.
Birlik diyorsak,
bunun ilk şartı şudur:
Yükü en alttakinin sırtına bırakmamak.
Herkes yürüyüşüne göre konuşulmayı bekler.
Aksi hâlde kimse söyleneni duymaz.
Köylü bunu biliyordu.
Biz hâlâ öğreniyoruz.
