İki cevabınız için de gerçekten çok teşekkür ediyorum. Soruma zamanınızı ayırdığınız ve beni dinlediğiniz(okuduğunuz) için =)
?
???
July 2026 tarihinde katıldıSon forum iletileri
&&& Bir Sihirdi o...
ters yönde ömrümün
...................diğer yokuşundayım,
ters yönde ömrün
...................en uğursuz kıyılarında
kim bilir hangi yağmurdan kalan
bir çiğ damlasıyım,
kurumuş bir ırmağın
.....................unutulmuş yatağında...
önceden bir sihirdi o... Yok oldu...
bir ışıktı...geldi / gitti...söndü!
oysa, sana ebediyen esir gelmiştim
gerilimden yüreğinin hafifliğini
özlemiştim,
beyhude serinliğini.
sinsice güneşin özenle yaktığı,
şakaklarında sakladığı...yanık
.......................lekelerine özenmiştim,
yüzündeki sımsıcak kışları sevmiştim
buharlı camlarımda
nemli havasını kırık gülüşlerinin
ıslak dudaklarında...
bir sihirdi o...yok oldu...
bir ışıktı...geldi / gitti...söndü!
23.10.2004 / Çorlu
“Bir Sihirdi O...”
Yahya Akbulut
SİZE YAHYA AKBULUT’UN EL BOMBASINA BENZEYEN ŞİİR KİTAPLARINDAN BAHSETMEDEN ÖNCE, SÖZE DAMARDAN GİRMEDEN ÖNCE, YAHYA AKBULUT KİMDİR?:
06.03.1957 yılında Bulgaristan’ın Silistre ili Aydoğdu (İskra) köyünde doğdu. İlk ve orta okul eğitimini doğduğu köyde, Liseyi merkez şehri Silistre’de tamamladı. Daha öğrenciliği yıllarında şiir sevgisinin tutsağı oldu. Bu sevgi onu yazmaya, yorumlamaya değil, ünlü klasikleri okumaya yönlendirdi.
1989 yılında zorunlu göç uygulaması sonucu ailesiyle birlikte Çorlu’ya demir attı. Yine yazmak yerine ruhsal gereksinimini beslemek için okumaya devam etti. Şiir bahçesinde yoğun çalışmalarına 1998’lerde başladı... Olgun ve özgün şiirleriyle, bir de çok ıslak Türkçe’siyle oldu katılımı. Şiirlerinin bir bölümünü ancak Eylül 2002’de kitaplaştırdı. Aynı zamanda farklı bir iş yaptı. Aile fertlerinden söz edip kitabını ve şiirlerini ithaf etmek yerine küçük kızı Aysel Akbulut’un şiirlerine de yer verdi. Yer yer kapalılığa rağmen özgür bir söyleyişi, çekici bir sıcaklığı, ruhsal etkileyiciliği var şiirlerin. “ACILARIN GİRDABINDA” adını verdiği bu ilk güldeste şiirde konu, bütünlük ve imgelemeler ekseninde tepkisel yorumlara vesile olmuşsa da, göç şiirin olgun ve özgün örneği olarak değerlendirildi. “ ZAMANA YENİLİRKEN ” adlı ikinci güldestesini Nisan 2004 yılında kitaplaştırdı. Konu, içerik, süsleme ve biçim açısından ilkinin çok daha olgunu, daha etkeni, rötuşu bol ve duygulanmaların ürünü. Üçüncü kitabının çalışmalarına devam etmektedir.
Türkiye’mizin bir çok yörelerinde ve yurt dışında gazete, dergi ve antolojilerde şiirleri yayımlanmaktadır. Yahya Akbulut Çorlu Yazarlar Topluluğunun kurucu ve Yönetim kurulu üyesidir. Evli ve inşaat sektöründe yönetici olarak çalışmaktadır.
BİR ROMANIMI ÖNCEDEN KURGULAMADAN YAZMAYA BAŞLADIM, KURGUSU SEZGİSEL OLARAK, KENDİLİĞİNDEN ORTAYA ÇIKTI, BEN SADECE İÇİMDEKİ SESLERİ PC YE DÖKTÜM, BİR GECE, KURGUSU NETLEŞTİ KAFAMDA, BİTİRDİM, AMA BUNUN ÜSTÜNDE ÇALIŞMAM LAZIM, 40 SAYFALIK ÖZÜNÜ YAZDIM, DİĞER AŞAMADA İÇİNİ DOLDURMAM, BÖLÜM BÖLÜM ÜSTÜNDE ÇALIŞMAM LAZIM,
BÜTÜN MESELE, BİR YAPI ÇIKARMAK ORTAYA, EN ZORU BU, BUNDAN SONRASI ÇOCUK OYUNCAĞI,
ORTADA BİR İSKELET OLUNCA, GERİSİ KOLAY, O İSKELETİ ETLENDİRMEKTİR GERİSİ,
BAZEN SONUNU YAZARIM, BAZEN ORTASINI, DÜZENSİZ ÇALIŞRIM, ROMAN BİTMEYE YAKIN DÜZENLİ ÇALIŞIRIM, BU SIRADA DA DÜZELTMELERİ YAPARIM,
KİMİ ROMAN DERİN ARAŞTIRMAYI GEREKTİRİR, YANİ KAHRAMANIN BİR GEMİ ADAMISA, GEMİ ADAMLIĞIYLA İLGİLİ, GEMİLERLE İLGİLİ BİLGİNİN OLMASI ŞART, BİLGİNİN OLMADIĞI YERDE DE YAZARIN UYDURUKÇULUĞU GİRER DEVREYE, YANİ BİLGİ YARATIR, BU ROMAN ZATEN BİLGİ YIĞINI BİR ŞEY DEĞİLDİR, BİLGİ ÇOK AZIDIR,
AMAN BİLGİ VERMEK DEĞİL, ROMAN YAZMAK,
DÜŞÜNMEK DEDİN DE, BEN DÜŞÜNÜRÜM AMA ONDAN ÖNEMLİSİ HİSSEDERİM, HİSSEDİNCE, ROMAN KAFADA CANLANMAYA BAŞLIYOR, BENCE SİZ HİSSETMİYORSUNUZ, SANKİ, BİR ŞEYİ CİDDEN HİSSEDİNCE, ONUN DÜŞÜNCESİ, ONUN KIVRIMLARI, ONA AİT HER ŞEY ZİHİNDE ŞAHANE BİR GERÇEKLİK KAZANIR, BU GERÇEKLİK İSE SİZE ROMANI YAZDIRAN GÜÇTÜR, ŞENLİKTİR,
ŞİMDİKİ YAZDIĞIM ROMANLARI YAZMAM, KARIŞIK BİR SÜREÇ, AMA HEDEFİM GENÇLİK, EN BAŞTA BUNU TASARLIYORUM, AMA YAZININ BAŞINDA YENİ ŞEYLER ORTAYA ÇIKAR, ÖNCEDEN YAZILANLARDAN DA FAYDALANIYORUM, BİR SÜRÜ METİN, YANİ, BİR KAYNAYAN KAZANA, O MALZEMELERİ PARÇA PARÇA EKİYORUM,
ORJİNAL OLMASIN, ÖNEMLİ OLAN ANLATIM TARZIN, AKICI, YORMADAN ANLATMAN, DİLİ GÜZEL KULLANMAN,
KURGUNUN GÜZELLİĞİ…
TİPİK, YANİ EN SIK RASLANILAN KONLAR SEÇMEN AVANTAJ, YABANCILIK ÇEKMEZLER, BUNUN SATIŞI DA KOLAY OLUR,
BEN BELLİ BİR KİTLEYİ HEDEF SEÇEREK YAZARIM,
YAYINEVLERİ DE ORJİNAL KONULARI OLAN ESERLER ARAMAZ, İYİ ESERLER ARAR,
EN BASİT, EN SIRADAN ŞEYLERDEN YOLA ÇIKIN DERİM,
MURATHAN MUNGAN, EN İYİSİNİ YAPACAĞIM DİYE YOLA ÇIKMAMIŞ. ZORLAMAMIŞ KENDİNİ, BİR DENEMESİNDE OKUDUM,
KASMAYIN KENDİNİZ, ZORLAMAYIN,
BİR KERESİNDE DEMİŞTİM NİDA SANA,
SEN ŞU DİLİNİ KALEMİNİ ÖYKÜLERE AKIT DİYE, ŞİİRLERE, ROMANLARA,
AMA NERDEEEEEE…………
YOK.
SEVGİLİ NİDA, YAZSAN ÖYLE ZEVKLE OKURUM,
NEYSE BİZ SENİ BÖYLE DE SEVERİZ.
Roman yazanlar için bu sorum: Romanınızı yazmaya nasıl başladınız? Öykünün, olay örgüsünün iskeletini kurarak mı? öncelikle bu konuda derin araştırmalar yaparak mı? hiçbir şey düşünmeden başlayarak mı?
bir romanın konusunun orjinal olmaması gerçekten o kadar kötü müdür ??? Buradan kastım kesinlikle klişeler değil; konusunun realizme dayalı olarak olağan bir öyküsünün olması. Lütfen cevaplayın... Yardım bekliyorum =))
Sallamış entarisini dikine rüzgârın. Ki rüzgâr da yitirmiş yeşerme dürtüsünü yosunlardan. Nasıl lambanın altında yağmurun şiddetine aldırmadan dönmeye devam ediyorsa pervaneler, şiddetini ölçemeyecek kadar ölümün başı dönmemiş aslında döndüğü kadar gece, gündüze. Aslında kendinden başka kimse korkmaz minnacık damlalardan sarmanın telaşı farklı, içgüdüsel telaşta korumakla kuyruğundaki pireleri. Vıdı vidi vıdı… Suratsız şempanze ne kadar da acizane benzetmiş ölenle, öldüreni… Yordamsız kefe. Ben bu şahinleri anlamıyorum, tepeden süzen tarlaları. Tüm teknoloji koltuk altlarında ki kılları emen makinelerden ibaret yarı robot çoğu kanatsız kuşamlı ebabilleri. Ve Türkiye bu eblehin sözlerine kayıtsız kalıyor. Muhalefet! Kını dereye yansımış, akışkan halinde. Ay, sanmış. Ay!
Bakışların önceliği ve önderliğini unutmadan yazmak ve edebiyata azda olsa matematik karıştırmaktır felsefenin uzak anlamı...
Ancak paylaşmak, paylaşan eserlerin çostuğunu seyretmek biraz garip durmuyor mu ufkumuzda? Paylaştıkça çoğalmayan yazıları napacağız? Hem neden paylaşılınca çoğalır ki bunlar? Ayrıca bu nasıl bir çoğalmadır? Felsefe ki tüm bu soruları önce sordurmaya yarar! Çözüm yazandadır!
Birlik ve beraberlik nutuklarının hat safhada olduğu şu günlerde azıcık, nolur azıcık yalnız kalın..! Başkalarının beraberliği bizi sevindirmesin. Kalabalıklarla "kenetlenmek" hangi mantığın ürünüyse artık, nolur uzaklaşalım yavrumuz olan birlik ve berberlikten. Anlaşılması güç olan felsefe yoksunu yazılardır asıl. Basitlik bir sıradanlığı andırsa da aynı zamanda net olandır. Akılla ceplerimizde taşıdığımız herşeyi ortaya vurmak da yine felsefeyle derinlik ve edebiyatla güzellik bulacaktır. Bu dışavurumu da expresyonizmi bilmeden yapamayız. Bilmekle gelen başka bir edebiyata sarmalıyız başlarımızı...
İki vitrin mankeni firarda. Gözler var ayak parmaklarında. Camlara sıçramış kaç çocuk larvası, silme… Bir otel odası; ışıklar loş. Duvarın rengi: Kömür külü. Kapıda çentikler atılı, pencerede tırnak izleri, buğulandığında görünen kalp resimleri camda. Aynada ruj izleri, gençliğini öpen eşkıyanın çatlak dudakları. Banyonun ışığı kırık, kenarları işlemeli havlular, bir kalıp sabun ve yılların eğrilttiği bakır bir tas… Manken firarda.
İki vitrin mankeni kırarak camı, kaçmış. Adam hasta. Telaşta! Her gece giydirirken tonu farklı, kesimi ayrı değişik sunumları… Adam dertli. Bir rivayetten öteye geçememiş, kaçırdığı mankenler. İki göz bir odada öpüp, kokladığı rivayetten öteye geçememiş. Tam 24 polis çevirmiş iki gözü… 48 göz! Aynı sokakta. Aynı şehrin havasını teneffüs ederken, aynı dudakta tam 50 göz. Adam dertli. Dirhem, dirhem azalmış. Rivayetten öteye geçememiş… Kimi, yazın sıcağında ceket giymesinden birçoğu da duvarlarla konuşmasından canlı bomba, sanmış. Pat!
Yabancı saksılarda açan
Son yalancı çiçek olunca.
Avazını keseğim zamanın
Gün kadar gergin olunca
Gönderdiğim şiir ve düz yazıların izini kaybettiğimden, olası tekelci şiir forumunuzu bölme tutkumdan bu noktaya yazıyorum. Bir imece sayfasıydı... Kişisel değil. Sizler hız katana kadar ben buraya yazacağım, kovana kadar. Tezlik dileği ile... Ve unutmadan hala nida sitem kayıp. ya tümünü silin, ya da ben uşak.
Sabah kapattığın diğer pencereden girsin odama
Soluğum kesilsin senli iklimleri boş vermişliğimle
Gözyaşlarımla bir ezan sabahı muhtar amca tutma
Şuradakiler yakan köyümü beni orospu belleme
Adamın tası Amerika askerine kelepçe takmış… Zinhar hain!
Kim yakmış! Köyü kim yakmış::: Zinhar düzenbaz.
Melemeye başlamadan tüylerim kırpıldı
Muhtar, kurtar…. Kim hain? Ben çobanın köpeği; zifiri afet…
İblis girdi kanıma tam kesmece zamanı
Çoğu kavunun götü yumuşamış parmaklanmaktan
Elleme, okşama zamanı tık ve tık hadi be karpuz
Üç kilo, beş kilo, okşanmış kilo…
Manyak zam derdinde…
Sünnet var oğlum kaç kurtar bedeni.
Payidar padişah ise
Niye Kozlu da nikâh
Zincirlide abiler payidar
Dallama Sakine nin yosması
Kız kırma belini adamların içinde
Adam seni ırak beller
Beller anasının tarlasını.
Bu şiiri tüm sevdiğim kurt zadelere armağan ediyorum,
Transferi farenin bol olur peyniri… Beni de babanın yerine koy!
Motor!
Ceketini atar chester koltuğa,
Garson “susun” bağırmasaydı…
Turnalar!!!
Geri zekâlı kargalar, sabahları martı biçti denizli şehirlerde
Susun ve gaganızı çıkarmayın, mayın…
Koltukaltı edebiyat, manyak…
Hatırladım; ekşıın!!!
nihan arkadaş,
virgüller çok sürdükçe dikkat dağılır, okur açısından, yani böylesi zor algılanır,
burda haklısın,
o cümleler öyle virgülle geldiği için virgüller gidiyor, yapım aşamasında metin,
yani ben onu bitirirken, belki de noktalarım kimi yerleri, ki, algılansınlar,
ama nokta kullanılması gereken yerde dedin de,
işaretleri yazar belirler, yerlerini de,
Konusu güzel. Ancak uzun cümle uzadıkça anlamını kaybediyor bence. Üstelik nokta konması gereken yerde bile virgül kullanmışsınız. Noktalama işaretlerine küsmeyin; bir anlatıda en güzel anlamı onlar katar.
Ben paragrafınızı okudum; fakat henüz yaşım küçük olduğu için (16) kendimi birilerinin yazılarını eleştirecek kıvama gelmiş hissetmiyorum. Bu yüzden size "eleştiri" değil, bu paragrafın bana ne "hissettirdiği" hakkında yazacağım.
Bana kalırsa paragrafta hayatın hareketli (yani virgüllü, bitmeyen) yapısı içerisine karakterlerden birinin bu hayatın içine konmuş halinin anlatılması hayli güzel. Kısa kısa, kesik kesik cümle parçalarının aynı zamanda olan pek çok şeyin bir bütünlük oluşturduğunu gösterdiği kanısındayım. Bana bu paragrafta okuyucuya gizem de bırakılmış geldi. Aslında evet, somut bırakılmış bir gizem yok ortada; fakat yazarın üslubunda anlattığı durum/olay insanı meraka sürüklüyor. Aynı zamanda pek çok yazarın düştüğü "bilgiçlik taslama" hatasına düşülmediğinden okuyucunun gözünde paragrafın keyifli bir hal alması sağlanmış. Ben, bu sebeplerden ötürü bu paragrafı gerçekten beğendim.
Önceden de dediğim gibi... Bu yazmış olduklarım sadece bir okurun içinde hissettiklerinden ibaret olabilir. Eleştiri niteliğini kazanmaları için biraz daha birikime ihtiyacım var. Bu arada İsa Bey'e yazısını bizimle paylaştığı için çok teşekkür ediyorum.