OYUN BİTİNCE!..
- Bölüm – Sessiz Akşam
Sigarasından derin bir nefes çekti. Sigarası olmasa ne yapardı, bilmiyordu. Sıkıntılandığında en çabuk sarıldığı şey oydu. Günde iki, bazen üç paket içtiği olurdu.
Arabayı evin önüne park etti. Çantasını ve bakkaldan aldırdığı yedek sigaraları aldı. Arabanın kapısını kumandayla kilitledi; arkasına bakmadan yürüdü.
Zili üç kez, kısa kısa çaldı. Yine evindeydi. Huzur bulması gereken yerde.
Asansörde aynaya baktı. Saçını düzeltti. Gülümsemeye çalıştı. Her akşam aynı hareket. Eve girerken yüzünde tebessüm olsun isterdi; içindekiler görünmesin diye.
Dördüncü katta kapı açıldı. Beste koşarak geldi. Eğildi, kızını kucağına aldı, yanağından öptü. Küçük bir sıcaklık geçti içinden.
Fatma’nın sesi mutfaktan geldi: “Yanıma gelsene, salata hazırlıyorum.”
Ceketini vestiyere bıraktı. Mutfağa girdi, eşini yanağından öptü. Masada yıllardır oturduğu yere oturdu. İç cebinden çıkardığı çikolataları Beste’ye uzattı. “Biri senin, biri ablanın.”
Çocuk sevinçle odasına koştu.
Yemekten sonra salona geçtiler. Cemal divana uzandı, kitabını eline aldı. Okuyor gibi yaptı. Gülümsedi. “Bugün hiç çıkmadın galiba,” dedi eşine. “Yorgun da değilsin.”
Mutluydular. En azından öyle görünüyordu.
Bir süre sonra doğruldu. “Balkonda bir sigara içeceğim.”
Çocukların yanında içmezdi. Buna rağmen Beste astım olmuştu.
Balkonda sigarasını yakarken düşündü. İşler kötüye gidiyordu. Hem de hızlanarak. İflas dediğin şey, uzaktan görünmezdi; insanın içine yavaş yavaş yerleşirdi.
Para yetmiyordu. Borç büyüyordu. Kredi kartları dolmuştu. Asgariler, faizi yalnızca daha da şişiriyordu. Borç isteyecek kimse kalmamıştı.
Geceleri uyuyamıyordu. Salonda volta atıyor, sabaha karşı balkona çıkıp sigara üstüne sigara içiyordu. Fatma’nın bunu fark etmemesi mümkün değildi.
Bir de panik ataklar başlamıştı. Gece aniden uyanıyor, boğuluyormuş gibi kalkıyordu.
Sigaranın külü balkondan aşağı düştü. Cemal, farkında olmadan kendi içinden bir şeylerin de döküldüğünü hissetti.
Oyun henüz bitmemişti. Ama sahne sallanıyordu. 2. Bölüm – Daralan Çember
Sabah, her zamankinden daha erken uyandı. Saat çalmamıştı. Zaten artık ona gerek kalmıyordu; borçlar, insana alarmdan önce kalkmayı öğretirdi.
Mutfağa geçti. Kimse uyanmamıştı. Sessizlik iyiydi. En azından bir süreliğine hesap yapabilirdi. Masanın üzerine defteri koydu. Eski bir spiralli defterdi; sayfaları sararmış, köşeleri kıvrılmıştı. Bir zamanlar hayallerini not ettiği defter, artık rakamlarla doluydu.
Kalemi eline aldı.
Çekler. Vadeler. Borçlar.
Bazılarının yanına küçük yıldızlar koymuştu. “Acil” demekti bu. Ama hepsi acildi.
Bankaya bugün gitmesi gerekiyordu. Bir süredir aynı yüzler, aynı cümleler, aynı sahte anlayışla karşılaşıyordu. “Bir yapılandıralım Cemal Bey.” “Biraz daha sabredelim.” Sabır, parası olanların başkalarına önerdiği bir şeydi.
Ceketini giydi, evden çıktı. Yolda giderken telefonuna baktı. Mesaj yoktu. Oysa bazı sabahlar, mesaj gelmediğinde daha kötü olurdu. Sessizlik, kötü haberin habercisi gibiydi.
Bankaya girdi. Klimalı, soğuk bir hava. İçeride her şey düzenliydi; parası olmayanlar için fazla düzenli. Sırasını aldı. Bekledi.
Sıra geldiğinde, masanın arkasındaki genç adam başını kaldırdı. Cemal’i tanıyordu. Herkes tanıyordu artık.
“Hoş geldiniz Cemal Bey.” Hoş geldin… Sanki biri gerçekten gelmek istermiş gibi.
Hesaplara baktılar. Rakamlar ekrana düştükçe Cemal’in omuzları biraz daha çöktü. Genç adam, kelimeleri dikkatle seçiyordu. “Kredi kartları dolu… çek limitleri de… şu an için yeni bir açılım görünmüyor.”
Cemal başını salladı. Aslında bunu biliyordu. İnsan en kötü haberi, başkasının ağzından duymak isterdi; belki cümle değişir diye.
“Bir yol olmalı,” dedi kısık sesle. “Şimdilik yok,” dedi adam. Gözlerini kaçırdı.
Bankadan çıktığında güneş hâlâ parlıyordu. Hayat, parası olanlar için devam ediyordu. Bir sigara yaktı. Elleri titremiyordu artık. Titreme geçmişti; yerine donukluk gelmişti.
İş yerine gitti. Kapıyı açtı, ışıkları yaktı. Dükkan ona eskisinden daha küçük geldi. Duvarlar aynıydı, ama umut sanki daralmıştı.
Kasayı açtı. İçinde olması gereken para yoktu. Zaten uzun süredir olmuyordu. Bir alacaklı aradı. Sonra bir başkası. “Bugün yatıracağız,” dedi. Artık kimse inanmıyordu. Kendisi bile.
Öğleye doğru midesi kazındı. Ama aç değildi. Sadece içi boştu. Bir sandalyeye oturdu, başını ellerinin arasına aldı.
İlk kez, açıkça düşündü: “Ya bu iş biterse?”
Bu düşünce, korkutucu değildi. Asıl korkutucu olan, bitmeden önce sürünmesiydi.
Akşamüstü, eve dönmeden önce arabada uzun süre oturdu. Direksiyona bakarken, bir zamanlar her şeyin yolunda olduğu günleri düşündü. İnsan, kaybedeceğini bilmeden kazanırdı.
Arabanın motorunu çalıştırdı. Eve gidecekti. Gülümseyecekti. Çocuklarını öpecekti.
Ama içindeki ses, ilk kez bu kadar net konuştu: “Bu oyunu böyle bitiremeyeceksin, Cemal.” 3. Bölüm – Sezgi
Fatma, mutfakta tezgâhın başında durmuş, elindeki bardağı aynı noktayı siler gibi siliyordu. Cam çoktan temizlenmişti ama eli durmuyordu. Düşünceler, bazen insanın elinden daha inatçı olurdu.
Cemal son günlerde başka biriydi. Yorgunluğu sıradan bir yorgunluk değildi. Geceleri erken yatıyor ama geç uyuyordu. Uykusunda bile yüzü geriliyordu. Sabahları gülümsüyor, ama o gülümsemenin içi dolu değildi.
Bir kadın bunu anlardı.
Fatma, parasal bir sıkıntı ihtimalini hiç düşünmemişti. Babası memurdu. Düzenli maaş, düzenli hayat… Paranın sorun olabileceği bir ev görmemişti. Cemal’in işi vardı, çevresi vardı, geçmişi vardı. Para, bu kadar kolay bitmezdi ona göre.
Ama ilgi… İlgi birden kesilirdi.
Yirmi gündür Cemal ona dokunmamıştı. Yaklaşmamıştı. Sormamıştı.
Sabahları öperek uyandırıyordu, evet. Akşamları çocuklarıyla ilgileniyordu. Ama geceleri aralarında görünmez bir mesafe vardı. Cemal, yatağın ucunda sırtı dönük yatıyor, bazen sessizce kalkıp salona gidiyordu.
Fatma uyanık numarası yapıyordu. Dinliyordu.
Ayak seslerini. Balkon kapısının açılışını. Çakmağın sesini.
Her gece aynı ritüel.
Bir akşam cesaretini topladı. “Bir şey mi var?” dedi. “Yok,” dedi Cemal. “Biraz yorgunum.”
Yorgunluk bu değildi.
Fatma, çocukluk arkadaşı Nagehan’la konuştu. Kadın, kadına anlardı. Nagehan bazı şeyler söyledi. Dış görünüş, romantizm, ilgi… Fatma denedi. Ama sonuç değişmedi.
O an içinden bir şey kırıldı. Çünkü bir kadın, çabaladığında karşılık alamıyorsa, nedeni kendinde aramazdı.
Bir başkası vardı. Olmalıydı.
Fatma geceleri aynaya baktı. Hâlâ gençti. Hâlâ bakımlıydı. Ama Cemal’in gözleri artık ona bakmıyordu. Bakıyordu belki, ama görmüyordu.
Bir akşam Cemal banyodayken telefonunu eline aldı. Titredi. Bakmak istemedi ama bakmamak daha çok acıtıyordu.
Şifreyi bilmiyordu. Bu, bilmediği ilk şey değildi.
Telefonu yerine bıraktı. Vicdanı ile korkusu arasında kaldı.
Cemal banyodan çıktığında, Fatma hiçbir şey sormadı. Bazen susmak, kavga etmekten daha gürültülüydü.
O gece yatağa sırtını döndü. Gözleri açıktı.
Ve ilk kez kendi kendine fısıldadı: “Benden gizlediği şey para değil… bir kadın.”
- Bölüm – Yanlış İş
Cemal, o sabah dükkânın kepengini açarken içinden tuhaf bir his geçti. Ne korkuydu ne umut. Daha çok, “artık başka çarem yok” duygusu.
Masasına oturdu. Çay soğudu. Telefonu sessizdi. Sonra çaldı.
Arayan, uzun zamandır görmediği bir tanıdıktı. Eskiden “abi” derdi. Zamanla o hitap da eskimişti. “Bir iş var,” dedi. “Kısa vadeli. Temiz.”
Cemal bu cümleyi sevmezdi. “Temiz” denilen işler, genelde en çok leke bırakanlardı. Ama dinledi.
Detay azdı. Fazla soru sevilmiyordu. “Paraya hemen ihtiyacın varmış,” dedi karşıdaki. “Ben de seni düşündüm.”
Bu da sevmediği bir cümleydi.
Buluşma öğleden sonra oldu. Arka sokakta, tabelasız bir ofis. İçerideki masa yeni, niyetler eskiydi. Bir kâğıt uzattılar. “İmza sadece formalite.”
Formalite, insanın adını başkasının riskine yazmasıydı.
Cemal kalemi eline aldı. Bir an durdu. Aklına çocukları geldi. Fatma geldi. Balkon camekânında içtiği sigaralar geldi.
“Bir kere,” dedi kendi kendine. “Bir kere…”
İmzaladı.
Para, aynı gün eline geçti. Çok değildi ama nefes aldıracak kadardı. Kasaya koymadı. Çekmecenin en altına sakladı. Parayı saklamak, vicdanı saklamak gibiydi.
Akşam eve gitti. Gülümsedi. Çocuklarını öptü.
Fatma, onun gözlerindeki hafif parıltıyı fark etti. Bu, uzun zamandır görmediği bir şeydi. “Bir şey mi oldu?” diye sordu.
“Yok,” dedi Cemal. “Biraz rahatladım.”
Rahatlamak… Bazen insanın en büyük yanılgısıydı.
İki gün sonra telefon tekrar çaldı. Bu kez ses tanıdık değildi. Resmiydi. Soğuktu.
“Cemal Bey, imzaladığınız evrakla ilgili küçük bir sorun var.”
“Küçük” kelimesi, büyük felaketlerin önsözüydü.
Cemal’in eli terledi. Sandalyeye oturdu. Küçük bir işin, nasıl bu kadar ağırlaşabildiğini o an anladı.
Akşam balkona çıktı. Sigara yaktı. Bu kez duman boğazını yaktı.
Ve ilk kez şu düşünceyi net biçimde hissetti: Yanlış iş, doğru insanı da yakardı. 5. Bölüm – Kağıt ve Sessizlik
Zarf beyazdı. Ne fazla kalın ne ince. Üzerindeki yazı, tanıdık olmayan ama ürkütücü bir ciddiyet taşıyordu. Cemal, posta kutusundan alırken bile ne olduğunu anlamıştı. İnsan bazı şeyleri okumadan da bilir.
Masaya oturdu. Zarfı açmadı önce. Çayı koydu. Sigara yaktı. Sanki birkaç saniye kazanırsa, içindekiler değişecekmiş gibi.
Açtı.
Kelimeler netti. Soğuktu. İtiraza yer bırakmıyordu.
“Borçlu olduğunuz tutar…” “…yasal süreç…” “…takip başlatılmıştır…”
Kağıt titremiyordu, ama Cemal’in eli titriyordu. İlk kez bir şeyin gerçekten kontrolden çıktığını anladı. Bu, banka konuşmalarına benzemiyordu. Burada gülümseme yoktu. “Bir yol buluruz” cümlesi hiç yoktu.
Kâğıdı katladı. Çekmeceye koydu. Ama kâğıt, orada kalmadı. Ağırlığı evin içine yayıldı.
Akşam eve geç geldi. Fatma fark etti. Her zaman fark ederdi.
Yemekte Cemal az konuştu. Çocuklar anlatıyordu, o başını sallıyordu. Gülümsemesi yine yerindeydi ama geç geliyordu; cümle bittikten sonra.
Fatma masayı toplarken bir şey aramak için çekmeceyi açtı. Aslında ne aradığını bilmiyordu. İnsan bazen bir şeyi aramaz, sadece bir şeyin varlığından şüphelenir.
Katlanmış kâğıdı gördü.
Elini uzatıp hemen almadı. Bir süre baktı.
Sonra aldı.
Okudu.
Yüzü değişmedi. Ama içinden bir şey yıkıldı.
Cemal salondaydı. Televizyon açıktı, sesi kapalıydı. Fatma kâğıdı masanın üzerine koydu.
“Bu ne?” dedi.
Cemal başını kaldırdı. Kâğıda baktı. O an anladı: sakladığı şey bulunmuştu.
“Bir yanlış anlaşılma,” dedi. Kendi bile inanmadı.
Fatma bağırmadı. Ağlamadı. Sadece sandalyeye oturdu.
“Bunu ne zamandır biliyorsun?” diye sordu.
Cemal sustu.
Bu suskunluk, cevaptı.
Fatma başını salladı. “Ben başka bir şey sandım,” dedi. “Keşke dediğim doğru çıksaydı.”
Cemal’in boğazı düğümlendi. Yanlış anlaşıldığını ilk kez açıklamak istemedi. Çünkü asıl sorun, yanlış anlaşılmak değildi; gerçeğin daha kötü olmasıydı.
O gece, yatakta aralarında mesafe vardı. Fiziksel değil. Güvensel.
Fatma sırtını döndü. Cemal tavana baktı.
Ve ikisi de aynı şeyi düşündü, ama farklı hissetti:
Bu evde artık hiçbir şey gizli kalmayacaktı. 6. Bölüm – Dibe Yakın
Sabah dükkânın kepengini açtığında, Cemal içeriye girmek istemediğini fark etti. İlk kez. Sanki içerde onu bekleyen şey para değil, bir yüzleşmeydi.
Çayı koydu. Daha ilk yudumu almadan kapı açıldı. İki adam. Biri konuşkan, diğeri defterli. Konuşkan olan gülümsüyordu; bu tür gülümsemeler her zaman kötüdür.
“Cemal Bey siz misiniz?” “Evet.”
“Bir evrak var.”
Defterli olan kâğıdı uzattı. Haciz kelimesi, ilk kez bu kadar yakındı. Kâğıdın üstünde değil; nefesinde, bakışında, ayakkabısının dükkân zeminine bastığı yerdeydi.
“Şimdilik tespit,” dedi konuşkan olan. “Yani bugün almıyoruz. Ama not düşüyoruz.”
Not düşmek… İnsanın hayatına kalemle çizik atmaktı bu.
Raflara baktılar. Masaya baktılar. Cemal’in emeğine, geçmişine, alın terine baktılar. Hiçbirine dokunmadılar ama hepsi artık dokunulabilir durumdaydı.
Gittiklerinde dükkân daha sessizdi. Cemal sandalyeye oturdu. Başını eğdi.
Bu iş burada bitmeyecekti.
Öğleden sonra, eski bir defteri çıkardı. Kimsenin bilmediği bir defterdi bu. Telefon numaraları. Eski borçlar. Bir de isim.
O ismi en sona yazmıştı. Hep kaçtığı, hep ertelediği.
Telefonu eline aldı. Aradı.
Ses karşıdan geldiğinde, tereddüt etmedi. “Benim,” dedi. “Bir konuşmamız lazım.”
Akşam eve erken geldi. Fatma şaşırdı.
“Bugün dükkân kapalı mı?” diye sordu. “Evet,” dedi Cemal. Yalan değildi. Artık zihninde kapalıydı.
Yemekte konuşmadı. Çocukların yüzüne baktı. Uzun uzun. Fatma bunu fark etti. Bu bakış, vedaya benziyordu.
Gece herkes yattıktan sonra salonda kaldı. Bir kâğıt çıkardı. Hesap yaptı. Rakamlar tanıdıktı ama sonuç değişmişti.
Bir karar verdi.
Bu kararı Fatma’ya söylemedi. Çünkü bazı kararlar paylaşılmaz. Paylaşıldığında yükü artar.
Balkona çıktı. Sigara yaktı. Bu kez dumanı içine çekmedi. Sadece izledi.
Kendi kendine fısıldadı: “Ya her şeyi kaybedeceğim… ya da kendimi.”
Ve hangisinin daha ağır olduğunu bilmiyordu.
- Bölüm – Kaçış ve Bedel
Cemal, telefonu kapattıktan sonra uzun süre yerinden kalkmadı. Aramak istememişti. Ama aramamak daha ağır gelmişti.
Esra’yla buluşmayı kabul etmişti. Bu bir plan değildi. Daha çok, düşünmemek için bulunmuş bir boşluktu.
Kafe kalabalıktı. Gürültü vardı. Cemal bunu sevdi; kendi içini bastırıyordu. Esra her zamanki gibi bakımlıydı. Gülümsüyordu. Onun gülümsemesi, hiçbir şey sormadan “ben buradayım” demenin yoluydu.
“İyi görünmüyorsun,” dedi Esra. Cemal güldü. “Eskisi kadar iyi rol yapamıyorum galiba.”
Konuşmadılar. Daha doğrusu Cemal konuşmadı. Esra anlattı. İşinden, evden, hayatın küçük ayrıntılarından. Cemal dinler gibi yaptı. Oysa sadece kaçıyordu.
Esra elini masada onun eline koydu. “Bazen,” dedi, “insan sadece anlaşılmak ister.”
Cemal elini çekmedi. Bu, yaptığı ilk hata değildi. Ama ilk bilinçli hatasıydı.
O an, evini düşünmedi. Fatma’yı düşünmedi. Çocukları düşünmedi. Sadece o anın, o masanın, o sessizliğin içinde kalmak istedi. Akşamüstü ayrıldılar. Vedalaşma uzun sürmedi. Ama Cemal’in içindeki çizik biraz daha derinleşti.
Telefonu arabaya bindiğinde çaldı. Bu kez Esra değildi.
Tanımadığı bir numara.
“Cemal Bey,” dedi karşıdaki ses. “Bugün yaptığınız görüşmeyle ilgili arıyoruz.”
Kalbi hızlandı.
“İmzaladığınız evrak kapsamında, karşı taraf yükümlülüğünü yerine getirmedi. Sorumluluk artık sizde.”
Cemal direksiyonu sıktı. “Nasıl yani?” dedi.
“Yarın itibarıyla ödeme yapılmazsa, resmi süreç hızlanacak.”
Kaçış bitmişti. Gerçek geri dönmüştü.
Eve vardığında hava kararmıştı. Fatma salondaydı. Cemal’in yüzüne baktı. Bir şey sormadı. Artık soruların cevabı yoktu.
Cemal o gece balkona çıkmadı. Sigara yakmadı. Sadece oturdu.
İlk kez düşündü: Yanlış kararlar, insanı yalnız bırakmazdı. Arkasından bedellerini de getirirdi. 8. Bölüm – Çalan Gerçek
Telefon, mutfak tezgâhının üzerinde titredi. Fatma, önce önemsemedi. Sonra bir kez daha. Israrcıydı.
Ekrana baktı. Numara tanıdık değildi.
Açtı.
“Fatma Hanım’la mı görüşüyorum?” Sesi resmi, mesafeli.
“Evet, benim.”
“Eşiniz Cemal Bey’e ulaşamadık. Kendisi adına yapılan ödeme konusunda bilgi vermemiz gerekiyor.”
Fatma bir an sustu. “Ne ödemesi?” dedi.
Karşı taraf duraksamadı. “Geçtiğimiz hafta imzalanan kefalet evrakı kapsamında—”
Fatma’nın eli tezgâha yaslandı. “Ben böyle bir şey bilmiyorum.”
Sessizlik oldu. Bu sessizlikte her şey büyüdü.
“Maalesef,” dedi ses, “yarın itibarıyla yasal süreç başlatılacak. Bilginiz olsun istedik.”
Telefon kapandı.
Fatma, uzun süre elindeki cihaza baktı. Çalmıyordu artık. Ama içindeki şeyler susmuyordu.
Cemal salondaydı. Televizyon açıktı ama izlemiyordu. Fatma yanına gitti.
“Bir telefon geldi,” dedi. Sesi sakindi. Bu, en tehlikeli haldi.
Cemal başını kaldırdı. Bakışlar buluştu. Kaçacak yer yoktu.
“Ne telefonu?” dedi.
“Kefalet,” dedi Fatma. Tek kelimeydi. Ama bir ev dolusu anlam taşıyordu.
Cemal konuşmadı. Bu da bir cevaptı.
“Ne zaman?” diye sordu Fatma.
Cemal yutkundu. “Geçen hafta.”
“Ben neredeydim?”
Cemal cevap vermedi.
Fatma başını salladı. Ağlamadı. Bağırmadı.
“Sorun para değil,” dedi. “Sorun, bunu benden saklaman.”
O gece yatak odasında iki kişi vardı. Ama aralarında, ilk kez yüksek sesle konuşan bir sessizlik vardı.
Cemal anladı: Bazı telefonlar sadece çalmaz. Evi yerinden oynatır. 9. Bölüm – İtiraf Gece ilerlemişti. Evin içi karanlık, Cemal’in içi aydınlıktı artık; çünkü saklayacak bir şeyi kalmamıştı.
Fatma yatağın kenarında oturuyordu. Sırtı dönüktü. Bu, bağırmaktan daha ağırdı.
Cemal konuştu.
“Ben parayı kaybetmedim,” dedi. “Yanlış yere koydum.”
Fatma dönmedi.
“İlk başta küçük bir şeydi,” diye devam etti. “Bir fırsat dediler. Hızlı döner dediler. Ben de… toparlarım sandım.”
Sesi titremiyordu. Titreyen şey, kelimelerin arasıydı.
“Sonra zincir gibi oldu,” dedi. “Birini kapatmak için diğerine girdim. Her seferinde son sandım.”
Fatma başını hafifçe eğdi. Dinliyordu. Bu da bir izindi.
“Yanlış işi seçtim,” dedi Cemal. “Yanlış insanlara güvendim. Ama en çok… sana güvenemedim.”
Bu cümle, odanın ortasına düştü.
“Çünkü sana söylersem,” dedi, “gözümdeki ‘becerememiş adam’ı sen de görürsün sandım.”
Fatma ilk kez konuştu: “Ben o adamla evlenmedim,” dedi. “Ben, doğruları saklamayan adamla evlendim.”
Cemal başını önüne eğdi.
“Kefil oldum,” dedi. “Çünkü geri dönmek için başka kapım kalmamıştı.”
“Ve ben,” diye ekledi, “her yanlışta seni koruduğumu sandım. Meğer seni dışarıda bırakıyormuşum.”
Fatma ayağa kalktı. Camdan dışarı baktı.
“Beni korumadın,” dedi. “Kendini yalnız bıraktın.”
Cemal başını kaldırdı. İlk kez gözleri doluydu.
“Affedilmek istemiyorum,” dedi. “Yalnızca… artık yalan söylememek istiyorum.”
O gece bir ev yıkılmadı. Ama içindeki en büyük duvar çatladı.
Ve Cemal anladı: İtiraf, bazen kurtuluş değildir. Ama başlangıçtır.
- Bölüm – Masanın Öteki Tarafı Banka binası dışarıdan her zamanki gibiydi. Cam, mermer, sessizlik. İçeride olan bitenin kimseyle ilgisi yokmuş gibi.
Cemal ile Fatma yan yana yürüdüler. Aralarında mesafe yoktu ama yakınlık da yoktu. Sadece mecburiyet.
Avukat masanın arkasındaydı. Dosyalar önünde, ses tonu hazırdı.
“Durumu özetleyeyim,” dedi. “Borç, imzalar ve kefalet geçerli.”
Cemal başını salladı. Fatma gözlerini masadan ayırmadı.
“Ödeme planı yapılabilir,” dedi avukat. “Ancak gecikme halinde…”
Cümleyi tamamlamadı. Gerek yoktu.
“Eve haciz gelir mi?” diye sordu Fatma. Netti.
Avukat başını kaldırdı. “Bu aşamada hayır,” dedi. “Ama risk var.”
Risk kelimesi, Cemal’in kulağında büyüdü. Bir zamanlar fırsat demişlerdi. Şimdi riskti.
“Şu an en doğru şey,” dedi avukat, “şeffaf olmak ve birlikte hareket etmek.”
Cemal, ilk kez masanın öteki tarafına baktı. “Yani artık kaçacak yer yok,” dedi.
Avukat sustu. Bu da bir cevaptı.
Banka çıkışında yağmur başlamıştı. İkisi de şemsiyeyi açmadı.
Fatma yürürken konuştu: “Bugün anladım,” dedi. “Bu iş para işi değil. Bu, dayanma meselesi.”
Cemal cevap vermedi. Ama ilk kez yanında yürümeye devam etti.
Bazen en ağır kararlar, yüksek sesle değil, bir imza sessizliğiyle alınır. 11. Bölüm – Ev ve İlk Yanlış Eve girdiklerinde ilk fark ettikleri şey sessizlik değildi. Eşyalar aynıydı. Perdeler, koltuklar, duvardaki saat… Ama artık emanet gibiydiler.
Fatma salonda durdu. “Şu masa,” dedi, “ilk maaşınla aldığımız masa.”
Cemal baktı. Hatırladı. O gün kendini güçlü hissetmişti.
“Şu koltuk,” dedi Fatma, “Ayşenur’un ateşi çıktığında sabaha kadar başında oturduğumuz.”
Cemal’in boğazı düğümlendi.
Fatma odaları dolaşmaya başladı. Bir muhasebeci gibi değil, bir hafıza gibi.
“Bunlar satılacak mı?” diye sordu Cemal. Sesini alçaltarak.
Fatma durdu. “Gerekirse,” dedi. “Ama önce doğruları satacağız.”
Cemal içinden bir şey koptu.
O an, zihni geriye gitti.
İlk yanlış… Yıl 1994’tü.
Küçük bir meblağ. “Bir ayda döner,” demişlerdi. Bir imza, bir tanıdık, bir güven.
O gün kaybettiğini sanmamıştı. Sadece ertelemişti.
Sonra alıştı. Beklemeye, toparlamaya, gizlemeye.
Bugün evin içinde yürürken anladı: O gün verdiği karar, bugüne kadar ev değiştirmişti sadece.
Fatma pencerenin önünde durdu. “Evi değil,” dedi, “hayatımızı ipotek altına almışız.”
Cemal yanına gitti. İlk kez.
“Ben bunu telafi ederim,” dedi. “Bilmiyorum nasıl ama…”
Fatma başını salladı. “Bu kez,” dedi, “tek başına değil.”
Ev, hâlâ ayaktaydı. Ama artık bir şey biliyordu: Eşyalar değil, alışkanlıklar satılıktı.
- Bölüm – Kapılar ve Çocukların Bildiği Cemal sabah erkenden çıktı. Takım elbisesi eskiydi ama ütülüydü. Aynaya bakmadı. Bakarsa kendini ikna edemeyeceğini biliyordu.
İlk kapı bir ofisti. “Şu an kadro yok,” dediler. İkinci kapı daha samimiydi. “Tecrübeniz fazla,” dediler. Üçüncü kapı yüzüne bakmadı bile.
Cemal yürüdü. Her adımda bir unvan düştü üstünden. Yönetici, ortak, patron… Geriye sadece çalışmaya hazır bir adam kaldı.
Akşamüstü eve döndüğünde çocuklar salondaydı.
Ayşenur ders çalışıyormuş gibi yapıyordu. Ama gözleri sayfada değildi.
Mustafa telefonu elinde tutuyordu. Ekrana bakıyordu ama okumuyordu.
Cemal içeri girdi. “Hoş geldin baba,” dediler. Aynı anda. Bu tesadüf değildi.
Ayşenur sordu: “Bir şey mi oldu?”
Cemal cevap vermedi. Ceketini çıkardı. Bu da bir cevaptı.
Mustafa konuştu: “Biz fark ettik,” dedi. “Evde bir şeyler eksiliyor.”
Fatma mutfaktan seslendi: “Akşam yemeği hazır.”
Ayşenur ayağa kalktı. “Anne,” dedi, “biz büyüdük.”
Bu cümle, Cemal’in içini parçaladı.
Masada kimse yüksek sesle konuşmadı. Ama herkes aynı şeyi biliyordu.
Cemal sonunda konuştu: “Ben yeniden başlıyorum,” dedi. “En aşağıdan.”
Mustafa başını salladı. “Önemli değil,” dedi. “Yeter ki biz de bilelim.”
Ayşenur Cemal’e baktı. “Baba,” dedi, “biz senden para değil, doğruyu istiyoruz.”
O gece Cemal ilk kez rahat uyudu. Çünkü artık sırtında sadece borç yoktu. Sorumluluk paylaşılıyordu.
