"Yarın, erteleme sanatının dünkü halidir." - Unknown"

Tanrı Fikri 2

İnançların temelinde bilgisizlik ve hayal gücünün yattığını savunan bu metin, inanç kavramını eleştirel bir bakışla ele alıyor. İnanç, bilinmeyene yönelik bir bağlılık olarak tanımlanırken, ilkel inançlarla modern dini inançlar arasında fark olmadığı vurgulanıyor. İnsanların inanma ihtiyacının bilimsel bir temeli olduğu, ancak inanç ürünlerinin bilim dışı kaldığı düşüncesi metne derinlik katıyor.

yazı resim

Erken döneme değin inançlar bugünkü anlamla asla “tanrılı” bir inanç değildiler. Hele de asla mülk sahibi bir güce inancın anlayışını oluşan bir dini inanç; hiç değildiler.

Erken dönemdeki hemcinsler öldükten sonra yaşamın don değişerek (görünüş değişerek) devam ettiğine inanıyorlardı. Bir ağaç, bir kaya, bir dağ, bir kuş, bir ırmak olacaklarına inanıyorlardı.

Erken dönem anlaması içindeki inanmalar dâhilinde, mülkü elinde tutmayı meşru edecek bir tanrı ve cennet-cehennem tarzı ölüm sonrası diriliş zihniyeti hiç yoktu.

Totem gruplar kendi içinde boş zaman etkinliği durumlarıyla birikimli ve niceli durum içindeydiler. Bu niceli durumlar üreten ilişkiler ile nitelikli bir duruma evirilmişti. Ön ittifaklar, totem grupların kendi grubu içinde nitelikli üretim yapma durumları üzerine evirilmiştiler.

Birikimli nicelik içindeki grup beliren nitelik değişmesi ile sıçramalı bir gelişme içinde olmuştu. Örneğin, grup içi üretiminiz bir ihtiyacınıza karşılık gelirken; tapınak döneminden beri sunusu yapılan diğer grubun başka bir üretim nesnesi de sizin başka bir ihtiyacınıza karşılık geliyordu.

İşte farklı kullanım ve farklı tüketim değeri taşıyan bir üretim nesnesinin sunu sal yansımasın da takas fikri doğmuştu. Bu tarz takas ile bir grup karşı grup için düzenli üretim yapmaya başlamıştı. ;

Grup içi üreten ilişkiler takasından kaynaklı gruplar arası temas, gruplar ittifakını doğurmuştu. Bu tarz ön ittifakı evrim ile gruplar hızlı bir sosyal-toplumsal nicele nişler içine girdiler.

İlanen kardeş olma, karşı grupla temas, insan olma, ahit verme, uygarlık gibi sosyal nicele nişler ortaya kondu. İki farklı grubun, iki farklı üretim tekniği, ön ittifak içinde türlü meslek grubu sektörleri ortaya koydu.

Gruplar ön ittifak içinde meslek öğrenmekle, türlü mesleklere değin girişici soyutlama gücü ile sektörler bazındaki alet ve edevatları değin teknikti icatlarda; münavebeli yönetim tarzı gibi türlüce toplum sal nicele nişler, içindeydiler.

Ön ittifak gibi evirildikleri nitelikli yeni durumla yeni ittifaklar, totem grupların niceli ve nitelikli evriminin bir sonucudurlar.

Totemiler yaptıkları ön ittifaklarla, içinde oldukları grup içi üreten ilişkilerini aşmışlardı. İttifakı durum zincirleme girişmelerle gruplar arası “üretim hareketini” ortaya koymuştu. Ön İttifaklar farklı sektörlerle farklı mamul üreten entegre durumlarıyla yeni bir nitelik sıçraması içindeydiler.

Doğada, toplumda ve bilinç içinde nicelikten niteliğe ve nitelikten niceliğe sıçrama yasası işliyordu. Bu ilke evrensel bir yasaydı.

Doğal işleyiş içinde hiçbir şey size görelik veya size rağm enlik ile işlemez. Evrensel yasa biraz sonraki ön ittifaklar içinde bencil, tamahkâr durumların niceleyici öznel tutumlarını da oluşacaktı.

Niceleyişti bu tutum içinde özel mülkiyet gibi yeni bir anlayış oluşacaktı. Özel mülkiyet gibi yeni durum içinde tamahkâr inançlar filizlenecekti. Bu filizleniş zorunlu olaraktan da kul olucu anlayışı beraberinde getirecekti. Birikimli kolektif zenginliğin yansımalarından biriyle da ön ittifaklardan köleci sisteme doğru yeni bir nitelik sıçraması yapılacaktı.

Gelişen ön ittifakların öznel gelişmesi içinde tamahkâr kişi bencilliği de gelişme gösterecekti. Bu gelişme kişisi ve açgözlü öznel anlayışların dizaynı ile köleci nitelik sıçramasını doğuracaktı. Bu tarz özelleştirmeci düzenlemeler totem dönemin ön ittifakları gerçek kılması gibi genel yararı bireyin yararında, bireyin yararını da genel yararda gören bir anlayış değildi.

Aksine yeni düzenleme içindeki özelleştirişi içinde kişi kendisinin varlığını efendinin varlığıyla eşletiyordu. Köleci ilk ilke, efendinin varlığını saygılıma ve kutsama biatiydi.

Bu tarz kutsama anlayışı efendiyi yüceltme ve efendi ile kendi arasına bu gibi düşüncelerle zaman mekân mesafesi koymaktı. Yani köleci nitelik sıçraması genel yarara matuf, olumlu bir seyir içinde olmayacaktı.

Köleci sistem inşası kolektif başlangıç koşullarına göre üretimi, tüketimi ortaklaşmayacaktı. Mülk sahibinin irade ve takdirine göre, oluşacaktı. Kolektif olmanın, üretir olmanın; üretileni karşılıklı transfer emeklere göre kendilik paylaşır olmanın yerini; mülk sahibinin keyfi takdir iradesi almıştı.

Artık, üretimi grupla, kolektif akılla değil mülk sahibi efendi inancı ile biliyordular. Paylaşımı mülk sahibi efendinin takdiri olan kader ile anlıyordular. Kolektif bilincin öğrenmesi yerine mülk sahibi olan efendi bilinci öğretiyordu. Artık üreten iradeyi, sorgulamayı mülk sahibine havale etmiştiler.

İşin önü ve sonu El ‘e aitti. Biz bilemezdik, o bilirdi. Kolektif bilinç neye sahip, neyi biliyorsa; “o” da ona sahip ve onu biliyordu!

Özel mülkiyet inancı El fikri inanması ile dile getirilip, savunulur ve meşru edilir. Mevcut kolektif iyelik duruma göre kolektif iyelik yerine El iyeliği söyleniyordu.

Bu tarz söyletici durum anlayışı içinde “mülk El ’indi. El de kendi mülkü içinde dilediği kadar malını ve dilediği kadar mülkünü dilediğine verirdi”. Bu fikir kurnazların aklındaydı.

Yeni ve ilk inanıcılar biliyordular ki “kolektifin olan kolektifindir”. İlk inanıcılar ilk kolektif ilkeyi çok iyi biliyorlardı. Genelin aklında olan, uygulama olan ilk kolektif ilkeydi.

Ama ufak bir akıl oyunu hokus pokus illüzyonu ile “kolektifin olan da El ‘indir” tesirli söylemlerini tamahkâr kişiler planları gereği sürekli işliyorlardı. Henüz El sahipliğinin uygulaması olmadığı için El ‘i de bilinen bir şeyle; yani El i de “kolektif etki” ile anlıyorlardı

El ‘i de “kendi dışlarında olan kendilerini sarıp, kuşatan kolektif gücün; kolektif yapabilirliği yerine koymak sureti ile anlıyorlardı”.

Kolektif mülk sahipliği yerine geçen El ile ister istemez kolektif fikirler de tersi çıkarımlarla köleci düzen içine transfer oluyordu. El ‘i ufak tefek fırça darbesi anlam sal değişikliklerle ve kolektif olan bitenle anlıyordu. Şimdi "kolektifi olan da, El ‘indir” ve “mülk El ‘in dilediğinindir" diyorlardı.

Bu söylem içinde tuzağı öngören kişisi bencil düzleme hitap etme anlayışı vardı. Matruşka bir anlayış örüntülüyorlardı. Bencil düşünce de egosantrik bir düşüncedir. Yani ben oluş kendisini her şeyin merkezine koymak sureti ile şeyleri “ben e göre oluşla (kendisine göre tanımla) anlıyordu.

“El mülkü dilediğine verir ve El herkese rızkını verir” diyen matruşka söylemle, herkes bu dileğin yani rızk sahibi olmanın karşılığına kendisini tarifle kendini müşerref (nail, uygun) görüyordu.

Bu tarz tuzak söylemler içine gizletilmiş örüntü sözlerden biri de rızk verme anlayışıydı. Kurnaz kişiler El tarzı söylemin içinde olan insanları vaat söylemlerle hevese getirdiler. El söylemleriyle inanıcı kişilerin zannına ve arzusuna göre olan söylemlerde bulunuyorlardı.

KİTAP İZLERİ

Aşk Hikayesi

İskender Pala

İskender Pala'nın Kaleminden Zamana Meydan Okuyan Bir Aşk Destanı İskender Pala, "Aşk Hikayesi" ile Okurlarını 17. Yüzyıl İstanbul'unda Soluk Soluğa Bir Serüvene Çıkarıyor 10 Haziran
İncelemeyi Oku

Yorumlar

Başa Dön