Irkçılık dediğiniz şey geçerliliğini çoktan yitirmiştir... Kim ben şu ırktanım diyorsa atalarını iyi araştırsın...
Ama Türkiye ve dolayısıyla İzedebiyat'taki meseleyi ırkçılık olarak algılamak ancak tam bir duyma ve görme kaybıyla mümkündür... Mesele küresel sermaye ile Amerikanın Türkiye'yi paylaşım kavgasıdır... İzedebiyat yazarlarına düşen ise sloganları değil kendi düşünce ürünlerini neye hizmet edeceğini düşünerek yazmalarıdır... Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmamaktır...
?
???
July 2026 tarihinde katıldıSon forum iletileri
kulak ver ne olur dinlede beni
ondan sonra yolla sama istersen
boyu hayli uzun genistir eni
vur bagrima sapla kama istersen
demirden korksaydim ispanak yemem
her gordugum guzele yarim ol demem
igneyle yazayim adini hemen
arinin yaptigi muma istersen
sevgilim bir sefer dinle sozumu
oldukca severim cavus uzumu
cikiver balkona goster yuzunu
bir sefer sevdigim deme istersen
emrini yerine getir mevlanin
koy imami diyor artik evlenin
cevir arka yuzu aha tavlanin
vardir arkasinda dama istersen
gozlerin secmezse fazla yakini
elinden alirim bicak cakini
pekmeze bularlar alni sakini
sikiysa bir daha dene istersen
hayatta atmadim kimseye hava
haftada bir yerim cinekop tava
biraz alci getir surayi siva (elle gogse hafifce vurarak)
kirilmis bu kalbi yama istersen
oynamak isteyen parmak siklatir
kirli saci beyaz sabun aklatir
basar zilinize kapin tiklatir
beklerim hic cikma cama istersen
sanatci bilirim oya basari
kahvaltida yermis taze kasari
cildirtma insani bir bak disari
adami gunaha koma istersen
dolusu tukenmis bu bosu gibi
mendili doladim bir posu gibi
gel gor halimi.. devekusu gibi
saplama basi kuma istersen
bahceden toplarken sana feslegen
pacasi pantulun camura degen
carsidan alirim pilastik legen
sicak suda elle yuma istersen
kara toprak bagra basmis lenini
aldirmak mumkun bes aylik cenini
bir kez koklayim o gul tenini
sonra yikil git kime istersen .. ah amaaan amaan.. yaar... :0((
......................
utanirmisin kalkip tukursem
yagar bir nasil a teresulhak
tarihten ibret almadik sersem
gor kerkuk musul a teresulhak
kafada sarik belinde kusak
hilkatte adem gercekte essek
sorsalar hakka hizmetci usak
calinca fasil a teresulhak
kilifini uydur yapip yasal
hakikat diye anlatip masal
isine gelen hadisi kes al
bildinmi resul a teresulhak
hani oydu sorumlu himmetten
devri sanami verdi zimmetten
ya munafiki saymak ummetten
sendenmi mesul a teresulhak
var hic yunmasin girer bi kir
iremde tek pak bilir fikir
o ulvi irki ederken zikir
aldinmi gusul a teresulhak
kardes bellettin millete kurdu
attigin palavra yirmi yil surdu
peydahladin iti kapimda urdu
buldunmu nesil a teresulhak
kime bu salta kime bu yaltak
telaffuz arab soyleyis peltek
kendisi deyyus karisi kaltak
ne senin asil a teresulhak
ayagi basi suyla islama
kaldir beyhude yere yaslama
sekil suretle nuru islama
oldunmu vasil a teresulhak
tenkit.. sorarmis yarin kabirde
dile dolama.. git.. ikide birde
sukut otur oturdugun yerde
yavasca usul a teresulhak ... :0((
.........................
tersulhak ne anlama geliyor bilmiyorum.. by die paradise zekten
..................
tere bildigimiz yesil otsu bitki.. ulhak ise arabca in in anlami katan on ek.. yani kisaca hakkin anlami veren ki.. bknz ziya ulhak ( hakkin ziyasi isigi).. tere ulhak yani hakkin yesil otsu bitkisi yazacaktim da.. terenin tekil halde olmamasi.. cogul halde bol bol terelerin oluyor olmus olmasi.. dolayisi ile.. terelerulhak gibi.. siirde ses dusumune.. kafiye sapmasina yol acacak.. bir girisime girismemin acacak oluyor olacagi sonuc itibari ile.. bugun artik.. milleti gavurlastirma politikasi ile.. bes yasinda veletin bile.. anasinifinda ogrendigi ingilizce ile.. s nin ingiliz gavurcasinda.. cogul hali veren bir taki oldugunu anliyacagi idraki bilinc suuru ile.. neticesel itibari ile.. beni.. evrensel genel gecerlilige haiz bu kisaltim durumuna itti ki.. anlasilmaz sair oldugunu kabul etmemekle beraber ( bknz bir onceki siir (didaktik(ogretici) siir).. yinede.. arada bir istisnai olarak kendisinde de hata olabilecegine vakif.. elestiriye acik olmus olan sair olmam sebebiyle.. bende bu aciklamayi yapip.. konuya aciklik getirme luzumu hissettim.. ilginize.. bilginize.. sayet yinede anlasilmadik yer var ise.. allah kuvvet versin.. kursun kaleminiz ardindaki silginize.. efendiler.. ey halkim..
İzedebiyat bir kültür-sanat sitesidir. Üstelik taklitlerinin aksine ciddi derecede demokrat bir sitedir. Ben şimdiye dek dünya görüşümle ilgili ters bir yaklaşım görmedim. Fakat şimdi kendimi fazlasıyla tehlikede hissediyorum. Çünkü açıktan ırkçı yazılar ve şiirler var. Bütün ideolojilerini nefretle ve düşmanlıkla beslediklerinden, hepimiz tehlikedeyiz.
Yoklarmış gibi davranamayız. Çünkü varlar. Açıkça sevgililerimize, arkadaşlarımıza, öğretmenlerimize, Ahmed Arif'imize, Türk olmayan yazarlarımız ve okurlarımız için söylersek "bize" küfrediyorlar. Bilimsellikten uzak makaleler, estetikten uzak şiirler yazıyorlar.
Kimse bunlara cevap vermemiş. Demek ki sitemiz hâlâ yazarları tarafından okunmuyor. Okuyanlar da bu konuda duyarlılık taşımıyor.
Arkadaşlar ırkçılık tüm dünyada insanlık tarafından tarihin çöplüğüne atılmıştır. Sanatçıların cephesinden bakılacak olursa 2. DÜnya Savaşı'ndan sağ kurtulan bütün sanatçılar ırkçılığın yerine kardeşliğin sanatını yapmışlardır. Bizim yerimiz onların yanıdır. Aksi takdirde Hitler'in yanında olması gerekenler birgün kapılarımızı çalacaklardır.
Bu siyaset yapmak demek değildir. Başkalarının düşüncesine saygısızlık hiç değildir. Bence İzedebiyat kurallarıyla ilgilidir.
Bugün bu düşüncelerimi cesurca açıklayabiliyorsam bunun sebebi bu kurallardır.
İzedebiyat'ta ve tüm dünyada ırkçılığa hayır!!!
Evet yazılarımızın buradan çalınması sözkonusu olabilir.Bunun önüne geçebilmek için site yönetimiyle birlikte hep beraber bir çözüm düşünmeliyiz bence.Çünkü bu önemli bir konu.
Bu arada ben kişisel bir şey daha söylemek istiyorum ki, bu da yazdığım şiirlerin hepsinin siteye hemen alınıyor olmasının yanısıra, son şiirimin iki haftadır bekletiliyor olması.Bu çok can sıkıcı bir konu lütfen girilen yeni yazılar ve şiirler güncelliğini kaybetmeden siteye alınsın.Çok rica ediyorum...Saygılar.
Merhaba,
Yaklaşık 10 gündür okur üyeliği girişi yapamıyorum. Neden kaynaklanabilir? Bunu çözüme kavuşturursanız sevinirim. İyi günler.
Uzun süredir bilgisayarsız kaldığım için aranızda değildim. Takip edenim yok gibiydi zaten; iyiden iyiye unutulmuşumdur. Belki de kendimi biraz olsun geliştirerek dönüyorum aranıza. Sitemiz gelişmiş. Anımsayanınız varsa bunları tartışmıştık fi tarihinde. Olmuş... Bu ukalaca söylenmiş bir söz değil. Siteyi sık sık takip edemiyordum. Bugün açtığımda gülümsemekten alıkoyamadım kendimi. Yalnız, okumam gereken çoooooooook şey var. Şimdi yeni şiirlerimden ekleyip okumaya koyulacağım (müzisyen milleti internete girerse sabaha karşı girer).
Herkese yeniden, taze bir Merhaba...
Özlemişim...
ben fatmanur kaptanoğlu yorumlarınızıbekliyorum
ben fatmanur kaptanoğlu 15 yaşındayım.Bu siteye üye olduğumdan beri yayımladığım ikinci şiirim.İlkinde hiç bir yorum yapılmamıştı.bu sefer bir yorumda bulunursanız sevinirim.Beyenmeseniz bile bunu belirtmenizi isterim şimdiden teşekkürler...
Bu gün bir melek daha gökyüzünün derin, acılı maviliklerine gömüldü. Kanatlarının açabildiğine beyazlığı, gücünün derin sessizlikler içindeki masum boğuluşu her bir ölüm haberinde derin sarsıntılar içinde haykırışı daha çok acı verici olmalıydı. Derin yara izlerinin masumiyetinin yıkılmayan o saf endişesi karanlık içinde nefretle kirlenmekteydi. Tekrar doğmak isteyen bir kızla tanışmıştı gözleri. İlk kez gülümseyebilen bir insan görebilmenin heyecanı içinde yanına ilerledi. Şaşkın fakat umut dağıtıcı bir gülümsemeyle yanıt verdi minik kızın gözbebeklerindeki hüzne. Selam etti uzaklardan gelen yalnızlık senfonisine. Kanatlarını çırptı geleceğin sessizliklerinde saklı olan merhametine. Güçlerin acınası kuşları bir bir büyürken tek notanın anlatmak istedikleriyle, yalvarırken tanrıların susamışlıklarındaki nefretle doğruldu şiddetli azapların önünde. Savaşmak için solan gözleri tekrar aydınlattı elleriyle.
“Zaman doluyor” diye haykıran çığlıklar yükseldikçe, denizin kanlı birikintilerine mahrum edilmiş tanrıçalar özgürlük adına uçurumlardan itildikçe, solan bedenlerin meleksi çırpınışları dindikçe her şey sonsuz karanlığa gömülüyor, gecenin söylediği ölüm şarkısı şiddetleniyordu. Ölüm ilk kez bir meleğin kanatlarının saflığına saklanmış zahiri gözyaşlarıyla etraftan merhamet diliyor, inançsızlıkları yüzünden soğuk manastırlara terk edilen rahibelerden af bekliyordu. Ama yok ettiği melek sadece biri değil tüm sadakati temsil edercesine kutsanıyordu. Ağlaması geçmiş nefretini dışa vuran, kanlı evliyaların sessizliklerine hapis olan bedenine sahip olabilmek düşüncesi tüm ruhunu ele geçirmişti. Kinini ancak bir meleğin kanıyla temizlerse kutsayabilecekti. Sadece susmayı denedi: başaramadı…
Ağlamak istedi: beceremeyecek kadar yorgundu…
” Elveda gözbebekleri ardındaki umutlar, meleklerin yorgunlukları, ihtirasları, aşkları…
Sizler sunduğum yardım ya da yapmaya çalıştığım merhamet, savurduğum iyilik tozları, inançsızlıkla irkilen solmuş bedenler elveda”
Meleğimin son sözlerini hiç kimse duyamamıştı. Herkes kötülüğün geçmişine sıkışmış sebeplerinden kurtulmaya çalışırken kimse bu meleğin yakarışlarını işitmemiş, umursamamıştı. Lanetli bir hançerle yok olan hayatını beyaz kanatlarındaki kanla örülmüş kara kefen anlatıyordu. Umutlar tükenmiş, nefretler çoğalmıştı kimse feryat etmezken bu gün bir melek daha gökyüzünün derin, acılı maviliklerine gömüldü.
Duyguları kanlı bir ateşin kini kadar Tüm bedenini kötülüğün emrine kurban ederek son şarkısını söyledi. Fakat eriyen ve gittikçe solan gözleri kanlı evliyaların sessizliklerinde can verdi…
FATMANUR KAPTANOĞLU
Ölümdü ona en çok yakışan…
Karanlık gecemin zahiri ışıklarından doğan hilal bana kendini anlatamayacak kadar yorgun düşmüş olacak ki o akşam sessizce batışını izlemişti
Kendisinin yok oluşunu ya da varlığındaki savruluşların kayboluşunu.
O gece nefretle örtmüştü perdesini aldatılmış ya da kaybedilmiş bir insan gibi
Sessizce bağlanmıştı umutlarına küflü zincirlerini koparamayacak kadar bitikti karanlık nefesi
Kendisi için bir şarkı yazdı
şiddetli akşamlar boyu, hep kaybetti yada kazandı son bir damla kalana kadar içmeye devam etti şaraplarını yudum yudum
Bitirdiğinde her şey bitmiş akşamların sarhoşluğuyla birlikte sırlara gömülmüştü adeta
Ölümdü ona en çok yakışan
Söyleyemedi fakat çabada sarf etmedi.
Hoş çakal mehtap diye söylendi deniz kenarından
Sigarasından son bir nefes çekti
Kapattı gözlerini ufukların kanlı yarınlarına
Selam etti arzuyla fakat kara beddualarca
Nefreti çoğaldı
Büyüdü büyüdü bir volkan oldu içine aldı tüm servetini gelmişini
Geçmişini
Susmak istedi konuşamadı
Konuşamadıkça eridi tükendi sonunda unutulanlar tiyatrosunda bir yer Beyendi
Salon 10 yer ölümün yanı…
Ölümdü ona en çok yakışan
Hoş çakal bile dedirtmeyen sabahlar
Hepsi geçmişte kaldı
Şimdi onlar birer yalan dolan…
fatmanur kaptanoğlu
yuzme bilmiyor olmali
denizde elden tutarsa
olmazsa hortum salmali
cok asiri su yutarsa
arada bir gir bakima
eylul olmazsa ekime
mutlaka gorun hekime
kalbin kut kut atarsa
bir gun sende olursun
merhumu nasil bilirsin
pantulu sonra alirsin
kemere paran yeterse
toplansa ucgenin ici
yuzseksen olmali aci
ciletle kazirlar saci
cikar ensende biterse
horoz kafa tutsa garbe
o da girer onla harbe
suyuna salarlar corba
car car erkenden oterse
kopek derler bazi ite
karpuz buyur yata yata
herkese denilmez ata
vatani yurdu satarsa
hoslanirsan tut etekten
cikar onu al bataktan
bosa gitsin.. kov yataktan
senden evveli yatarsa
et sicak suda haslanir
meyveli agac taslanir
gune yeniden baslanir
dunkunden bile beterse
tek kaptirma gel konyayi
dursun almak polonyayi
koklama her kolonyayi
bayilirsin ya eterse
tez yikarlar selvi boyun
gir iceri oyle soyun
ne anlami kalir yayin
kapiyi elle iterse
cok yasadi bil sultani
hic tasa vurma baltani
hemen cek cikart oltani
mantari dibe batarsa
makyajda olmali ayar
caciga dogranir hiyar
o sevgiliye denir yaaar
sevince nese katarsa
hic gerek yok uzun soze
kolaysa yaz bir kac dize
sanki duman kacar goze
o yar burnunda tuterse.. ah amaaan amaaan vaay.. ;0((
....kendilerine.. zurnanin.. son deligi.. elestirmen gurubu.. adini vermis.. bir gurup gubidik taifesi.. siirlerimi acimasizca.. insafsizca.. elestirme luzumu hissedip.. kendi fikri kirintisini benle paylasmak zorunda imis gibi.. ulu orta.. sabalakca.. meydana cikip..
- iyi hos da hoca.. guzel olmus da.. ben bi sey anlamiyorum senin siirinden.. diye gaddarca uzerime yuklenirken anlamsizca mesnetsizce.. bir sey anlamamakta israrli iken..acaba iddia ettikleri gibi.. hic bir sey anlamiyorlarda.. anlamadiklarini nasil anliyorlar cok merak ettim..
.. gercektende.. her siirimde.. botanikten.. anatomiye... fizikten kimyaya dek bir yigin ilmi bilgiyi.. ara yerlere serpistirmeye ozen gosteren ben..
en basit gibi duran dizede bile.. karsindaki.. bir sey biliyor ise bile.. o bilgiyi her daim taze tutup.. saksisinda.. pekistirmeye ozen gosteren ben.. bilhassa ogrenme caginda ki .. gelecegin umudu.. yeni yetme genc nesillere.. geometri antropoloji etnomorfoloji.. hatta ve hatta.. kalkip eline pense alip.. dis hekimligine soyunduracak kadar olmasa bile.. kendi capinda.. dentoloji ortodontoloji.. dersi vermiye calisirken..
.. siiir de.. kafiye ve uyagin kisitliliginin.. farkina varamayan.. dizede amac gayenin.. az oz vermek oldugunu sezemeyen.. bu kimseler.. kalkip.. ornek soru cozumlu.. uygulamali anlatimli siirler bekliyorlarda.. ben mi farkedemiyorum.. anlamiyorum.. anliyamiyorum.. bunlari..
halbu ki.. sayet.. okulda anlamadigi bir ders var.. ansiklopediye goz atip aramak zor geliyor.. google de arastirip bulmak gucune gidiyor.. benim siirlerim ile butunleme sinavini tamamlamak istiyor ise.. kendine baska kapi bulsun.. sair.. her ne kadar yerine gore bir ogretmen porofesor.. filozof bilgi adami isede.. onun asli vazifesi.. onca bilgi.. ile korpe beyni dolmus.. kafasi kazan olmus.. bir yaris ati gibi universiteye hazirlanan.. insanlari.. bu ustdeki agir yukten arindirip..
.. onu sanal bir dunyada.. bulut ustune cikarip.. kopardigi yildizi kase edip.. gunesten isik sagmak.. ayin tepesinde kaynatip.. mars gezegeninden.. yaptigi tabureyi altina surup.. ilik ilik.. al su sagdigim taze sutu ic.. demektir.. anlasildimi..:0((
sevgili buket hanim.. daha once aciklamistim melmeket hususunda.. nazari dikkatinizden kacmis demek ki.. familyanin bir uzantisinin.. yakin zaman kirsehir kaman tarafina uzanmasindan gayri kirsehirle maddi manevi bagim yoktur.. aslim neslim yedi gobek sulalem angaradir.. nazik takdirleriniz icin bolca tesekkur eder.. moskovadan bol bol selam ederim
.. gozden kacan gecmis siirimi veririm..
anGara vilayeti sehri basimiz olur
marslara olmus konu meshur tasimiz olur
gonul bagimizda cik cik sevda kusumuz olur
balta vursan egilmez dik dik basimiz olur
aslimiz sorarsan ortaasyadan
neslimiz ararsan oguz boyundan
gocetmisiz ergenekon dagindan
bortecine asena kurdumuz olur
ormanimiz meseden cam kayindan
baligimiz sazandan ve yayindan
su icmisiz serin kiymir cayindan
gizilcahamam vatanimiz.. yurdumuz olur
daglarimizda geyik olur ayranimiz yayik olur
hiyar dograriz icine cok guzel cacik olur
kazan kazan iceriz
kepce bile kucuk olur
umarim aydinlattim memleket konusunda projektor gibi sevgilerle ey halkim.. ey milletim.. imza.. fakir..
_________________
sevdiğim mahcemalim hilalim yıldızım seni seven aşık cekmeli cefayı
İzedebiyat'ın yeni sayfa tasarımı için emeği geçen herkese ve site yönetimine teşekkür ediyorum...
Son derece zengin içeriği olan sitede birbirinden farklı konularda emek verilerek hazırlanmış denemeler,şiirler,araştırma ve inceleme yazıları...Türk mutfağı yemeklerindeki çeşitliliği ve bolluğuyla bilinir...İzedebiyat'ta kaliteli edebiyat,kültür,sanat yaklaşımıyla...
selamlar...
[[B]]Post-modernist Şiir(!)’deki Sefaletin Çözümlenmesi [[/B]]
Günümüzde yazılan şiirin en büyük sorunsalı, anlam’la olan ilişkisinde gizlidir. Şiir’in,daha doğrusu şairin, anlam karşısında aldığı tavır, bunda etkili olmaktadır. Şiir ile anlam ilişkisini çözümleyebilmek için önce Şiir’i tanımlamakla işe başlamamız gerekir.
Şiir, imgelerin, bir ya da daha çok izlek etrafında, metinsel bütünlük oluşturacak şekilde örgütlenmesidir. Bu tanımdan da çıkarsanabileceği gibi, Şiir’in temel birimi imge’dir.Çünkü Şiir, doğal dil içinde gelişen ve/ama özerk bir üst-dildir. Bu da imgeler aracılığıyla, doğal dilin söz diziminin bilinçli olarak bozulup özgün bir dizgeyle yeniden kurulmasıyla oluşturulur. İmge, doğal dili dönüştürerek sınırlarını genişletir ve yeni anlatım olanakları sağlar. Sözcüğün, sabit sözlük anlamının ötesine geçmesine yol açar.
Sözcük, tek başına, alımlayan her bireyde, kalıplaşmış, donuk, sabit bir yansıma bulur. Bu yüzden hiçbir sözcük tek başına, imge’nin oluşturduğu çarpıcı çağrışım özelliğine sahip değildir. Sözcüğün çift anlam yüklenmesi amacıyla harflere bölünmesi ( b/aşka…gibi) yeni bir çağrışım oluşturmadığı için imge’yi oluşturamaz, ancak teknik bir oyun düzeyinde kalır.
İmge, iki ya da daha çok sözcüğün, somut-soyut, soyut-somut, somut-somut, soyut-soyut, ya da bunların kombinasyonlarına dayalı bir ilintiyle, örnekseme (analoji) yapılmasıyla oluşturulur. İmge’nin işlevi, anlam’ı etkin bir şekilde iletebilmek için çağrışım yoluyla çarpıcı bir duyumsatma olanağı sağlamasıdır.
Şiir, imgelerle yazıldığı;sözcük tek başına imge olamayacağı ve her imge en az iki sözcükten oluştuğu için Şiir’in temel birimi sözcük değil imge’dir. Yani, “Şiir sözcüklerle değil imgelerle yazılır”. İmge’yi bir atoma benzetirsek, sözcükler, atomu oluşturan çekirdek, proton, nötron ve elektronlardır. Atomun bileşenleri, doğada, birbirlerinden bağımsız olarak bulunamazlar ve ancak bütünsel olarak atomu oluşturarak işlevsel bir varlığa sahip olurlar. Sözcükler de ancak, imge’yi oluşturmak üzere örgütlendiklerinde Şiir’de işlevsellik kazanırlar.
Bu arada belirtmek gerekir ki içinde imge bulunmayan şiirler(!) için, bütün olarak bir imge oluşturdukları savını öne sürenler, imge oluşturmayı beceremeyenlerin ekmeğine yağ sürmekten öte bir şey yapmazlar…Söz açılmışken, dize’nin tanımı üzerinde durmakta da yarar var. Dize, imge ya da imgelerin, şiirin metinsel bütünlüğüm içerisinde, anlam ortak paydasında oluşturdukları ara toplamdır. Yani ,imge ya da imgeler dize’yi, dizelerde şiiri oluşturur.
Şiir’de imge, nesnel gerçekliğin insan bilincinde, estetiksel olarak öznel yansımasıdır. Bu yansıtma, aynadaki gibi birebir olmayıp, nesnel gerçekliğin şairin bilincinde alımlanıp dönüştürülerek dışsallaştırılmasıdır.
Şiir, doğal dilin içinde kendi dizgesini geliştiren özerk yapılı bir üst-dil olduğuna göre, dilin temel işlevi olan bildirişim, Şiir’in de ayrılmaz bir parçasıdır. Bu da Şiir’in anlam’dan soyutlanamayacağı gerçeğini ortaya koyar. Dolayısıyla, Şiir’in temel birimi olan imge, anlamsız olamaz.
Şiir’de anlam rastlantısal değil içkindir.Şair, nesnel gerçekliği öznel olarak estetiksel düzlemde dönüştürerek imgelerle yansıttığına göre, kaynağını nesnel gerçeklerden alan imge, içkin olarak anlam taşır.
Aslında yanlış imge yoktur: Anlamlı olan imge ve anlamsız olan saçma vardır. İmge ya da saçma üretimini belirleyen, şairin bilinçsel yapısındaki ideolojik tutumdur.
İmge, şair tarafından dışsallaştırıldığı andan itibaren, nesnel gerçekliğe artı değer olarak eklemlenir. Buradan çıkarsanabileceği gibi Şiir, nesnel gerçekliğe bir müdahaledir. Bu dönüştürücü müdahale, ancak devrimci bir bilinç tarafından gerçekleştirilebilir. Dışsallaştırılan imge, nesnel gerçekliğin bir parçası olarak okura ulaşır ve okurun bilincinde, her okurun bilinç ve estetik algı düzeyine göre yankılanır. Yani, şiiri okuyan bireyin bilincinde yeniden üretilerek içselleştirilir. Buna yansımanın yansıması diyebiliriz. Bu dav okurun bilinç ve estetik algı düzeyine artı değer katar. Daha ötesi, her okumada yeni çağrışımlar sağlayarak okurun bireysel dönüşümüne sürekli katkıda bulunur.
Şair, yazarak kendini gerçekleştirir ve ontolojik bir anlam kazanır, çünkü varoluşu anlamı kılan, bireyin somut ya da imgesel düzlemde, üretimle, nesnel gerçekliğe artı değer katmasıdır. Şair yazdıkça nesnel gerçeklikle beraber kendini ve okuru dönüştürür; bu da toplumsal dönüşüme katkı yapar. Nesnel ve öznel gerçeklik, diyalektik bir bütün olarak karşılık etkileşim içindedir. Toplumsal gerçeklik, her ne kadar bireyin bilincini sınırlasa da, şair birey, bu ablukayı yarabilen ve toplumdaki tüm bireyler için yıkmaya çalışan kişidir. Aksi takdirde, kapitalist üretim ilişkilerinin olduğu bir toplumda,sosyalist şairin varlığından söz edilemezdi zaten…
Gelelim saçma’ya…Doğada saçma yoktur. Her şey, diyalektik bir bütün olarak, sürekli bir değişim-dönüşüm içindedir. Saçma ise kendine ve doğaya yabancılaşmış bireyin hastalıklı zihinsel tasarımıdır. Nesnel gerçekliği dönüştürerek yansıtmadığı, nesnel karşılığı bulunmadığı, doğaya aykırı olduğu için yapaydır. Dışsallaştırıldığında, nesnel gerçeğe artı değer olarak eklemlenemez. Okura ulaştığında ise daha ilk okumada tükenir. Seken bir mermi gibi, alımlanamadan okurun bilincinden geri döner ve yazınsal çöplüğü boylar. Anlam taşımadığı için bildirişim işlevinden yoksun olan saçma, dilsel değildir. Dolayısıyla saçma’yla yazılan metin de şiir değildir.
Emperyalist kapitalizmin Şiir’deki izdüşümü olan post-modernist şiir(!), anlam’ı hiçleyen yapısıyla, imge’lerle değil saçma’larla yazılmaktadır. Anlam içermediği için bildirişim yetisi yoktur; bildirişim içermediği için dilsel değildir; dilsel olmadığı için de aslında şiir değildir!!!
Post-modernist şiir(!), kendine ve doğaya yabancılaşmış bireyin narsist mırıltılarıdır. Şairin kendisini ve okuru dönüştürme yetisinden yoksundur. Yığma saçma’ların, metinsel bütünlükten yoksun olarak yazılmasıyla oluşan post-modernist şiir(!), yabancılaşmayı oluşturan kapitalizme karşıt tavır geliştirmeyen edilgen bireyin yazdığı şiir(!)dir.
Kapitalizm, varlığını korumak ve sürdürmek için her türlü muhalif tavrı sindirmek ister. Dizgeye muhalif olan Şiir’i anlamsızlığa boğup edilginleştirerek, Şiir’in bireyi ve toplumu dönüştürme yetisini silebilmek için post-modernizm denilen, saçmalığın daniskasına işlerlik kazandırmaya çalışmaktadır. Böylece, dizgeyle uyuşan ve sömürü şartlarını kolaylaştıran, örgütsüz ve edilgen bireyler oluşturmayı amaçlamaktadır…
Bu noktada, İlhan Berk’in Yazko Edebiyat’ın 33’üncü sayısındaki söyleşisinden bir alıntı yapalım. İlhan Berk, Şiir’de anlam’a ilişkin şunları söylemektedir: “ Anlama gelince.Doğrusu asıl savaşım onun üzerinde toplanmıştır benim. Nedendir bilmiyorum, ben anlamı şiire pek yatkın bulmam. Kimi kitaplarımda onu düşman bile bilmişimdir. Anlam, sanki benim üvey evladımdır. Ama şunu da söyleyeyim; sonuçta şiir şiir ise, anlamlıdır.”Kendi içinde çelişkili bu ifadenin sahibi olan İlhan Berk ve benzerleri, anlam’ı hiçleyen tavırlarıyla, post-modernizmin gölgesinde, bilerek ya da bilmeyerek emperyalist kapitalizmin uşaklığını yapmaktadırlar. Şiir’in post’u deliktir.
[[B]]Serkan Engin
Berfin Bahar Ocak 2006[[/B]]
[[B]]İmgeci Toplumcu Roman Manifestosu[[/B]]
Sürekli artan bir ivmeyle hızlanan teknolojik gelişmeler bağlamında nesnel gerçeklik, çağdaş roman okurunun alımlama tavrını değiştirmektedir. Televizyon ve internet üzerinden, yoğun bir şekilde, hızlı ve değişken görsel alımlama süreçleri yaşayan günümüz roman okuruna yazılacak olan romanlar, bu görsel alımlama alışkanlığına koşut olarak sinematografik özelliklerden kaçınılmaz bir şekilde yararlanmak zorundadır. Hızlı kurgulanmış hayatlar yaşayan günümüz insanının okuyacağı romanlarda, sinemadaki hızlı kurgu tekniği kullanılmalıdır. Daha ötesi romancı, romanını, kafasının içinde film çeker gibi sekanslar halinde yazıp görsel etkisini somutlaştırmaya çalışmalı ve hızlı hayatından dolayı odaklanma sorunu yaşayan okurun ilgisini ayakta tutacak çarpıcı ve hızlı bir kurguyla romanını kotarmalıdır.
Hız üzerinden kendini var eden günümüz insanının, oylumlu ve akıcılıktan uzak bir metne yoğunlaşması beklemez. Bu bağlamda imgeci toplumcu roman, kısa olmalı; kurgusu, dili ve olay örgüsünün yapısıyla bir solukta okunabilmelidir. Ve/ ama ilk okunuşta tükenen bir metin olmamalı; okurda tekrar okuma gereksinimi oluşturacak bir yapıda olmalıdır. Bunu da, romanı her okuyuşta, yeni çağrışımlar geliştirebilecek imgesel bir dille yapmalıdır. Yani,şiir ile düzyazı arasında bir roman dili geliştirmelidir. İmgeci Toplumcu Roman anlayışı, bu sentez dille yazılan romanı, [[B]][[I]]“gibi Roman, Şiir gibi [[/I]][[/B]]“ diye tanımlamaktadır. İlk örneği de, Serkan Engin tarafından yazılmış olan “[[B]][[I]]Uysal Cinayetler ” [[/I]][[/B]]isimli romandır.
Bireysel ve toplumsal temaları, bütüncül bir yapı içinde ele alan İmgeci Toplumcu Roman, anlamı etkin bir şekilde iletmeye yönelik her türlü biçimsel arayışa açıktır. İmgeci diliyle, hem roman dilinin doğrudan bildirişim yetisini, hem de şiir dilinin imgesel, çağrışımcı yapısını en üst düzeyde kullanmayı hedefler.
Emperyalist kapitalizmin sanattaki gölgesi post-modernizm, romanı da tüket-at modeline sokmuş; kendine ve doğaya yabancılaşmış bireyin, nesnel gerçeklik karşısında edilgen bir tavır sergilemesine katkıda bulunan, hayattan ve insandan kopuk bir roman anlayışını dayatmıştır. İmgeci Toplumcu Roman, hangi tür ya da türler kapsamında yazılırsa yazılsın, romanın, olay örgüsünün altındaki varsıl ileti(ler) ile toplumcu gerçekçi düzlemde, dizgeyi sorgulaması gerektiğini savunur. Okurun bilinç ve estetik algı düzeyini artırarak, nesnel gerçekliği, insandan yana olan dizge için değiştirecek olan bireylerin ve örgütlü bireyler bütünü olarak toplumun dönüşümünün hızlanmasını sağlamak amacındadır. İmgeci Toplumcu Roman, hem kendinin estetik amacı, hem de politik bir araçtır.
İmgeci Toplumcu Roman, çok satmanın getirdiği yüksek kâr marjı için değil, insanı merkez alan yapısıyla, insan-doğa uyumu içinde, toplumsal dönüşüme katkıda bulunmak için vardır. Diyalektik gereği, her şey sürekli bir değişim-dönüşüm içindeyse ve her şey karşıtı ile beraber var ise, bugün post-modernist romanın karşıtı olarak var olacak roman anlayışı, İmgeci Toplumcu Roman olacaktır.
[[B]]SERKAN ENGİN
EKİN SANAT OCAK 2006[[/B]]