Can Kırmızısı
sis gibi dağılıyor nehir
eline dur, tut
acayip özlemiyle inliyor
çalkalanıyor kayıp bir okyanusun dileğinden gelen
can kırmızısı gül kopardım sana
?
???
July 2026 tarihinde katıldıSon forum iletileri
Nabız Gibi
niye bana ıslaksın
aradığım zaman nerdesin
işte dökülüyor özlediğim kuşların kanatlarından
tersimden gelme bana hayat
niye bana zorsun
bukalemun akşamlar
tadımı açar bir yabancı hayatın kaldırımları
işte yuvarlıyorum kendimi
tersimden kalksam bile doğan güneş parıltıları
işte ruhumun kanatlarında
nabız gibi atıyor
Benim birden aklıma gelmişti ve yazmıştım...
Açıklayıcı bilgi için teşekkür ederim...
Eyvallah...
Sallama
sana içimdeki muhteşem şeyleri gösteriyorum
ışıkları açık unutulmuş yaz bahçesi
yorgun, ıslak yolcu
çocukluğumuzdu içimizde erimeyen
oraya ilerlemeni diliyorum
öğrenci silgisi, dağınık memleket
tepeden tırnağa sefalet
ilk suçlarımızdı inim inim severken
ışıkları yak diyorum
zaferi ancak kendi içinde yaşayabilirsin
cırcırböceği, benzin sızıntısı, alabalık kadın
yapayalnız geçirilir bu çıplak karanlık
yalanlarımızdı vahim gençlik duygularımızdı
sana engin ve esrarengiz yerden söz ediyorum
varlığının derinliklerinden
hiç ayak basmadığın otlaklardan
yorgun, ıslak adam
saçma bağlılıklardı flütü susmayan
bataklık kuşu, şaşkın
sen dünya içinde serserice gezerken
ne görebilirsin ne tapınağı iyiliği
ancak malzeme olursun kahırlara
mezarında bile çiçek bitmez sırtında dünya
ölsen bile
toz duman çiçek
rahmet düşeceği yeri bilir
asker üşümesiydi acılarımıza uğrayan
ıslak, yorgun, süt kuzusu, el değmemişlik,
ah sevgili buğu
sana içimdeki muhteşem şeyleri gösteriyorum
sallama çay gibi
boş yere çalkalanma
dostluklardı çaresizliklerimizi yoluna koyan ne bileyim belki de mutlu sonlandıran
yenilgilerimizdi bizi bıçak sırtı yapan
telaşlı sonra sıkıcı
çözüm nedir biliyorsan bana haber onlara da
ne kadar çok sevdik birbirimizi
ne kadar sevdim seni sesini
ezberledi odam, eşyalarım
"Düşünüyorum, öyleyse varım" sözü Orta Çağ filozoflarından Descartes'e aittir ve temeli her şeyden şüphe etmektir. Kumsala uzaktan baktığında homojen bir yapı görürken yaklaştıkça kum taneciklerini farkeder ve böylece duyularımızın bizi zaman zaman yanılttığını anlar. Duyularımız bizi zaman zaman yanıltıyorsa her zaman yanıltmadığından da emin olamayız diye düşünür.Böylece Descartes duyularımız aracılığıyla edindiğimiz bilgilerden şüphe eder. Her şeyden şüphe ediyorsa şüphe etmediği tek bir şeyde karar kılar: Her şeyden şüphe ettiğine şüphe yoktur. Böylece ünlü önermesine varmış olur: "Düşünüyorum, öyleyse varım." Sadece bir hatırlatmaydı :)
En büyük yanlışı dört yıl önce yaptım. Lisedeydim. Umutluydum. Çok kitap okuyor, kalemime de güveniyordum. Yazar olmaya(!) karar verdiğimde kitabımın kitapçı vitrinlerinde(!) boy göstermesi hayaliyle oturmuştum bilgisayarın başına. Anlatacağım kişinin özellikleri belliydi ama ne anlatacağım yazarken(!) ortaya çıkacaktı. Evet evet... Güzel bir kitap olacaktı. Sıradışı, sürükleyici, düşündürücü... İlk kırk sayfayı çabucak yazdım. Sonra bir yazamamazlık dönemi girdi araya. Defalarca yazdım yazdım, sildim. Sonra hayranı olduğum bir yazara imza gününde ilk romanımı yazmaya başladığımı söyledim. Konusunu öğrendiğinde kendime daha yakın şeyleri yazmam konusunda uyardı beni. İnat ettim. Bir şeyi yazabilmek için illa ki onu yaşamak mı gerekiyordu? Ne demek istediğini anladığımda yazdığım kırk sayfa yoktu artık. En büyük hatama gelince... En büyük hatam, işe roman yazmakla başlamak oldu sanırım. Bakalım, öykü yazabiliyor muydum? Baktım. Hiç de fena değiller. Yavaş yavaş bir romana daha başladım. Ama bu kez o kadar hızlı gitmeyeceğim. Önce herkeste hoş bir iz bırakan öyküler yazabilmeliyim. Yani... Daha çooookkk fırın ekmek yemeliyim.
Jızıt
gözlerimin önünde çalılık, sis
tutunduğum ne varsa yağmalamalı mıyım?
adaya düşen aç martılar
korku hiç yok, her yer ıslak
işte saklanacak giz kalmadı
kısa ömürdür yanlış yerde açıyorsa güldür güldür
çiçek
çiçek
içimi jızıııııt diye çekip alıverecek
forum çok sessiz kaldı bir ölü kadar,
günlerdir giriş yapamıyordum,
herkes uyuyor mu ne oluyor,
uyanın!
hayatta ilk defa birine o kadar çok sarılmak istedim ki siz başınızı kaldırıp yıldızlara bakarak nasıl hayal kuruyorsanız benim için o kadar ulaşılmaz ve ancak bir hayal... aşkınızı bugüne değil yarına taşımak önemlidir. ben kırk yıl sonra güzelliğinden eser kalmadığında hala kapında sadık sevgili olarak kaldığımda o zaman ki utancını görmek istemiyorum. sevgi o kadar basitmidir ki ete kemiğe sığsın???
Önelikle böyle bir forum konusu bulduğum için çok sevindiğimi söylemeliyim sanırım.
Bu konuda ki düşüncelerime gelince;kurgu sanatta olmazsa olmaz bir koşuldur bence. Yoksa sanatsal olduğumuzu iddia edemeyiz.''Bu noktada bazı arkadaşlar karakterlerim beni dinlemez olurlar '' yada ''...yanyollara saptığımı gördüm ve saatlerce yazdıklarımı çöpe atma zorunda kaldım.''.demişler. İşte bu çalışma biçimi ''sanatsal çalışma'' olmamalı bence. Şimdi bir mimar binasını nasıl yapacağını planlamadan yapabilir mi? bence çok farklı değil bu üretimler.
Yani Aslı Durak arkadaşın dediklerine katılıyorum;hatta sanatsal anlatımın olmazsa olmazıdır kurgu diyorum.Yoksa bizlerin anlattıkları, bu Dünyadan değil midir?( ki bu mümkün değildir.)O zaman anlatıklarımızın farkı ne ola diğerlerinden neyi ,nasıl anlattığımızın önemi yoksa.Eğer ,bizler kendimize diğrelerinden farklı ve sanatçı diyorsak ,o zaman bu farkı anlamalı ve bilmeliyiz.
Kurgu sanatın her biçeminde vardır ve olmalıdır.Şiiirde de, öyküde de,romanda da,sinemada da hatta resimde de.
Eski Mısır'ın günümüze ulaşmış olan görkemli yapıları olan piramitler, sfenksler ve obelikslerin nasıl yapıldığını biliyor musunuz? Yüzbinlerce köle işçinin yıllarca kırbaç ve açlık tehtidiyle inşa edilmiş. Peki bu köleler kim ve neden kölelik yapmışlar, bunları köleliğe sürükleyen başlarındaki ünlü kişi kim? bakalım biliyormusunuz biraz tarih bilgilerimizi tazeleyelim. Biliyorsanız siteleri incelemeden cevabınızı bekliyorum. Bilmiyorsanız aşağıdaki sitelerden ben detaylı bilgiyi aldım sizde kopye çekebilirsiniz herşey yazıyor... Birde şuda çok ilginç Eski Mısırlılar firavunlar ve kreliçeler için mezar inşa edip öldükten sonra bu piramitlere gömülürlermiş… Mısır inancına göre mumyalama tekniklerinin amacı, ölen kişinin hayattayken sahip olduğu görünümünü korumasını sağlamakmiş…
http://www.eskimisir.com
http://muhammedhasenoglu.org/metafizik.html
Düşünüyorum öyleyse varım...
Bir an içimden geldi yazdım işte kime ait olduğunu bile bilmiyorum..
İnsan gerçekten düşünebildiği sürece vardır.O şekilde hayata yön verir...
Yazmak düşünmenin bir eseri...
Kıvılcımlanmaların doğurduğu volkan bence şiir.
Yüreğe değdiği sürece , yürekten geldiği sürece...
Niye bunları yazdın diye soran olursa...İçimden geldi.
Son zamanlarda izedebiyat ta düşünenler azaldı gibi geldi bana...
Sağlıcakla...
İlginen ve beni bilgilendirecek arkadaşlar olabilme ihtimalinden dolayı Oruc Aruoba dan bahsetmek istiyorum.Bu ara nette karşıma çıkan tanıtımlarıyla bu felsefe yazarının bir eserini okumak niyetindeyim.Yaşama ait yazılarının bölümlerini okuduğum kadarıyla ilginç yaklaşımları var.
Herkese selamlar ve saygılar.
Syn. Altan Çimen'e bir cevap vermek istiyorum.
Ben henüz bir kitap çıkarmadım.Bu konu çok ayrı ve çok uzun bir konu her neyse bunun üzerinde durmak istemiyorum.
Gelelim sizin sorununuza kitap okuyanları ben ikiye ayırıyorum.Birincisi bu alışkınlığı kazanmış entellektüel ve kitap dostu insanlar ikincisi yazma edimini sürdürebilmek için kitap okuyanlar.
Benim tavsiyemde -eğer bu site yazı yazan insanların bir arada olduğu bir siteyse- yazma ediminizi sürdürebilmek için kitap okumanızdır.Bir kitap yazmak için değil.Ayrıca herhangi bir kitapta geçen örneklerin ve betimlemelerin sizin kitabınızda da bulunması bence hiç sorun değil eğer konu ve kurgu bakımından farklı bir yol izlediyseniz.Ve emin olun bir betimleme için kimse sizin kitabınıza çalıntı demez.Ayrıca kitap çıkarmadan önce bir kaç tavsiye;
Eğer yerini bile bilmediğiniz binlerce yazınız varsa,
Yazdığınız yazıların hepsini her okumanızda beğenmiyorsanız,
Herhangi iki yazınızda aynı cümle tekrarlanmıyorsa
YAZMA EDİMİNİZİ SÜRDÜREBİLMEK İÇİN KİTAP OKUMANIZA GEREK YOK.ZEVK İÇİN OKUYABİLİRSİNİZ.
:)))))))))))))))
beni yazmaya iten en önemli şey onun yeşil gözleridir, bu dünyada yeşil var oldukça ben daima duygulanmaktan kendimi alamayacağım sanırım; çünkü baktığım her yerde gözlerini görüyorum.