"Sanat, hayatın bir yansımasıysa, bugün bir ayna kırıldı ve her parça ayrı bir roman oldu." - Oscar Wilde (kurgusal)"

?

???

July 2026 tarihinde katıldı

Son forum iletileri

?
İzEdebiyat
Açık Büfe
Irkçılık dediğiniz şey geçerliliğini çoktan yitirmiştir... Kim ben şu ırktanım diyorsa atalarını iyi araştırsın... Ama Türkiye ve dolayısıyla İzedebiyat'taki meseleyi ırkçılık olarak algılamak ancak tam bir duyma ve görme kaybıyla mümkündür... Mesele küresel sermaye ile Amerikanın Türkiye'yi paylaşım kavgasıdır... İzedebiyat yazarlarına düşen ise sloganları değil kendi düşünce ürünlerini neye hizmet edeceğini düşünerek yazmalarıdır... Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmamaktır...
?
Devran-i Şairane
Yaratıcı Yazarlık
kulak ver ne olur dinlede beni ondan sonra yolla sama istersen boyu hayli uzun genistir eni vur bagrima sapla kama istersen demirden korksaydim ispanak yemem her gordugum guzele yarim ol demem igneyle yazayim adini hemen arinin yaptigi muma istersen sevgilim bir sefer dinle sozumu oldukca severim cavus uzumu cikiver balkona goster yuzunu bir sefer sevdigim deme istersen emrini yerine getir mevlanin koy imami diyor artik evlenin cevir arka yuzu aha tavlanin vardir arkasinda dama istersen gozlerin secmezse fazla yakini elinden alirim bicak cakini pekmeze bularlar alni sakini sikiysa bir daha dene istersen hayatta atmadim kimseye hava haftada bir yerim cinekop tava biraz alci getir surayi siva (elle gogse hafifce vurarak) kirilmis bu kalbi yama istersen oynamak isteyen parmak siklatir kirli saci beyaz sabun aklatir basar zilinize kapin tiklatir beklerim hic cikma cama istersen sanatci bilirim oya basari kahvaltida yermis taze kasari cildirtma insani bir bak disari adami gunaha koma istersen dolusu tukenmis bu bosu gibi mendili doladim bir posu gibi gel gor halimi.. devekusu gibi saplama basi kuma istersen bahceden toplarken sana feslegen pacasi pantulun camura degen carsidan alirim pilastik legen sicak suda elle yuma istersen kara toprak bagra basmis lenini aldirmak mumkun bes aylik cenini bir kez koklayim o gul tenini sonra yikil git kime istersen .. ah amaaan amaan.. yaar... :0(( ...................... utanirmisin kalkip tukursem yagar bir nasil a teresulhak tarihten ibret almadik sersem gor kerkuk musul a teresulhak kafada sarik belinde kusak hilkatte adem gercekte essek sorsalar hakka hizmetci usak calinca fasil a teresulhak kilifini uydur yapip yasal hakikat diye anlatip masal isine gelen hadisi kes al bildinmi resul a teresulhak hani oydu sorumlu himmetten devri sanami verdi zimmetten ya munafiki saymak ummetten sendenmi mesul a teresulhak var hic yunmasin girer bi kir iremde tek pak bilir fikir o ulvi irki ederken zikir aldinmi gusul a teresulhak kardes bellettin millete kurdu attigin palavra yirmi yil surdu peydahladin iti kapimda urdu buldunmu nesil a teresulhak kime bu salta kime bu yaltak telaffuz arab soyleyis peltek kendisi deyyus karisi kaltak ne senin asil a teresulhak ayagi basi suyla islama kaldir beyhude yere yaslama sekil suretle nuru islama oldunmu vasil a teresulhak tenkit.. sorarmis yarin kabirde dile dolama.. git.. ikide birde sukut otur oturdugun yerde yavasca usul a teresulhak ... :0(( ......................... tersulhak ne anlama geliyor bilmiyorum.. by die paradise zekten .................. tere bildigimiz yesil otsu bitki.. ulhak ise arabca in in anlami katan on ek.. yani kisaca hakkin anlami veren ki.. bknz ziya ulhak ( hakkin ziyasi isigi).. tere ulhak yani hakkin yesil otsu bitkisi yazacaktim da.. terenin tekil halde olmamasi.. cogul halde bol bol terelerin oluyor olmus olmasi.. dolayisi ile.. terelerulhak gibi.. siirde ses dusumune.. kafiye sapmasina yol acacak.. bir girisime girismemin acacak oluyor olacagi sonuc itibari ile.. bugun artik.. milleti gavurlastirma politikasi ile.. bes yasinda veletin bile.. anasinifinda ogrendigi ingilizce ile.. s nin ingiliz gavurcasinda.. cogul hali veren bir taki oldugunu anliyacagi idraki bilinc suuru ile.. neticesel itibari ile.. beni.. evrensel genel gecerlilige haiz bu kisaltim durumuna itti ki.. anlasilmaz sair oldugunu kabul etmemekle beraber ( bknz bir onceki siir (didaktik(ogretici) siir).. yinede.. arada bir istisnai olarak kendisinde de hata olabilecegine vakif.. elestiriye acik olmus olan sair olmam sebebiyle.. bende bu aciklamayi yapip.. konuya aciklik getirme luzumu hissettim.. ilginize.. bilginize.. sayet yinede anlasilmadik yer var ise.. allah kuvvet versin.. kursun kaleminiz ardindaki silginize.. efendiler.. ey halkim..
?
İzEdebiyat
Açık Büfe
İzedebiyat bir kültür-sanat sitesidir. Üstelik taklitlerinin aksine ciddi derecede demokrat bir sitedir. Ben şimdiye dek dünya görüşümle ilgili ters bir yaklaşım görmedim. Fakat şimdi kendimi fazlasıyla tehlikede hissediyorum. Çünkü açıktan ırkçı yazılar ve şiirler var. Bütün ideolojilerini nefretle ve düşmanlıkla beslediklerinden, hepimiz tehlikedeyiz. Yoklarmış gibi davranamayız. Çünkü varlar. Açıkça sevgililerimize, arkadaşlarımıza, öğretmenlerimize, Ahmed Arif'imize, Türk olmayan yazarlarımız ve okurlarımız için söylersek "bize" küfrediyorlar. Bilimsellikten uzak makaleler, estetikten uzak şiirler yazıyorlar. Kimse bunlara cevap vermemiş. Demek ki sitemiz hâlâ yazarları tarafından okunmuyor. Okuyanlar da bu konuda duyarlılık taşımıyor. Arkadaşlar ırkçılık tüm dünyada insanlık tarafından tarihin çöplüğüne atılmıştır. Sanatçıların cephesinden bakılacak olursa 2. DÜnya Savaşı'ndan sağ kurtulan bütün sanatçılar ırkçılığın yerine kardeşliğin sanatını yapmışlardır. Bizim yerimiz onların yanıdır. Aksi takdirde Hitler'in yanında olması gerekenler birgün kapılarımızı çalacaklardır. Bu siyaset yapmak demek değildir. Başkalarının düşüncesine saygısızlık hiç değildir. Bence İzedebiyat kurallarıyla ilgilidir. Bugün bu düşüncelerimi cesurca açıklayabiliyorsam bunun sebebi bu kurallardır.
?
İzEdebiyat
Açık Büfe
İzedebiyat'ta ve tüm dünyada ırkçılığa hayır!!!
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
Evet yazılarımızın buradan çalınması sözkonusu olabilir.Bunun önüne geçebilmek için site yönetimiyle birlikte hep beraber bir çözüm düşünmeliyiz bence.Çünkü bu önemli bir konu. Bu arada ben kişisel bir şey daha söylemek istiyorum ki, bu da yazdığım şiirlerin hepsinin siteye hemen alınıyor olmasının yanısıra, son şiirimin iki haftadır bekletiliyor olması.Bu çok can sıkıcı bir konu lütfen girilen yeni yazılar ve şiirler güncelliğini kaybetmeden siteye alınsın.Çok rica ediyorum...Saygılar.
?
İzEdebiyat Teknik
Açık Büfe
Merhaba, Yaklaşık 10 gündür okur üyeliği girişi yapamıyorum. Neden kaynaklanabilir? Bunu çözüme kavuşturursanız sevinirim. İyi günler.
?
İzEdebiyat
Açık Büfe
Uzun süredir bilgisayarsız kaldığım için aranızda değildim. Takip edenim yok gibiydi zaten; iyiden iyiye unutulmuşumdur. Belki de kendimi biraz olsun geliştirerek dönüyorum aranıza. Sitemiz gelişmiş. Anımsayanınız varsa bunları tartışmıştık fi tarihinde. Olmuş... Bu ukalaca söylenmiş bir söz değil. Siteyi sık sık takip edemiyordum. Bugün açtığımda gülümsemekten alıkoyamadım kendimi. Yalnız, okumam gereken çoooooooook şey var. Şimdi yeni şiirlerimden ekleyip okumaya koyulacağım (müzisyen milleti internete girerse sabaha karşı girer). Herkese yeniden, taze bir Merhaba... Özlemişim...
?
Öykü Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
ben fatmanur kaptanoğlu yorumlarınızıbekliyorum
?
Şiir Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
ben fatmanur kaptanoğlu 15 yaşındayım.Bu siteye üye olduğumdan beri yayımladığım ikinci şiirim.İlkinde hiç bir yorum yapılmamıştı.bu sefer bir yorumda bulunursanız sevinirim.Beyenmeseniz bile bunu belirtmenizi isterim şimdiden teşekkürler...
?
Öykü Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
Bu gün bir melek daha gökyüzünün derin, acılı maviliklerine gömüldü. Kanatlarının açabildiğine beyazlığı, gücünün derin sessizlikler içindeki masum boğuluşu her bir ölüm haberinde derin sarsıntılar içinde haykırışı daha çok acı verici olmalıydı. Derin yara izlerinin masumiyetinin yıkılmayan o saf endişesi karanlık içinde nefretle kirlenmekteydi. Tekrar doğmak isteyen bir kızla tanışmıştı gözleri. İlk kez gülümseyebilen bir insan görebilmenin heyecanı içinde yanına ilerledi. Şaşkın fakat umut dağıtıcı bir gülümsemeyle yanıt verdi minik kızın gözbebeklerindeki hüzne. Selam etti uzaklardan gelen yalnızlık senfonisine. Kanatlarını çırptı geleceğin sessizliklerinde saklı olan merhametine. Güçlerin acınası kuşları bir bir büyürken tek notanın anlatmak istedikleriyle, yalvarırken tanrıların susamışlıklarındaki nefretle doğruldu şiddetli azapların önünde. Savaşmak için solan gözleri tekrar aydınlattı elleriyle. “Zaman doluyor” diye haykıran çığlıklar yükseldikçe, denizin kanlı birikintilerine mahrum edilmiş tanrıçalar özgürlük adına uçurumlardan itildikçe, solan bedenlerin meleksi çırpınışları dindikçe her şey sonsuz karanlığa gömülüyor, gecenin söylediği ölüm şarkısı şiddetleniyordu. Ölüm ilk kez bir meleğin kanatlarının saflığına saklanmış zahiri gözyaşlarıyla etraftan merhamet diliyor, inançsızlıkları yüzünden soğuk manastırlara terk edilen rahibelerden af bekliyordu. Ama yok ettiği melek sadece biri değil tüm sadakati temsil edercesine kutsanıyordu. Ağlaması geçmiş nefretini dışa vuran, kanlı evliyaların sessizliklerine hapis olan bedenine sahip olabilmek düşüncesi tüm ruhunu ele geçirmişti. Kinini ancak bir meleğin kanıyla temizlerse kutsayabilecekti. Sadece susmayı denedi: başaramadı… Ağlamak istedi: beceremeyecek kadar yorgundu… ” Elveda gözbebekleri ardındaki umutlar, meleklerin yorgunlukları, ihtirasları, aşkları… Sizler sunduğum yardım ya da yapmaya çalıştığım merhamet, savurduğum iyilik tozları, inançsızlıkla irkilen solmuş bedenler elveda” Meleğimin son sözlerini hiç kimse duyamamıştı. Herkes kötülüğün geçmişine sıkışmış sebeplerinden kurtulmaya çalışırken kimse bu meleğin yakarışlarını işitmemiş, umursamamıştı. Lanetli bir hançerle yok olan hayatını beyaz kanatlarındaki kanla örülmüş kara kefen anlatıyordu. Umutlar tükenmiş, nefretler çoğalmıştı kimse feryat etmezken bu gün bir melek daha gökyüzünün derin, acılı maviliklerine gömüldü. Duyguları kanlı bir ateşin kini kadar Tüm bedenini kötülüğün emrine kurban ederek son şarkısını söyledi. Fakat eriyen ve gittikçe solan gözleri kanlı evliyaların sessizliklerinde can verdi… FATMANUR KAPTANOĞLU
?
Şiir Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
Ölümdü ona en çok yakışan… Karanlık gecemin zahiri ışıklarından doğan hilal bana kendini anlatamayacak kadar yorgun düşmüş olacak ki o akşam sessizce batışını izlemişti Kendisinin yok oluşunu ya da varlığındaki savruluşların kayboluşunu. O gece nefretle örtmüştü perdesini aldatılmış ya da kaybedilmiş bir insan gibi Sessizce bağlanmıştı umutlarına küflü zincirlerini koparamayacak kadar bitikti karanlık nefesi Kendisi için bir şarkı yazdı şiddetli akşamlar boyu, hep kaybetti yada kazandı son bir damla kalana kadar içmeye devam etti şaraplarını yudum yudum Bitirdiğinde her şey bitmiş akşamların sarhoşluğuyla birlikte sırlara gömülmüştü adeta Ölümdü ona en çok yakışan Söyleyemedi fakat çabada sarf etmedi. Hoş çakal mehtap diye söylendi deniz kenarından Sigarasından son bir nefes çekti Kapattı gözlerini ufukların kanlı yarınlarına Selam etti arzuyla fakat kara beddualarca Nefreti çoğaldı Büyüdü büyüdü bir volkan oldu içine aldı tüm servetini gelmişini Geçmişini Susmak istedi konuşamadı Konuşamadıkça eridi tükendi sonunda unutulanlar tiyatrosunda bir yer Beyendi Salon 10 yer ölümün yanı… Ölümdü ona en çok yakışan Hoş çakal bile dedirtmeyen sabahlar Hepsi geçmişte kaldı Şimdi onlar birer yalan dolan… fatmanur kaptanoğlu
?
Devran-i Şairane
Yaratıcı Yazarlık
yuzme bilmiyor olmali denizde elden tutarsa olmazsa hortum salmali cok asiri su yutarsa arada bir gir bakima eylul olmazsa ekime mutlaka gorun hekime kalbin kut kut atarsa bir gun sende olursun merhumu nasil bilirsin pantulu sonra alirsin kemere paran yeterse toplansa ucgenin ici yuzseksen olmali aci ciletle kazirlar saci cikar ensende biterse horoz kafa tutsa garbe o da girer onla harbe suyuna salarlar corba car car erkenden oterse kopek derler bazi ite karpuz buyur yata yata herkese denilmez ata vatani yurdu satarsa hoslanirsan tut etekten cikar onu al bataktan bosa gitsin.. kov yataktan senden evveli yatarsa et sicak suda haslanir meyveli agac taslanir gune yeniden baslanir dunkunden bile beterse tek kaptirma gel konyayi dursun almak polonyayi koklama her kolonyayi bayilirsin ya eterse tez yikarlar selvi boyun gir iceri oyle soyun ne anlami kalir yayin kapiyi elle iterse cok yasadi bil sultani hic tasa vurma baltani hemen cek cikart oltani mantari dibe batarsa makyajda olmali ayar caciga dogranir hiyar o sevgiliye denir yaaar sevince nese katarsa hic gerek yok uzun soze kolaysa yaz bir kac dize sanki duman kacar goze o yar burnunda tuterse.. ah amaaan amaaan vaay.. ;0(( ....kendilerine.. zurnanin.. son deligi.. elestirmen gurubu.. adini vermis.. bir gurup gubidik taifesi.. siirlerimi acimasizca.. insafsizca.. elestirme luzumu hissedip.. kendi fikri kirintisini benle paylasmak zorunda imis gibi.. ulu orta.. sabalakca.. meydana cikip.. - iyi hos da hoca.. guzel olmus da.. ben bi sey anlamiyorum senin siirinden.. diye gaddarca uzerime yuklenirken anlamsizca mesnetsizce.. bir sey anlamamakta israrli iken..acaba iddia ettikleri gibi.. hic bir sey anlamiyorlarda.. anlamadiklarini nasil anliyorlar cok merak ettim.. .. gercektende.. her siirimde.. botanikten.. anatomiye... fizikten kimyaya dek bir yigin ilmi bilgiyi.. ara yerlere serpistirmeye ozen gosteren ben.. en basit gibi duran dizede bile.. karsindaki.. bir sey biliyor ise bile.. o bilgiyi her daim taze tutup.. saksisinda.. pekistirmeye ozen gosteren ben.. bilhassa ogrenme caginda ki .. gelecegin umudu.. yeni yetme genc nesillere.. geometri antropoloji etnomorfoloji.. hatta ve hatta.. kalkip eline pense alip.. dis hekimligine soyunduracak kadar olmasa bile.. kendi capinda.. dentoloji ortodontoloji.. dersi vermiye calisirken.. .. siiir de.. kafiye ve uyagin kisitliliginin.. farkina varamayan.. dizede amac gayenin.. az oz vermek oldugunu sezemeyen.. bu kimseler.. kalkip.. ornek soru cozumlu.. uygulamali anlatimli siirler bekliyorlarda.. ben mi farkedemiyorum.. anlamiyorum.. anliyamiyorum.. bunlari.. halbu ki.. sayet.. okulda anlamadigi bir ders var.. ansiklopediye goz atip aramak zor geliyor.. google de arastirip bulmak gucune gidiyor.. benim siirlerim ile butunleme sinavini tamamlamak istiyor ise.. kendine baska kapi bulsun.. sair.. her ne kadar yerine gore bir ogretmen porofesor.. filozof bilgi adami isede.. onun asli vazifesi.. onca bilgi.. ile korpe beyni dolmus.. kafasi kazan olmus.. bir yaris ati gibi universiteye hazirlanan.. insanlari.. bu ustdeki agir yukten arindirip.. .. onu sanal bir dunyada.. bulut ustune cikarip.. kopardigi yildizi kase edip.. gunesten isik sagmak.. ayin tepesinde kaynatip.. mars gezegeninden.. yaptigi tabureyi altina surup.. ilik ilik.. al su sagdigim taze sutu ic.. demektir.. anlasildimi..:0(( sevgili buket hanim.. daha once aciklamistim melmeket hususunda.. nazari dikkatinizden kacmis demek ki.. familyanin bir uzantisinin.. yakin zaman kirsehir kaman tarafina uzanmasindan gayri kirsehirle maddi manevi bagim yoktur.. aslim neslim yedi gobek sulalem angaradir.. nazik takdirleriniz icin bolca tesekkur eder.. moskovadan bol bol selam ederim .. gozden kacan gecmis siirimi veririm.. anGara vilayeti sehri basimiz olur marslara olmus konu meshur tasimiz olur gonul bagimizda cik cik sevda kusumuz olur balta vursan egilmez dik dik basimiz olur aslimiz sorarsan ortaasyadan neslimiz ararsan oguz boyundan gocetmisiz ergenekon dagindan bortecine asena kurdumuz olur ormanimiz meseden cam kayindan baligimiz sazandan ve yayindan su icmisiz serin kiymir cayindan gizilcahamam vatanimiz.. yurdumuz olur daglarimizda geyik olur ayranimiz yayik olur hiyar dograriz icine cok guzel cacik olur kazan kazan iceriz kepce bile kucuk olur umarim aydinlattim memleket konusunda projektor gibi sevgilerle ey halkim.. ey milletim.. imza.. fakir.. _________________ sevdiğim mahcemalim hilalim yıldızım seni seven aşık cekmeli cefayı
?
İzEdebiyat Teknik
Açık Büfe
İzedebiyat'ın yeni sayfa tasarımı için emeği geçen herkese ve site yönetimine teşekkür ediyorum... Son derece zengin içeriği olan sitede birbirinden farklı konularda emek verilerek hazırlanmış denemeler,şiirler,araştırma ve inceleme yazıları...Türk mutfağı yemeklerindeki çeşitliliği ve bolluğuyla bilinir...İzedebiyat'ta kaliteli edebiyat,kültür,sanat yaklaşımıyla... selamlar...
?
Yazma Teknikleri
Yaratıcı Yazarlık
[[B]]Post-modernist Şiir(!)’deki Sefaletin Çözümlenmesi [[/B]] Günümüzde yazılan şiirin en büyük sorunsalı, anlam’la olan ilişkisinde gizlidir. Şiir’in,daha doğrusu şairin, anlam karşısında aldığı tavır, bunda etkili olmaktadır. Şiir ile anlam ilişkisini çözümleyebilmek için önce Şiir’i tanımlamakla işe başlamamız gerekir. Şiir, imgelerin, bir ya da daha çok izlek etrafında, metinsel bütünlük oluşturacak şekilde örgütlenmesidir. Bu tanımdan da çıkarsanabileceği gibi, Şiir’in temel birimi imge’dir.Çünkü Şiir, doğal dil içinde gelişen ve/ama özerk bir üst-dildir. Bu da imgeler aracılığıyla, doğal dilin söz diziminin bilinçli olarak bozulup özgün bir dizgeyle yeniden kurulmasıyla oluşturulur. İmge, doğal dili dönüştürerek sınırlarını genişletir ve yeni anlatım olanakları sağlar. Sözcüğün, sabit sözlük anlamının ötesine geçmesine yol açar. Sözcük, tek başına, alımlayan her bireyde, kalıplaşmış, donuk, sabit bir yansıma bulur. Bu yüzden hiçbir sözcük tek başına, imge’nin oluşturduğu çarpıcı çağrışım özelliğine sahip değildir. Sözcüğün çift anlam yüklenmesi amacıyla harflere bölünmesi ( b/aşka…gibi) yeni bir çağrışım oluşturmadığı için imge’yi oluşturamaz, ancak teknik bir oyun düzeyinde kalır. İmge, iki ya da daha çok sözcüğün, somut-soyut, soyut-somut, somut-somut, soyut-soyut, ya da bunların kombinasyonlarına dayalı bir ilintiyle, örnekseme (analoji) yapılmasıyla oluşturulur. İmge’nin işlevi, anlam’ı etkin bir şekilde iletebilmek için çağrışım yoluyla çarpıcı bir duyumsatma olanağı sağlamasıdır. Şiir, imgelerle yazıldığı;sözcük tek başına imge olamayacağı ve her imge en az iki sözcükten oluştuğu için Şiir’in temel birimi sözcük değil imge’dir. Yani, “Şiir sözcüklerle değil imgelerle yazılır”. İmge’yi bir atoma benzetirsek, sözcükler, atomu oluşturan çekirdek, proton, nötron ve elektronlardır. Atomun bileşenleri, doğada, birbirlerinden bağımsız olarak bulunamazlar ve ancak bütünsel olarak atomu oluşturarak işlevsel bir varlığa sahip olurlar. Sözcükler de ancak, imge’yi oluşturmak üzere örgütlendiklerinde Şiir’de işlevsellik kazanırlar. Bu arada belirtmek gerekir ki içinde imge bulunmayan şiirler(!) için, bütün olarak bir imge oluşturdukları savını öne sürenler, imge oluşturmayı beceremeyenlerin ekmeğine yağ sürmekten öte bir şey yapmazlar…Söz açılmışken, dize’nin tanımı üzerinde durmakta da yarar var. Dize, imge ya da imgelerin, şiirin metinsel bütünlüğüm içerisinde, anlam ortak paydasında oluşturdukları ara toplamdır. Yani ,imge ya da imgeler dize’yi, dizelerde şiiri oluşturur. Şiir’de imge, nesnel gerçekliğin insan bilincinde, estetiksel olarak öznel yansımasıdır. Bu yansıtma, aynadaki gibi birebir olmayıp, nesnel gerçekliğin şairin bilincinde alımlanıp dönüştürülerek dışsallaştırılmasıdır. Şiir, doğal dilin içinde kendi dizgesini geliştiren özerk yapılı bir üst-dil olduğuna göre, dilin temel işlevi olan bildirişim, Şiir’in de ayrılmaz bir parçasıdır. Bu da Şiir’in anlam’dan soyutlanamayacağı gerçeğini ortaya koyar. Dolayısıyla, Şiir’in temel birimi olan imge, anlamsız olamaz. Şiir’de anlam rastlantısal değil içkindir.Şair, nesnel gerçekliği öznel olarak estetiksel düzlemde dönüştürerek imgelerle yansıttığına göre, kaynağını nesnel gerçeklerden alan imge, içkin olarak anlam taşır. Aslında yanlış imge yoktur: Anlamlı olan imge ve anlamsız olan saçma vardır. İmge ya da saçma üretimini belirleyen, şairin bilinçsel yapısındaki ideolojik tutumdur. İmge, şair tarafından dışsallaştırıldığı andan itibaren, nesnel gerçekliğe artı değer olarak eklemlenir. Buradan çıkarsanabileceği gibi Şiir, nesnel gerçekliğe bir müdahaledir. Bu dönüştürücü müdahale, ancak devrimci bir bilinç tarafından gerçekleştirilebilir. Dışsallaştırılan imge, nesnel gerçekliğin bir parçası olarak okura ulaşır ve okurun bilincinde, her okurun bilinç ve estetik algı düzeyine göre yankılanır. Yani, şiiri okuyan bireyin bilincinde yeniden üretilerek içselleştirilir. Buna yansımanın yansıması diyebiliriz. Bu dav okurun bilinç ve estetik algı düzeyine artı değer katar. Daha ötesi, her okumada yeni çağrışımlar sağlayarak okurun bireysel dönüşümüne sürekli katkıda bulunur. Şair, yazarak kendini gerçekleştirir ve ontolojik bir anlam kazanır, çünkü varoluşu anlamı kılan, bireyin somut ya da imgesel düzlemde, üretimle, nesnel gerçekliğe artı değer katmasıdır. Şair yazdıkça nesnel gerçeklikle beraber kendini ve okuru dönüştürür; bu da toplumsal dönüşüme katkı yapar. Nesnel ve öznel gerçeklik, diyalektik bir bütün olarak karşılık etkileşim içindedir. Toplumsal gerçeklik, her ne kadar bireyin bilincini sınırlasa da, şair birey, bu ablukayı yarabilen ve toplumdaki tüm bireyler için yıkmaya çalışan kişidir. Aksi takdirde, kapitalist üretim ilişkilerinin olduğu bir toplumda,sosyalist şairin varlığından söz edilemezdi zaten… Gelelim saçma’ya…Doğada saçma yoktur. Her şey, diyalektik bir bütün olarak, sürekli bir değişim-dönüşüm içindedir. Saçma ise kendine ve doğaya yabancılaşmış bireyin hastalıklı zihinsel tasarımıdır. Nesnel gerçekliği dönüştürerek yansıtmadığı, nesnel karşılığı bulunmadığı, doğaya aykırı olduğu için yapaydır. Dışsallaştırıldığında, nesnel gerçeğe artı değer olarak eklemlenemez. Okura ulaştığında ise daha ilk okumada tükenir. Seken bir mermi gibi, alımlanamadan okurun bilincinden geri döner ve yazınsal çöplüğü boylar. Anlam taşımadığı için bildirişim işlevinden yoksun olan saçma, dilsel değildir. Dolayısıyla saçma’yla yazılan metin de şiir değildir. Emperyalist kapitalizmin Şiir’deki izdüşümü olan post-modernist şiir(!), anlam’ı hiçleyen yapısıyla, imge’lerle değil saçma’larla yazılmaktadır. Anlam içermediği için bildirişim yetisi yoktur; bildirişim içermediği için dilsel değildir; dilsel olmadığı için de aslında şiir değildir!!! Post-modernist şiir(!), kendine ve doğaya yabancılaşmış bireyin narsist mırıltılarıdır. Şairin kendisini ve okuru dönüştürme yetisinden yoksundur. Yığma saçma’ların, metinsel bütünlükten yoksun olarak yazılmasıyla oluşan post-modernist şiir(!), yabancılaşmayı oluşturan kapitalizme karşıt tavır geliştirmeyen edilgen bireyin yazdığı şiir(!)dir. Kapitalizm, varlığını korumak ve sürdürmek için her türlü muhalif tavrı sindirmek ister. Dizgeye muhalif olan Şiir’i anlamsızlığa boğup edilginleştirerek, Şiir’in bireyi ve toplumu dönüştürme yetisini silebilmek için post-modernizm denilen, saçmalığın daniskasına işlerlik kazandırmaya çalışmaktadır. Böylece, dizgeyle uyuşan ve sömürü şartlarını kolaylaştıran, örgütsüz ve edilgen bireyler oluşturmayı amaçlamaktadır… Bu noktada, İlhan Berk’in Yazko Edebiyat’ın 33’üncü sayısındaki söyleşisinden bir alıntı yapalım. İlhan Berk, Şiir’de anlam’a ilişkin şunları söylemektedir: “ Anlama gelince.Doğrusu asıl savaşım onun üzerinde toplanmıştır benim. Nedendir bilmiyorum, ben anlamı şiire pek yatkın bulmam. Kimi kitaplarımda onu düşman bile bilmişimdir. Anlam, sanki benim üvey evladımdır. Ama şunu da söyleyeyim; sonuçta şiir şiir ise, anlamlıdır.”Kendi içinde çelişkili bu ifadenin sahibi olan İlhan Berk ve benzerleri, anlam’ı hiçleyen tavırlarıyla, post-modernizmin gölgesinde, bilerek ya da bilmeyerek emperyalist kapitalizmin uşaklığını yapmaktadırlar. Şiir’in post’u deliktir. [[B]]Serkan Engin Berfin Bahar Ocak 2006[[/B]]
?
İlk Roman
Yaratıcı Yazarlık
[[B]]İmgeci Toplumcu Roman Manifestosu[[/B]] Sürekli artan bir ivmeyle hızlanan teknolojik gelişmeler bağlamında nesnel gerçeklik, çağdaş roman okurunun alımlama tavrını değiştirmektedir. Televizyon ve internet üzerinden, yoğun bir şekilde, hızlı ve değişken görsel alımlama süreçleri yaşayan günümüz roman okuruna yazılacak olan romanlar, bu görsel alımlama alışkanlığına koşut olarak sinematografik özelliklerden kaçınılmaz bir şekilde yararlanmak zorundadır. Hızlı kurgulanmış hayatlar yaşayan günümüz insanının okuyacağı romanlarda, sinemadaki hızlı kurgu tekniği kullanılmalıdır. Daha ötesi romancı, romanını, kafasının içinde film çeker gibi sekanslar halinde yazıp görsel etkisini somutlaştırmaya çalışmalı ve hızlı hayatından dolayı odaklanma sorunu yaşayan okurun ilgisini ayakta tutacak çarpıcı ve hızlı bir kurguyla romanını kotarmalıdır. Hız üzerinden kendini var eden günümüz insanının, oylumlu ve akıcılıktan uzak bir metne yoğunlaşması beklemez. Bu bağlamda imgeci toplumcu roman, kısa olmalı; kurgusu, dili ve olay örgüsünün yapısıyla bir solukta okunabilmelidir. Ve/ ama ilk okunuşta tükenen bir metin olmamalı; okurda tekrar okuma gereksinimi oluşturacak bir yapıda olmalıdır. Bunu da, romanı her okuyuşta, yeni çağrışımlar geliştirebilecek imgesel bir dille yapmalıdır. Yani,şiir ile düzyazı arasında bir roman dili geliştirmelidir. İmgeci Toplumcu Roman anlayışı, bu sentez dille yazılan romanı, [[B]][[I]]“gibi Roman, Şiir gibi [[/I]][[/B]]“ diye tanımlamaktadır. İlk örneği de, Serkan Engin tarafından yazılmış olan “[[B]][[I]]Uysal Cinayetler ” [[/I]][[/B]]isimli romandır. Bireysel ve toplumsal temaları, bütüncül bir yapı içinde ele alan İmgeci Toplumcu Roman, anlamı etkin bir şekilde iletmeye yönelik her türlü biçimsel arayışa açıktır. İmgeci diliyle, hem roman dilinin doğrudan bildirişim yetisini, hem de şiir dilinin imgesel, çağrışımcı yapısını en üst düzeyde kullanmayı hedefler. Emperyalist kapitalizmin sanattaki gölgesi post-modernizm, romanı da tüket-at modeline sokmuş; kendine ve doğaya yabancılaşmış bireyin, nesnel gerçeklik karşısında edilgen bir tavır sergilemesine katkıda bulunan, hayattan ve insandan kopuk bir roman anlayışını dayatmıştır. İmgeci Toplumcu Roman, hangi tür ya da türler kapsamında yazılırsa yazılsın, romanın, olay örgüsünün altındaki varsıl ileti(ler) ile toplumcu gerçekçi düzlemde, dizgeyi sorgulaması gerektiğini savunur. Okurun bilinç ve estetik algı düzeyini artırarak, nesnel gerçekliği, insandan yana olan dizge için değiştirecek olan bireylerin ve örgütlü bireyler bütünü olarak toplumun dönüşümünün hızlanmasını sağlamak amacındadır. İmgeci Toplumcu Roman, hem kendinin estetik amacı, hem de politik bir araçtır. İmgeci Toplumcu Roman, çok satmanın getirdiği yüksek kâr marjı için değil, insanı merkez alan yapısıyla, insan-doğa uyumu içinde, toplumsal dönüşüme katkıda bulunmak için vardır. Diyalektik gereği, her şey sürekli bir değişim-dönüşüm içindeyse ve her şey karşıtı ile beraber var ise, bugün post-modernist romanın karşıtı olarak var olacak roman anlayışı, İmgeci Toplumcu Roman olacaktır. [[B]]SERKAN ENGİN EKİN SANAT OCAK 2006[[/B]]
Başa Dön